Navigation

Buradasınız

Sendikaları Mücadeleci Örgütlere Dönüştürelim!

Mayıs 2009, no:14

Sendikalar krizle birlikte iyice kan kaybetmeye başladı. Geçtiğimiz Ekim ayından bu yana 1 milyondan fazla işçi işinden oldu. Bu işten atılmalarla beraber sendikalı işçi sayısı daha da düştü. Ancak işçilerin mücadele örgütleri olması gereken sendikalar bu durum karşısında suskun kaldılar. İşçiler ise bu gidişata dur demek için güçlü eylemler ortaya koyamadılar. Peki niye? Bu tabloya bakıldığında sendikalı işçilerin üyeliklerinin çoğunlukla kâğıt üstünde kaldığı görülür. Üyeliklerin sadece kâğıt üstünde kalması, örgütsüzlüğümüzün tescillenmesi anlamına gelmektedir. Oysa sendikaların gerilemesine neden olan bu duruma son verebiliriz.

İşçi arkadaşlarımız, sendikalı olmayı, örgütlü olmayı notere gidip sendika üye fişlerine imza atmaktan ibaret sanıyor. Oysa bu kâğıt üzerinde bir üyelikten ya da örgütlülükten başka bir şey değildir. Sendikaya üye oluyoruz, ama mücadelenin dışında kalıyoruz. Üyesi olduğumuz sendikaya yılda bir kez bile gitmiyoruz. Hatta üyesi olduğu sendikaya hiç gitmemiş ve sendikanın nerede olduğunu bilmeyen işçiler bile var. Sendikaya üye olduktan sonra çoğunluğumuz ne çalıştığımız işyerinde ne de sendikalarda hiçbir sorumluluk almıyoruz. Aidatlarımızı ödemekle görev ve sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz hatasına düşüyoruz. Elimizi taşın altına sokmuyoruz. Fabrikada yaşadığımız sorunların çözümünü, seçtiğimiz ya da atanmış olan birkaç temsilciden bekliyoruz. Sendikanın bütün işlerini seçtiğimiz sendikacıların inisiyatifine bırakıyoruz. Böylece bizlerin içinden seçilen sendikacılar da giderek bizden kopuyor, patronlarla içli dışlı oluyor ve sendikaları kendi işyerleri gibi görmeye başlıyorlar. Hal böyle olunca da, mücadele etmeyi bir kenara koyup koltuklarını korumaya bakıyorlar.

Sendikalarımızda görev ve sorumluluk almadıkça, mücadeleden de örgütlenmeden de uzaklaşıyoruz ve başarısızlıklar karşısında sendikayı suçlamaya başlıyoruz. Böyle yaparak sendikanın biz işçiler demek olduğu fikrinden de uzaklaşmış oluyoruz. Bu yüzden örneğin kriz gibi hepimizi ilgilendiren saldırı dönemlerinde dahi işçi sınıfına yakışır bir mücadele veremiyoruz.

Sendika üyeliklerinin kâğıt üstünde kalmasına yol açan bir diğer neden de sendika yöneticilerinin bu konuda işçileri harekete geçirmede yetersiz kalmalarıdır. Sendika yöneticileri, işçilere geçmiş mücadele deneyimlerini anlatan eğitimler vermiyorlar. Örneğin krize ilişkin, işçilerin kafası televizyonlardan duydukları yalan-yanlış bilgiler nedeniyle karışık durumdadır. Oysa sendikalar krizin nedenlerini ve sonuçlarını anlatan eğitimler verselerdi, işçileri bu konuda doğru bilgilendirselerdi, işçiler bugün ne yapacaklarını çok daha iyi bileceklerdi.

Kriz nedeniyle patronlar sendikalara karşı acımazsızca saldırıya geçmişlerdir. Birçok fabrikada sendikaların yetkisi düşürüldü. Toplu sözleşmelerde sıfır zamlar dayatıldı. İşçilerin ücretleri düşürüldü. İş saatleri uzatıldı. Tüm bunlar yapılırken sendika bürokratları kapalı kapılar ardında patronlarla uzlaştılar. Oysa kriz nedeniyle patronlar işçilerden daha fazla fedakârlık istediklerinde, sendika yöneticileri, olan biteni bütün açıklığı ile işçilere anlatmalı ve bu saldırıya karşı duruşu örgütlemeliydi.

Peki, sendikaları mücadeleci işçi örgütleri haline nasıl getirebiliriz? 1980 öncesinde mücadeleci sendikalar işçilere düzenli eğitimler verirlerdi. Her konuda el kitapları çıkartırlardı. Mücadeleci sendikaların şubeleri geç saatlere kadar açık kalırdı. İşçi ailesiyle beraber sendikadaki etkinliklere katılırdı, yeni örgütlenmeler için görev alırdı. 1980 askeri darbesiyle birlikte işçiler sendikalardan uzaklaştırıldı ve bu bağ kopartıldı. Kopartılan bu bağı yeniden örmek için mücadeleyi yükseltmeliyiz. İşçilerin üyeliklerinin kâğıt üstünde kalmaması için öncelikle sendikalı fabrikalarda taban inisiyatifini güçlendirmeliyiz. İşyeri komitelerimizi kurmalıyız. Bu komitelere sendikalı, sendikasız, taşeron, kapsam dışı tüm işçileri dâhil ederek alınacak kararlara ortak etmeliyiz. İşçilerin sendika üyeliklerinin kâğıt üstünde kalmaması için sendikalarımıza hâkim olan uzlaşmacı ve sınıf işbirlikçi anlayışları sendikalarımızdan defetmeliyiz. İşçilerin sınıf çıkarlarını savunan, işçilerin örgütlenmesini ilerletmek isteyen militan sınıf sendikacılığı anlayışını yerleştirmeliyiz sendikalarımıza.

İşçilerin sendikadan uzaklaşması anlamına gelen kâğıt üstü üyelikleri aşmak, gerçek bir örgütlülük sağlamak mümkündür. Bunun için asıl büyük görev biz işçilere düşüyor. Sendika demek biz işçilerin mücadelesi, birliği ve dayanışması demektir. Sendikalarımıza üye olmalı, sahip çıkmalı, denetlemeli ve kararları birlikte almalıyız.

15 Mayıs 2010

Son Eklenenler

  • 8 yaşında bir kız çocuğu hayata dair ne kadar şey bilebilir? Hayatın yükünü ne kadar sırtlayabilir? Adı üstünde çocuk… Çocuk oyun oynamak ister, gülmek ister. Gelecek henüz çok uzaktır onun için. Büyümek için, hayatın yükünü taşımak için önünde daha...
  • ABD’de ırkçı bir polis, gözaltına aldığı siyah Amerikalı George Floyd’un boynuna dizini dakikalarca bastırarak öldürdü. Ölmeden önce defalarca “nefes alamıyorum” diye haykıran Floyd’un katledilişi, ABD’de büyük yankı uyandırdı. Ülke çapında başlayan...
  • Koronavirüs, tek derdi kâr etmek olan patronlar için büyük bir fırsata dönüştürüldü. Zaten sinekten yağ çıkartırcasına bizleri çalıştıran patronlara, muazzam bir vurgun kapısı daha açılmış oldu. Ekranlarda işçilerin sağlığını düşünüyoruz diyenler,...
  • İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi), Emeklilik Çağında Çalışan İşçiler İş Cinayeti Raporu hazırladı. Rapora göre, 2013-2019 yılları arasında “emeklilik çağında çalışan” en az 1925 işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Raporda...
  • İş kazalarının en sık yaşandığı sektörlerin başında inşaat sektörü geliyor. İnşaat sektörü işçilerin sendikasız ve güvencesiz çalıştırıldığı sektörlerin başında geliyor. Yevmiye usulü ve çoğunlukla sigortasız çalıştırılan işçiler taşeron firmaların...
  • ABD’de siyah bir emekçinin polis tarafından sokak ortasında vahşice katledilmesinin ardından başlayan protesto gösterileri dünyanın çeşitli ülkelerine de yayıldı. Dünyanın farklı ülkelerinde, farklı dillerde, siyah beyaz, kadın erkek, genç yaşlı yüz...
  • AKP iktidara geldiği günden beri işçi sınıfının kazanılmış haklarını gasp etmeye yönelik her girişimi “müjde” diye sundu. Kıdem tazminatını yok etme planını bu kez Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi adı altında gündeme getirmiş bulunuyor. Sendikalar,...
  • Koronavirüs vesilesiyle kaldırılan toz bulutunu fırsat bilen AKP hükümeti, Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi adı altında kıdem tazminatını kurulacak bir fon yoluyla yok etmeye çalışıyor. Sermaye sahipleriyle kol kola giren siyasi iktidarın bu planına...
  • Merhaba dostlar, Ben genç bir işçi kardeşinizim. Bir insan 2 kere doğar mı? Ben doğdum. Beni ben yapan, bana işçi olmayı, kavgayı öğreten UİD-DER’le ikinci kez yeniden doğdum. UİD-DER saflarında olmak bana mücadeleyi, yaşamayı, tarihimi öğretiyor.
  • UİD-DER’in 15-16 Haziran büyük işçi direnişinin 50. yılında hazırladığı “Aylardan Hazirandı İşçiler Tarih Yazdı” başlıklı yayın akışı bizi hem umutlandırdı hem de aktarılan bazı anekdotlarla duygulandırdı. Hemen her işçi mücadelesinde en önde, en...
  • UİD-DER’in “Aylardan Hazirandı İşçiler Tarih Yazdı” yayın akışıyla 15-16 Haziran Büyük İşçi direnişini dört gün boyunca canlı canlı yaşadık, sanki o günlere gittik. Dört gün boyunca UİD-DER’in internet sitesi sürekli güncellenerek bizlere o günler...
  • Dünya ekonomisindeki sarsıntı devam ediyor. OECD’ye göre, dünya ekonomisi bu yıl yüzde 6 oranında daralacak. Üstelik bu iyimser senaryoya göre yapılmış bir tahmin. Sermayenin uluslararası kurumları, iyimserlik rüzgârı estirmek istedikleri için...
  • 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişinin 50. yılı ve mücadele örgütümüz UİD-DER’in 14. yılında sitemizdeki yayın akışı hepimizin yüreğindeki umudu büyüttü, mücadele azmimizi perçinledi. Bir kez daha gördük ki, UİD-DER sınıfımızın mücadele deneyimlerinin...

UİD-DER Aylık Bülteni