Navigation

Buradasınız

Patronlar Mücadele Eden İşçiye Neden Çamur Atıyor?

Kasım 2013, No:68
Patronlar, işçilerin verdiği mücadeleyi bölüp parçalamak için işçilere çamur atmaya başlarlar. Onları karalamak için yalanlara başvururlar. Radyolar, gazeteler, televizyonlar yalan söyleyerek işçilerin mücadelesini karalar.

İşçileri daha çok çalıştırmak için hemen tüm patronlar, şu sözü ağızlarından düşürmezler: “Biz bir aileyiz!” Her bir işçiye “en güvendiğim çalışanım sensin. Kulağına kötü bir şey gelirse, hiç çekinme doğru bana gel” derler. Yani “işçiye ispiyonculuk yap, arkadaşlarını sat” derler. “Başını eğ işine bak, seni ödüllendireyim” derler. Patronlar, işçilerin iş dışında bir şeyle, meselâ siyasetle ilgilenmesini istemezler. Sendika ile ilgilenen işçiler var mı? Bir işçi derneğine giden işçiler var mı? İşçiler spor ve magazin gazetelerinin dışında başka gazete, işçi bülteni, dergi okuyorlar mı? İşte patronlar bu sorulara cevap ararlar.

İşçiler sessizce çalıştığı müddetçe patronlar için işler yolundadır. Sonra gün olur devran döner, o gıkını çıkarmadan çalışan, patronu gördüğünde iki büklüm duran işçiler, hakları için birer ikişer mücadele yoluna girerler. Kimi zamansa artık işçilerin canına tak eder ve toplu bir mücadele başlar. İşyerindeki baskılara, yasaklara, düşük ücretlere, uzayıp giden ve artık bıkkınlık veren çalışma saatlerine, sigorta primlerinin düşük yatırılmasına ya da hiç yatırılmamasına karşı işçiler arayışa girerler, birlik olmaya yönelirler. İşçiler artık eski işçiler değildir. İşte o zaman patronların düne kadar “aileyiz” dediği işçiler, birdenbire “nankör, hırsız, bölücü, terörist” oluverirler.

Patronlar, işçilerin verdiği mücadeleyi bölüp parçalamak için işçilere çamur atmaya başlarlar. Onları karalamak için yalanlara başvururlar. Radyolar, gazeteler, televizyonlar yalan söyleyerek işçilerin mücadelesini karalar. Patronlar, mücadele eden işçiler hakkında öyle ipe sapa gelmez şeyler söylerler ki, yıllarca yan yana çalışan işçiler, hakkını arayan arkadaşlarına karşı güvensizleşirler. Birbirlerine henüz yeteri kadar güvenmedikleri için açık açık sahiplenmezler arkadaşlarını. Böylece patronlar, hakkını arayan ve mücadele eden işçileri diğer işçilerden yalıtır ve sonra da işten atar.

İşçiler topluca mücadele ettiğinde ise, artık Ali’si, Ayşe’si, Veli’si, Recep’i değil işçilerin hepsi bölücü, terörist oluverir patronun gözünde. Meselâ mücadele eden Tekel işçileri hakkında o kadar çok yalan söylendi ki, diğer işçiler Tekel işçilerinin “yan gelip yattığına, kendi sırtlarından çok para kazandığına” inandılar, inandırıldılar.

Patronlar bu yalanları bilerek ve isteyerek yayarlar. Bakarlar ki işçiler birlikte davranıyor, kol kola girip bütün yapay ayrımları ortadan kaldırıyor, “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” diyorlar, hemen ateşlemeye hazır beklettikleri silahı doğrulturlar işçilere. Patronlar, birbirine karşı kışkırtmak için işçileri memleketlerine göre, mezheplerine göre, tuttukları futbol takımına göre ayırırlar. Bazı işçilere diğer arkadaşlarını kötülerler. “Aranızda sizi kışkırtanlar var, kışkırtıcılara inanmayın” derler. “Sizi kandırmışlar, siz onlara mı güveniyorsunuz? Hepsi yarın köpek gibi pişman olacak” derler. Ama birbirine güvenen, bilinçli olan, hakları için gerçek bir mücadele veren işçiler, bu oyunlara gelmezler.

Derken patronlar, işçileri topluca işten atarlar ve direnişe geçen işçilerin karşısına polisi ve jandarmayı dikiverirler. İşçiler, evlerinden daha çok zaman geçirdikleri fabrikanın dışında, işlerine dönme mücadelesi verirler. Fabrikayla aralarında şimdi polis vardır. Polis, hakkını arayan işçilere “gidin hakkınızı yasal yollarla arayın. Fabrikanın önünde beklemeyin. Eğer dağılıp gitmezseniz mülkiyet hakkını gasp ettiğiniz için sizi gözaltına almak zorundayız” deyiverir. İşçiler o gün polisin kime hizmet ettiğini yaşayarak öğrenirler. Hakkı yenen işçidir, polisi oraya çağıran patrondur. Haklı olan işçidir, haksızlığa karşı çıktığı için kendisine çamur atılan, polis baskısıyla karşılaşan işçidir.

Mücadele etmeye başlayan her işçi, patronların ve onların emrindeki hükümetlerin, polisin, mahkemelerin gerçek yüzünü mücadele içerisinde yaşayarak öğrenir. Patronların işçilerin mücadelesi karşısında nasıl da tahammülsüz olduğunu kavrar. Patronlar haksızlıklara karşı gelen işçilere çamur atarlar. Mücadeleye atılan işçiler patronların bu saldırılarını boşa çıkarmak için safları sıklaştırmalı, sadece örgütlü güçlerine ve işçi kardeşlerine güvenmelidirler.

22 Kasım 2013

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...
  • 30 yaşında üniversite mezunu bir işsiz kadın arkadaşımız KPSS’den barajın üstünde puan aldıktan sonra devlet memurluğuna başvuru için klavye kursuna gidiyor. Anlattıkları milyonlarca gencin hikâyesi. Bin bir hayalle üniversiteden mezun olduktan...
  • Fırat Eroğlu henüz 17 yaşındaydı, uzun kirpikleri, kara gözleriyle şirin mi şirin bir delikanlıydı. Motokurye olarak çalışıyordu. Ne yazık ki her gün iş kazalarında yaşamını yitiren onlarca işçiden biri oldu gençliğinin baharında. UİD-DER’li...
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı...

UİD-DER Aylık Bülteni