Navigation

Buradasınız

“Ben Halimden Memnunum”

Kasım 2014, No:80
“Memnunuz” çünkü aslında çaresiz hissediyoruz kendimizi. İşsizlik ve kötü çalışma koşulları almış başını gidiyor. Madenciler, inşaatçılar onar yüzer ölüme gönderiliyor. Bu koşullarda halimizden nasıl memnun olalım? Oysa 1980 darbesinden önce, meselâ bir metal fabrikasında çalışıyor olsaydık şimdiki durum bize tam kölelik olarak görünürdü.

UİD-DER’li bir metal işçisi, başından geçenleri şöyle anlatmıştı: “Bir gün bir iş için patronumla bir yere gitmek zorunda kaldım. İş bittiğinde acıkmıştık. Bir lokantaya girdik. Karides yedik. Aman yarabbi! O ne güzel bir lezzetti öyle. Ben zeytini çok severim. O karidesi yiyinceye kadar zeytinden daha güzel lezzet olduğunu bilmiyordum. Meğer ne güzel tatlar varmış şu dünyada, ne lezzetler varmış! Daha adını, tadını bilmediğimiz neler vardır kim bilir! Hepsi patronların, hepsi zenginlerin! Biz de sanıyoruz ki en güzel lezzet zeytin…” Elbette arkadaşımız bizlere bunu anlattığında biraz güldük, biraz duygulandık. Dünyanın tüm zenginliklerini ürettiğimiz halde ne kadar çok şeyden mahrum edildiğimizi düşündük bir kez daha. Ama bu hikâyeyi anlatmamızın esas nedeni başka!

Pek çok işçi arkadaşımızın durumu karidesi bilmediği için zeytini bu dünyanın en lezzetli yiyeceği zanneden bu arkadaşımızın durumuna benziyor. Pek çok fabrikada asgari ücretin çok az üzerinde ücret aldığı için, ücreti düzenli ödendiği için ya da sendikalı olduğu için “ben halimden memnunum” diyen işçilere rastlarız. “Bizim en azından sigortamız var”, “çalıştığım yerden memnunum, servisimiz ve sigortamız var”, “işyerimden memnunum 1500 lira maaş alıyorum”, “bizde fazla mesai çok olur, memnunum”… Bu sözleri ne çok duyduğunuzu hiç düşündünüz mü? Peki, aslında gerçekten memnun olacak bir şey var mı ortada?

“Memnunuz” çünkü aslında çaresiz hissediyoruz kendimizi. İşsizlik ve kötü çalışma koşulları almış başını gidiyor. Madenciler, inşaatçılar onar yüzer ölüme gönderiliyor. Bu koşullarda halimizden nasıl memnun olalım? Oysa 1980 darbesinden önce, meselâ bir metal fabrikasında çalışıyor olsaydık şimdiki durum bize tam kölelik olarak görünürdü. Çünkü metal fabrikalarında çoğunlukla sendika vardı. İşçilerin günde 3 mola hakkı vardı. Senede 6 ikramiye, yakacak parası, ayakkabı parası rutin uygulamalardı. Tozlu ve ağır bölümlerde iş saatleri toplu sözleşmelerle kısaltılıyordu. Müdür ve amirler işçilere baskı yapacak, kötü davranacak olsa tüm işçileri karşısında buluyordu. İş koşullarından memnun olmayan işçiler grev yapıyorlardı. Hatta başka fabrikalarda süren mücadeleleri desteklemek için bile grev yapılabiliyordu. İşçiler haklarına ve örgütlülüklerine sahip çıkıyorlardı.

Bu gerçekleri biz UİD-DER’li işçilerden dinleyen örgütsüz işçiler büyük şaşkınlık yaşıyor, anlattıklarımıza inanmakta zorlanıyorlar. Zeytinle beslendikleri için karides gibi bir lezzet olabileceğine inanmıyorlar adeta. Oysa işçiler tadını bilmese de karides ve başka pek çok lezzet var dünyada.

Kardeşler, teşbihte hata olmaz derler. Elbette konumuz zeytin-karides değil. Konumuz patronların saldırıları karşısında kaybettiğimiz haklarımızın bir zamanlar var olduğunu unutmuş olmamızdır. Mücadelemizle çok daha büyük haklar elde edebileceğimizi bilmiyor oluşumuzdur. Halimizden aslında memnun olmadığımız halde memnun gibi görünmek zorunda hissetmemizdir. Neden memnun olacağız? Asgari ücretin açlık sınırının çok altında olmasından mı? Taşeronluğun, günde 12 saat çalışmanın artık “normal” olmasından mı? O kadar çalıştığımız halde geçinememekten mi? Her gün işçilerin iş kazalarında ölmesinden mi? İşçileri ölüme yollayanların pişkince “kader, fıtrat” demesinden mi? Örgütsüz, dağınık, güvensiz bir sınıf olmamızdan mı? Bize “halinize şükredin” diyenlerin, her şeye boyun eğmemizi isteyenlerin gözünün doymamasından mı? Sırtımızdan daha da semirmelerinden mi?

Niye, neden memnun olalım? Elbette memnun olmayacağız. İnsan değil makine yerine konulmaktan memnun olmayacağız. Uzayıp giden iş saatlerinden, düşen ücretlerden, taşeronlaştırmadan, artan baskılardan, iş kazalarından, iş cinayetlerinden memnun olmayacağız. Biz hep zeytine mahkûm edilirken başkalarının dünyanın tüm nimetlerini, zenginliklerini fütursuzca tüketmesinden memnun olmayacağız.

Ücretlerimizi yükseltmek, iş saatlerini kısaltmak, haksızlıkları, iş kazalarını, taşeronluğu ortadan kaldırmak için mücadele edeceğiz. Daha da önemlisi sömürüyü ortadan kaldırmak için mücadele edeceğiz, ediyoruz.

Biz memnun olacağımız bir dünyayı kendi ellerimizle yaratacağız. İşçiler olarak bir araya gelip patronlar sınıfını, sömürüyü, savaşları, ücretli köleliği ortadan kaldırmaktan son derece memnun olacağız. Patronlar sınıfının mahvettiği bu dünyayı kurtarmaktan ve kendi ellerimizle güzelleştirmekten son derece memnun olacağız. Patronlar sınıfının ellerinden kurtaracağımız dünya herkesi mutlu etmeye yetecek.

25 Kasım 2014
...önceki
Büyüyor

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...

UİD-DER Aylık Bülteni