Navigation

Buradasınız

Durumu Değiştirmenin Yolu Birleşip Mücadele Etmekten Geçiyor!

İşçi Dayanışması Bülteni, No:106
Nasıl oluyor da üreten işçi sınıfı ürettiklerinden bu denli az pay alabiliyor? Bunun birinci nedeni kapitalist sömürü sistemi ve mülkiyet ilişkileridir. İkinci nedeni ise, üreten sınıfın örgütsüz olmasıdır.

Asgari ücrete yapılan 94 liralık zamla, 2017 yılı boyunca geçerli olacak asgari ücret 1271 liraya yükseldi. Asgari Geçim İndirimini de eklediğimizde, işçinin eline geçen para miktarı 1404 liraya çıkıyor. Bu denli büyük miktarda parayla kim ne yapar bilinmez tabii! Amiyane deyimle “bozdur bozdur harca!” Şaka bir yana, tüm işçileri ilgilendiren asgari ücret, bir kez daha sefalet ücreti olarak kaldı. Üstelik 94 liralık zam, daha işçinin cebine girmeden hayat pahalılığı karşısında eriyip gitti. Aslında asgari ücretin dolar karşısındaki durumu, bu gerçeği çarpıcı şekilde gözler önüne seriyor. Meselâ 2008’de 414 dolar olan asgari ücret, 2016’nın sonunda 375 dolar civarına inmişti. Ocak ayının ilk günlerinde ise, asgari ücretin karşılığı 370 dolardı. Yani 94 liralık zamma rağmen asgari ücret, 2016’nın da gerisine düşmüş bulunuyor.

Dolar lira ilişkisine değinmemizin nedeni borsa oyunlarıyla ilgileniyor oluşumuz değil. Doların yükselmesiyle tüm geçim araçları zamlanıyor ve ücretlerin alım gücü düşüyor. 94 lira işçinin cebine girmeden buhar oldu; peki 2017’nin ortasında veya sonunda asgari ücretin durumu ne olacak? Asgari ücrete ya da biraz onun üzerinde ücrete çalışanların sayısı 8-9 milyonu buluyor. Esasında ister asgari olsun ister olmasın Türkiye’de işçi ücretleri, bir işçinin ailesini asgari standartlarda geçindirmesi için yeterli değil. İşte bu yüzden işçiler, gece gündüz demeden fazla mesai yaparak gelirlerini arttırmaya çalışıyorlar.

Asgari ücret ya da genel olarak işçi ücretleri, bir ülkede üretilen toplumsal değerden işçi sınıfının payına ne düştüğünün aynasıdır. Üretilen toplumsal değerden işçi sınıfının payına düşen kısım, her geçen gün azalıyor. Çeşitli verilere göre, Türkiye’de, ücretlerin milli gelir içindeki payı 1999’da %52,2 iken, bu oran 2015’de %34’e düşmüştür. Üstelik bu düşüş, ücretli olarak istihdam edilen nüfus arttığı halde yaşanmıştır. İşçinin azalan payı buhar olup uçmuyor, patronların cebine giriyor. Nitekim en zengin %1’lik kesimin toplam servetten aldığı pay 2002 yılında %39 iken, bu oran 2014 yılında %54’e yükselmiştir. Bu oran son iki yıl içinde daha da artmış bulunuyor. Aynı yıllar içinde dolar milyarderlerinin sayısının 4’ten 40’lara tırmanması bir tesadüf olmasa gerek.

Bugün iktidar partisinin izlediği toplumu kutuplaştırma ve düşmanlaştırma siyaseti, işçi sınıfını bölüp paramparça ediyor. İşçi sınıfı örgütsüz ve sınıf bilincinden yoksun olduğundan ötürü hakları için mücadele veremiyor. İşte tam da bu yüzden hükümet ve sermaye sınıfı asgari ücrete sadece 94 lira zam yaparken korkmuyor.

Demek ki “kişi başına milli gelir artıyor” söyleminin biz işçiler için hiçbir kıymeti yok. Bir yıl içinde üretilen toplam değeri tüm nüfusa eşit bir şekilde bölerek bizi kâğıt üzerinde zengin etme cinliği, gerçekleri ortadan kaldırmıyor. Neticede milyonlarca işçi düşük ücretlere çalışmaya ve yoksulluk yaşamaya devam ederken; kapitalistler ve bize bu asgari ücreti reva gören hükümet çevreleri zenginlik denizinde yüzüyorlar.

Bu tablo gerçek ve acı verici bir tablo! Peki, nasıl oluyor da üreten işçi sınıfı ürettiklerinden bu denli az pay alabiliyor? Bunun birinci nedeni kapitalist sömürü sistemi ve mülkiyet ilişkileridir. İkinci nedeni ise, üreten sınıfın örgütsüz olmasıdır. İşçi ücretlerinin ne düzeyde olacağını, patronlar ile işçiler arasındaki güç dengesi belirler. Tek tek işçiler bunun farkında olsun ya da olmasınlar, gerçek budur. Kapitalist düzende iki ana sınıf var: Bir tarafta sermaye sınıfı, öte tarafta ise işçi sınıfı! Doğal olarak farklı çıkarlara sahip bu iki sınıf, aslında sürekli mücadele halindedir. Bu mücadelenin bir gereği olarak sermaye sahipleri, ücretleri aşağıya çekmeye çalışırlar. Onlar için esas önemli olan, işçinin karnını doyurması ve sömürülmeye hazır hale gelmesidir. Bu yüzden, işçinin fiziksel varlığını yeniden üretmesine yetecek bir ücreti kâfi görürler. Zira işçi ücretlerinin düşmesiyle kârları yükselir. İşçi sınıfı ise ücretleri yükseltmeye, çalışma saatlerini düşürmeye ve yaşam koşullarını iyileştirmeye çalışır. İşte bu mücadelede kim güçlüyse o kazanır.

Peki, gücü ne belirler? İşçilerin üretmesi, dolayısıyla üretim sürecini kontrol etmeleri ve kalabalık olmaları çok önemlidir. Ancak işçiler birlik içinde değillerse ve işçi sınıfı bilinciyle hareket etmiyorlarsa, üretimden gelen güçlerinin hiçbir kıymeti yoktur. Aynı bugün Türkiye’de olduğu gibi… Ama işçi sınıfı ne zamanki sendikalarda örgütlenir, kendi çıkarlarını savunan siyasi örgüt ya da partilerde birleşir ve güçlenirse, işte o zaman her şey değişir. Bu durumda, sermaye sınıfı ile işçi sınıfı arasındaki güç dengesi işçilerin lehine değişmeye başlar.

Meselâ Avrupa’da işçi sınıfı 1830’lardan başlayarak birleşmeye ve hakları için mücadele etmeye başlamıştır. İşçi sınıfının örgütlülüğü güçlenip mücadele büyüdükçe, ücretler yükselmeye, iş saatleri düşmeye ve işçilerin yaşam koşulları iyileşmeye başlamıştır. En basitinden, demokrasinin olmazsa olmazı sayılan genel oy hakkı bile, işçi sınıfının mücadelesi sayesinde kazanılmıştır.

1900’lerin birinci yarısında, işçi sınıfı ile sermaye sınıfı arasındaki güç dengesinin değişmesinde, 1917 Ekiminde Rusya’da işçi sınıfının bir devrimle iktidara gelmesi belirleyici olmuştur. İşçi devrimi, tüm dünyada fırtına etkisi yaratarak sermaye sınıfının yüreğine korku salmıştır. Bu dönemde Avrupa ülkelerinde işçi sınıfı güçlenirken, patronlar sınıfı, bir işçi devrimi korkusuyla sarsılmaya başlamıştır. Araya giren İkinci Dünya Savaşı da işçi sınıfının gücünü kıramamıştır. İşte bu ortamda sermaye sınıfı, mecburen “sosyal devlet” uygulamalarını devreye sokmuştur. Ücretler yükselip iş saatleri düşerken, işçilerin yaşam koşulları da iyileşmiştir. Ancak işçi sınıfı örgütlü gücünü kaybetmeye başladığı anda, 1980’lerin başından itibaren, kazandığı hakları kaybetmeye başlamıştır.

Aynı dönemde ordu, patronların çağrısıyla Türkiye’de yönetime el koymuştu. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin amacı işçi sınıfının örgütlü gücünü kırmak ve güç dengelerini patronların lehine değiştirmekti. Çünkü bu dönemde işçiler örgütlü ve bilinçliydiler. Darbeciler işçilerin tüm örgütlerini kapattılar, ekonomik ve demokratik haklarına el koydular ve toplumu baskı altına alarak sindirdiler. İşte bu yüzden büyük patronlardan Halit Narin, “bugüne kadar biz ağladık işçiler güldü, ama artık gülme sırası bizde” demiştir.

1980’den beri işçi sınıfı örgütsüz ve dağınık durumdadır. Bugün iktidar partisinin izlediği toplumu kutuplaştırma ve düşmanlaştırma siyaseti, işçi sınıfını bölüp paramparça ediyor. İşçi sınıfı örgütsüz ve sınıf bilincinden yoksun olduğundan ötürü hakları için mücadele veremiyor. İşte tam da bu yüzden hükümet ve sermaye sınıfı asgari ücrete sadece 94 lira zam yaparken korkmuyor. Patronlar istedikleri gibi at oynatıyorlar. Bu durumu tersine çevirmeden, yaşam koşullarımızda hiçbir olumlu değişiklik gerçekleştiremeyiz.

18 Ocak 2017

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...

UİD-DER Aylık Bülteni