Navigation

Buradasınız

Bütçe Nereye Gidiyor, İşçilerin Payına Ne Düşüyor?

Ocak 2012, No: 46

Geride bıraktığımız 2011 yılı boyunca dünyada işçilerin haklarına yönelik saldırılar artarak devam etti.  Pek çok ülkede işçiler, emeklilik yaşının yükseltilmesi, ücretlerin düşürülmesi ve vergilerin arttırılması, ikramiye ve tazminatlara el konulması, iş saatlerinin uzatılması gibi saldırılarla karşı karşıya kaldı, kalıyor. Patronlar sınıfı ve onların emrindeki hükümetlerin yeni yılda daha da pervasız saldırılara girişecekleri ortadadır. Giderek derinleşen küresel krizin yükünü işçi sınıfına yıkmak isteyen kapitalistler, 2012’de de “kemer sıkma” politikalarına uygun bütçeler hazırlıyor, yasal düzenlemeler yapıyorlar. Türkiye’de de durum farklı değildir: Patronlar sınıfının temsilcisi olan AKP hükümeti, işçi sınıfının kazanılmış haklarını 2012’de de hedef tahtasına koymuş durumda!

2012 yılı bütçesi TBMM’de görüşüldü ve onaylandı. Kabul edilen bütçe, işçi sınıfı için daha fazla “kemer sıkma”, patronlar içinse krizi en az zararla atlatma, hatta krizden kârlı çıkma anlamına gelmektedir. Bütçe buna göre hazırlanmıştır. 2012 yılı için öngörülen bütçe geliri yaklaşık 330 milyar lira, gideri ise 351 milyar lira olarak tespit edilmiştir. Yani daha şimdiden 21 milyarı aşan açık var ve bu açığın daha da büyüyeceğini ön görmek için kâhin olmaya gerek yok. 2012 bütçesinde de tıpkı daha önceki yılların bütçelerinde olduğu gibi “işçiden, emekçiden, yoksuldan topla, sermayeye aktar” mantığı vardır. Bütçenin bir kısmı işçi ücretlerinden kesilen doğrudan vergilerden oluşmaktadır. Bir işçi, bordrosunu eline aldığında ücretinden kesilen vergilerin miktarını ve bu miktardaki artışı görebilir. İşçi, daha ücretini almadan vergi kesilip bordrosuna yansıtılır. Diğer taraftan dolaylı vergiler de eklendiğinde görülecektir ki, devletin bütçe gelirleri büyük ölçüde işçi-emekçi kesimlerden sağlanmaktadır. Ancak patronların ödeyeceği vergilere gelince durum değişmektedir. Patronlardan kesilen vergiler onların beyanlarına bağlıdır ve bu vergiyi ödemekten kaçmak için türlü hilelere başvurduklarını biliyoruz.

Patronların sermayesini büyütmek için çaba gösteren devlet, işçinin sırtındaki yükü hafifletmek içinse hiçbir girişimde bulunmuyor. Asgari geçim indirimi ile beraber 701 lira olan asgari ücrete rağmen eğitim, sağlık, ulaşım, konut ve gıda giderleri giderek artmaktadır. Okul çağındaki çocuk nüfusu artmış olmasına rağmen, bütçeden eğitime bu artışa uygun bir pay ayrılmamıştır. İşçi çocuklarına kaliteli ve parasız eğitim için bütçe ayırmayan ve eğitimin yükünü emekçilere yıkan devlet, sıra silahlanmaya geldi mi büyük kaynaklar bulabiliyor. Milli Savunma Bakanlığının tahmini bütçesi 32 milyar lira civarındadır. Üstelik buna silah alımı dâhil değildir ve doğrudan silaha harcanan para da eklendiğinde 32 milyar katlanarak artmaktadır. Buna karşın Milli Eğitim Bakanlığının bütçesi yalnızca 27 milyar liradır.  Emekçiye yok ama savaşa gani gani para var!

Durum sağlıkta da farklı değildir. Hükümet bütçeden sağlığa ayrılan payı 17 milyardan 14 milyar civarına düşürmüştür. Bütçe gelirleri geçen yıla göre artmasına rağmen, sağlığa ayrılan miktar azalmıştır. Sosyal sigortadan yararlanmanın kapsamı daraltılmakta ve sağlık her geçen gün paralı hale getirilmektedir. Yeşil kartın kaldırılması, milyonlarca yoksul emekçinin pirim ödemeye mecbur kılınması bunun bir başka ifadesidir. Ayrıca sağlık bütçesinin büyük kısmı çeşitli biçimlerde özel hastanelere aktarılıyor. İşçi ücretlerinden kesilen sigorta primlerine rağmen işçiler kapsamlı ve kaliteli sağlık hizmeti alamamaktalar. Sağlıkta katkı payı ve ilaçlardan kesilen para da cabası! Üstelik yeni düzenlemelerle katkı payları arttırılmakta, soygun büyümektedir. Oysa sağlık hizmeti kaliteli, ulaşılabilir ve parasız olmalıdır.

Geliri bin lira olan bir işçi ile milyoner bir patron, 2012 yılında da ekmek, zeytin, peynir gibi temel besinlere aynı miktarda KDV ödeyecek. İşçilerin giderlerinin çok büyük bir kısmını oluşturan bu tip temel ihtiyaçlar giderek daha da pahalanmaktadır. Asgari ücrete iyi bir zam yaptığını iddia eden hükümet, asgari ücretin alım gücünün ne kadar gerilediğinden hiç bahsetmemektedir. Açlık sınırı bin lira, yoksulluk sınırı ise 3 bin yüz lira olurken, asgari ücret, asgari geçim indirimi dâhil 701 lira düzeyinde kalmıştır. Asgari ücrete yapılan zamla günde sadece 244 gram nohut veya 100 gram beyaz peynir ya da 57 gram et alınabiliyor. Ekmekten doğalgaza, tüm temel ihtiyaç maddelerine zam üstüne zam geldiği düşünüldüğünde asgari ücrete yapılan zam daha da komik hale geliyor.

AKP hükümeti utanıp sıkılmadan “sosyal devleti” hayata geçirdiğini ileri sürüyor. Ama eğitimden sağlığa, ulaşımdan konuta, elektrikten suya hiçbir hizmeti ücretsiz karşılamıyor. Yani, esas olarak işçilerden sağlanan bütçe işçilere geri dönmemektedir. Türkiye ekonomisinin büyümesi ve dünyada 16. sıraya yükselmesi, işçilere düşen payın da büyüdüğü anlamına gelmiyor.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Avrupa’daki krizin nedenini yüksek işgücü maliyetlerine bağlıyor ve “onlar gibi olmamak için işgücünü ucuz tutmak gerektiğini” ileri sürüyor. Böylece Türkiye’de işgücünün ne kadar da ucuz olduğunu itiraf ediyor. Şimşek’e göre işçilerin yaşadığı krizin hiçbir önemi yok. O, bir avuç patronun krizini engellemek için sayısı milyonları bulan işçi sınıfını krizden krize sürüklemekte bir sakınca görmüyor. AKP hükümeti bu nedenle, 2012’de “Ulusal İstihdam Stratejisi” gibi süslü laflarla işçilerin haklarına saldırı projelerini hızla hayata geçirmeyi planlıyor. İşçi sınıfından bir tepki gelmezse, özel istihdam büroları açılacak. Deneme süresi 4 aya çıkarılacak. Esnek çalışma yaygınlaştırılacak. İş saatleri daha da uzatılacak. Kıdem tazminatına el konulacak.

Hükümetin ve sözcülüğünü yaptığı sermaye sınıfının bu pervasız saldırılarına geçit verirsek hepsi tek tek gerçekleşecek. Ama Yunanistan başta olmak üzere Avrupa’nın pek çok ülkesinde, Mısır’da, Çin’de, ABD’de ve daha nice ülkede işçi kardeşlerimizin yaptığı gibi mücadele bayrağını yükseltirsek patronların saldırılarını püskürtür, haklarımızı korur ve geliştirebiliriz.

15 Ocak 2012

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...
  • Hindistanlı işçilerin ve tarım emekçilerinin mücadelesi 50 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine...
  • Somalı madenciler 13 Mayıs 2014’te gerçekleşen ve 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan büyük maden faciasının ardından maden ocaklarının kapanmasıyla işsizliğe mahkûm edilmiş, tazminat ve alacakları da ödenmemişti. Bağımsız Maden-İş ve işçilerin...
  • Nisan 2020 itibariyle siyasi iktidar pandemi nedeniyle işten çıkarma yasağı getirdiğini “müjdelemişti”. Oysa gerçekler söylenenlerin tam tersiydi. İşten atma yerine ücretsiz izin uygulaması hayata geçirildi. Böylece patronların inisiyatifine...
  • Kayı İnşaat Cezayir’deki askeri hastane ve tesislerin inşaat şantiyelerinde çalıştırdığı işçilerin 1 yıllık ücretlerini ödemedi. İnşaat-Sen’de örgütlenen işçiler, 2019’un Aralık ayında ücretlerinin ödenmesi talebiyle Cezayir’de grev yaptılar, dava...
  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...
  • Geçtiğimiz haftalarda, çok bilindik bir program olan “Güldür Güldür”de işçi sınıfının örgütlülüğünün dağıtılarak yıllar içinde nasıl sorgulamayan işçiler yaratıldığı anlatıldı bir skeçle. İzlediklerimiz komik bir şekilde ele alınmıştı ancak bir kez...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...

UİD-DER Aylık Bülteni