Navigation

Buradasınız

Türkiye Ekonomisi Büyürken İşçilerin Payına Ne Düşüyor?

Ekim 2011, No: 43

AKP hükümeti ve Başbakan Erdoğan sevinmemiz gerektiğini söylüyor: Çünkü Türkiye ekonomisi büyüyor. Türkiye Çin’den sonra en hızlı büyüyen ikinci ekonomi. Pek güzel! Bu ekonomik büyüme ne pahasına gerçekleşiyor ve bu büyümeden işçilerin payına ne düşüyor? Tüm işçi kardeşlerimizin bu soruyu kendilerine sorması lazım.   

Başta ABD ve Avrupa ülkelerini kasıp kavuran küresel krizin etkileri 2008-2009’da Türkiye’de çok şiddetli bir şekilde hissedildi. Türkiye ekonomisi %15 düzeyinde küçüldü. Bu küçülmenin bedelini yine her zaman olduğu gibi biz işçiler ödedik: Bir milyonun üzerinde işçi işten atıldı, kriz bahane edilerek ücretler yükseltilmedi, iğneden ipliğe her şeye zam gelirken, iş saatleri uzatıldı ve iş temposu arttırıldı. Kriz bu denli etkili olmasına rağmen AKP hükümeti “kriz bizi teğet geçti” demişti. Krizin patronları teğet geçtiğini, ama işçileri kalbinden vurduğunu her işçi kardeşimiz kendi yaşamına bakarak anlayabilir. Tüm bunları da aklımızın bir köşesinde tutalım.  

Şimdi gelelim büyüyen ekonomiye: AKP hükümeti, 2023’te Türkiye’nin dünyada 10. büyük ekonomi düzeyine yükseleceğini, hedeflerinin bu olduğunu söylüyor. Bu da demektir ki, işçiler patronların kârı için daha çok çalışacak, daha çok ter akıtacak, daha çok yorulacak, daha çok iş kazası geçirecek, sakat kalacak veya ölecekler. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Patronlar için kâr önemlidir. Üzerinde yaşadığımız toprakların kapitalistleri de farklı değil. Onların da derdi işçileri sömürerek büyümektir. İşçi sınıfının ürettiği toplumsal değerden kendi payına yalnızca kuru bir asgari ücret düşüyor, üstelik de bu ücret asgari en temel ihtiyaçlarına bile yetmiyor. Demek ki ekonominin büyümesi kapitalist sistemde esas olarak patronları sevindiriyor.

Meseleyi biraz daha açalım: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun açıklamasına göre Türkiye’de son bir yılda 10 bin kişi daha milyoner (eski paraya göre trilyoner) düzeyine yükselmiş. Böylece Türkiye’de toplamda milyoner sayısı yaklaşık 42 bin kişiye çıkmış. Amerikan Forbes dergisi ise, 2011 yılında Türkiye’deki milyarder (eski parayla katrilyoner) sayısının 28’den 38’e yükseldiğini açıkladı. Yani Türkiye, Afrika ve Ortadoğu’da en çok milyarder sayısı olan ülke konumuna yükseldi. Görüldüğü üzere patronlar sınıfı, 75 milyonluk Türkiye nüfusunun küçük bir kısmını oluşturmalarına rağmen, toplam zenginliğin çok büyük bir kısmını ellerinde topluyorlar. Evet, Türkiye ekonomisi sadece ve sadece patronlar için büyüyor, işçi ve emekçilerin ekonomideki payı ise her geçen gün küçülmeye devam ediyor.  Şimdi biz işçiler bu büyümenin neyine sevinelim?

Biraz da kendi durumumuza bakalım: İşçilerin alınteri ve göznuru sermaye olup kapitalistlerin kasasına girerken, işçilerin yaşamında bir rahatlama oluyor mu? Senelerdir süren saldırılar sonucunda işçi sınıfının sosyal hakları ortadan kaldırıldı; şimdi ise elimizde kalan kıdem tazminatını da içeren yeni bir saldırı paketi var sırada. Yakında meclis gündemine gelecek saldırı paketi hayata geçerse şunlar olacak: Kıdem tazminatı fona devredilecek, esnek ve taşeron çalışmanın önü daha da açılacak, daha önce hayata geçirilemeyen kölelik büroları hayata geçirilecek. Aslında taşeronlaştırma oldukça yaygınlaşmış durumda. Gerek kamu sektöründe gerekse özel sektörde yaygınlaşan taşeronlaştırma sonucunda işçilerin sendikalaşması da zorlaştırılmış oluyor. Sendikalı işçi sayısı giderek düşüyor. Patronlar işçilerin örgütlü olmasını ve haklarını topluca aramasını istemedikleri için sendikalaşmanın önüne geçiyorlar.

Beri taraftan iş saatleri fiilen uzatılmış durumda. İşsizlik kırbacı kullanılarak ve ücretler düşük tutularak işçiler zorla fazla mesaiye bırakılıyor. Bu nedenle neredeyse tüm fabrikalarda çalışma saatleri 12 saate çıktı. Bu uzun çalışma saatlerine arttırılan iş temposunu da eklemek gerek. Uzun ve yorucu çalışmanın getirdiği yorgunluk, gerekli iş güvenliği önlemlerinin alınmamasıyla da birleşince iş kazaları kaçınılmaz oluyor. Türkiye, iş kazalarında ve meslek hastalıklarında dünya üçüncüsü. Şimdi bir daha soralım: Türkiye ekonomisi ya da daha doğrusu patronların sermayesi ne pahasına büyüyor? Bu büyümede işçilerin alınteri var, canı var, kanı var! Kapitalist sistem işçilerin kanı ve canı pahasına ayakta durmaktadır.   

Burada işsizlik, yoksulluk ve zam yağmuruna da dikkat çekelim: 2,5 milyon kişi işsizken, 12 milyon insan yoksul durumda. Bu rakamlar resmi verilerden oluşuyor, sendikalara göre gerçek işsiz sayısı 5 milyonun üzerine çıkmıştır. Genç nüfusta ise işsizlik oranı %18’dir. Diğer taraftan asgari ücretin ev kirasına yetmediği bir ortamda, AKP hükümeti yeniden zam yağmuruna başladı. Oysa Türk-İş’in dört kişilik bir aile için açıkladığı açlık sınırı bile 900 liradır. Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırında yaşayabilmesi içinse 2 bin 939 liraya ihtiyaç var. Oysa asgari ücret yalnızca 659 liradır. Patronlar, işçi sınıfının ürettiği toplumsal değere el koyup zevk ve sefa içinde yaşarken, işçi sınıfı işsizlik, yoksulluk ve ağır çalışma koşullarına talim ediyor. Bunun neyine sevinmemiz gerektiğini AKP hükümeti, Başbakan Erdoğan ya da patronlar çıkıp açıklarlarsa çok seviniriz.

Üstelik ilerleyen günlerde işçi sınıfını daha da ağır koşullar bekliyor. AKP hükümeti ve patronlar ekonomi büyüyor diyorlar ama küresel kriz sürüyor. Avrupa ülkelerinde ekonomiler çökme noktasına gelmiş durumda. ABD başta olmak üzere dünya borsaları sarsıldıkça sarsılıyor. Türkiye veya Çin gibi ülkelerin kriz içerisinde geçici büyümesi aldatıcı olmasın. Bu kriz kapitalizmin bağrından doğan çok büyük bir krizdir ve devam etmektedir. Önümüzdeki dönemde krizin etkileri yeniden Türkiye’de hissedildiğinde, aynı 2008-2009’da olduğu gibi krizin faturası yine işçi sınıfına kesilecektir. Bu nedenle “bulutlar dağıldı”, “güneşli günler bizi bekliyor” yalanlarına kanmayalım. Süren saldırıları püskürtmek ve gelecek günlerde krizin faturasını bir kez daha ödememek için şimdiden örgütlenmemiz gerekiyor.

Kapitalizmin süren bu büyük krizini aşmak için emperyalist-kapitalist devletler bir taraftan faturayı işçi sınıfına keserken, öte taraftan da pazar ve yatırım alanları üzerinde kavga ediyorlar. Orta Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan savaş ve kapışma krizin ve emperyalist savaşın bir ifadesidir. Türkiye’nin efendileri de bu paylaşımdan pay kapmak amacıyla savaş baltalarını çıkarmaya başlıyorlar. Yani dünyamızı ne yazık ki hiç de mutlu günler beklemiyor. Kapitalizm sürdüğü müddetçe de beklemeyecek. Ama dünyanın birçok köşesinde, mesela ABD’de, Yunanistan’da, İspanya’da, Fransa’da, İsrail’de, Japonya’da, İngiltere’de ve diğer yerlerde işçi kitleleri krizin faturasını ödememek, doğanın tahrip edilmesine ve emperyalist savaşa dur demek için sokaklara çıkıyor¸ mücadele ediyorlar. Bizler de bu topraklardan ses vermeli, dünyadaki sınıf kardeşlerimizin yükselttiği mücadeleye katılmalıyız.

English

15 Ekim 2011

Son Eklenenler

  • Yaşadığı çağı anlamlandırmaya çalışan insan, tarih boyunca geleceğe yönelik çeşitli tasavvurlarda bulundu. Mesela edebiyat tarihinin ilk bilimkurgu yazarı olarak bilinen Samsatlı Lukianos, bir eserinde dönemin en hızlı teknolojik aracı olan...
  • Merhaba arkadaşlar. Ben özel sektörde çalışan bir eğitim emekçisiyim. Her yıl 10 aylık sözleşmelere imza atıp 3 kuruşa yaşamaya çalışan binlerce öğretmenden biriyim. Haftanın altı günü sabah 9’dan akşam 7’ye en az 10 saat, posamız çıkana kadar...
  • Selam olsun 15-16 Haziran büyük işçi direnişini miras bırakan işçi sınıfına, selam olsun sınıfımızın tarihini bizlere taşıyan derneğimiz UİD-DER’e! Derneğin sitesinde yayınlanan akışı okurken ve izlerken kendimi son derece mutlu ve gururlu hissettim...
  • 8 yaşında bir kız çocuğu hayata dair ne kadar şey bilebilir? Hayatın yükünü ne kadar sırtlayabilir? Adı üstünde çocuk… Çocuk oyun oynamak ister, gülmek ister. Gelecek henüz çok uzaktır onun için. Büyümek için, hayatın yükünü taşımak için önünde daha...
  • ABD’de ırkçı bir polis, gözaltına aldığı siyah Amerikalı George Floyd’un boynuna dizini dakikalarca bastırarak öldürdü. Ölmeden önce defalarca “nefes alamıyorum” diye haykıran Floyd’un katledilişi, ABD’de büyük yankı uyandırdı. Ülke çapında başlayan...
  • Koronavirüs, tek derdi kâr etmek olan patronlar için büyük bir fırsata dönüştürüldü. Zaten sinekten yağ çıkartırcasına bizleri çalıştıran patronlara, muazzam bir vurgun kapısı daha açılmış oldu. Ekranlarda işçilerin sağlığını düşünüyoruz diyenler,...
  • İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi), Emeklilik Çağında Çalışan İşçiler İş Cinayeti Raporu hazırladı. Rapora göre, 2013-2019 yılları arasında “emeklilik çağında çalışan” en az 1925 işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Raporda...
  • İş kazalarının en sık yaşandığı sektörlerin başında inşaat sektörü geliyor. İnşaat sektörü işçilerin sendikasız ve güvencesiz çalıştırıldığı sektörlerin başında geliyor. Yevmiye usulü ve çoğunlukla sigortasız çalıştırılan işçiler taşeron firmaların...
  • ABD’de siyah bir emekçinin polis tarafından sokak ortasında vahşice katledilmesinin ardından başlayan protesto gösterileri dünyanın çeşitli ülkelerine de yayıldı. Dünyanın farklı ülkelerinde, farklı dillerde, siyah beyaz, kadın erkek, genç yaşlı yüz...
  • AKP iktidara geldiği günden beri işçi sınıfının kazanılmış haklarını gasp etmeye yönelik her girişimi “müjde” diye sundu. Kıdem tazminatını yok etme planını bu kez Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi adı altında gündeme getirmiş bulunuyor. Sendikalar,...
  • Koronavirüs vesilesiyle kaldırılan toz bulutunu fırsat bilen AKP hükümeti, Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi adı altında kıdem tazminatını kurulacak bir fon yoluyla yok etmeye çalışıyor. Sermaye sahipleriyle kol kola giren siyasi iktidarın bu planına...
  • Merhaba dostlar, Ben genç bir işçi kardeşinizim. Bir insan 2 kere doğar mı? Ben doğdum. Beni ben yapan, bana işçi olmayı, kavgayı öğreten UİD-DER’le ikinci kez yeniden doğdum. UİD-DER saflarında olmak bana mücadeleyi, yaşamayı, tarihimi öğretiyor.
  • UİD-DER’in 15-16 Haziran büyük işçi direnişinin 50. yılında hazırladığı “Aylardan Hazirandı İşçiler Tarih Yazdı” başlıklı yayın akışı bizi hem umutlandırdı hem de aktarılan bazı anekdotlarla duygulandırdı. Hemen her işçi mücadelesinde en önde, en...

UİD-DER Aylık Bülteni