Navigation

Buradasınız

Asgari Ücret Arttırılsın!

Aralık 2009, No: 21

Yeni bir yıla giriyoruz. 2010 yılında asgari ücrete ne kadar zam yapılacağı yakında belirlenecek. Patronlar ve hükümet asgari ücrete geçen yıl olduğu gibi bu yıl da bir simit almaya yetmeyecek bir zam yapma peşinde. Eğer sesimizi yükseltip bir karşı duruş sergileyemezsek, bu sefalet ücretiyle yaşamaya ve açlıkla boğuşmaya devam edeceğiz.

Asgari ücretle çalışan biziz. Açlığı, yoksulluğu ve sefaleti yaşayan biziz. Ama bizim yerimize bu ücreti, Asgari ücret Tespit Komisyonu’nda yer alan 15 kişi belirliyor. Bu kurulun üyelerinden beşi hükümet temsilcilerinden, beşi patronların örgütü TİSK’ten ve beşi de sözde işçileri temsil eden Türk-İş bürokratlarından oluşmaktadır. İşçi sınıfıyla ve onun çıkarlarıyla hiçbir ilişkisi olmayan bu kurul, geçen sene asgari ücrete günlük 63 kuruş zam yapmıştı. Bu komisyonun bizim ihtiyaçlarımızı karşılayacak bir asgari ücret belirlemesi mümkün müdür?

Bu yıl daha ilk toplantı yapılmadan patronların örgütü TİSK ve hükümet, geçen yılki zammın bile altında bir zam önerisini gündeme getirdi. TİSK her yıl olduğu gibi, “asgari ücret çok yüksek” şeklinde açıklama yaptı. Duydunuz mu? Patronlara göre asgari ücret çok yüksekmiş! Oysa asgari ücret patronların bir akşam yemeğini karşılamaya bile yetmeyecek düzeydedir. Bir kez daha asgari ücreti, asgari ücretle çalışan işçiler değil, işçileri açlıkla terbiye eden patronlar ve hükümet belirleyecek. Sözde işçileri temsil etmek için komisyonda yer alan Türk-İş bürokratları da, işçiler onların üzerinde baskı kuramadığı için bu duruma seyirci kalacak.

Bugün devletin açıkladığı resmi rakamlara bakılırsa işsizlerin sayısı 3,5 milyona ulaşmıştır. Gerçek rakamlar ise çok daha fazladır. Sendikaların açıklamasına göre 6 milyon insan işsizdir ve 11 milyon insan da yoksulluk sınırında yaşamaktadır. Açlık sınırı 778 TL, yoksulluk sınırı ise 2533 TL’dir. Buna karşın asgari ücretle çalışan bir işçinin eline ayda 546 TL geçmektedir. üstelik son bir sene içinde dört kişilik bir ailenin sadece mutfak harcamaları bile 129 TL artmıştır. Buna rağmen asgari ücrete toplam 15-20 TL’lik bir zam yapılmak isteniyor.

Patronlar sınıfı ve hükümet, bu yetersiz asgari ücretle geçinilebileceğini iddia edebiliyor. O halde neden asgari ücret, bir ailenin bıraktık tüm giderlerini, en temel ihtiyaçlarını bile karşılamıyor? çünkü patronlar ve onların temsilcisi hükümetler asgari ücreti, işçilerin gerçek ihtiyacını göz önüne alarak hesaplamıyorlar. Onların tek derdi kârlarıdır. İşçilere ise ölmeyecek kadar bir ücret verirler ve sömürmeye devam ederler.

Sendikalar ise, açlık ve yoksulluk rakamlarının esas alınmasını istiyorlar. “Bu asgari ücretle yaşamak mümkün değil, asgari ücret sefalet ücreti olmasın” diyorlar. Ancak sendikalar bu taleplerin hayata geçmesi için gerekli adımları atmıyorlar. İşçilerin üretimden gelen gücünü kullanarak bir mücadele örgütlemek yerine, masa başında yapılan pazarlıklarda patron ve hükümet temsilcilerine teslim oluyorlar.

Peki, biz ne istiyoruz? öncelikle asgari ücreti işçi kurullarının belirlemesini istiyoruz. Sağlıklı ve kaliteli beslenmek, iyi giyinmek, tatil yapmak, sinemaya, tiyatroya gitmek istiyoruz. Sağlıklı konutlarda yaşamak istiyoruz. Çocuklarımız iyi okullarda okusun istiyoruz. Asgari ücret bu ihtiyaçlarımızın tümünü karşılayan bir ücret olsun istiyoruz.

Oysa patronlar sınıfı, bıraktık bu isteklerimizi karşılamayı, verdikleri üç kuruşluk asgari ücreti bile kesintilerle kuşa çeviriyorlar. Asgari ücretin brütü 693 TL’dir. SSK pirimi, işsizlik sigortası, gelir vergisi, damga vergisi gibi kesintiler sonucunda ise işçinin elinde, asgari geçim indirimi de dâhil 546 TL kalmaktadır. Bu da yetmezmiş gibi, yaptığımız her harcamada dolaylı vergilerle soyuluyoruz.

Kardeşler!

İnsanca yaşayabileceğimiz bir ücret istiyorsak bunu ancak biz belirleyebiliriz. Mutfaktaki yangını söndürmek istiyorsak, her ay kira ve fatura yükünün altında ezilmek istemiyorsak, çocuklarımızın sağlıklı yaşamasını ve iyi okullarda okumasını istiyorsak, hastane kapılarında ölmek istemiyorsak, tiyatroya, sinemaya, müzik konserlerine, tatile gitmek istiyorsak; üstümüze düşeni yapmalı hakkımızı aramalıyız. Ancak birleşen ve örgütlü mücadele eden işçiler taleplerini elde edebilirler.

15 Aralık 2009

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Geçtiğimiz günlerde kısa bir video düştü internet âlemine… Sosyal medyada paylaşım rekorları kıran videoda tır şoförü Malik Yılmaz, “Evde Kal Türkiye” çağrısına cevap veriyor ve “Beni bu virüs öldürmez, düzeniniz öldürür” diyordu. Koronavirüs...
  • İşte, okulda, toplu taşımada, mahallede, markette, meydanlarda, sokaklarda… Yaşamın her alanında Covid-19 ile ilgili önlem alınması gerektiği medya üzerinden zihinlerimize enjekte ediliyor. Sık sık ellerini yıka, kolonya kullan, maske kullan, sağa-...
  • Geçtiğimiz günlerde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) “Genç İstihdamında Küresel Trendler 2020” adlı bir rapor yayımladı. Rapora göre ne eğitimde ne de istihdamda yer alan gençlerin sayısı her geçen yıl artıyor. Bu şekilde sınıflandırılan gençlerin...
  • Koronavirüs fabrikayı ikiye böldü. Yakalanan ve yakalanmayanlar şeklinde değil elbette. Salgında “korunması öncelikli olanlar” ile “canı patlıcan sayılanlar” şeklinde. Hemen her sabah vardiyasında işçilerin başına çöreklenen patron, müdür ve...
  • Şu günlerde işyerlerimizde ve evlerimizde konuşulan tek bir konu var: Covid-19. Bu hastalık günlük yaşamımızın bir parçası haline gelmiş durumda. Bizim işyerinde de sürekli bu konu konuşuluyor. “Elimizi yıkayalım, kolonya sıkalım, kapının kolunu...
  • Dünya son günlerde koronavirüse karşı adeta “savaş” açtı. Medya aracılığıyla seferberlik ilan edildi. Sokağa çıkma yasaklarından, sınırların kapanmasına ve ticaretin durdurulmasına kadar birçok önlemden bahsediliyor. Çeşitli ülkeler ve aldıkları...
  • Koronavirüs salgını tüm gündemi belirliyor. Bu koşullarda bizler de bir grup genç işçi ve öğrenci olarak bir araya geldik ve bu konuyu kendi aramızda tartıştık.
  • 2018 ve 2019 boyunca pek çok ülkede işçiler, emekçiler sokaklara döküldüler. Çünkü işsizliğe, yoksulluğa, zamlara, pahalılığa çok öfkeliydiler. Elbette yoksul halkın iliğini kemiğini kurutan egemenlerin yolsuzluklarına da. “Yolsuzluk” yetkiyi kötüye...
  • Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir genelgeyle İçişleri Bakanlığının koronavirüs önlemlerinin geçerli olduğu süre boyunca toplu iş sözleşmelerini durdurduğunu açıkladı. Bakanlık, salgın nedeniyle toplu...
  • Sizlerin de bildiği gibi “hayat eve sığar” sözü, devlet yetkilileri tarafından bir kampanya spotu olarak kullanılmasıyla birlikte gerek sosyal medyada gerekse de başka biçimlerde insanların döne döne kullandığı bir argüman haline geldi. Bugünlerde...
  • Ben devlet hastanesinde çalışan bir sağlık işçisiyim. Yaşadığımız sorunları ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz ki son dönemlerde tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs hastalığı konuşuluyor her yerde, insanlar...
  • Koronavirüs çıktığından bu yana okullarımız tatil edildi. Bu nedenle evde zaman geçiriyorum. Okula gidemediğimizden dolayı uzaktan eğitim alıyoruz. Tabii ki bu eğitim yetersiz, okula göre daha verimsiz oluyor. Okul arkadaşlarımın birçoğunun kafası...
  • Eskiden insanlar kendisine iyi haber veren, örneğin çocuğu olduğunu söyleyen, yani müjde veren birine hediye verirdi. Verilen müjdenin küçük de olsa somut bir karşılığı vardı. Müjdeyi veren “müjdemi isterim” der, aldığı hediyeyle mutlu olurdu....