Navigation

Buradasınız

Yeni Sendikalar Yasa Tasarısı: İşçiye Yasak Devam Ediyor!

Ekim 2012, No: 55

Uzun zamandır gündemde olan Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı Ekim ayı başında Meclis’te görüşülmeye başlandı. Genel Kurula gelir gelmez tasarının ismi Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu Tasarısı olarak değiştirildi. Çalışma yaşamına ilişkin önemli değişiklikler getiren tasarı, sendikalar ve işçi örgütleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ancak AKP hükümeti tasarıyı patronların arzusu doğrultusunda hayata geçirmek istiyor.

Hâlâ yürürlükte olan 2821 Sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ürünüdür. 12 Eylül, patronların işçi sınıfını ezmek için hayata geçirdikleri bir faşist darbeydi. Grevler yasaklandı, işçilerin haklarına büyük bir darbe vuruldu ve sendikalar dâhil tüm işçi örgütleri kapatıldı. 1982’de yeni bir anayasa hazırlandı, işçilerin birleşmesinin ve haklarını aramasının önüne duvarlar örüldü. İşçilerin sendikalarda örgütlenmesinin önüne geçmek amacıyla işkolu barajı getirilmekle kalınmadı, baraj %10 olarak belirlendi. Böylece sendikalar, artık bir işyerinde yetkili olabilmek ve toplu sözleşme yapabilmek için işkolundaki işçilerin %10’unu örgütlemek zorundaydılar. İşkolu barajına %50+1 işyeri barajı eklendi; grev yasakları alabildiğine genişletildi. İşçilerin patronlar karşısında pazarlık etme araçları olan sendikaların kolu kanadı kırıldı. İşçilere güven veren toplu iş sözleşmeleri yapılması engellendi. İşte bu nedenle işçi sınıfının belini büken darbe yasalarının değiştirilmesi, 2821 ve 2822 sayılı kanunların ortadan kaldırılması talebi, uzun bir süredir işçilerin ve sendikaların gündemindeydi.

AKP hükümeti, çalışma yaşamına ilişkin bu kanunlarda önemli değişiklikler yapacağını, demokratik düzenlemeler getireceğini, bu değişiklikleri sendika konfederasyonlarıyla mutabakat halinde yapacağını iddia etmişti. Ancak tasarıda yer alan değişikliklerin hiçbiri işçilerin örgütlenmesinin ve etkili toplu iş sözleşmeleri yapabilmesinin önünü açmıyor. Grev yasakları kaldırılmak yerine genişletiliyor. İşkolu ve işyeri barajları korunuyor. Tasarının ilk halinde olumlu sayılabilecek birkaç ufak değişiklik bile patron örgütlerinin itirazlarına takıldı. Meselâ, 30 ve daha az işçi çalıştıran işyerlerinde sendikal nedenlerle işten atılan işçilerin, sendikal tazminat davası açma hakkı tasarıdan çıkartılmıştır. Böylece toplamda yüz binlerce işçinin çalıştığı bu işyerlerinde sendikal örgütlenmenin önü kesilmiş oluyor. Özetle, 12 Eylül’ün yasalardaki yasakçı zihniyeti korunuyor.

Tasarı kanunlaştığında onlarca sendika baraj altında kalacak. Çünkü işkolları birleştirilmesine ve böylece eskisine göre herhangi bir işkolunda kayıtlı işçi sayısı artmasına rağmen, işkolu barajı devam ediyor. İşkolu barajının %10’dan %3’e indirilmesi asla yeterli değildir. Biz, işkolu ve işyeri barajının tümüyle kaldırılmasını talep ediyoruz! Dayanışma ve genel grev başta olmak üzere her türlü grevin önündeki tüm yasal engeller kaldırılmalı, işçilerin grev çadırı kurması ve tüm grevci işçilerin işyeri önünde beklemesi serbest olmalıdır! 

Yeni sendikalar kanunu yasalaştığında onlarca sendikanın yetkisi düşecek ve bu sendikaların örgütlü olduğu işyerlerinde işçiler resmi olarak örgütsüz hale gelecekler. AKP hükümeti, bu durumu bir şantaj olarak kullanıyor. Ulusal İstihdam Stratejisi kapsamında kıdem tazminatının bir fona devredilmesine ve kölelik büroları kurulmasına karşı çıkılmaması koşuluyla, bir iki yıl daha, özel bir düzenlemeyle sendikaları yetkili kabul etmeyi öneriyor. Nitekim Türk-İş ve Hak-İş’in üst yönetimleri bu teklifi kabul ederek AKP hükümetine destek vermişlerdir. Çok açık ki, bürokratların bu tutumu işçilere ihanet edilmesi anlamına gelmektedir.  

İşçilerin birliğinin önünü açmayan, grev yasaklarını genişleten yeni Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu Tasarısı’na karşı çıkmak tüm işçilerin ve sendikaların görevidir. Lakin ne yazık ki, mücadeleden yana olduğunu söyleyen sendikalar bile, AKP hükümetinin tehdit ve şantajları karşısında güçlü bir itiraz yükseltebilmiş ve konuyu işçilerin gündemine taşıyabilmiş değiller.

Örgütlenmenin önündeki engellerden dolayı üye sayısı giderek azalan ve yok olma noktasına gelen sendikalar, hükümetin işkolu yetkisi tehditleri karşısında uzlaşmalara ve geçici çözümlere değil, tabanlarındaki işçilere başvurmalıdırlar. Tasarı, büyük olasılıkla önümüzdeki günlerde Meclis’te kabul edilerek yasalaşacak. Ancak bu durum her şeyin bittiği anlamına gelmez. Kendi çıkarları doğrultusunda bir gecede yasalar çıkaran AKP hükümeti, işçilerin basınç bindirmesiyle geri adım atmak zorunda kalacaktır. AKP hükümetinin işçilere ve sendikalara karşı yönelttiği saldırılar, ancak topyekûn bir örgütlenme çabasıyla ve mücadeleyle geri püskürtülebilir.

15 Ekim 2012

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...

UİD-DER Aylık Bülteni