Navigation

Buradasınız

Baladız’ın Harmanları Savrulur, Gün Gelir Hesap Sorulur!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 134
1940’lı yıllar, İkinci Dünya Savaşından dolayı top tüfek seslerinin dünyada yankılandığı yıllardı. Türkiye ekonomisi de büyük hasar görmüştü. Anadolu topraklarının “itten aç yılandan çıplak” köylülerinin, kentlerde yaşayan yoksul işçilerinin çilesi bitmek bilmiyordu. Ekonomik yıkımın bedelini ödeyenler yine işçi ve emekçilerdi. Bu yıllarda işçilerin sendika kurması, grev ve toplu iş sözleşmesi yapması yasaktı. Savaş koşulları nedeniyle 1940 yılında “Milli Korunma Kanunu” uygulamaya sokularak İş Kanunu’nda yer alan çok sınırlı haklar bile ortadan kaldırılmıştı.

1940’lı yıllar, İkinci Dünya Savaşından dolayı top tüfek seslerinin dünyada yankılandığı yıllardı. Türkiye ekonomisi de büyük hasar görmüştü. Anadolu topraklarının “itten aç yılandan çıplak” köylülerinin, kentlerde yaşayan yoksul işçilerinin çilesi bitmek bilmiyordu. Ekonomik yıkımın bedelini ödeyenler yine işçi ve emekçilerdi. Bu yıllarda işçilerin sendika kurması, grev ve toplu iş sözleşmesi yapması yasaktı. Savaş koşulları nedeniyle 1940 yılında “Milli Korunma Kanunu” uygulamaya sokularak İş Kanunu’nda yer alan çok sınırlı haklar bile ortadan kaldırılmıştı. İşçilerin hafta tatili hakları ellerinden alınmış, işten ayrılmaları yasaklanmıştı. Mükellefiyet ilan edilerek maden ocaklarında çalışma zorunluluğu getirilmişti.

Osmanlı’dan beri başından sopa eksik edilmeyen köylülerin hali de perişandı. Vergi üstüne vergi, baskı üstüne baskı… Köylüler bu yükün altında eziliyordu. Verginin yükünden, ağanın zulmünden kurtulmak için elde avuçta ne varsa satıp ya başka topraklarda ırgat oluyor ya da kentlerin yolunu tutuyorlardı. Köylülerin topraklarını sudan ucuza alan, ırgatları sudan ucuza çalıştıran, zenginliklerine zenginlik katan büyük çiftlik sahiplerinin ve toprak ağalarının keyfine diyecek yoktu. Köylüler topraksız kalıp yoksullaşırken, büyük toprak sahipleri uçsuz bucaksız araziler üzerinde cirit atıyordu.

Acının, zulmün, sömürünün eksilmediği bu topraklar sayısız hikâyelerle doludur. Bu hikâyelerin zamanı, mekânı değişse de öznesi hiç değişmemiştir. Dün Abdullah Ağa’nın topraklarında ırgat olarak çalışanlar bugün Koçların, Sabancıların fabrikalarında azgın sömürü koşullarında çalışan işçilerdir. Dünkü Abdullah Ağaların yerini emeğimiz, canımız, kanımız üzerinden büyüyerek devleşen bugünün patronları almıştır. 1946’da zulme başkaldırıp hesap soran Baladız köylülerinin hikayesi bu toprakların ezilenlerinin hikayesidir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarından İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar tek parti iktidarının kanatları altında palazlanan bu toprak ağaları Mecliste de cirit atıyorlardı. Savaş bitip dünyadaki dengeler değişince, Türkiye’de tek partili rejimden çok partili rejime geçildi. Ekonomide de siyasette de ipleri elinde tutmak isteyen toprak sahiplerinin yeni adresi Demokrat Parti (DP) oldu. Bunlardan biri de Isparta’nın en zengin ismi Abdullah Demiralay’dı. Demokrat Parti kurucu il başkanı olan Demiralay, Isparta’nın Baladız köyünün de ağasıydı. Baladız köylülerini canından bezdiren Abdullah Ağa’nın eli kolu güçlüydü, devlet de jandarma da arkasındaydı. Uyanık ağa köylüleri kandırır, çorak toprakları yüksek miktarda senet karşılığında köylüye verir, senetleri ödeyemeyen köylünün malına el koyardı. Tahsildar baskısı ve jandarma dayağı da cabasıydı. İşleri mahkeme kapılarında da çözülmeyen köylülerin sabrı tükeniyordu. Böyle sürüp gidemezdi…

1946 yazı, Baladız’ın harmanlarının savrulduğu vakit… Bir sabah köylüler toplaşıp Abdullah Ağa’nın konağına dayandılar. “Sulh olalım” dediler, Ağa olmadı. “Yırt senetleri!” dediler, Ağa yırtmadı. “Beyde insaf, kulda sabır kalmadı.” Ağa, hakkını arayan köylülere silahını çekip ateş açarak cevap verince köylülerin öfkesi taşar. Ağa taşlanır. Kaçmaya çalışsa da köylünün elinden kurtulamayan ağa, aldığı darbelerle konağının önünde can verir. Olayın hemen ardından Isparta’dan gelen jandarmalar, 42 köylüyü tutuklar. Her birine 100 yıldan fazla hapis cezası verilir. Baladız’ın köylüleriyle aynı kadere mahkûm edilen, canı burnunda diğer köylüler celallenmesin diye olay örtbas edilmek istenir. Ancak tüm çabalara rağmen ağanın zulmüne başkaldıran Baladız’ın hikâyesi duyulur. Ömrünü işçi ve emekçilerin acılarına, sevinçlerine, başkaldırışlarına tercüman olmaya adayan ozan Ruhi Su, Demiralay’ın zulmü altında inleyen Baladız köylülerinin başkaldırışını kaleme alır. Baladız’ın hikâyesi, Ruhi Su’nun sazının telinden kulaktan kulağa dilden dile dolanır: “Bindokuzyüz kırkaltının yazında/ Baladız’ın harmanları savrulur/ Demiralay toprağında, tozunda/ Ecel gelmiş kuşlar gibi çevrilir/ Çevrilir ağam… Haciz geldi ocakları bozuyor/ Kimi vergi, kimi sorgu yazıyor/ Can dayanmaz, kul canından beziyor/ Böyle olursa demir kalmaz, sivrilir/ Sivrilir ağam…”

Acının, zulmün, sömürünün eksilmediği bu topraklar sayısız hikâyelerle doludur. Bu hikâyelerin zamanı, mekânı değişse de öznesi hiç değişmemiştir. Dün Abdullah Ağa’nın topraklarında ırgat olarak çalışanlar bugün Koçların, Sabancıların fabrikalarında azgın sömürü koşullarında çalışan işçilerdir. Dünkü Abdullah Ağaların yerini emeğimiz, canımız, kanımız üzerinden büyüyerek devleşen bugünün patronları almıştır. 1946’da zulme başkaldırıp hesap soran Baladız köylülerinin hikayesi bu toprakların ezilenlerinin hikâyesidir.

Sonraki yıllarda, bu köylülerin çocukları işçileşmiş nice destanlar yazmışlardır. Kavel, Paşabahçe grevi, Derby işgali ya da 15-16 Haziran 1970’teki büyük işçi direnişi, MESS patronlarına karşı verilen şanlı grevler bu destanların bazılarıdır. İşçi sınıfı yeni hikâyeler yazmaya devam edecektir.

24 Mayıs 2019

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...

UİD-DER Aylık Bülteni