Navigation

Buradasınız

İktidar Sahiplerinin Oyununu Bozalım

Barış ve Kardeşliğe El Verelim!

Ekim 2015, No:91
Savaş, artık Türkiye’nin dışında değil içindedir. Eğer işçiler sessiz kalır ve bu siyasetin peşinden giderlerse, Türkiye daha fazla Ortadoğu cehennemine çekilecek, halklar arasındaki düşmanlık artacaktır.

Yaşadığımız topraklarda ve Ortadoğu’da önemli olaylar meydana geliyor. Kriz, savaş, yıkım, patlatılan bombalar… Peş peşe gelişen olaylar, adeta sağanak gibi yağıyor üzerimize. Peki, biz işçiler, ardı ardına gelişen tüm bu olayları nasıl ele alacak ve kimin penceresinden değerlendireceğiz?

Evet, özellikle “biz işçiler” ibaresini vurgulamak istiyoruz. Çünkü hangi sınıfa ait olduğumuz, işçi mi yoksa patron mu olduğumuz bakış açımızı belirlemektedir. Tüm devlet gücünü kontrol eden, güç sahibi olan, bu sayede ayrıcalıklı bir yaşam süren iktidar sahipleriyle işçilerin bakış açısı bir olamaz, olmamalıdır. Patronlar ve iktidar sahipleri ile işçiler taban tabana zıt çıkarlara sahipler. Adına kapitalizm denen sistemde iki temel sınıf var: Bir tarafta üreten ama sömürülen işçiler, öte tarafta ise sermaye sınıfı ve onlara hizmet eden partiler, kurumlar. Böyle bir düzende, işçilerin patronlarla nasıl ortak bir çıkarı olabilir? Aynı şekilde, bu düzenin partileri olan AKP, CHP ya da MHP ile de işçilerin ortak bir çıkarı yoktur.

Ortadoğu’da büyük ülke olma hevesi ile AKP’nin tek başına iktidar olma hevesi birbirine bağlıdır. Erdoğan başkan olmak, tüm iktidar iplerini eline almak ve Ortadoğu’da çöken siyasetini devam ettirmek istiyor.

Kimin işçinin yanında kimin işçinin karşısında yer aldığını anlamanın çok basit bir testi var: İşçilerin sömürülmesine, uzun saatler boyunca yük hayvanı gibi çalışmasına, düşük ücretlere karşı mısın değil misin? Meselâ AKP, MHP ya da CHP işçilerin sömürülmesine karşılar mı? İşçileri ezen ve sömüren sermaye düzenini değiştirmek için mücadele ediyorlar mı? Elbette hayır! Çünkü onlar, sermaye düzeninin varlığı için çalışıyor, bu düzenden besleniyorlar. Halkı arkalarına alıp hükümete geldiklerinde ise, hükmetmenin ve ayrıcalıklı olmanın sefasını sürüyorlar. Demek ki biz işçilerin çıkarları bu partilerle ortak değil, o zaman siyasal ve toplumsal olaylara bakış açımız da onlar gibi olamaz. Bizler, ezilen ve sömürülenler olarak aynı safta durmalı ve olup biteni kendi bakış açımızdan ele almalıyız.

Bu bakış açıyla AKP’ye bakalım. Neden AKP? Çünkü 13 yıldır iktidarda olan ve işçilerin pek çok hakkını elinden alan odur. Taşeronluğu yaygınlaştıran, esnek ça­lışmayı getiren, emeklilik yaşını 65’e çıkartan AKP’dir. Son 13 yılda 15 bin işçi iş kazalarında yaşamını kaybetti. 2015’in sadece ilk 9 ayında 1317 işçi iş kazalarında katledildi. AKP iş güvenliği önlemlerini almak yerine “kaderdir”, “fıtrattır” diyor. Bu söylemle işçilerin ölümünü normal gösteriyor. Patronlara ise “devam, arkanızdayım” mesajı veriyor. Yani AKP işçilerin değil, patronların safında duruyor.

Meselâ işçilerden oy almak isteyen muhalefet partileri asgari ücreti artıracaklarını, emeklilere ikramiye vereceklerini söylediler. Erdoğan ve AKP’nin bakanları bas bas bağırmaya başladılar: “Kaynak yok, nereden bulacaksınız kaynağı?” Bununla yetinmeyip, gidip muhalefet partilerini patronlara şikâyet ettiler. İşçiye gelince “kaynak yok” diyenler, sıra kendilerine gelince musluğun ağzını açmaktan geri durmuyorlar. Kaynak yok, ama Erdoğan kendisine dünyanın en büyük ve en pahalı sarayını yaptırabiliyor.

Dün “asgari ücrete kaynak yok” diyen AKP, 1 Kasımdan sonra asgari ücreti 1300 lira yapacağını açıkladı. E, hani kaynak yoktu? Vardıysa neden daha önce yok denildi? Emekçilerin gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar. AKP’nin tek derdi var; tek başına iktidar olmak, Erdoğan’ı başkan yapmak. Bu amaçla her yola başvuruyor. Bunun için 7 Haziran seçim sonuçlarını tanımadı. Dün “Kürt sorunu benim sorunum” diyen Erdoğan, “barış masasını” devirip çatışmaların önünü açtı. Ülke kriz, kaos ve savaşa sürüklendi. Asker ve polis cenazeleri gelmeye başladı, anaların feryadı göğe yükseldi. 400 vekil isteyen Erdoğan’ın amacı toplumu milliyetçi temelde kutuplaştırmak ve arkasına takmaktır. Cenazelerin geldiği ve insanların acılı olduğu bir ortamda AKP ve yandaş medya, özellikle HDP’yi ve Demirtaş’ı hedef almış, adeta “terörist” ilan etmiştir. Çünkü emek, demokrasi, barış ve kardeşlik diyen, işçilerin haklarının geliştirilmesini öne çıkartan HDP, 7 Haziranda 6 milyon insanın desteğini almıştır. HDP’nin barajı aşmasıyla Erdoğan’ın başkanlık hevesleri kursağında kalmıştır. İşte bu yüzden AKP, tüm gücüyle HDP’ye saldırmakta ve onu halkın gözünde yıpratmak istemektedir.

Ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak isteyen AKP’nin izlediği siyaset; toplumda büyük gerginliğe, düşmanlığa ve kutuplaşmaya neden olmaktadır. İktidar tarafından saçılan nefret söylemi, Ankara’daki katliam sonrasında da devam etmiştir. İlkel vahşet odağı IŞİD, “savaş değil, barış ve kardeşlik olsun” diyen sendikalar ve emekten yana partilerin Ankara’daki mitinginde bombalar patlattı; 100’den fazla emekçinin canını aldı. Fakat AKP, sanki barış istemek ve miting yapmak suçmuş gibi sunuyor. AKP yandaşı medya barış isteyenleri suçluyor. Öyle ki, topluma saçılan nefretten dolayı kimi gözü dönmüşler 100’den fazla insanın katledilmesine sevinebiliyor.

Ankara’daki katliamın sorumlusu AKP hükümetidir. Uçan kuştan haberi olan polis ve MİT’in bombacılardan habersiz olması düşünülemez. Nitekim bombacıların Suruç katliamıyla bağlantılı oldukları, aranan IŞİD listesinde yer aldıkları açığa çıkmıştır. Ancak gerekli önlemler alınmamıştır. Üstelik Davutoğlu çıkıp “Elimizde canlı bombacıların listesi var. Ama eylem yapmadan onları tutuklayamayız” diyor. Bu tam bir ikiyüzlülüktür. İstedikleri zaman istedikleri kişiyi keyfi bir şekilde tutuklatan hükümet, bombacıların eylem yapmasını bekliyor. Bunun anlamı katliama davetiye çıkartmaktır. Neden önlemler alınmıyor? Neden bombalar HDP’nin, emekten yana partilerin ve sendikaların mitinglerinde patlatılıyor? Eğer bu saldırı AKP mitingine yapılmış olsaydı, Davutoğlu yine aynı şekilde mi konuşacaktı?

Elbette aklı başında hiç kimse bombacıları AKP gönderdi demiyor. Lakin Türkiye’yi Ortadoğu cehennemine çeken, AKP’nin izlediği dış siyasettir. Suriye’de iç savaşı kışkırtan, El Nusra ve eli kanlı IŞİD’i destekleyen, sınır kapılarını katliamcılara açan AKP iktidarı değil mi? Ortadoğu’da büyük ülke olma hevesi ile AKP’nin tek başına iktidar olma hevesi birbirine bağlıdır. Erdoğan başkan olmak, tüm iktidar iplerini eline almak ve Ortadoğu’da çöken siyasetini devam ettirmek istiyor. Bombacılara göz yumulduğu bir gerçektir. Çünkü onlarca kişinin ölmesi, kriz ve kaosun sürmesi AKP’nin ve Erdoğan’ın çıkarlarıyla örtüşmektedir. Toplum baskı altına alınmak, korkutulmak, sindirilmek, kutuplara ayrıştırılmak ve “bakın AKP olmadan kriz olur” denmek isteniyor.

Tüm işçi-emekçi kardeşlerimize çağrımızıdır; AKP topluma nefret saçıyor, toplumu düşmanlaştırıyor. Savaş, artık Türkiye’nin dışında değil içindedir. Eğer işçiler sessiz kalır ve bu siyasetin peşinden giderlerse, Türkiye daha fazla Ortadoğu cehennemine çekilecek, halklar arasındaki düşmanlık artacaktır. Türkiye’nin Suriye gibi olması uzak ihtimal değildir. Çok büyük bir tehlike söz konusudur ve bu tehlikeyi ancak işçiler-emekçiler durdurabilir. Kürt, Türk, Arap tüm işçiler kardeştir. Gelin barış ve kardeşlik temelinde birleşelim, bu gidişata dur diyelim!

17 Ekim 2015

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Sömürünün, salgınların, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada yaşayabiliriz. Bunun hayal olmadığını, en az yarın kadar mümkün ve gerçek olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız çağda bunun tüm imkânları var. Ancak sermaye biriktirmeye dayalı kapitalist sömürü düzeni, insanın toplumsal mutluluğunu zerrece umursamıyor. Bu düzende milyarlarca insan bir avuç asalağın mutluğu için ter akıtıyor, acı çekiyor. Egemenlerin cenneti yoksulların sefaleti üzerinde yükseliyor.
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından düzenleme yapıldı. Kod 29’un çalışma hayatında belirsizliklere yol açtığını söyleyen Bakanlık; “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan” hallerin tamamı için ayrı ayrı kodlar belirlendiğini açıkladı. Peki, bu ne anlama geliyor? Düzenleme gerçekten Bakanlık ve sermaye medyası tarafından iddia edildiği gibi Kod 29 mağduriyetini ortadan kaldıracak mı?
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre farklılıklar gösterir. Kimi sembol ve imgeler ise evrenseldir. Hangi coğrafyada olursa olsun, hangi dilde konuşulursa konuşulsun aynı şeyi ifade eder. Ateş mesela özgürlüktür, yaşamdır, kararlılıktır. Karanlık insanlar için tehlikeli, ürkütücü ve bilinmezliklerle doludur. Aydınlık güvenlidir, mutlu yarınları muştular. Bu yüzden bütün kültürlerde karanlık ölümü ve kötülüğü; aydınlık ise yaşamı, iyiliği ve sevinci simgeler.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle büyük değişimler yaratmışlardır ve yaratmaya devam etmektedirler. Adaletsizlikleri, eşitsizlikleri görmeye başlayan, bunlara karşı sessiz kalınamayacağını kavrayan, ekmek kavgasını artık sınıf mücadelesi olarak gören ve her şeye rağmen bu mücadelenin içinde yer almaya başlayan kadınlar, değişme ve değiştirme gücü kazanırlar. Böyle kadınlar hep vardılar ve hep var olacaklar. Yaşamın yarısı olan emekçi kadınlar, bu nedenle dünyayı değiştirme mücadelesinin de yarısıdır aynı zamanda.
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “İtiraz etsem ne değişecek ki?”, “Böyle gelmiş böyle gider!” Pek çoğumuz kötü yönde değişim olacağına, yani her şeyin daha kötüye gideceğine kolaylıkla inanırız da sıra olumlu yönde değişime gelince buna bir türlü inanamayız. Hiç düşündük mü, nedir bize bu basmakalıp cümleleri kurdurtan, bizi bu yalanlara inandıran?
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı hikâyelerinde her türlü sıkıntıya katlanıp dişini sıkan, sıfırdan başlayıp zengin olan “kahramanlar” vardır. Milyonların içinden sıyrılıp zirveye oturan bu “sıra dışı” insanların hikâyeleri en çok da yoksul gençlerin hayallerini süsler. Tam manasıyla “kapitalist yayıncılık” anlayışıyla basılıp yayılan bu hikâyelerin büyüsüne kapılanlar, gün sonunda tuzak bir soru sorarlar kendilerine: “Neden ben de olmayayım?”
  • Covid-19 salgınının daha başında patronlar ve iktidar temsilcileri “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” ve “yeni normal” söylemini dillerine doladılar. Aradan geçen bir yıllık süre zarfında yapılan “hukuksal” düzenleme ve fiili saldırılarla bu söylemle neyi kastettiklerini ortaya koydular. İşçiler ücretsiz izin, kısa çalışma, uzaktan çalışma dayatması, sendikal baskılar, Kod 29 ile işten atma gibi saldırılarla yüz yüze kaldılar. Covid-19 salgınını her anlamda fırsata çeviren patronlar, uzaktan çalıştırmanın verimliliğini bu süreçte bir kez daha test etmiş oldular. Ve gördüler ki, işçileri evden çalıştırmak hem daha az maliyetli hem de daha verimli! Böylece dünyada olduğu gibi Türkiye’de de uzaktan çalıştırılan işçi sayısı pandemi sürecinde arttı, şimdi de kalıcı hale getiriliyor.
  • İktidar, ne pahasına olursa olsun varlığını sürdürmek, toplumu istediği gibi şekillendirmek, devlet kaynakları üzerinde oturmaya devam etmek istiyor. Bu yüzden olağanüstü gündemler eşliğinde siyasal gerilimi ve kutuplaşmayı alabildiğine keskinleştirmeye, muhalefeti parçalamaya, bilinçleri felçleştirmeye, emekçilerin odağını kaydırmaya ve gerçek sorunların üzerini örtmeye çalışıyor.
  • Çözülemeyen sorunlar, kibir ve büyüklenme içindeki iktidar sözcülerinin sorunların çözümüne odaklanmak yerine akşam sabah tehditler savurmaları, topluma korku salmaya çalışmaları her geçen gün daha fazla insanda bıkkınlık yaratıyor. İşçiler, işyerlerinde ve dost sohbetlerinde şikâyetlerini dile getiriyor, yaşadıkları koşullardan hoşnut olmadıklarını ifade ediyorlar.

Son Eklenenler

  • Pandemi bahanesiyle alınan 1 Mayıs yasaklarına İstanbul da eklendi. İstanbul Valiliği pandemi bahanesiyle kent genelindeki tüm eylem ve etkinlikleri 17 Mayıs’a kadar yasakladı. Yasak kararı 1 Mayıs’ı kapsadığı gibi emek ve meslek örgütlerinin...
  • İngiltere’de polis yasası karşıtı eylemler ülke geneline yayılarak devam ediyor. “Polis, Suç ve Ceza Mahkemeleri Yasa Tasarısı”na tepkiler ülke çapında çoğalıyor, Muhafazakâr Parti hükümetine öfke büyüyor. Eylem günü ilan edilen 17 Nisanda sokaklara...
  • Bizler özel hastanede çalışan kadın sağlık işçileriyiz. Birlikten doğan gücümüzün mutluluğunu sizlerle paylaşmak istiyoruz. Yaptığımız iş ağır ve tehlikeli olduğu için ayda 140 saat çalışmamız gerekir. Fakat bizler 240 saatten fazla çalışıyoruz ve...
  • Sömürünün, salgınların, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada yaşayabiliriz. Bunun hayal olmadığını, en az yarın kadar mümkün ve gerçek olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız çağda bunun tüm imkânları var. Ancak sermaye biriktirmeye...
  • Gebze Dilovası’nda bulunan Systemair HSK fabrikasında çalışan işçiler, Birleşik Metal-İş sendikasında örgütlenmişlerdi. İşçilerin sendikalaşmasının önüne geçmek isteyen Systemair HSK patronu iki işçiyi tazminatsız bir şekilde işten atmış, 46 işçiyi...
  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...

UİD-DER Aylık Bülteni