Navigation

Buradasınız

İşçi Sınıfından Uzak Sendika Genel Kurulları

Ocak 2012, No: 46

Son birkaç ayda birçok sendika şube, genel merkez ve konfederasyon genel kurulları yapıldı. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) ve Birleşik Metal İşçileri Sendikası (BMİS) genel kurulları Aralık ayında gerçekleştirildi. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) genel kuruluysa Şubat ayında gerçekleştirilecek. Art arda gerçekleşen sendika genel kurulları, sendikalı veya sendikasız bütün işçiler için önem taşıyor. Bu genel kurullar neticesinde sendikalarımıza mücadeleci bir anlayışın hâkim kılınması, hükümetin ve patronların saldırılarına boyun eğmeyen yönetimlerin işbaşına gelmesi gerekiyordu.  Fakat ne Türk-İş ne BMİS ne de diğer sendika genel kurulları, işçi sınıfının çıkarlarının temel alındığı, işçilere güven veren ve hak gasplarına karşı mücadeleyi önüne koyan yönetimlerin işbaşına geldiği genel kurullar oldu.

Özellikle Türk-İş Genel Kurulu, konfederasyon yönetiminin işçilerden ne denli uzak olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Türk-İş Genel Kurulu, Ankara’nın merkezinden 27 kilometre uzaktaki Büyük Anadolu Oteli’nde gerçekleştirildi. Patron örgütlerinin temsilcileri, AKP’li bakanlar ve CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu genel kurula alınırken, işçiler ve işçi sınıfının mücadelesinin öncüleri olan sosyalistler salona alınmamıştır. İşçilerin kürsüsünde sermaye partileri ve bakanlar nutuk atarken, işçiler konuşturulmamıştır. İkinci kez seçimleri kazanan Mustafa Kumlu yönetimi, işçi sınıfının sorunlarını kongre gündemine taşımamış, işçi sınıfına dönük saldırılara karşı bir mücadele hattı ortaya koymamıştır. AKP yalakası Türk-İş üst bürokrasisi, sendikal yasakların kaldırılması, işçi sınıfının örgütlenmesinin önündeki engellerin temizlenmesi, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, işten atmaların durdurulması, iş saatlerinin kısaltılması, ücretlerin yükseltilmesi gibi konularda ağzını açmamıştır.

Genel kurulda, Kumlu yönetimine karşı alternatif bir liste çıkartan Sendikal Güç Birliği Platformu’nun basıncıyla, kıdem tazminatının gaspına karşı “genel grev” kararı alınmıştır. Ancak biliyoruz ki, sendikaların tabanındaki işçiler basınç bindirmedikleri müddetçe, bu karar, bürokratlar tarafından ya uygulanmayacak ya da sözde uygulanacaktır. Yine biliyoruz ki, koltuklarını düşünen ve sendikaları işyeri gibi gören bürokratlar, grevden en az hükümet kadar korku duymaktalar.
Türk-İş Genel Kurulu’ndan bir hafta sonra yapılan BMİS Genel Kurulu da işçilerden ve mücadeleden uzak, bürokratik şova dönüştürülen bir genel kurul olmuştur. Beş yıldızlı Titanic Otel’de yapılan BMİS Genel Kurulu’nda işçi kürsüsü, muhalefetteki sermaye partilerine açılmıştır. CHP’sinden Saadet Partisi’ne kadar düzen partilerine işçi sınıfının kürsüsünden nutuklar attırılmıştır. Lafa geldiğinde mücadeleden dem vuran BMİS yönetimi, beş yıldızlı otelde genel kurul yapmaktan geri durmamıştır. Metal işçilerinin aidatları grevlere, direnişlere ve işten atılan işçilerin ihtiyaçlarına ayrılmayıp lüks otellere harcanmaktadır. Kan kaybeden sendikanın canlandırılmasına, bu temelde mücadeleci işçilerin öne çıkmasına, yönetime gelmesine ve hain Türk Metal bürokratlarının pençesindeki metal işçilerinin örgütlenmesine dair kararlar alınmamıştır. Türk-İş Genel Kurulu’nda olduğu gibi, BMİS Genel Kurulu’nda da mücadeleci işçiler konuşturulmamış, konuşturulanlar ise sürekli taciz edilmiştir.

Bu iki kongre yalnızca iki örnektir. Diğer sendika genel kurulları da farklı değildir. Hatta Türk Metal çetesi söz konusu olduğunda ortada bir genel kuruldan söz etmek dahi mümkün değildir. Peki, sendika genel kurullarının işçilerden uzak, işçilerin sorunlarının tartışılmadığı, süren saldırılara karşı ne yapılacağı ve nasıl yapılacağının ortaya konmadığı yerler olmasının nedeni nedir? Bunun en temel nedenlerinden birisi sendikal bürokrasinin sendikaları ele geçirmesidir. Bürokrasi, sendikaları kendi işyeri gibi görmekte, işçilerin haklarından ziyade koltuğunu korumayı gündemine almakta ve buna göre hareket etmektedir. Dolayısıyla da genel kurullara işçilerin gündemi değil bürokratların yönelimleri damga basmaktadır. Sendikalara hâkim olan bürokratlar, kendi uzantıları haline getirdikleri delegeleri seçtirerek genel kurulları daha baştan kontrolleri altına almaktalar. Örneğin Türk-İş delegelerinin çoğu, işyerlerinde çalışmayan profesyonel yöneticilerden oluşmaktadır. Tabanın söz sahibi olmadığı bu durumda, işçiler daha en baştan sürecin dışına itilmiş oluyorlar.

Fakat bu durum işçilerin sendikalardan uzak durması gerektiği anlamına gelmiyor. Mücadeleci işçilere düşen görev sendikaları yeniden mücadele ve dayanışma örgütleri haline dönüştürmektir. Sendikaları yeniden güçlü birer işçi örgütü haline getirmek için taban örgütlülüklerimizi güçlendirmeliyiz.  İşyerlerinde taban örgütlülüklerimizi güçlendirerek, yani gerçekten de örgütlenerek sendikalı, taşeron, sözleşmeli işçi ayrımı yapmadan birlik olmalı, sorunlar ve çözüm yollarını ortaklaştırmalıyız. Sendika yönetimlerini harekete geçirmek amacıyla tabandan basınç bindirmeliyiz. Unutmamalıyız ki hükümetlerin ve patronların saldırıları önümüzdeki dönemde artarak devam edecektir. Sendikal bürokrasinin mücadele derdi yoktur. Sermayenin saldırılarını durdurmak için sendikalarımıza sahip çıkmalı, her türlü zorluğa rağmen mücadeleyi büyütmeliyiz.

15 Ocak 2012

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...

UİD-DER Aylık Bülteni