Navigation

Buradasınız

Filler Tepişirken Altta Ezilen Çimen Olmayalım

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 101

Tek başına, toplumdan soyutlanmış bir insan gerçekten insan olamaz. Toplum içinde var olmak, o toplumun bir parçası olmak insan için olmazsa olmazdır. İktidar sahiplerine/egemenlere sorarsanız tüm toplumun ya da “millet”in çıkarları ortaktır. Oysa insanlar çıkarları, yaşam biçimleri, hayattaki hedefleri tamamen farklı büyük insan gruplarına yani sınıflara ayrılırlar. Meselâ bir yanda tüm zenginliklerin, sermayenin ve üretim araçlarının sahibi olan patronlar ve diğer yanda çalışıp üreten ama ürettiğine el konulan, ezilmiş, yoksul işçiler var. Örneğin, Brezilyalı patronların ve Brezilyalı işçilerin çıkarları taban tabana zıtken, farklı milletlerden olmalarına rağmen Brezilyalı işçilerle Türk işçilerin çıkarları ortaktır.

“Sınıf” dediğimiz insan gruplarının çıkarları tamamen farklıdır. Bu nedenle hepsinin ortak çıkarlarını yansıtan bir siyaset de olamaz. İşçiler iş saatlerinin düşürülmesini, ücretlerin yükseltilmesini, iş güvenliği önlemlerinin maliyet sayılıp ihmal edilmemesini isterler. Patronlarsa ellerinden gelse hiçbir önlem almadan ve tek kuruş vermeden işçileri günde 24 saat çalıştırmak, iliklerine kadar sömürmek isterler. Gündelik hayatın bir parçası olarak işçilerle patronlar arasında bu kavga sürer gider. İşçiler bu durumda çalışmaya “ekmek kavgası” derler. Ekmek davasına siyaset karıştırmak istemediklerini söylerler. Oysa patronlar kendi çıkarları doğrultusunda toplumu, medyayı, kanunları, devlet politikasını şekillendirir yönetirler. Yani siyaset yaparlar. Siyaseti kullanarak kendi çıkarlarını tüm topluma dayatır, kendi çıkarlarına olan şeyleri parlatıp över, işçilerin çıkarlarına olan şeyleri karalayıp kötülerler.

Patronların siyaseti işçilerin ekmeğini küçültür, işçilerin ekmek için verdiği kavganın daha zorlu ve kahırlı olmasına sebep olur. 15 Temmuz gecesi yaşanan askeri darbe girişiminin hedefindeki AKP, ülkeyi yıllardır 12 Eylül darbesinin kurumları ve yasalarıyla yönetiyor. Darbe girişimi işçilerin temel hak ve özgürlüklerini ellerinden alan uygulamaları daha da derinleştirdi. OHAL ilan edildi. İşçilerin direnişleri engellendi, çadırları söküldü. Yıpranma payı hakkı fiilen yok edildi. Kayyım atanan işyerlerinde işçi ücretleri ödenmedi. Pek çok taşeron işçi, öğretmen, kamu çalışanı görevden uzaklaştırıldı. “Metal fırtına”nın ardından işçilerin açtığı davaların bir kısmı reddedildi. Çok açık ki güçlü ve örgütlü oldukları için siyaseti egemenler yapıyor ama bedelini işçi sınıfına ödetiyorlar. Yani filler tepişiyor, altta çimenler eziliyor.

Peki, işçiler neden siyaset yapamıyor? Neden işçi sınıfı asker ya da sivil her türlü darbenin, işçi ve emekçilerin haklarını, özgürlüklerini kısıtlayan her türlü girişimin karşısına dikilemiyor? Neden patronlar sınıfının siyasetine kanıp sömürüye sessiz kalıyor? Çünkü işçi sınıfı örgütsüz yani birlik değil, bunun için de güçsüzdür. Güçsüz olan kendi çıkarları doğrultusunda siyaset yapamaz ve değişim sağlayamaz. İşçiler tek tek bireyler olduklarında bir sınıf gibi davranamazlar. Kendilerini işçi sınıfına ait ve onun bir parçası gibi hissetmezler. Siyasetle ilgilenmenin gereksiz ve hatta tehlikeli olduğunu düşünürler. Onları bölen, parçalayan patronların siyasetinin arkasından giderler; kendi çıkarlarını, kendileri için siyaset yapmaları gerektiğini unuturlar, onların çıkarlarını savunanlara inanmazlar.

1980 askeri faşist darbesinden önce, 60’lı ve 70’li yıllarda, işçiler bugüne nazaran çok örgütlüydüler. Sendikalarda, derneklerde, siyasi kurumlarında bir araya gelmişlerdi. Hem ekmeklerinin kavgasını veriyorlardı hem de bu ekmeğe göz dikenlerin heveslerini kursaklarında bırakmak için milliyetçiliğe, faşizme; mücadeleci işçileri, sosyalistleri hapse tıkan devlet güvenlik mahkemelerine, DİSK’in kapatılmasını hedefleyen planlara karşı mücadele ediyorlardı. Yani kendi bağımsız siyasetlerini yapıyorlardı.

Patronlar sınıfının işçi düşmanı siyasetinden kaçıp kurtulmanın örgütlenmekten başka bir yolu yok. İşçi sınıfının bağımsız siyaseti ortaya konulmadan burjuva siyasetten, onun farklı araçları olan darbelerden, çatışmalardan, savaşlardan kaçıp kurtulmanın imkânı yok. Bu nedenle işçiler kendi çıkarları için siyaset yapmak üzere tıpkı 1970’li yıllarda olduğu gibi bir araya gelmeli ve örgütlenmelidirler.

22 Ağustos 2016

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • MESS ile işçi sendikaları arasında sürecek grup toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin başlamasına kısa bir süre kaldı. Yetkili sendikalar işçilerin ücret ve sosyal haklarına yapılmasını talep ettikleri zam oranlarını açıklamaya başladılar. Gerek...
  • General Motors’un Güney Kore’deki 3 fabrikasında çalışan yaklaşık 8 bin işçi, 9 Eylülde greve çıktı. Kore Metal İşçileri Sendikası (KMWU) üyesi işçiler ücret artışı talebiyle üç günlük bir grev gerçekleştirdiler. Arjantin’de Başta kamu çalışanları...
  • 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin üzerinden 39 yıl geçti. Ama darbecilerle ve onları işbaşına çağıran sermaye sınıfıyla davamız kapanmadı. İşçi sınıfının mücadele örgütleri 12 Eylül’ü asla unutmamalı ve unutturmamalı. Çünkü Türkiye işçi...
  • Geçtiğimiz günlerde UİD-DER olarak Cargill direnişçilerini ziyarete gittik. Cargill işçileri Tek Gıda-İş sendikasına üye oldukları için haksız yere işten çıkarılmışlardı. O günden sonra mücadeleye başladılar. Şu an ise 500 günü aşkın bir süredir...
  • Güney Afrikalı binlerce kadın giderek artan kadına yönelik şiddeti protesto etmek için 4 Eylülde sokaklara döküldü. Emekçi kadının ezilmişliğini besleyerek büyüten kapitalist sisteme ve temsilcilerine tepki gösteren kadınlar, eylemlerini Dünya...
  • İngiltere’de South Western Demiryolu Şirketine bağlı çalışan işçiler 30 Ağustosta greve çıktı. İşçiler şirketin istasyonlarda ve trenlerde güvenlik işçilerini işten çıkarma planını engellemek için uzun süredir mücadele yürütüyor. Haziran ayında 5...
  • Geçtiğimiz günlerde yeni yönetimini belirleyen Petrol-İş Sendikası, Cargill direnişini 512. gününde (11 Eylül) ziyaret etti. Genel Başkan Süleyman Akyüz ve sendikanın merkez yöneticileri ile Gebze’deki işyerlerinden gelen işçi temsilcilerinin...
  • Ben özel bir hastanede çalışan, sizler gibi alın terimi, emeğimi ortaya koyarak geçinmeye çalışan genç bir işçiyim. Zorluklara, patronlara ve onların sömürü sistemine karşı mücadele veriyorum aynı sizler gibi… Bağlı olduğum, bundan da mutlu ve...
  • Geçtiğimiz günlerde devlete bağlı işletmelerde çalışan binlerce işçiyi yakından ilgilendiren toplu iş sözleşmesi imzalandı. Türk-İş ile Aile ve Çalışma Bakanlığı arasında imzalanan sözleşmede binlerce işçi sefalet ücretine mahkûm edildi. Binlerce...
  • Daha doğar doğmaz salgın hastalıklara karşı aşılanırız. Verem, çocuk felci, boğmaca, kızamık, tetanos gibi olası hastalıklar karşısında önleyici sağlık hizmeti almış oluruz. Böylelikle daha baştan mikroplara ve virüslere karşı direnç geliştiren...
  • EYT Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği taleplerini haykırmak için 8 Eylülde Tandoğan Meydanında toplandı. Çeşitli illerden binlerce işçi ve emekçi bir araya gelerek emeklilik hakları için mücadelede kararlı olduklarını bir kez daha gösterdiler...
  • Günden güne kadına yönelik şiddet artıyor. Her gün birkaç kadının kocası tarafından silahla vurulduğu, bıçaklandığı haberlerini okuyoruz. Okunan haberlerdeki vahşet önce insanları üzüyor sonra öfkesini artırıyor. İnsanlar, sosyal medyada birkaç şey...
  • Enflasyon gibi işsizlik oranları da kasıtlı olarak düşük gösteriliyor. Aslında ekonomik alandaki tüm veriler, toplumun gözünden saklanıyor. Çünkü gerçeğin tam olarak görülmesi istenmiyor. Siyasi iktidar, verilerle oynayarak ve medyayı kullanarak...