Navigation

Buradasınız

Tersanelerde Durum: Taşeronun Taşeronunun Taşeronu

Ocak 2015, No:82
Tuzla’da yüzlerce işçinin çalıştığı bir tersanede, mesai bitiminde akın akın dışarı çıkan işçiler görürüz. Kartını basarak tersaneden çıkan yüzlerce işçiden birine sorsanız herkes o tersanenin işçisidir. Ama gerçekte bu yüzlerce işçi, aynı yerde çalışan birçok firmaya bölünmüş durumdadır.

Ağır çalışma koşulları, güvencesizlik, düşük ücretler taşeron çalışma sisteminin en önemli sonuçlarıdır. Taşeron çalışma biçimi en yaygın hizmet sektöründe uygulanıyor. İkinci sırada ise iş kazalarının da en çok meydana geldiği tersaneler bulunuyor.

Tersanelerde ana firma, ihale yoluyla taşeron firmalara işleri bölerek dağıtıyor. Gemi inşası, kaptan köşkü denilen kamerot, makine dairesi, vinç bölümü, kapaklar, kızak gibi bölümlerin her biri birer taşeron firmaya veriliyor. Bu ana parçaların birini alan taşeron firma, aldığı işi, örneğin gemi inşa bölümünü 8-10 parçaya, yani 8-10 alt taşerona daha bölüyor. Bu taşeron firmaların her biri, aldığı işi başka alt taşeron firmaya bir kez daha dağıtıyor. Ancak işin taşeronlara bölünmesi burada bitmiyor. Bu taşeron firmalar da işi parça başı (götürü) çalışan ustalara yani küçük taşeronlara bir kez daha bölüyor. Kaynak işini bir taşerona, kesme işini bir taşerona, taşlama (cugul) işini bir taşerona dağıtarak onlarca küçük taşeronu aynı işin farklı bölümlerinde çalıştırıyor.

Tuzla’da yüzlerce işçinin çalıştığı bir tersanede, mesai bitiminde akın akın dışarı çıkan işçiler görürüz. Kartını basarak tersaneden çıkan yüzlerce işçiden birine sorsanız herkes o tersanenin işçisidir. Ama gerçekte bu yüzlerce işçi, aynı yerde çalışan birçok firmaya bölünmüş durumdadır.

Üretim sürecinde yüzlerce parçaya bölünmüş olan işçiler sık sık iş kazalarına maruz kalıyor. Örneğin gözüne çapak kaçabilir, bir yerde oksijen kaynağı yapılırken bir yerde boya yapılması patlamalara sebep olabilir, çalıştığı yerde vincin halatının kopması sonucu üzerine malzeme düşebilir. Tamir gemisinde temizliği yapılmayan bir tankerde oksijen kaynağı ya da taşlama işlemi yapılırken patlama meydana gelebilir. Meselâ bir geminin son test aşamasında filika test edilirken, işçiler kum torbası yerine koyuldular. Filikayı tutan halatın boşalması sonucu filika ters dönmüş, kapaklar açılmamıştı. Filikada mahsur kalan işçiler boğularak yaşamlarını yitirmişlerdi.

İşçilerin yaşadığı bu sorunların ayaklarına çok dolanmasını istemeyen tersane patronları, birleşerek GİSBİR Hastanesini kurdular. İş kazasına uğrayan bir işçiyi hemen GİSBİR’e götürüyorlar. Meselâ gözüne kaçan çapağı alıp, derhal işbaşı yaptırıyorlar. Bir de bu iş kazası durumunu kayıt altına almıyorlar. Bu nedenle iş kazası istatistiklere de yansımıyor. Daha ağır iş kazalarında ise, işçi yine önce GİSBİR’e götürülüyor. İşçinin hayatını kaybetmesi durumunda, ailesinin mahkemeye başvurmasını engelleyip anlaşma yoluna gidiyorlar. İşçinin ailesine kan parası adı altında 30 ilâ 50 bin lira civarında para veriyor, mahkemeye gitmesini ve dava açmasını engelliyorlar. Çünkü mahkeme sürecinde tersanede işin durdurulma riski var. Ve bu risk tersane patronunun o işi zamanında yetiştirememesi demektir.

Kendi çıkarlarını işçilerin canı pahasına korumak için örgütlenen patronlar, yüzlerce taşeron firma üzerinden böldükleri işçilerin örgütsüzlüğünü de fırsat olarak kullanıyorlar. Tersanelerde iş kazalarıyla sağlığını ve canını kaybetme riskiyle çalışan binlerce sınıf kardeşimizin, patronların bu pervasızlığına karşı tek çaresi örgütlenmektir. Hangi taşerona bağlı olduğuna bakmadan tüm tersane işçileri, ortak sınıf çıkarları etrafında birleşmelidir. UİD-DER’in “Düşük Ücretlere, Uzayan İş Saatlerine, Taşeronlaştırmaya Hayır!” kampanyasına omuz vermeli ve mücadeleyi yükseltmelidirler.

17 Ocak 2015

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...
  • Hindistanlı işçilerin ve tarım emekçilerinin mücadelesi 50 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine...
  • Somalı madenciler 13 Mayıs 2014’te gerçekleşen ve 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan büyük maden faciasının ardından maden ocaklarının kapanmasıyla işsizliğe mahkûm edilmiş, tazminat ve alacakları da ödenmemişti. Bağımsız Maden-İş ve işçilerin...
  • Nisan 2020 itibariyle siyasi iktidar pandemi nedeniyle işten çıkarma yasağı getirdiğini “müjdelemişti”. Oysa gerçekler söylenenlerin tam tersiydi. İşten atma yerine ücretsiz izin uygulaması hayata geçirildi. Böylece patronların inisiyatifine...
  • Kayı İnşaat Cezayir’deki askeri hastane ve tesislerin inşaat şantiyelerinde çalıştırdığı işçilerin 1 yıllık ücretlerini ödemedi. İnşaat-Sen’de örgütlenen işçiler, 2019’un Aralık ayında ücretlerinin ödenmesi talebiyle Cezayir’de grev yaptılar, dava...
  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...
  • Geçtiğimiz haftalarda, çok bilindik bir program olan “Güldür Güldür”de işçi sınıfının örgütlülüğünün dağıtılarak yıllar içinde nasıl sorgulamayan işçiler yaratıldığı anlatıldı bir skeçle. İzlediklerimiz komik bir şekilde ele alınmıştı ancak bir kez...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...

UİD-DER Aylık Bülteni