Navigation

Buradasınız

“Kendime Zaman Ayırmak İstiyorum”

Aralık 2015, İşçi Dayanışması Bülteni No:93
Kendi kabuğumuza çekilmemiz, evle iş arasında sıkışıp kalmış bir hayat sürmemiz sadece patronların işine gelir. Çünkü o zaman çevremizde ve dünyada olanları kavrayıp yorumlamaktan çok uzak oluruz. Sorgulamayan, düşünmeyen, hak aramayan, sadece itaat eden insanlar olarak kalırız. Oysa bu durumu tersine çevirmek mümkün.

“Kendime zaman ayırmak istiyorum.” Bu cümleyi pek çok işçinin ağzından duyuyoruz. Ancak ne yazık ki işçiler kendilerine hiçbir zaman yeterince vakit ayıramıyorlar. Çünkü iş saatleri çok uzun. Çünkü işçiler gelirlerini biraz olsun arttırıp geçinebilmek için mecburen fazla mesaiye kalıyorlar. Öyle olunca dinlenemiyor, sevdikleriyle vakit geçiremiyor, sosyal yaşam namına bir şey bilmiyorlar. Yaşamları sadece çalışmaktan ibaret olduğu için mutsuz oluyorlar. Peki, çalışma koşullarımız neden kendimize vakit ayıramayacağımız kadar kötü?

Çünkü biz işçiler birlik değiliz ve işyerlerinde çalışma şartlarımızı patronlar istedikleri gibi belirliyorlar. Sırtımızdan daha fazla kâr elde etmek için ücretleri düşük tutuyor, bizi fazla mesailere mecbur ediyor, çalışma temposunu hızlandırarak pestilimizi çıkarıyorlar. Bizim dinlenip dinlenmediğimiz, mutlu olup olmadığımız patronların umurunda bile değil. Biz onların gözünde makinenin bir parçasıyız, köleleriz, hatta ömrü boyunca yük çeken hayvanlarız!

Patronların işçileri sömürmesi üzerine kurulu bu ücretli kölelik düzenine kapitalizm deniyor. Hangi taşı kaldırsak altından kapitalizm belâsı çıkıyor. Yoksulluğumuz, çok çalıştığımız halde geçim derdi çekmemiz, yorgunluğumuz, insan yerine konulmayışımız hep kapitalist sömürü düzeninin sonuçları. Biz işçiler birlik olup da bu düzene karşı mücadele etmezsek, patronlar sınıfının sömürüsüne “artık yeter” demezsek kapitalizm belâsından da kölelikten de kurtulamayız.

Bizler, bir işçi örgütü olan UİD-DER’de bir araya gelmiş, sınıf bilinçli ve mücadeleci işçiler olarak, bu gerçeği biliyoruz. Bunun için pek çok çalışma yürütüyoruz. İşyerlerimizde, sendikalarımızda, mücadele örgütümüzde bir araya geliyoruz. İşçilerin can yakıcı sorunlarına değinen kampanyalar, etkinlikler ve örgütlenme faaliyetleri yürütüyoruz. Birlik olmaya çağırdığımız kimi işçi kardeşlerimiz, davetimiz karşısında “kendime zaman ayırmak istiyorum” diyebiliyor. Elbette kendimize zaman ayırmak hepimizin ihtiyacı, hepimizin hakkı! Peki, bir işçi ne yaparsa kendisine zaman ayırmış olur?

Evvela patronların ne yaptığına bakalım. Patronlar kendilerine bol bol zaman ayırıyorlar. İşçileri nasıl sömüreceklerini, şirketlerini nasıl yöneteceklerini öğrendikleri eğitimlere, toplantılara katılıyorlar. Sık sık bir araya gelerek fikir alışverişinde bulunuyorlar. Politikacılarla, hükümetlerle görüşüp beklentilerini anlatıyorlar. Okuyorlar. Yazılar yazıyor, dergiler çıkarıyorlar. İşyerlerini, çalışanlarını denetliyorlar. Üye oldukları sendikalarda aktif bir biçimde çalışıyorlar. Birlikte spor yapıyor, tatile gidiyor, sergiler, müzeler geziyor, öğreniyorlar. Çocuklarının ufkunu açmaya çalışıyor, ileride patron olacağını ve yönetmesi gerektiğini öğretiyorlar. Yani patronlar kendilerinin olan zamanı patronlar sınıfının bir unsuru gibi kullanıyorlar.

Peki, işçiler aynı şeyi yapıyor mu? Yani kendine ait vaktini bir işçi gibi geçiriyor mu? “Patronların sömürüsünden kurtulmak için ne yapmalıyız?” diye düşünüyor mu? “Evladım da işçi olacak, onu eğiteyim, şimdiden işçi sınıfının bir parçası olduğunu kavrasın, haksızlığa boyun eğmemesi gerektiğini öğrensin” diyor mu? Kendine vakit ayırmaktan işçi kardeşleriyle bir araya gelmeyi, sorunları tartışmayı, fikir alışverişi yapmayı, etkinliklere katılmayı, örgütlenmeyi anlıyor mu? İşte kendimize sormamız gereken sorular bunlar.

Bir işçinin kendisine zaman ayırması demek, kendisiyle aynı sorunları yaşayan diğer işçilerle bir araya gelmesi demektir. Bu sorunların çözümü için kafa yorması, konuşması, sohbet etmesi, düşünmesi demektir. Tek başına kaldığı sürece kendisine ait bir zamanın olmayacağının bilinciyle hareket edip, örgütlenmesi demektir. Çevresindeki işçi kardeşlerini de bu mücadeleye davet etmesi demektir.

Kendi kabuğumuza çekilmemiz, evle iş arasında sıkışıp kalmış bir hayat sürmemiz sadece patronların işine gelir. Çünkü o zaman çevremizde ve dünyada olanları kavrayıp yorumlamaktan çok uzak oluruz. Sorgulamayan, düşünmeyen, hak aramayan, sadece itaat eden insanlar olarak kalırız. Oysa bu durumu tersine çevirmek mümkün. Her ay çıkan İşçi Dayanışması’nı takip ederek ve arkadaşlarımıza ulaştırarak, daha çok işçiyi UİD-DER’in düzenlediği etkinliklere ve çalışmalara katarak daha fazla kendimize ve sınıfımıza zaman ayırmakla işe başlayabiliriz. 

24 Aralık 2015

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • “Bir adım öne geçme zamanı! 60 yıllık tecrübemizi çalışma hayatımızın yarınları için seferber ediyoruz. Ülkemizi geleceğin merkezi yapmak için teknoloji hareketini başlatıyoruz.” Metal Sanayicileri Sendikası MESS ilk ürününü paylaşmaktan gurur...
  • Sağlıklı bireyler olabilmek başta sağlıklı beslenmekten geçiyor. İyi beslenenler daha az hasta olurlar. Özellikle kanser gibi önemli hastalıklara yakalanma riskleri de düşer. Bağışıklık sistemleri güçlü olduğundan Covid-19 gibi bulaşıcı hastalıklara...
  • Koronavirüs salgını dünyanın her yerinde sağlık işçilerinin iş yükünü daha da arttırdı. Bu süreçte hayata geçirilen tüm uygulamalar bilim kisvesi altında yapılırken gelin biz de artan iş yükü ve gece mesailerini bilimsel çerçevede değerlendirelim....
  • Ah ah ne günlerdi! Hasta olmaktan ve iğnelerden korksam da hasta olunca yiyeceğim güzel yemeklerin hayalini kurardım çocukken. O zamanlar pek öyle dolabımız dolmazdı. Okula giderken yılda toplasan beş defa bile harçlık aldığımı bilmem. Alsak bile en...
  • Pandemi ortaya çıktığından beri biz işçilerin sırtına binen yük her geçen gün artıyor. Biz işçiyiz, yük hayvanı, bir alet ya da makine parçası değiliz. Bizlerin de yaşamları, aileleri ve özlemleri var. Ama öyle bir düzende yaşıyoruz ki, biz işçiler...
  • Dünyanın birçok ülkesinde ücret artışı, iş güvenliği önlemlerinin alınması, ağır çalışma koşullarının düzeltilmesi, sağlık alanında daha fazla istihdam gibi taleplerle sokaklara çıkan sağlık işçilerine İranlı sağlık işçileri de katıldı. İşçiler 2...
  • UİD-DER olarak, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı yılbaşı akşamı ve takip eden üç gün boyunca yaptığımız yayın akışı sırasında dünyanın dört bir yanından sınıf kardeşlerimizin mücadelelerini hatırlattık. “Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat Umut...
  • 2020 yılı işçi sınıfının haklarına yönelik büyük saldırıların gerçekleştiği bir yıl olarak geride kaldı. İşçilerin haklarını kırpmak, gasp etmek için her fırsatı değerlendiren sermaye sınıfı, koronavirüs salgınını da büyük bir fırsat olarak gördü ve...
  • Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar...
  • İş güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle sık iş cinayetlerinin gerçekleştiği sektörlerin başında gelen tersanelerde yine bir iş cinayeti yaşandı. İstanbul’da Tuzla Gemi Tersanesinde 9 Ocakta gerçekleşen iş cinayetinde 25 yaşındaki İsmail...
  • Cargill işçileri 11 Ocak’ta direnişlerinin 1000. gününde Tarım ve Orman Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmak ve çeşitli görüşmeler gerçekleştirmek için Ankara’ya gittiler. Tek Gıda-İş Sendikası Ankara Şubesine gelen işçiler buradan Bakanlığa...
  • Hindistanlı tarım emekçilerinin mücadelesi 40 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine devam...
  • “Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat, Umut Ekiyoruz Yarınlara!” yayın akışını farklı evlerde ama aynı duygularla takip eden genç metal işçilerinin duygu ve düşüncelerini paylaşıyoruz.

UİD-DER Aylık Bülteni