Navigation

Buradasınız

Dizilerin Dünyası Kimin Dünyası?

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 112
Van’a televizyon geliyor. Yıl 1974. Belediye binasının önünde halk toplanmış. Belediye başkanı, halka televizyonun maharetlerini, içinde insanların oynadığını, sadece sesini duymakla kalmayıp Zeki Müren’i artık göreceklerini anlatıyor. Kalabalık içinden bir ses, “Zeki Müren de bizi görecek mi?” diye soruyor. Vizontele filminde bir kasabanın televizyonla tanışması böyle anlatılıyor. Televizyon sayesinde birileri bizi “görmekle” kalmadı neredeyse onunla yönetir hale geldi.

Van’a televizyon geliyor. Yıl 1974. Belediye binasının önünde halk toplanmış. Belediye başkanı, halka televizyonun maharetlerini, içinde insanların oynadığını, sadece sesini duymakla kalmayıp Zeki Müren’i artık göreceklerini anlatıyor. Kalabalık içinden bir ses, “Zeki Müren de bizi görecek mi?” diye soruyor. Vizontele filminde bir kasabanın televizyonla tanışması böyle anlatılıyor. Televizyon sayesinde birileri bizi “görmekle” kalmadı neredeyse onunla yönetir hale geldi.

Ortalama haftada 45-50 tane dizi film yayınlanıyor. Bu dizi filmlerde çalışan figüran ve set işçilerinin iş güvencesiz, çoğu zaman sigortasız, uzun ve ağır çalışma koşullarının da üstü örtülüyor, setlerde öldüklerinin de. Ama onların hikâyesi de bu dizilerde anlatılmaz.

Uzun saatler çalışıp, yorgun argın evimize ulaştığımızda şöyle bir kanepeye uzanıp, elimize kumandayı almak çoğumuzun alışkanlığı haline gelmiş durumda. Özellikle kadınların hemen her gün takip ettiği en az bir dizi var. Bu diziler tıpkı diğer televizyon programları gibi izleyen emekçi kitleleri kendi gerçek durumundan uzaklaştırıyor. İnsanları uyuşturuyor. Zenginlik ve güç hayalleriyle uyutuyor. Sömürücü sınıfı, zenginleri iyi, özenilmesi gereken insanlar olarak sunarken yoksulların hak aramasını kötülüyor.

Esas oğlan, esas kız gerisi teferruat. Kahraman hep zengin, ya da eninde sonunda zengin olacak. O dizilerde hikâyeleri anlatılanların yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarındadır, evlerinde hizmetçileri vardır. Hiç yorulmazlar, terlemezler, hiç çalışmazlar. Deniz manzaralı, şehre tepeden bakan koca ofislerinde çok güçlü görünürler. Para sanki işçilerin sırtından kazanılmamakta, musluktan akmaktadır. Büyük büyük evler ya da konaklar vardır. Hele kadınlar, evleri sanki mağaza gibidir, aynı kıyafet ikinci kez giyilmez. İhtişam, şatafat, gösteriş, lüks arabalar, şoförler, hizmetçiler, bakıcılar, havuzlar ve daha neler neler… Kimi zaman açık açık ama çoğu zaman alttan alta yalan değirmenleri işletiliyor, emekçilerin bilinci esir alınıyor.

Kiminde iş bulan esas kız işe alınır ama ne kadar ücret alacağını sormaya utanır. “Koskoca gönlü zengin patrona ücret sormak ayıptır. Sana iş verilmiş, ekmek verilmiş, ücret düşük de olsa razı ol” fikri işlenir. Bir örnek daha: Genç patron iflas etmiş. Bankalar kredileri geri istemiş. O ise elinde kalanlarla ilk iş işçilerin maaşlarını ödemiş. Sanki gerçek hayatta ortalık böyle patron kaynıyor. Patron bu kadar “duyarlı, iyi yürekli” olunca işçiler de patronlarını düşünmeliler, öyle değil mi? Hakları için bir araya geldikleri asla gösterilmeyen işçiler, patron için bir araya geliyor ve tüm paralarını birleştiriyorlar. Bu parayı duygusal sahneler eşliğinde patrona veriyorlar. Patron zor dönemi atlatsın çünkü onun paraya işçilerden daha fazla ihtiyacı var. Lüks otomobili, evi, lüks kıyafetleri ve de diğer konforları olmadan patron yaşayabilir mi?

Bir başka diziden bir başka sahne: Esas kız, büyük patronun küçük patron olan kızı. Mağrur, alımlı, bir o kadar gösterişli. Bu havayla cam atölyesine giriyor. Ofisine yeni girmişken işçilerin iş bıraktığını öğreniyor. Hışımla çoğunluğu kadın olan işçilerin toplu halde beklediği üretim atölyesine giriyor. İşçilere “ne istiyorsunuz?” diye höykürüyor. İşçilerin temsilcisi olan kadın işçi öne çıkıp büyük patronun kendilerini mağdur ettiğini, hak ettiklerini vermediğini, şimdi de evlerini ellerinden almakla tehdit ettiğini söylüyor. “Bu şekilde işe devam etmeyeceğiz. Hakkımızı istiyoruz” diyor. Kibirli patroniçe atölyedeki cam vazolardan birini hiddetle yerinden alıp işçi kalabalığının tam ortasına vurup kırıyor. “Kapı orada, çalışmak istemeyen çıksın gitsin” diyor. O mağrur, narin, alımlı patroniçenin içinden sınıf kini ve kibri fışkırıveriyor. İşçilere arkasını dönüyor, sahneden çekiliyor. Bir anda esas oğlan görünüyor ve kıza dönüp “sana hayran olmamak mümkün değil, sorunu ne güzel çözdün” diyor. Derken arkadan bir sahne geçiyor: İşçilerin birliği dağılmış, hemen birbirlerine bağırıp çağırmaya, korkudan harıl harıl çalışmaya başlamışlar. Sorunlarını çözmek için başlattıkları mücadeleleri başlamadan bitmiş. Elbette buradan alınacak bir mesaj olmalı! Bu sahneyi izleyen işçinin güven hissetmesi ve “evet haklarımız için birleşmemiz lazım” demesi mümkün değil. Amaç da zaten bu düşüncenin oluşmasının önüne geçmektir.

Ortalama haftada 45-50 tane dizi film yayınlanıyor. Bu dizi filmlerde çalışan figüran ve set işçilerinin iş güvencesiz, çoğu zaman sigortasız, uzun ve ağır çalışma koşullarının da üstü örtülüyor, setlerde öldüklerinin de. Ama onların hikâyesi de bu dizilerde anlatılmaz. Bizi kendi gerçekliğimizden kopartan, örgütsüzlüğe mahkûm ederek hayallerle avutanlar, “köşeyi dön, umut et, büyük düşün” diyerek alın terimizle semirmeye devam ediyorlar. Ama bu iş hep böyle gitmez, gitmemeli. Televizyondan akan zehre karşı örgütlü mücadeleyle direnmeliyiz.

30 Temmuz 2017

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...

UİD-DER Aylık Bülteni