Navigation

Buradasınız

Üretmesini Bilen İşçiler Yönetmesini de Bilir!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 105
Sürekli krizden, işgücü maliyetlerinin yüksekliğinden, ekonominin gerçeklerinden söz eden hükümet yetkililerine ve patronlara da son bir sözümüz var: Madem kriz var, ekonomi batıyor, kâr oranları düşüyor, ülkeyi yönetmek zorlaşıyor, o zaman kenara çekilin! Tüm zenginliği üreten işçi sınıfı, aynı şekilde yönetmesini de bilir!

Bir yılı daha geride bıraktık. Dönüp bu bir yıllık süreyi değerlendirdiğimizde, bir kez daha işçilerin ve onların ailelerinin yaşamında iyiye doğru bir gelişme olmadığını görüyoruz. Uzayıp giden iş saatlerinde; ağır, yorucu ve tüketici çalışma koşullarında bir değişiklik olmadı. İş kazaları ve iş cinayetleri artarak sürüyor. İşçilerin alım gücü ve dolayısıyla refahı artmadı.

Lakin hükümete göre önemli olan milyonlarca işçinin ve ailesinin yaşamı değil, sermayenin çıkarlarıdır. Sendikaların, asgari ücrete zam beklentilerini açıklamasını değerlendiren Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, şöyle buyurmuş: “İstemenin sonu yok, biliyorsunuz. Ama ekonominin realitelerini de unutmamak lazım.” İnsan bu sözleri duyunca isyan etmeden duramıyor. Neymiş, istemenin sonu yokmuş! Bir eli yağda bir eli balda olanlar, aşırı lükse boğulanlar utanıp sıkılmadan ders veriyorlar.

Ekonominin gerçeklerini de unutmamak lazımmış! Bakanın “ekonominin gerçekleri” dediği şey, sermaye sınıfının çıkarlarının düşünülmesi ve her şeyin ona göre ayarlanmasıdır. Nitekim bir patron örgütü olan Türkiye İhracatçılar Meclisinin Başkanı şöyle konuşuyor: “Bu sene geçen seneki zammı da gözeterek, enflasyonun altında bir rakamla, geçen senenin dengelenmesini gündeme getirmek istiyoruz. Rekabet gücümüzün geriye gitmesini biraz olsun kompanse [telafi] edebilelim.” İhracatçılar Meclisi Başkanına bakarsak, geçen sene asgari ücrete yapılan zam çok yüksekmiş ve telafi edilmesi gerekiyormuş! İnsan ilkin bu sözlere inanamıyor, ama sonuçta karşımızda dini imanı para olan kapitalistler var! Dolayısıyla onlar açısından her şey mubah!

Peki, ücretlerin hayat pahalılığı karşısında güneş görmüş kar gibi erimesi nasıl telafi edilecek? Lira dolar karşısında hızla değer kaybediyor, her şeye zam geliyor ve dolayısıyla ücretler hayat pahalılığı karşısında eriyip gidiyor. Meselâ 2008’de 414 dolar olan asgari ücret, bugün 375 dolar civarına inmiştir, inmeye de devam ediyor. Ama Bakana göre Türkiye, milli gelire oranla dünyada en yüksek asgari ücretin olduğu ülke! Yersen! Bunlar işçileri cahil yerine koyuyor ve örgütsüz olmalarına bakarak, nasıl olsa kandırırız diyorlar.

Asgari ücret tüm işçi sınıfını, onların ailelerini ve dolayısıyla on milyonlarca emekçiyi ilgilendiriyor. İşte bundan dolayı, hükümetin ve patronların yalanlarına aldanmadan, yapay kutuplaştırma oyunlarına gelmeden, tüm işçiler olarak aynı tarafta durabilmeli ve birlikte hareket edebilmeliyiz.

Türkiye’de asgari ücret, hiçbir zaman gerçek anlamda bir asgari ücret olmamış, daima işgücü maliyetinin altında kalmıştır. Bir örnekle açalım: Aslında her malın/ürünün bir değeri olduğu gibi işçilerin patronlara sattığı emek gücünün de bir fiyatı/değeri var. Evet, kapitalizm denen sömürü sisteminde işçilerin patronlara sattığı emek gücü bir metadan başka bir şey değildir. İşçi, emek gücünü satar ve karşılığında bir ücret alır. İşçinin çalışabilmesi için yemesi, içmesi, dinlenmesi gereklidir. Ama bu yetmez. İşçinin moral açıdan kendini çalışmaya hazır hissetmesi için tatile, tiyatroya, sinemaya, konsere, pikniğe vb. gitmesi yani topluma karışarak sosyalleşmesi de gereklidir. İşçi, aynı zamanda ailesinin bakımını da üstlenmek zorundadır. İşte tüm bu giderleri karşılayacağı varsayılan ücrete asgari ücret deniyor. Bundan ötürü Asgari Ücret Tespit Komisyonu, asgari ücreti tanımlarken şöyle diyor: Asgari ücret, “işçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücrettir.”

Peki, bugünkü asgari ücret bu tanıma uyuyor mu? Hayır! Hükümetin seçim rüşveti olarak verdiği, sonra da zamlarla geri aldığı 267 liralık zam da asgari ücreti gerçek anlamda asgari ücret yapmamıştır. Türkiye’de 5,5 milyon işçinin asgari ücretle çalıştığının altını çizmek lazım. Asgari ücretin sadece 50 ilâ 100 lira üzerinde ücret alanları da eklediğimizde, bu sayı 8-9 milyona çıkmaktadır. Üstelik kayıt dışı çalıştırılan milyonlarca işçi de bu sayıya dâhil değil. Bakanlar ve patronlar, Türkiye’yi Avrupa ile kıyaslarken, nedense, Avrupa ülkelerinde asgari ücretli sayısının Türkiye’ye göre çok düşük olduğunu söylemiyorlar! Diğer yandan, eğer bir karşılaştırma yapılacaksa, bu karşılaştırma, görünürdeki ücret (nominal) üzerinden değil, bu ücretin satın alma gücü (reel ücret) üzerinden yapılmalıdır. Meselâ asgari ücretin satın alma gücü açısından Türkiye, 26 OECD ülkesi arasında 20. sırada yer almaktadır. Bu veriler 2015’e aittir ve asgari ücretin dolar karşısındaki erimesini de içermiyor.

Hükümet yetkilileri ikide bir çıkıp Türkiye’nin büyüdüğünden, milli gelirin arttığından, zengin olduğumuzdan ve bundan gurur duymamız gerektiğinden söz ediyorlar. Hükümet, bir yıl içinde üretilen toplam değeri tüm nüfusa eşit bir şekilde bölerek bizi kâğıt üzerinde zengin ediyor; sonra da bu sahtekârlığına inanarak övünmemizi istiyor. Birilerinin geliri büyüyor büyümesine ama bunlar işçiler değil. İşçi sınıfı, Türkiye’de istikrarlı bir şekilde yoksullaşmaktadır. Avrupa Birliği’nin yıllık ekonomi veri tabanı olan AMECO verilerine göre, Türkiye’de, ücretlerin milli gelir içindeki payı 1999’da %52,2 iken, bu oran 2015’de %34’e düşmüştür.

Aslında 2016’da asgari ücretin 1600 lira olması gerektiğini söyleyen TÜİK’in verileri de bu gerçeği kanıtlıyor. Üstelik TÜİK, olması gereken asgari ücreti düşük hesaplıyor. Diğer taraftan sendikaların yaptığı araştırmaya göre, Kasım itibariyle dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 1415, yoksulluk sınırı ise 4615 liradır. Yani şu anki asgari ücret açlık sınırının bile altında kalıyor. Yani neresinden bakarsak bakalım; Türkiye’de ücretler düşüyor, işçilerin yoksulluğu artıyor. Buna karşın sermaye sınıfı zenginleştikçe zenginleşiyor. Nitekim en zengin %1’lik kesimin toplam servetten aldığı pay 2002 yılında %39 iken, bu oran 2014 yılında %54’e yükselmiştir. Bu oran son iki yıl içinde daha da artmış bulunuyor.

Asgari ücret meselesi, yalnızca asgari ücret alan işçileri ilgilendirmiyor. Çünkü asgari ücret, tüm ücretler için temel teşkil ediyor. Asgari ücret tüm işçi sınıfını, onların ailelerini ve dolayısıyla on milyonlarca emekçiyi ilgilendiriyor. İşte bundan dolayı, hükümetin ve patronların yalanlarına aldanmadan, yapay kutuplaştırma oyunlarına gelmeden, tüm işçiler olarak aynı tarafta durabilmeli ve birlikte hareket edebilmeliyiz. Ancak bu şekilde hareket ettiğimiz zaman asgari ücreti sefalet ücreti olmaktan kurtarabiliriz. Sürekli krizden, işgücü maliyetlerinin yüksekliğinden, ekonominin gerçeklerinden söz eden hükümet yetkililerine ve patronlara da son bir sözümüz var: Madem kriz var, ekonomi batıyor, kâr oranları düşüyor, ülkeyi yönetmek zorlaşıyor, o zaman kenara çekilin! Tüm zenginliği üreten işçi sınıfı, aynı şekilde yönetmesini de bilir!

19 Aralık 2016
...önceki
Cibali
sonraki...
Tabutlar

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Fransa’nın başkenti Paris’te işçiler emeklilik hakkına yönelik saldırıları grevlerle protesto ediyor. Genel İşçi Konfederasyonu (CGT) üyesi taşıma işçileri, “reform” adı altında emeklilik hakkının tırpanlanmasına karşı 13 Eylülde grev gerçekleştirdi...
  • DERİTEKS, 14 Eylülde VIP Tekstil önünde işten atmaları, artan baskıları protesto etmek için bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasına TÜMTİS, Petrol-İş, Koop-İş, Türk Metal, Tekgıda-İş, Basın-İş sendikalarının temsilci ve yöneticilerinin yanı...
  • Her gün aydınlanan güne uyanıp, günlük hayat koşturmamıza başlıyoruz. İşe, okula giderken bir kısmımız yolu haber okuyarak, bir kısmımız da sosyal medyaya bakarak geçiriyor. Peki, hangi sabah bu haberlere ve gelişmelere bakarken bir cinayet veya...
  • Merhaba dostlar, işçi ve emekçiler olarak hayatımızın her alanında kapitalist sistemin bize dayattığı ağır şartları yaşıyoruz. Bu sistem bizi hayatın her alanında eziyor. Yıllarca okuyup aylarca işsiz kalan ve henüz yeni iş bulabilmiş genç bir...
  • MESS ile işçi sendikaları arasında sürecek grup toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin başlamasına kısa bir süre kaldı. Yetkili sendikalar işçilerin ücret ve sosyal haklarına yapılmasını talep ettikleri zam oranlarını açıklamaya başladılar. Gerek...
  • General Motors’un Güney Kore’deki 3 fabrikasında çalışan yaklaşık 8 bin işçi, 9 Eylülde greve çıktı. Kore Metal İşçileri Sendikası (KMWU) üyesi işçiler ücret artışı talebiyle üç günlük bir grev gerçekleştirdiler. Arjantin’de Başta kamu çalışanları...
  • 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin üzerinden 39 yıl geçti. Ama darbecilerle ve onları işbaşına çağıran sermaye sınıfıyla davamız kapanmadı. İşçi sınıfının mücadele örgütleri 12 Eylül’ü asla unutmamalı ve unutturmamalı. Çünkü Türkiye işçi...
  • Geçtiğimiz günlerde UİD-DER olarak Cargill direnişçilerini ziyarete gittik. Cargill işçileri Tek Gıda-İş sendikasına üye oldukları için haksız yere işten çıkarılmışlardı. O günden sonra mücadeleye başladılar. Şu an ise 500 günü aşkın bir süredir...
  • Güney Afrikalı binlerce kadın giderek artan kadına yönelik şiddeti protesto etmek için 4 Eylülde sokaklara döküldü. Emekçi kadının ezilmişliğini besleyerek büyüten kapitalist sisteme ve temsilcilerine tepki gösteren kadınlar, eylemlerini Dünya...
  • İngiltere’de South Western Demiryolu Şirketine bağlı çalışan işçiler 30 Ağustosta greve çıktı. İşçiler şirketin istasyonlarda ve trenlerde güvenlik işçilerini işten çıkarma planını engellemek için uzun süredir mücadele yürütüyor. Haziran ayında 5...
  • Geçtiğimiz günlerde yeni yönetimini belirleyen Petrol-İş Sendikası, Cargill direnişini 512. gününde (11 Eylül) ziyaret etti. Genel Başkan Süleyman Akyüz ve sendikanın merkez yöneticileri ile Gebze’deki işyerlerinden gelen işçi temsilcilerinin...
  • Ben özel bir hastanede çalışan, sizler gibi alın terimi, emeğimi ortaya koyarak geçinmeye çalışan genç bir işçiyim. Zorluklara, patronlara ve onların sömürü sistemine karşı mücadele veriyorum aynı sizler gibi… Bağlı olduğum, bundan da mutlu ve...
  • Geçtiğimiz günlerde devlete bağlı işletmelerde çalışan binlerce işçiyi yakından ilgilendiren toplu iş sözleşmesi imzalandı. Türk-İş ile Aile ve Çalışma Bakanlığı arasında imzalanan sözleşmede binlerce işçi sefalet ücretine mahkûm edildi. Binlerce...