Navigation

Buradasınız

İşte Bor Madeni Efsanesi!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 131
Efsaneye göre, Lozan Antlaşması’na ekli gizli maddeler yüzünden yerli kaynakların kullanımının önüne geçiliyor, bazı madenlerin ve petrolün çıkarılmasına izin verilmiyor. 100 yıllık süresi olan bu anlaşma 2023’te bitecek ve yeraltı madenlerimiz üzerinde gönlümüzce tasarrufumuz olacakmış! İster kendimiz kullanacak ister ihraç edip zenginliğimize zenginlik katacakmışız. Bu madenlerin başında da “stratejik” bir maden olan bor madeni geliyor.

Hedef 2023! Büyümemizi istemeyen “dış mihrak­lar”ın ayağımıza taktığı prangadan yani Lozan Anlaşması’ndan 2023’te kurtuluyoruz! Sonra seyreyleyin cümbüşü! Ver elini Musul, Kerkük! Gelsin petrol, gelsin paralar! İcraat üstüne icraat! Güçlü ülke, Büyük Türkiye! İktidarın vaatleri kulağa hoş geliyor ama unutmayalım davulun sesi de uzaktan hoş gelir. Biliyoruz ki yukarıdakilerin ağzından ne zaman BÜYÜK laflar çıksa biz bunun bedelini yaşamlarımızla, gittikçe çekilmez hale gelen hayat şartlarıyla, eriyen ücretlerle, uzayan iş saatleriyle ödüyoruz. İktidar, işçileri-emekçileri yalanla ağına düşürüyor, milliyetçilik duygusunu okşayarak yoksul kitleleri peşine takmaya çalışıyor. Bu kapsamda, el altından safsata yayılıyor, şehir efsaneleri üretiyor. Bunlardan biri de yıllardır eskimeyen, bor madeni efsanesidir!

Efsaneye göre, Lozan Antlaşması’na ekli gizli maddeler yüzünden yerli kaynakların kullanımının önüne geçiliyor, bazı madenlerin ve petrolün çıkarılmasına izin verilmiyor. 100 yıllık süresi olan bu anlaşma 2023’te bitecek ve yeraltı madenlerimiz üzerinde gönlümüzce tasarrufumuz olacakmış! İster kendimiz kullanacak ister ihraç edip zenginliğimize zenginlik katacakmışız. Bu madenlerin başında da “stratejik” bir maden olan bor madeni geliyor. Dünyanın en büyük ve en iyi kalitede bor rezervlerine sahip olan Türkiye, bor madenini kullanmaya başlamasıyla 2023’te uçuşa hazır olacakmış! Eh, boru değil, bor madeni… Cam ve seramik ürünleri üretiminden temizlikte kullanılan deterjan üretimine; nükleer sanayi, yakıtlar, askeri ve zırhlı araçlardan tarım, otomotiv, enerji, metalürji, inşaat, uzay ve havacılık sektörüne kadar geniş bir kullanım alanına sahip bir maden. Dünyadaki toplam bor madeni rezervi sıralamasında Türkiye, %73,2 payla ilk sırada yer alıyor.

Ancak Lozan anlaşması metnini baştan sona incelediğimizde ne anlaşmanın süreli/geçici olduğuna dair bir ibareye ne de madenlerin çıkarılması önünde engelleyici bir hükme rastlayabiliyoruz. Antlaşmaya ekli gizli maddeleri de bugüne kadar gören gösteren olmamıştır. Üstelik devlet eliyle yer altı kaynaklarının, madenlerin üretilmesi, işletilmesi ve pazarlanması faaliyetlerini gerçekleştirme amacıyla 1935’te Etibank kurulmuştur. 1983 yılında Türkiye’nin ilk ve en büyük yabancı sermaye katılımlı şirketi unvanını kazanan, Eti Holding A.Ş. şimdiki adıyla Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü, dünya bor sektörünün lideri konumunda. Bor rezervlerinin işletilmesi, üretimi ve pazarlama faaliyetlerini kamu adına sürdüren Eti Maden’in faaliyet raporlarına göre Türkiye, dünya bor pazarında %57’lik bir paya sahiptir. 2017 yılında yaptığı 2,2 trilyon tonluk bor ürünleri satışı karşılığındaki hâsılatı ise 890 milyon dolar. Bu rakam 2018’de 1 milyar dolara yükselmiştir. Zaten dünyadaki bor madeni pazarı 2 milyar dolardır ve Türkiye bunun yarısına sahiptir!

Yani, övünç kaynağımız biricik “milli” madenimiz gün yüzü göreli çok olmuş. Ne efsanede dillendirildiği gibi yeraltı madenlerinin işletilmesi engelleniyor, ne de yaygın bir yanlış algı olan “bor rezervlerinin gereği gibi işletilmediği, üretim yapılmadığı, üretilebilen ürünlerin hammadde olarak yurtdışına satılıp işlendikten sonra ithalat yoluyla geri alındığı” düşüncesi gerçeklerle örtüşüyor. Çünkü bor madeninin rafinasyon ve reaksiyon süreçleri sonucunda elden edilen bor ürünleri, bu aşamalardan sonra işlem gören ürünler değildir. Ve kullanıldığı sektörlerde yalnızca belli oranlarda katkı maddesi olarak kullanılır. “Borla çalışan araba” üretildiği, gelecekte petrolün yerini borun alacağı ise başka bir yaygın efsanedir. Söz konusu olan borla değil hidrojen enerjisiyle çalışan prototip arabalardır. Bor bir yakıt değildir, bu tip araçlarda bor hidrojen tutucu olarak kullanılabilir. Borla çalışıyor denen otomobillerde sanıldığının aksine benzin, mazot gibi bor tüketilemez, çünkü bor doğrudan bir enerji kaynağı değildir. “Onların petrolü varsa bizim de borumuz var!” diye gaza gelenleri üzecek ama gerçek budur. Aç tavuk kendini darı ambarında sanırmış ya, efendiler de halkı o duruma düşürüyorlar.

İşçi ve emekçiler uzun yıllardır bor madeni üzerine üretilen yalan yanlış argümanlarla, çarpıtmalarla oyalanırken, bor rezervleri sermaye sahiplerine peşkeş çekiliyor. Sermayenin iştahını kabartan zengin bor rezervlerinin 1985’ten bu yana özelleştirilmesi iktidarların gündeminden hiç düşmedi. AKP iktidarı döneminde de özelleştirme denemelerinde bulunulmuş ve 2017’de Eti Maden İşletmeleri Türkiye Varlık Fonu’na devredilmişti. AKP iktidarı bir taraftan “milli ve yerli” söylemleri eşliğinde emekçileri milliyetçilikle körleştirmeye çalışırken, diğer taraftan yerli-yabancı ayrımı yapmaksızın sermayenin arzularını karşılamak için canla başla çalışıyor. Sıra işçi ve emekçilere geldiğinde ise pervasızlıkta sınır tanımıyor. Yalanın, dolanın, efsanelerin büyülü tuzağına kapılmak işçilerin sorunlarını çözmez! İşçiler ancak birlik ve dayanışma içinde olurlarsa, kendi sınıf çıkarları temelinde hareket ederlerse sorunlarını çözebilirler. Çare petrol ya da bor madeni değil, işçilerin mücadelesidir!

25 Şubat 2019

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...
  • 30 yaşında üniversite mezunu bir işsiz kadın arkadaşımız KPSS’den barajın üstünde puan aldıktan sonra devlet memurluğuna başvuru için klavye kursuna gidiyor. Anlattıkları milyonlarca gencin hikâyesi. Bin bir hayalle üniversiteden mezun olduktan...
  • Fırat Eroğlu henüz 17 yaşındaydı, uzun kirpikleri, kara gözleriyle şirin mi şirin bir delikanlıydı. Motokurye olarak çalışıyordu. Ne yazık ki her gün iş kazalarında yaşamını yitiren onlarca işçiden biri oldu gençliğinin baharında. UİD-DER’li...
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı...

UİD-DER Aylık Bülteni