Navigation

Buradasınız

İşçi Sınıfı ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri

Temmuz 2014, No:76
Egemenler, devleti nasıl yönetecekleri konusunda anlaşmazlık içindedirler. Bundan dolayı her iki burjuva kesim de halkın çoğunluğunun desteğini almaya ve zafer kazanmaya çalışıyor. CHP ve MHP’nin “çatı adayı” Ekmeleddin İhsanoğlu ekmekten, Erdoğan ise 2023 hedefinden ve “büyüyen Türkiye”den söz ediyor. İşçileri ve yoksulları ilgilendiren yakıcı sorunlar yine gündeme alınmış değildir.

10 Ağustosta cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak. Türkiye’de cumhurbaşkanı ilk kez halk oylamasıyla seçilecek. Birinci turda %50’den fazla oy alan aday seçimleri kazanacak, aksi takdirde en çok oy alan iki aday ikinci turda tekrar yarışacak ve en çok oyu alan cumhurbaşkanı seçilecek.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri, egemen güçler tarafından bir rejim sorununa dönüştürülmüş durumda. AKP’nin ve özellikle de Başbakan Erdoğan’ın uzun bir süredir başkanlık sistemini savunduğu ve bunu hayata geçirmek için çalıştığı biliniyor. Erdoğan, tüm devlet yetkilerini elinde toplama ve “başkan baba” edasıyla toplumun her şeyine karışma niyetindedir. Ancak başkanlık sistemi için anayasal değişiklik gereklidir. Bunu yapacak vekil sayısına sahip olmayan AKP, başkanlık sistemini dolaylı olarak, cumhurbaşkanlığı üzerinden devreye sokmak istemektedir. Nitekim Erdoğan, sembolik bir cumhurbaşkanı olmayacağını, cumhurbaşkanının yetkilerini kullanacağını ve başkan gibi hareket edeceğini açıklamış bulunuyor. CHP ve MHP’nin temsil ettiği diğer burjuva güçler ise (yani sermaye kesimlerinin muhalefet kanadı), cumhurbaşkanının başkan gibi hareket etmesine karşı çıkmakta ve şu anki rejimin devamını savunmaktadırlar.

Anlaşılacağı üzere egemenler, devleti nasıl yönetecekleri konusunda anlaşmazlık içindedirler. Bundan dolayı her iki burjuva kesim de halkın çoğunluğunun desteğini almaya ve zafer kazanmaya çalışıyor. CHP ve MHP’nin “çatı adayı” Ekmeleddin İhsanoğlu ekmekten, Erdoğan ise 2023 hedefinden ve “büyüyen Türkiye”den söz ediyor. İşçileri ve yoksulları ilgilendiren yakıcı sorunlar yine gündeme alınmış değildir. İşçilerin ve emekçilerin tek derdi karınlarını doyurmak, hele hele yalnızca kuru ekmekle doyurmak değildir. AKP’nin ve Erdoğan’ın sürekli olarak övdüğü “büyük Türkiye”de milyonlarca işçinin payına sadece asgari ücret düşmektedir. “Büyüyen Türkiye”de patronlar sermayelerini büyütürken, her ay 100’den fazla işçi iş kazalarında yaşamını kaybetmektedir. Soma’da 301 madencinin ölmesi, “büyüyen Türkiye”nin ve AKP’nin eseridir.

Kardeşliğimizi güçlendirmek için tüm inançlara özgürlüğü savunmalı, ezilen Kürt halkının haklı taleplerini desteklemeli ve böylece Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini güçlendirmeliyiz. İşte cumhurbaşkanlığı seçimlerine bu bakış açısıyla bakmalıyız.

“Büyüyen Türkiye”de işçilerin çalışma ve yaşam koşulları son derece kötüdür. Dolayısıyla Türkiye ekonomisinin büyümesi sebepsiz değildir, onu büyüten iliklerine kadar sömürülen işçilerdir. Ama Erdoğan’a göre biz işçiler tüm bunları bir kenara atmalı ve  “büyüyen Türkiye”den gurur duymalıyız. Kardeşler, milli gurur okşamasıyla tüm dertlerimizi unutmamız isteniyor. Bunlara kanmayalım! Uyanık olmak zorundayız! AKP hükümeti ve patronlar sınıfı Ortadoğu’da pazar ve yatırım alanları elde etmek istiyor. Amaç patronların sermayesini daha da büyütmektir. Bu doğrultuda AKP kanlı ve mezhepçi bir siyaset izliyor. Bu siyasetini “büyüyen, küresel ölçekte söz sahibi Türkiye” sözleriyle meşrulaştırmaya çalışıyor. Belki bazı işçi kardeşlerimiz “ne güzel işte Türkiye de söz sahibi olacak” diyebilir. Ancak işçilere bir faydası olmayan bu siyasetin kanlı sonuçları olduğunu ve söz sahibi olacakların Türkiye’nin işçileri değil patronları olacağını akıldan çıkartmayalım. Onlar söz sahibi olmaya devam ettikçe işçilerin, emekçilerin başına neler geldiğini ise hepimiz biliyoruz.

İşte Suriye’ye bakın! AKP, Ortadoğu’da patronların önünü açmak için önce “komşularla sıfır sorun” adıyla bir siyaset geliştirdi. Suriye ile yakın ilişki kuruldu, Erdoğan Suriye lideri Esad’ı kardeşi ilan etti. Lakin ne  zaman ki çıkarları çatışmaya başladı, o zaman kardeşlik bitti ve Esad katil ilan edildi. Çünkü “sıfır sorun” söylemi yalnızca insanları aldatmak üzere dile getirilmiş bir söylemdi. Türkiye Esad rejimini yıkmak için elinden geleni yaptı, yapıyor. Bu yapılırken, Ortadoğu’da Sünni mezhebine dayalı güçler desteklendi, Esad üzerinden Alevilik ve Şiilik hedef alındı. El-Kaide’ye bağlı El-Nusra ve IŞİD türü radikal İslamcı gruplara muazzam paralar ve ağır silahlar aktarıldı. Suriye iç savaş sonucunda tam anlamıyla cehenneme dönerken, yüz binlerce insan öldü ve milyonlarcası evini terk etti. Ama Esad rejimi yıkılmadı.

Bölgede savaş yayıldıkça, Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı örgüt Musul’u ele geçirdi ve esir aldığı Irak ordusundaki binlerce Şii askeri kurşuna dizdi. Yüzlerce insanın kafalarını keserek tam bir vahşet sergiledi. Bu örgüt Şiilere karşı cihat ilan etmiş durumda. Ortadoğu’da egemenlik savaşı veren Suudi Arabistan Sünnilerin, İran ise Şiilerin arkasında duruyor. Giderek tırmanan mezhep savaşı tüm Ortadoğu’yu ve Türkiye’yi tehdit ediyor. Bunlar olurken, AKP iktidarı ağzını açıp IŞİD hakkında kınayıcı tek kelime etmemiş ve mezhep kavgasını eleştirmemiştir. Çünkü AKP ve Erdoğan, Ortadoğu’daki siyasetini mezhep savaşını körüklemek ve bu savaşta Sünni cepheyi desteklemek üzerine kurmuştur.

Bu siyaset, aynı zamanda Türkiye’deki yapay siyasal kutuplaşmanın mezhepçilik üzerinden devam ettirilmesidir. Eğer Ortadoğu’daki mezhepçi kavga Türkiye’ye sıçrarsa, bu işçiler için tam anlamıyla bir felâket olur. İşçilerin şu ya da bu nedenle bölünmesi yalnızca patronların, AKP, CHP ve MHP gibi düzen partilerinin işine gelir. İşte bu nedenle çok uyanık olmalı, yapay kutuplaşma ve mezhepçilik oyununa düşmemeliyiz.

Bu oyunu ancak işçi sınıfı bilinciyle hareket edersek bozabiliriz. Biz işçiler hangi din, mezhep ve inançtan olursak olalım biriz, kardeşiz, aynı sınıfın parçasıyız. Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Laz tüm işçiler aynı kaderi paylaşıyorlar. Bu nedenle sömürücü kapitalistlere ve AKP, CHP ve MHP gibi düzen partilerine karşı birlikte hareket etmeliyiz. Kardeşliğimizi güçlendirmek için tüm inançlara özgürlüğü savunmalı, ezilen Kürt halkının haklı taleplerini desteklemeli ve böylece Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini güçlendirmeliyiz. İşte cumhurbaşkanlığı seçimlerine bu bakış açısıyla bakmalıyız. HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş demokratik hakların geliştirilmesini, ezilen Kürt halkının taleplerinin karşılanmasını ve tüm inançlara özgürlük sağlanmasını savunuyor. Onun desteklenmesi, işçilerin birliği ve halkların kardeşliği yolunda önemli bir adım olacaktır.


pdf
19 Temmuz 2014

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • 19 Ocakta Gebze’de yapılan mitingde Birleşik Metal-İş genel başkanı, işçilerin baskısına dayanamayarak 5 Şubatta greve çıkılacağını açıklamıştı. Keza Türk Metal de grev kararı almış ama tarihini açıklamamıştı. Bu gelişme üzerine MESS tekrar...
  • Yunanistan’da kamu ve özel sektör işçileri hükümetin sosyal güvenlik sistemi için hazırladığı saldırı tasarısını 24 saatlik bir genel grevle protesto etti. Sağlık ve sosyal güvenlik sisteminin özelleştirilmesini içeren yasa tasarısına “hayır” diyen...
  • Çok uzun zamandır her sektörden işçinin gözü kulağı metal işçilerinin MESS’in dayatmalarına karşı giriştiği eylemlerdeydi. MESS’in işçileri hor gören tavrına karşı işçilerin “grev” kararlılığı sadece sendikalı işyerlerinde, fabrikalarda değil,...
  • Kasım ayında damat bakan kameraların karşısına geçmişti. “Dar gelirlilere düşük faizli ev müjdesi” açıklaması malum medya ağzıyla ballandıra ballandıra verilmeye başlandı. Üstüne de “20 yıl kira öder gibi” eklenince bu “müjdeli” açıklama asgari...
  • Benim adım Hazal. 4 buçuk yaşındayım. Benim annem her gün beni bırakıp işe gidiyor. Ben annemin işe gitmesini hiç istemiyorum, çünkü beni parka götürsün istiyorum. Her gün anneme soruyorum “Pazar günü de işe gidecek misin? Ben seni çok özlüyorum.”...
  • Şubat ayının ilk haftasında Âdem Yarıcı adlı işçi, Hatay Valiliği önünde “çocuklarım aç” diyerek kendini ateşe verdi ve hastaneye götürülürken hayatını kaybetti. Türkiye’de daha önce olmayan şeyler oluyor. İşsizlik ve yoksulluğun pençesinde kıvranan...
  • Değerli arkadaşlar, sizlere bu mektubu yazmamdaki amacım, fabrikamda yaşadığım ama aslında işçi sınıfının tümünü ilgilendiren örgütsüzlüğün bizleri ne hale düşürdüğünü göstermektir. Metal sektöründe çalışıyorum. Eşim, çocuklarımızın küçük olmasından...
  • Aylardır beklediğimiz metal işçilerinin toplu iş sözleşmesi istenmeyen bir sonuçla bitirilmiş oldu. Sözleşme süresince çeşitli fabrikalardan arkadaşlarla ve yakınlarımla fikir alışverişi yapıyorduk. Gelinen nokta ne yazık ki mücadeleci bir...
  • Ekonomik kriz ve onun yarattığı işsizlik başta olmak üzere kapitalizmin türlü sonuçları emekçilerin yaşamını cehenneme çevirmeye devam ediyor. Gün geçtikçe artan sayıda insan, intihar ederek yaşamına son veriyor. Çeşitli kentlerden art arda intihar...
  • Bizler bir kamu hastanesinde çalışan sağlık işçileri olarak yazıyoruz bu mektubu. Yakın zaman önce UİD-DER çatısı altında İstanbul’un çeşitli hastanelerinden sağlık işçileri olarak bir araya geldik. O güne dair fikirlerimizi, duygularımızı sizlerle...
  • Bursa Kestel’de bulunan Bodo Bode-Doğrusan Otomotiv fabrikasında çalışan işçiler sendikalaştıkları için işten atıldı. Türk-Alman ortaklığıyla kurulan fabrikada işçilerin sendikaya üye olduğu bilgisini alan patron, saldırıya geçti ve işten atmalara...
  • 16 yaşında, gençliğe yeni adım atmış bir kızdım. 1993 yılının Haziran ayının son günü hayatımın geride kalanı, 1 dakika içinde değişmişti. Okula gitmek için bindiğim otobüsten indiğimde arkadan gelen vidanjör bana çarpıp altına almıştı. O çarpmanın...
  • Kardeşler yaşadığımız düzende gün geçtikçe sorunlarımız artıyor. Ekonomik kriz, işsizlik, sürekli artan vergiler, zamlar, sefalet ücretlerine mahkûm edilmemiz, çocuklarımızın eğitim sorunları ve buna ekleyebileceğimiz onlarca sorun. Bu sıkıntılar...