Navigation

Buradasınız

Kömür Karası Yaşamlar, Kömür Karası Ölümler

Haziran 2010, No: 27

Bahar gelmiş, doğa tüm cömertliğiyle kendini dışa vurmaya başlamıştı. Doğanın canlanması insanı yaşama ve mutluluğa çağırıyordu. Ama Zonguldak Karadon’da ölüm kol geziyordu. Tarih yaprakları 17 Mayısı gösteriyordu. Yerin derinliklerinden, kara elmas diyarından kara haber geldi: Grizu patlaması! Madendeki grizu patlamasını duyan işçi aileleri; anneler, eşler, bacılar, kardeşler, babalar, gelinler madenin önüne koştu. 30 maden işçisinin sağ salim çıkıp gelmesi ve acının geride kalması için sabırsızlıkla beklediler. Tıpkı daha önceki grizu patlamalarında ve göçüklerde bekledikleri gibi…

Bu ilk değildi. İlk değildi ümitlerin kapkara acılara dönüşmesi. Ocağın derinliklerinden 30 işçinin ne sesi ne nefesi geldi. Kazma tutan, kara elmas söken o eller artık çalışmayacak. 30 işçinin evine, ocağına ateş düştü. Eve ekmek getiren eşler, babalar, oğullar artık yaşamıyor. Kimisinin eşi, birkaç çocuğu, kimisinin düğün hazırlığı yapan nişanlısı kaldı geride.

İşçi kardeşler, 30 maden işçisini göz göre göre kimler ölüme gönderdi? Madencilerin ölümüne “kader” diyenler, bütün önlemleri aldıklarını iddia edenler, taşeron şirketleri madene sokanlar, sendikaları işyerlerinden uzak tutanlar elbirliğiyle katlettiler işçi kardeşlerimizi. Devletin yetkili kurumları ve taşeron şirketlerin patronları katliamın ortaklarıdırlar.

Çalışma Bakanı Ömer Dinçer, taşeron sisteminin ölümlere neden olduğunu söylemenin insanları yanlış yönlendirmek olduğunu buyuruyor. Taşeron sisteminde çalışmanın ne demek olduğunu biz işçiler iyi biliriz. Sendikasız, genellikle sigortasız, iş güvencesiz çalışmaktır taşeronluk. Yani hiçbir güvence olmadan çalışmaktır. Ağır, uzun ve güvencesiz iş koşullarına en ufak bir itiraz, işsiz kalmak anlamına gelmektedir. Aynı bakan, sendikalar özel sektörde örgütlenemedikleri için taşeronluk sistemine karşı çıkıyorlar diyor. Yani aslında taşeronluğun kötü bir sistem olmadığını, sendikaların niyetinin başka olduğunu iddia ediyor. Oysa sendikaların örgütlenmesini engelleyenler, işçilerin sendikalaşmasının önüne geçenler, işçileri işten atanlar da patronlar değil mi?

Başbakan ölümlerin madencilerin kaderi olduğunu söylüyor. Bu kaderi kimler yazdı? İşte açıklamadığı gerçek budur. Sanki işçilerin çalışma koşullarını düzenleyen yasaları kendileri yapmıyormuş gibi konuşuyorlar. Neden işçilerin iş güvenliğini garanti altına alan yasal düzenlemeler hayata geçirilmiyor? Güvenlikli çalışma koşullarının sağlanması, işçilerin eğitilmesi ve denetimlerin uygun kişiler tarafından yapılması için, maden işçileri, Maden-İş sendikası ve Maden Mühendisleri Odası eylem yaptığında işçilerin üzerine defalarca polisi kim gönderdi? Maden-İş sendikası ve Maden Mühendisleri Odası 2005 yılından beri madenlerde sendikasız işçi çalıştırılmaması için defalarca eylem yaptı. Ama TTK ve diğer yetkililer, sendikanın ve Maden Mühendisleri Odası’nın eylemlerini ve uyarılarını dikkate almadılar. Eğer sendikanın uyarıları dikkate alınsaydı 30 maden işçisi şimdi mezarda olmayacaktı. Tıpkı tersanelerde katledilen 135 işçi gibi, son 6 ay içinde madenlerde ölen 64 işçinin hepsi sendikasız ve güvencesiz çalıştırılıyordu.

İşsizlik ve yoksulluk işçileri, ağır çalışma koşullarını kabul etmeye itmiştir. Eşi göçükte kalan Gülşen Karabektaşoğlu’nun feryadı bu gerçeği gözler önüne seriyordu: “Hep fakirler ölüyor. Benim kocam aşçıydı. Aylarca işsiz kaldığı için madene indi. Gidip basına açıklama yapıyorlar, gelip bize açıklama yapsınlar.” İşsiz kalan kocasının madene inmesini istemediğini, madende defalarca yaralandığını anlatan Karabektaşoğlu, sözlerine şunları ekliyor: “Altı yaşındaki kızım Ebral durumun farkına vardı. Bana «üzülme anne, babamın iş elbiselerini koklarız» diyor.”

Gözü yaşlı Dilek Arslan da açıklama bekliyor. Babasının raporlu olduğu halde madene sokulduğunu ve bunun hesabını soracağını haykırıyor ve ekliyor: “Maden ocağında üç kardeşim daha var. Biri kardeşim Erdem, diğerleri halamın çocuğu ve eniştem. Onların da ölmesini istemiyorum. Başbakan duysun bizi. Buraya gelsin. Yeraltında kalanların hepsi gariban, fakir…” Başbakan gelmesine geldi, ama “kader” deyip alınmayan önlemleri, patronların iş cinayetlerini takdir-i ilahiyle örtmeye çalıştı.

İşçi kardeşler, patronların ve temsilcilerinin kaderlerinde madende ölmek yok, ama bizim kaderimizde var. Çünkü kaderimizi onların yazmasına izin veriyoruz. Patronların alın yazımıza ağır çalışma koşulları, uzun iş saatleri, düşük ücretler, alınmayan önlemler, sendikasız çalıştırma ve ölüm yazmasını istemiyorsak bu gidişe dur demeliyiz. Patronların bizim için yazdıkları kaderi istemiyoruz. Örgütlenerek, bilinçlenerek ve patronlara karşı mücadele ederek kendi kaderimizi kendimiz yazmalıyız.

15 Haziran 2010

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...
  • 30 yaşında üniversite mezunu bir işsiz kadın arkadaşımız KPSS’den barajın üstünde puan aldıktan sonra devlet memurluğuna başvuru için klavye kursuna gidiyor. Anlattıkları milyonlarca gencin hikâyesi. Bin bir hayalle üniversiteden mezun olduktan...
  • Fırat Eroğlu henüz 17 yaşındaydı, uzun kirpikleri, kara gözleriyle şirin mi şirin bir delikanlıydı. Motokurye olarak çalışıyordu. Ne yazık ki her gün iş kazalarında yaşamını yitiren onlarca işçiden biri oldu gençliğinin baharında. UİD-DER’li...
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı...

UİD-DER Aylık Bülteni