Navigation

Buradasınız

Dünyanın En Zenginleri ve Artan Çelişkiler

Mart 2015, No:84
En zenginler diye açıklanan asalaklar, dünyayı bir ahtapot gibi saran kollarıyla fabrikaların, holdinglerin, tekellerin tepesindeki insanlardır. Hepimizin çok iyi bildiği gibi, emekçiler ömürleri boyunca çalışsalar ve yemeyip içmeyip kazançlarını biriktirseler dahi bu servete sahip olamazlar. Temelinde sömürü olan bu meblağlara sahip olan süper zenginler ise, ömürleri boyunca her gün binlerce dolarlık harcama yapsalar dahi servetlerini sıfırlayamazlar.

Forbes dergisi dünyanın en zenginleri listesini yayınladı. En zenginler listesinde 32 Türk yer alıyor. Dünyanın en zengin kişisi olarak listenin birinci sırasında yer alan kişi Microsoft’un tepesindeki Bill Gates. Türkiye’de ise listenin başında 4,4 milyar dolarla Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker var. Murat Ülker’in başını çektiği Türkiyeli milyarderler listesinde Koç, Sabancı, Eczacıbaşı, Şahenk, Zorlu Ali Ağağoğlu ve Karamehmet’in de dahil olduğu 32 kişi var. Hepsini 1500-2000 kişiyi geçmeyen bu liste medyanın pompaladığı gibi gurur listesi değil aslında birer utanç listesidir.

Akıl sınırlarını zorlayan kişisel servetler, gerçeğin sadece bir parçasını ifade ediyor. Buzdağının görünmeyen yüzünde çok daha büyük miktarlara hükmeden tekeller var. Örneğin 4,4 milyar dolarlık kişisel servetiyle Murat Ülker, 2013 cirosu 15,7 milyar dolar olan Yıldız Holding’in başında yer alıyor. Dünya çapında 58 fabrikada gıda ve içecek üreten Yıldız Holding bu sermayeyi, 41 bin işçiyi sömürerek elde ediyor.

En zenginler diye açıklanan asalaklar, dünyayı bir ahtapot gibi saran kollarıyla fabrikaların, holdinglerin, tekellerin tepesindeki insanlardır. Hepimizin çok iyi bildiği gibi, emekçiler ömürleri boyunca çalışsalar ve yemeyip içmeyip kazançlarını biriktirseler dahi bu servete sahip olamazlar. Temelinde sömürü olan bu meblağlara sahip olan süper zenginler ise, ömürleri boyunca her gün binlerce dolarlık harcama yapsalar dahi servetlerini sıfırlayamazlar. İşçilerin sırtından yedi sülalelerine yetecek kadar para kazanan zenginler, onca servete rağmen, para peşinden koşmaktan bir an olsun geri durmazlar.

Bir yanda başını sokacak bir ev ve aç kalmayacak bir emekli maaşı için ömrünü tüketen yüz milyarlarca işçiye karşılık, diğer yanda trilyonlara hükmeden bir avuç süper zenginin bulunduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bu çelişkiyi üreten, dünya çapında çarkları acımasızca dönen kapitalist sömürü düzenidir. Bill Gates, Ülker, Koç ve Sabancı’nın böyle büyük servetler elde etmesi işçi sınıfının sömürüsü üzerinden gerçekleşmektedir. Bu servet, iş cinayetlerine kurban giden, çok düşük ücretlere ömür tüketen, işsizliğe mahkûm edilen, barınma ve sağlık sorunlarıyla boğuşan emekçilerin sırtından elde edilmektedir.

Liste kapitalist sistemin vardığı akıl almaz durumu gösteriyor. Dünya kriz, savaş, yoksulluk ve işsizlik girdabındayken, süper zenginlerin servetleri artmaya devam ediyor. Zarar edenlerin imdadına ise devletin “şefkatli” eli yetişiyor ve onlar için yüz milyarlarca dolarlık kurtarma paketleri çıkarılıyor. Kriz “teğet geçti” diyen AKP hükümeti de patronlar için çeşitli teşvik yasaları çıkararak zenginleri desteklemekten geri durmadı. Böylece sermayenin koruyucusu ve kollayıcısı olan devlet ve hükümet, işçilerden toplanan vergilerle zenginleri daha da zenginleştirmeye devam etti.

7 milyarlık dünya nüfusunun bir piramit şeklinde sıralandığını düşünürsek, piramidin en tepesinde bir avuç asalak yer almaktadır. Bunlar arasında yürüyen rekabet, pazar ve hegemonya savaşları ise dünyayı cehenneme çevirmektedir. Forbes listesindeki zenginlerin bir kısmı silah ticareti yaparak zenginleşen kişilerdir. Bu zenginlerin barış zamanı gıda, savaş zamanı kurşun üretmeleri kapitalizmin mantığıyla çelişmemektedir. Bu listedekiler arasında uyuşturucu ticareti yapanlar, kadın ve çocuk bedenlerini pazarlayanlar, her türden mafyatik faaliyeti yürüten kişiler ve spekülatörler de yer almaktadır.

Bir tek insanın sahip olduğu servet nasıl oluyor da on milyonlarca insanın toplam gelirinden kat be kat daha fazla oluyor? Oluyor çünkü kapitalizm tam da böyle bir sistemdir. Bu akıldışı sistem, bir tarafta sefalet diğer tarafta tarifsiz bir zenginlik üretiyor. Sömürü ve yoksulluk arttıkça asalakların serveti de artıyor. Türkiye’de dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırında yaşayabilmesi için 4 bin liranın üzerinde bir gelire ihtiyacı var. Ama ücretler son derece düşük. Bu nedenle Türkiye’de 25 milyonun üstünde yoksul insan var. Dünya genelinde ise 1 milyar insan açlık içinde kıvranıyor. Dünyadaki yoksulların oranı ise birkaç milyar civarındadır. Medya zenginlerin büyük servetlerini propaganda ederek önemli gerçekleri gizlemeye çabalıyor. Gerçekte daha büyük bir hızla artan, işsizlerin, evsizlerin, borç batağına batanların, düşük ücret alan işçi ve emekçilerin sayısıdır.

Sonuçta önümüzde iki seçenek durmaktadır. Ya tepedeki birkaç bin kişinin multi-milyarder olarak kalması ya da tabanda milyarlarca insanın açlık ve yoksulluk sorununun çözülmesi. Az çok sağduyu sahibi her insan bu anlamsız çelişkinin dünyanın yoksulları lehine çözülmesi gerektiğini düşünecektir. Böyle bir çözümü ise ancak işçi sınıfı örgütlü mücadelesiyle iktidarı kendi ellerine alıp bu asalakları mülksüzleştirerek gerçekleştirebilir.

8 Mart 2015

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...
  • Sağlık sistemindeki çöküş salgınla birlikte daha görünür hâle geldi. Sağlık çalışanlarının yükü artarken, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sağlık işçileri bu duruma sessiz kalmıyor. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının (SES...
  • Çok şahit olmuşuzdur ilginç haber başlıklarına. “Emeklilere Müjde”, “Çalışanlara Müjde”, “Artık Herkes Kıdem Tazminatı Alacak” vs... Ama haber içeriğine baktığımızda hiç de müjdeli bir şeyle ya da başlıkta söylendiği gibi heyecan verici bir haberle...
  • “Bir adım öne geçme zamanı! 60 yıllık tecrübemizi çalışma hayatımızın yarınları için seferber ediyoruz. Ülkemizi geleceğin merkezi yapmak için teknoloji hareketini başlatıyoruz.” Metal Sanayicileri Sendikası MESS ilk ürününü paylaşmaktan gurur...
  • Sağlıklı bireyler olabilmek başta sağlıklı beslenmekten geçiyor. İyi beslenenler daha az hasta olurlar. Özellikle kanser gibi önemli hastalıklara yakalanma riskleri de düşer. Bağışıklık sistemleri güçlü olduğundan Covid-19 gibi bulaşıcı hastalıklara...
  • Koronavirüs salgını dünyanın her yerinde sağlık işçilerinin iş yükünü daha da arttırdı. Bu süreçte hayata geçirilen tüm uygulamalar bilim kisvesi altında yapılırken gelin biz de artan iş yükü ve gece mesailerini bilimsel çerçevede değerlendirelim....
  • Ah ah ne günlerdi! Hasta olmaktan ve iğnelerden korksam da hasta olunca yiyeceğim güzel yemeklerin hayalini kurardım çocukken. O zamanlar pek öyle dolabımız dolmazdı. Okula giderken yılda toplasan beş defa bile harçlık aldığımı bilmem. Alsak bile en...
  • Pandemi ortaya çıktığından beri biz işçilerin sırtına binen yük her geçen gün artıyor. Biz işçiyiz, yük hayvanı, bir alet ya da makine parçası değiliz. Bizlerin de yaşamları, aileleri ve özlemleri var. Ama öyle bir düzende yaşıyoruz ki, biz işçiler...
  • Dünyanın birçok ülkesinde ücret artışı, iş güvenliği önlemlerinin alınması, ağır çalışma koşullarının düzeltilmesi, sağlık alanında daha fazla istihdam gibi taleplerle sokaklara çıkan sağlık işçilerine İranlı sağlık işçileri de katıldı. İşçiler 2...
  • UİD-DER olarak, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı yılbaşı akşamı ve takip eden üç gün boyunca yaptığımız yayın akışı sırasında dünyanın dört bir yanından sınıf kardeşlerimizin mücadelelerini hatırlattık. “Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat Umut...
  • 2020 yılı işçi sınıfının haklarına yönelik büyük saldırıların gerçekleştiği bir yıl olarak geride kaldı. İşçilerin haklarını kırpmak, gasp etmek için her fırsatı değerlendiren sermaye sınıfı, koronavirüs salgınını da büyük bir fırsat olarak gördü ve...
  • Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar...
  • İş güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle sık iş cinayetlerinin gerçekleştiği sektörlerin başında gelen tersanelerde yine bir iş cinayeti yaşandı. İstanbul’da Tuzla Gemi Tersanesinde 9 Ocakta gerçekleşen iş cinayetinde 25 yaşındaki İsmail...

UİD-DER Aylık Bülteni