Navigation

Buradasınız

Zamlara, Hayat Pahalılığına ve Savaşa Karşı Birleşelim!

Ekim 2012, No: 55
İşçilerin satın alma gücü gerilemektedir. Satın alma gücünün gerilemesi demek reel ücretlerin düşmesi demektir! Dolayısıyla işçilerin aldığı ücretin miktarına değil, bu ücretle ne kadar şey satın alındığına bakılmalıdır.
Türkiye’nin savaşın aktif bir tarafı haline gelmesine paralel olarak bütçe giderleri kat be kat artmakta ve bu artış zamlarla emekçilerin sırtına yıkılmaktadır.

Emekçilerin yaşamını çekilmez kılan ve sefalet koşullarını daha da ağırlaştıran zamlar son sürat devam ediyor.

AKP hükümeti, emekçi halkın zamlara tepki göstermesinin önüne geçmek için, zamları özellikle ilkbahar ve sonbaharda yaptı.

Hatırlayalım: Nisan ayında doğalgaza tek seferde %19 oranında zam yapılmıştı. Aradan dört ay geçmeden, Ekim ayının başında doğalgaz bir kez daha %10 oranında zamlandı. Böylece, kullanımın düştüğü ve yüksek faturaların halkın canını yakmadığı bu aylarda doğalgaza %30 oranında bir zam yapılmış oldu.

Yine Nisan ayında elektriğe %9,6 oranında zam yapılmıştı. Bunu yeterli bulmayan AKP hükümeti, emekçilerin cebine elini biraz daha uzatabilmek amacıyla, son doğalgaz zammının yanına elektrik zammını da ekledi: %10!

Zam zulmü altında inleyen emekçi halka bir darbe daha vurulmuş oldu.

Benzin, mazot ve benzeri petrol ürünlerine yapılan zamlar ise artık otomatiğe bağlanmış durumda.

Benzin, mazot doğalgaz ve elektriğe zam demek, bunların dışında kalan her şeye zam demektir.

Nitekim enerji ürünlerinin zamlanmasıyla maliyetlerin arttığı ileri sürülerek şehir içi ve dışı ulaşımdan gıdaya, giyimden beyaz eşyaya kadar her şeye zam yağdırılmaktadır.

İlkbahar ve yaz aylarında doğalgaz ve elektriğin az kullanılması, meyve ve sebzenin daha ucuz olmasından kaynaklı zamların etkisi az hissedildi. Lakin kış aylarıyla birlikte, hayat pahalılığı tüm eziciliğiyle kendini gösterecek ve emekçilerin yaşamını tam bir çileye çevirecek!

Çünkü tüm yaşamsal ihtiyaç maddelerine zam yapılırken, işçilerin ücretleri yerinde saymaya devam ediyor. İşçilerin ücretlerine çoğunlukla zam yapılmamakta, yapıldığında ise %5’i geçmemektedir. Böylece yerinde sayan ücretler, hayat pahalılığı karşısında çarçabuk eriyip gitmektedir.

Bunun anlamı şudur: İşçilerin satın alma gücü gerilemektedir. Satın alma gücünün gerilemesi demek reel ücretlerin düşmesi demektir! Dolayısıyla işçilerin aldığı ücretin miktarına (nominal ücret) değil, bu ücretle ne kadar şey satın alındığına (reel ücret) bakılmalıdır.

Şu anda işçilerin hem ücret miktarı hem de bu ücretin satın alma gücü düşüktür. Meselâ, asgari ücret yalnızca 739 liradır.

Bu ücretle dört kişilik bir işçi ailesinin karnını doyurması, kira vermesi, fatura ödemesi, çocuk okutması ve diğer ihtiyaçlarını karşılaması nasıl mümkün olabilir?

739 liralık asgari ücret, hiçbir şekilde hayatın gerçekleriyle bağdaşmıyor. Dört kişilik bir ailenin en temel/asgari ihtiyaçlarının karşılanması için çok daha fazlasına ihtiyaç var.

Sendikaların açıkladığı açlık sınırı 1000, yoksulluk sınırı ise 3000 liranın üzerindedir. Yani dört kişilik bir ailenin açlık sınırında yaşaması için bile 1000 liraya ihtiyaç vardır.

739 liralık asgari ücret göz önünde tutulursa, milyonlarca işçinin aslında açlık sınırının altında yaşadığı görülecektir.

İşçiler, açlık sınırını aşmak için gece gündüz demeden çalışıyor, fazla mesailerle gelirlerini arttırmaya çabalıyorlar. Fakat tüm bu uğraşa rağmen, işçilerin yaşam koşulları yoksulluk sınırına dahi yaklaşamıyor.

Bu durumda işçiler doğru düzgün beslenemiyor ve ağır çalışma koşulları için gerekli besinleri alamıyorlar. İşçilerin mutfağına et gibi protein ağırlıklı besinler değil, makarna ve ekmek gibi karbonhidratlı besinler giriyor.

Netice bellidir: Gerektiği gibi beslenemeyen işçiler, uzun ve ağır çalışma koşulları altında tükeniyorlar.

Fazla mesailer, 12 saat üzerine kurulu vardiya sistemleri, aynı hafta içinde hem gece hem de gündüz çalışılması ve böylece dinlenmenin bir türlü mümkün olmaması nedeniyle gelen bedensel çöküş!

İşte patronların ve AKP hükümetinin işçilere reva gördüğü yaşam budur!  

Önümüzdeki aylarda da AKP hükümeti zam yağmuruyla emekçilerin belini bükmeye devam edecek.

Zamlarla birlikte devletin kasasına akan vergi miktarı artmaktadır. Örneğin, bir litrelik benzine ya da bir paket sigaraya verilen paranın neredeyse yarısı devlete vergi olarak gidiyor.

Böylece devlet, KDV ve ÖTV vergileri adı altında emekçileri kaz gibi yoluyor.

Peki, emekçilerin cebinden çıkan paralarla oluşturulan devlet bütçesi nereye harcanıyor? Meselâ eğitime ve sağlığa yatırım mı yapılıyor?

Elbette hayır!

Bütçenin ana dilimlerinden biri savaş harcamalarına ayrılmış durumda. AKP hükümeti son bir yıldır içeride ve dışarıda savaşı tırmandırmaktadır. Kürtlere yönelik askeri operasyonlar hız kesmezken, Özgür Suriye Ordusuna yapılan askeri yardımlar da savaş bütçesini şişirdikçe şişirmektedir.

Silah araç gerecine ve savaş teçhizatına, 2012’nin Ocağından Haziranına kadarki altı aylık sürede toplam 203 milyon lira harcanırken, yalnızca Temmuzda 287 milyon lira harcanmıştır. Ağustostaki 198 milyon liralık harcamayla birlikte, savaş/yıkım araçlarına harcanan para iki ayda 483 milyon liraya fırlamıştır. Ayrıca bütçede, “gizli hizmet giderleri” olarak gösterilen ve nereye harcandığı belli olmayan örtülü ödenektede muazzam bir artış söz konusudur.

Buradan da anlaşılacağı üzere, Türkiye’nin savaşın aktif bir tarafı haline gelmesine paralel olarak bütçe giderleri kat be kat artmakta ve bu artış zamlarla emekçilerin sırtına yıkılmaktadır. 

Dolayısıyla savaş çığırtkanlığı yapan AKP hükümetinin söylemine asla kanılmamalıdır. Savaş ölüm, yıkım, acı ve gözyaşı demektir. 

Zamların hiçbir haklı nedeni yoktur. Savaş aynı zamanda zam, hayat pahalılığı, yaşamın katlanılmaz hale gelmesi, uzun ve ağır çalışma koşulları demektir.

Zaten Türk ve Kürt emekçileri 30 yıldır süren haksız savaştan dolayı acı çekiyorlar. Bu nedenle, emekçilerin canını alan bu haksız savaşa karşı durup barışın sesini yükseltmek, Suriye’ye dönük bir savaşın da karşısına dikilmek görevimizdir! O halde gelin zam zulmüne, hayat pahalılığına ve savaşa karşı birleşelim!

  • Savaşa değil, sağlığa ve eğitime bütçe!

  • Doğalgaza, elektriğe, petrol ürünlerine yapılan zamlar geri çekilsin!

  • Asgari/temel ihtiyaçları gerçekten karşılayacak vergi dışı bir asgari ücret!

  • İşçilerin kredi kartı, elektrik, su ve doğalgaz borçları silinsin!

  • Gıda fiyatları ucuzlatılsın!

  • Ev kiraları dondurulsun!

  • Emekçilere parasız sağlık, eğitim, konut ve ulaşım sağlansın!

15 Ekim 2012

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...
  • Geçtiğimiz haftalarda, çok bilindik bir program olan “Güldür Güldür”de işçi sınıfının örgütlülüğünün dağıtılarak yıllar içinde nasıl sorgulamayan işçiler yaratıldığı anlatıldı bir skeçle. İzlediklerimiz komik bir şekilde ele alınmıştı ancak bir kez...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...
  • Kapitalist sistemin yarattığı büyük çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler, derinleştirdiği toplumsal sorunlar her geçen gün daha fazla can yakıyor. 21’inci yüzyılın teknolojik gelişmişlik ve üretim düzeyine rağmen yüz milyonlarca insan açlık...
  • “Biz ekmeğimizin peşindeyiz.” Ne çok duyarız bu sözleri çalıştığımız fabrikalarda, işyerlerinde, grev ve direnişlerde. Kimi zaman yapılan bir yanlışın üzerini örtmek, bahane bulmak için kullanılır. “Bakma yapmak istemezdim ama işte ekmeğimizin...
  • Krizin ve Covid-19 salgınının yükü işçi ve emekçilerin üzerine yıkılmaya devam ediyor, yoksullaşma derinleşiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in Covid-19 Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu Raporu, İşsizlik Sigortası Fonunun...
  • Tüm dünya yeni bir yıla “merhaba” dedi. Çeşitli dillerde, farklı tonlarda çıktı bu merhabalar. İnsanlar yeni yılda yeni dilekler dilediler. Kimisi milyarlarına milyar istedi yüzü kızarmadan, mücevher takımına yeni yeni mücevherler istedi. Kimisi iş...
  • Otomotiv sektörüne plastik araba parçaları üreten bir fabrikada çalışıyorum. Covid-19 salgınıyla birlikte çalıştığımız fabrikada bir panik havası vardı. Televizyonlardan, internetten yayılan korku ve panik havası hemen herkesi çok etkiledi. Toplum...
  • Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’nin ilk aylarında hayatımıza giren pandemiyle birlikte yaşamımız içinden çıkılmaz hale geldi. İşsizlik, yoksulluk derken bir de üstüne gelen yasaklarla beraber nefes alamaz olduk. Biz işçiler için zor bir yıldı....
  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...

UİD-DER Aylık Bülteni