Navigation

Buradasınız

Bilinçli ve Mücadeleci İşçiler Umut Doludur!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 99

İşçi sınıfı olarak çetrefilli, zorlu, kahırlı bir yaşam sürüyoruz. Dünyanın neresine gidersek gidelim, işçilerin kazanılmış hakları saldırı altında. Fransa, Yunanistan, İngiltere, Bangladeş, Kamboçya… Tüm ülkelerden işçiler bu saldırılarla yüz yüze... Kıdem tazminatı yok edilmek isteniyor, iş saatleri uzatılıyor, esnek ve güvencesiz çalışma kural haline getiriliyor. Türkiye’de de durum farklı değil. Kiralık işçilik ve kölelik büroları yasası Meclis’ten geçti. Bu yasayla aslında işçilerin kıdem tazminatı almaları fiilen engelleniyor. Birlikte hareket etmeleri, örgütlenmeleri, sendikalı olarak çalışmaları engelleniyor. Sefalet koşullarına baş kaldırmaları zorlaştırılıyor. Yani işçi hakları konusunda tablo çok karanlık!

Ama patronlar sınıfının efendi, işçi sınıfının ücretli köle olduğu bu kapitalist sömürü düzeninde sorunlar işçi haklarının gasp edilmesiyle sınırlı değil. Çok daha fazlası var. Öyle ki dört bir yanımız emperyalist savaş kıskacında. Ne yazık ki bu savaşların bir sonucu olarak her geçen gün daha çok insan hayatını kaybediyor, sakat kalıyor. Milyonlarcası doğduğu toprakları ardında bırakıp yollara düşüyor, dillerini bilmedikleri ülkelerde birer mülteci olarak hayatta kalma mücadelesi veriyor. On binlercesi Akdeniz’de, Ege’de sulara gömülüyor, kıyılara vuruyor. Aylan bebeklerin sonu gelmiyor.

İşsizlik, yoksulluk ve savaş kıskacında bunalan emekçiler çürüyen kapitalist düzenin tüm sonuçlarına acı çekerek katlanıyor. Şiddet, kadın cinayetleri, çocuk istismarı, uyuşturucu ve silah ticareti, faşizm, insan kaçakçılığı, ahlâki yozlaşma, yolsuzluk, adaletsizlik, psikolojik çöküntüler… Kapitalist düzende her türlü pislik var!

İşçi ve emekçi yığınlar bu karanlık tablo nedeniyle umutsuzluğun pençesinde kıvranıyor. Hem dünyada hem Türkiye’de milyonlarca insan bu sorunlarla baş edemediği için antidepresan ilaçlar kullanarak ayakta kalmaya çalışıyor. Araştırmalar Türkiye’de son 9 yıl içerisinde antidepresan kullanımının %160 oranında arttığını gösteriyor. Aynı araştırmalara göre her dört kişiden biri depresyonda ve bir yılda kullanılan ilaç sayısı 37 milyon kutuya ulaşmış.

Tablo gerçekten iç karartıcı. Biz işçiler bu tabloyu değiştirmezsek kendiliğinden değişmeyecek. O yüzden önemli olan bizim bu zulüm karşısında ne yaptığımız, nasıl tutum aldığımız ve nasıl karşı koyduğumuzdur. Bu kasvet, bu kötülükler ebedi olmak zorunda değil. Biz değiştirebiliriz. İşçi sınıfı bunu daha önce pek çok kez denedi ve büyük başarılar elde etti. Rusya işçi sınıfının kararlılığı ve örgütlülüğü sayesinde Birinci Dünya Savaşının nasıl sona erdiğini hatırlayalım. Amerikan işçi sınıfının 8 saatlik işgünü talebini nasıl hayata geçirdiğini hatırlayalım. Türkiye işçi sınıfına grev hakkını armağan eden yiğit Kavel işçilerini, 12 Eylül darbesine rağmen grev hakkını sonuna kadar kullanan NETAŞ işçilerini hafızamızda hep diri tutalım. İşçilerin bir araya geldiğinde nasıl devasa bir güç olduğunu bilirsek o zaman önümüzdeki bu karabulutları, umutsuzluğu yırtıp atabileceğimizi de biliriz.

Birlik olmayı başarmış, bilinçli ve mücadeleci işçiler umutlarını asla kaybetmezler. Çünkü çok iyi bilirler ki ellerinde bu sömürü düzenini yerle bir edecek güç vardır. İşçilerin umutsuzluğa düşmesi sadece patronlar sınıfının işine yarar. Çünkü patronlar işçi sınıfının ne kadar güçlü olduğunu bilir ve ondan korkarlar. Eğer biz işçiler umudumuzu kaybedersek patronlar sınıfının insanlığı yok oluşa sürükleyen kapitalist sömürü düzeni asla yıkılmaz. Ama biz işçi sınıfının milyonları olarak sınıfsız, sömürüsüz bir dünyaya duyduğumuz özlemle harekete geçersek o zaman dünya yerinden oynar. Kapitalist barbarlığa inat umudu büyütmek gerek ve umut mücadeleyle büyür. Umutla örgütlenmekten ve mücadeleye atılmaktan korkmayalım, ileri atılalım. Daha güzel bir dünya, daha güzel bir yaşam için…

24 Haziran 2016

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Kapitalist sistemin yarattığı büyük çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler, derinleştirdiği toplumsal sorunlar her geçen gün daha fazla can yakıyor. 21’inci yüzyılın teknolojik gelişmişlik ve üretim düzeyine rağmen yüz milyonlarca insan açlık...
  • “Biz ekmeğimizin peşindeyiz.” Ne çok duyarız bu sözleri çalıştığımız fabrikalarda, işyerlerinde, grev ve direnişlerde. Kimi zaman yapılan bir yanlışın üzerini örtmek, bahane bulmak için kullanılır. “Bakma yapmak istemezdim ama işte ekmeğimizin...
  • Krizin ve Covid-19 salgınının yükü işçi ve emekçilerin üzerine yıkılmaya devam ediyor, yoksullaşma derinleşiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in Covid-19 Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu Raporu, İşsizlik Sigortası Fonunun...
  • Tüm dünya yeni bir yıla “merhaba” dedi. Çeşitli dillerde, farklı tonlarda çıktı bu merhabalar. İnsanlar yeni yılda yeni dilekler dilediler. Kimisi milyarlarına milyar istedi yüzü kızarmadan, mücevher takımına yeni yeni mücevherler istedi. Kimisi iş...
  • Otomotiv sektörüne plastik araba parçaları üreten bir fabrikada çalışıyorum. Covid-19 salgınıyla birlikte çalıştığımız fabrikada bir panik havası vardı. Televizyonlardan, internetten yayılan korku ve panik havası hemen herkesi çok etkiledi. Toplum...
  • Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’nin ilk aylarında hayatımıza giren pandemiyle birlikte yaşamımız içinden çıkılmaz hale geldi. İşsizlik, yoksulluk derken bir de üstüne gelen yasaklarla beraber nefes alamaz olduk. Biz işçiler için zor bir yıldı....
  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...
  • Sağlık sistemindeki çöküş salgınla birlikte daha görünür hâle geldi. Sağlık çalışanlarının yükü artarken, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sağlık işçileri bu duruma sessiz kalmıyor. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının (SES...
  • Çok şahit olmuşuzdur ilginç haber başlıklarına. “Emeklilere Müjde”, “Çalışanlara Müjde”, “Artık Herkes Kıdem Tazminatı Alacak” vs... Ama haber içeriğine baktığımızda hiç de müjdeli bir şeyle ya da başlıkta söylendiği gibi heyecan verici bir haberle...
  • “Bir adım öne geçme zamanı! 60 yıllık tecrübemizi çalışma hayatımızın yarınları için seferber ediyoruz. Ülkemizi geleceğin merkezi yapmak için teknoloji hareketini başlatıyoruz.” Metal Sanayicileri Sendikası MESS ilk ürününü paylaşmaktan gurur...
  • Sağlıklı bireyler olabilmek başta sağlıklı beslenmekten geçiyor. İyi beslenenler daha az hasta olurlar. Özellikle kanser gibi önemli hastalıklara yakalanma riskleri de düşer. Bağışıklık sistemleri güçlü olduğundan Covid-19 gibi bulaşıcı hastalıklara...
  • Koronavirüs salgını dünyanın her yerinde sağlık işçilerinin iş yükünü daha da arttırdı. Bu süreçte hayata geçirilen tüm uygulamalar bilim kisvesi altında yapılırken gelin biz de artan iş yükü ve gece mesailerini bilimsel çerçevede değerlendirelim....
  • Ah ah ne günlerdi! Hasta olmaktan ve iğnelerden korksam da hasta olunca yiyeceğim güzel yemeklerin hayalini kurardım çocukken. O zamanlar pek öyle dolabımız dolmazdı. Okula giderken yılda toplasan beş defa bile harçlık aldığımı bilmem. Alsak bile en...

UİD-DER Aylık Bülteni