Navigation

Buradasınız

Beyaz ve Mavi Yaka, Kadrolu ve Taşeron İşçi Ayrımı Kimin Çıkarına?

Temmuz 2012, No:52

Bir baba, çocuklarına birlik olmanın önemini anlatmak ister. Onlara çok sayıda değnek toplatır. Toplanan değnekleri demet yaparak bir araya getirir ve sırayla, evlatlarından bu demeti kırmalarını ister. Hiçbiri bunu başaramaz. Baba, demeti çözer ve değnekleri tek tek kırmalarını ister. Çocuklarının hepsi değnekleri kolaylıkla kırıverir. Baba çocuklarına şöyle der: “Birlik kuvvet demektir. Tek tek değneklerin kolay kırılması gibi, tek tek insanlar da kolay yenilirler. Siz siz olun, kardeşçe birliğinizi bozmayın.” Bu hikâye, dilden dile anlatılır, isteyen payına düşen dersi alır.

Tıpkı bu hikâyeden çıkan ders gibi, patronlar da birleşen işçilerin yenilmeyeceğini biliyorlar. Adına kapitalizm denilen ve işçilerin sömürülmesi üzerine kurulan bu düzende, patronlar; işyerlerinin, makinelerin, bankaların, kısacası tüm üretim araçlarının sahibidirler. Devlet de onlara hizmet etmek için vardır. Bu nedenle patronlar çok güçlü görünürler. Zenginliklerini koruma ve sömürmeye devam etme gayreti, onları işçiler karşısında bir arada tutar. Ama birlik olan ve hakları için mücadele eden işçilerin karşısında onların gücünün hiçbir önemi yoktur. Çünkü dünyadaki tüm zenginlikleri işçiler üretirler. Bir düşünelim: İşçiler çalışmazlarsa ne olur? Hayat tam anlamıyla durur. İşçilerin çalışmadığı ve üretmediği bir dünyada patronlar yalnızca bir hiçtirler. Birleşen işçilerin ne denli güçlü olduğunun farkında olan patronlar, tıpkı tek tek değnekler gibi işçileri birbirinden ayırmaya ve onları güçsüz durumda bırakmaya çalışırlar.

Patronlar, işçilerin gücünü yok etmek için çok çeşitli yöntemler bulup geliştirmişlerdir. Örgütlü ve bilinçli olmayan işçiler patronların tuzağına düşer. Patronlar, memleket ayrımı yaparak işçileri birbirlerine karşı kışkırtırlar. Tuttukları futbol takımı bile patronlar için işçileri birbirine düşürmenin bir aracıdır. Türk işçiler Kürt işçilere karşı kışkırtılır, milliyetçilik körüklenir. İşçiler, Alevilik ve Sünnilik temelinde karşı karşıya getirilmeye çalışılır. Diğer taraftan, yaratılan ayrımlar sonucunda beyaz yakalı işçiler, üretimde çalışan mavi yakalıları hor görür. Mavi yakalılar, beyaz yakalılara işçi olarak değil, patronun yalakası gözüyle bakarlar. Kadrolu işçi, daha ucuza çalışmayı kabul eden taşeron işçiye öfkelidir. Özellikle sendikalı büyük fabrikalarda kadrolu işçiler kendilerini ayrıcalıklı görme gafletine düşerler, taşeron işçiyi ezmeye kalkarlar. Taşeron işçisi, kadrolu işçileri kendi sorunlarına duyarsız olmakla suçlar.

Dünya devi şirketlerden biri olan Procter&Gamble fabrikasında taşeron olarak çalışan bir işçi şunları anlatıyor: “Kadrolu işçiler bizim giremediğimiz bir yemekhanede yemek yerken bizler bir konteynırda hem giyiniyor hem de yemek yiyoruz. Onların bembeyaz masa örtüleri ve masalarda vazo içinde çiçekleri var. Bizi orada görmek istemiyorlar. Kendilerini bize göre ayrıcalıklı sayıyorlar.” Oysa patronlar işçilere ayrıcalık tanımaz. Onlar işçileri insan olarak değil, bir makine gibi görürler. Bu nedenle, taşeron işçilere göre daha iyi şartlarda çalışan işçilerin ayrıcalıklı olduğunu düşünmek son derece yersizdir. Kadrolu işçilerde ayrıcalıklı olma hissi yaratılması, patronların kurduğu bir tuzaktır. Amaç işçileri birbirine düşürmektir. Üstelik işyerlerinde çalışma koşulları biraz iyiyse, bunu sağlayan patronlar değil, işçilerin verdiği mücadeledir.

Ne yazık ki işçiler birlik değilken bu oyunlara geliyorlar ve değnek gibi ayrı ayrı kırılıveriyorlar. Kendi işçi kardeşlerini kendilerinden ayrı görüyorlar. Kimi işyerinde durum o kadar ciddi bir boyut alıyor ki, kadrolu işçiler taşeronlarla aynı tuvaletleri kullanmak bile istemiyorlar. Patronların ezdiği yetmezmiş gibi işçiler de birbirlerini ezmeye çalışıyorlar. Bu durumda kazanan hep patronlar oluyor. Birbirleriyle rekabet ettikleri ve bir araya gelmedikleri sürece, işçiler patronların sermayesini büyütüp kendi ekmeklerini küçültüyorlar. Oysa patronlar birbirleriyle rekabet ederken bile işçiler karşısında hep bir arada dururlar. İşçilerin bir demet gibi bir araya gelmesini beraberce engellemeye çalışırlar.

Cılız ve kırılgan bir değnek gibi tek başına kalan işçi en kötü şartlarda çalıştırılmaya, işten atılmaya, iş kazalarına, düşük ücretlere, uzun iş saatlerine mahkûmdur. Oysa patronlar karşısında hiçbir ayrım gözetmeden bir araya gelen ve örgütlü mücadele veren işçiler, hem haklarının bekçiliğini yaparlar hem de yeni haklar elde etmek için gerekli güce kavuşurlar. Patronların oyununu bozmak ve bir demet gibi birleşmek ve sağlam olmak için, işçiler birbirlerine sahip çıkmalılar. Ağacı kesen baltanın sapı da ağaçtandır. İşçiler birbirleri için balta değil, patronlara karşı aynı dilden konuşan tek bir yumruk olmalılar.

15 Temmuz 2012

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Geçtiğimiz günlerde kısa bir video düştü internet âlemine… Sosyal medyada paylaşım rekorları kıran videoda tır şoförü Malik Yılmaz, “Evde Kal Türkiye” çağrısına cevap veriyor ve “Beni bu virüs öldürmez, düzeniniz öldürür” diyordu. Koronavirüs...
  • İşte, okulda, toplu taşımada, mahallede, markette, meydanlarda, sokaklarda… Yaşamın her alanında Covid-19 ile ilgili önlem alınması gerektiği medya üzerinden zihinlerimize enjekte ediliyor. Sık sık ellerini yıka, kolonya kullan, maske kullan, sağa-...
  • Geçtiğimiz günlerde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) “Genç İstihdamında Küresel Trendler 2020” adlı bir rapor yayımladı. Rapora göre ne eğitimde ne de istihdamda yer alan gençlerin sayısı her geçen yıl artıyor. Bu şekilde sınıflandırılan gençlerin...
  • Koronavirüs fabrikayı ikiye böldü. Yakalanan ve yakalanmayanlar şeklinde değil elbette. Salgında “korunması öncelikli olanlar” ile “canı patlıcan sayılanlar” şeklinde. Hemen her sabah vardiyasında işçilerin başına çöreklenen patron, müdür ve...
  • Şu günlerde işyerlerimizde ve evlerimizde konuşulan tek bir konu var: Covid-19. Bu hastalık günlük yaşamımızın bir parçası haline gelmiş durumda. Bizim işyerinde de sürekli bu konu konuşuluyor. “Elimizi yıkayalım, kolonya sıkalım, kapının kolunu...
  • Dünya son günlerde koronavirüse karşı adeta “savaş” açtı. Medya aracılığıyla seferberlik ilan edildi. Sokağa çıkma yasaklarından, sınırların kapanmasına ve ticaretin durdurulmasına kadar birçok önlemden bahsediliyor. Çeşitli ülkeler ve aldıkları...
  • Koronavirüs salgını tüm gündemi belirliyor. Bu koşullarda bizler de bir grup genç işçi ve öğrenci olarak bir araya geldik ve bu konuyu kendi aramızda tartıştık.
  • 2018 ve 2019 boyunca pek çok ülkede işçiler, emekçiler sokaklara döküldüler. Çünkü işsizliğe, yoksulluğa, zamlara, pahalılığa çok öfkeliydiler. Elbette yoksul halkın iliğini kemiğini kurutan egemenlerin yolsuzluklarına da. “Yolsuzluk” yetkiyi kötüye...
  • Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir genelgeyle İçişleri Bakanlığının koronavirüs önlemlerinin geçerli olduğu süre boyunca toplu iş sözleşmelerini durdurduğunu açıkladı. Bakanlık, salgın nedeniyle toplu...
  • Sizlerin de bildiği gibi “hayat eve sığar” sözü, devlet yetkilileri tarafından bir kampanya spotu olarak kullanılmasıyla birlikte gerek sosyal medyada gerekse de başka biçimlerde insanların döne döne kullandığı bir argüman haline geldi. Bugünlerde...
  • Ben devlet hastanesinde çalışan bir sağlık işçisiyim. Yaşadığımız sorunları ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz ki son dönemlerde tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs hastalığı konuşuluyor her yerde, insanlar...
  • Koronavirüs çıktığından bu yana okullarımız tatil edildi. Bu nedenle evde zaman geçiriyorum. Okula gidemediğimizden dolayı uzaktan eğitim alıyoruz. Tabii ki bu eğitim yetersiz, okula göre daha verimsiz oluyor. Okul arkadaşlarımın birçoğunun kafası...
  • Eskiden insanlar kendisine iyi haber veren, örneğin çocuğu olduğunu söyleyen, yani müjde veren birine hediye verirdi. Verilen müjdenin küçük de olsa somut bir karşılığı vardı. Müjdeyi veren “müjdemi isterim” der, aldığı hediyeyle mutlu olurdu....