Navigation

Buradasınız

Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat, Umut Ekiyoruz Yarınlara!

Sunuş

Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü. Hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu.” İki Şehrin Hikâyesi adlı romanına bu satırlarla başlar Charles Dickens, sanki bugünü anlatmak istercesine! Barutunu tüketerek tarihsel olarak tıkanmış kapitalist sömürü sistemi, girdiği çıkmazdan kurtulamıyor, kurtulamaz. Zira bu sistem insanın, bilim ve teknolojinin bugünkü gelişmişlik düzeyine ters düşüyor. İnsanlık, tarihin en büyük dönemeç noktasına gelmiş, bir eşikte bekliyor. Ancak insanlık gelip durduğu dönemeci alamadığı için teknoloji ve üretici güçler kapitalist efendilerin elinde yıkıcı bir güce, bir kâbusa dönüşüyor.

2020 yılını geride bırakıyoruz ama onunla açılan dönem, insanlığın üzerinde derin izler bırakacak. 2020, egemenlerin salgın bahanesiyle tüm dünyada korku fırtınaları estirdiği bir yıl oldu. Çünkü kapitalizm, 2020’ye tarihinde eşi benzeri olmadık bir krizle girdi. Egemenler, krizin ve kapitalizmin tüm günahlarının suçunu koronavirüs salgınına yükleyerek, işçi sınıfına karşı saldırıya geçtiler. Salgına değil işçi sınıfına karşı savaş açtılar. Sömürü sisteminin yol açtığı kâbus, tüm ağırlığıyla toplum üzerine çöktü.

Egemenler zamanı karanlığa boğarak sömürü sistemini ayakta tutmaya çalışıyorlar. Bu yüzden insanın varoluşsal özelliğine yani toplumsallığına saldırıyorlar. İnsanları yalnızlaştırarak içimizdeki umudu öldürmek istiyorlar. Çünkü çok iyi biliyorlar ki; umut ölürse mücadele biter, umut ölürse gelecek hayali söner, umut ölürse dostluk, kardeşlik, arkadaşlık, dayanışma biter.  Ama bilmedikleri bir şey var; umut hiçbir zaman ölmez! Umut en güzel çiçektir! Kaya çiçeklerinin direncini, kardelenin azmini, çöl çiçeklerinin inadını almıştır.

“Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat, Umut Ekiyoruz Yarınlara!” diyerek, geride bıraktığımız 2020’nin bir dökümünü yapalım, geçtiğimiz yolların topografyasını çıkartalım ve yürüyüş güzergâhımızda bizleri nelerin beklediğini görelim istedik. Aynı zamanda yarınlar için umut ve sevinçle donanalım, sınıf bilincimiz daha bir bilenip keskinleşsin! Geleceğe neden umutla bakmamız gerektiğini yine şarkılarla, türkülerle, şiirlerle, fotoğraflarla, videolarla anlatalım istedik. Haydi, hep birlikte söyleyelim şarkılarımızı, hep birlikte okuyalım şiirlerimizi. Haydi, hep birlikte ekelim yarınlarda yeşerecek umut tohumlarını!

31 Aralık 2020 - 15:45

Umut Ekiyoruz Yarınlara

Tarih ana, nice kurulu düzen gördü paramparça olan, nice zalim taht ve taç sahibi gördü yok olup giden. Bugünün zulmedenlerini ve bu zulüm düzenini de aynı son beklemektedir! Biliyoruz ki karanlık dağılacak elbet, aydınlık egemen olacak. Elbet durulacak dalgalı sular, rüzgârlı havalar. Bereketli yağmurlara dönüşecek, kara bulutlar. Biliyoruz ki sömürü varsa, baskı ve zulüm varsa, orada isyan ve özgürlük türküleri de vardır. Yarınlara umut ekenler de vardır.

 

5-hindistan.jpg

Kapitalist çelişkiler cehennemi Hindistan’ın kadın işçileri umutla, sevinçle, dirençle bize bakıyor. Sıkılı yumrukları havada, hep bir ağızdan “hurraa buradayız” diyorlar.

2020’yi Hindistan’da yüz milyonların greviyle kapatıyoruz. Yayın akışımızın başında Hindistan işçi sınıfının büyük mücadelesini selamlıyoruz. 2019 yılı, Şili’den Cezayir’e, İran’dan Lübnan’a emekçilerin kapitalizme karşı isyan ettiği bir yıl olmuştu. Açılışı yapan da Hindistan işçi sınıfıydı. 8-9 Ocak’ta Hindistan’da 200 milyon işçinin katıldığı bir grev gerçekleşti. Bu, o güne kadar gerçekleştirilmiş en kitlesel grevdi. Dile kolay 200 milyon! Her sektörden ama her sektörden işçiler, “işçi sınıfı öldü, tarihin sonu geldi” diyenlere nanik yaparcasına, Hindistan’da 2 gün boyunca adeta hayatı durma noktasına getirdiler ve emeğin gücünü dosta düşmana gösterdiler.

Lambalar söndü.

Muzıka başladı, makine döndü.

Perdede

ikinci kısmın ismi göründü

“Hindistanlı Parya

VE PROLETARYA.”

Meydanda bir kalabalık vardı, kardaşım,

uyy... aman kalabalık!

Rüzgârlı bir orman gibi uğuldardı, kardaşım,

bu yaman kalabalık.

Kalkütalı tornacılar, Keşmirli dokumacılar,

Bombay gemicileri,

yetmiş yedi denizin getirdiği

kum gibi

insan var.

(Nazım Hikmet, Benerci Kendini Niçin Öldürdü?)

31 Aralık 2020 - 16:30

Tüm Sorunların Nedeni Sömürü Düzenidir

2-avustralya-foto.jpg

2019’da Avustralya kıtasını boydan boya saran orman yangınını uzaydan gösteren bir kare… Dokunuyorum toprağa/ Dokunuyorum toprağa: Dokunuyorum, duyuyorum bağrını toprağın, arıyorum kökünü, çekirdeğini zincirin. (İspanyol kadın şair Ángela Figuera Aymerich)

Kapitalizmin içine yuvarlandığı tarihsel çıkmazın görünümlerini her alanda görüyoruz. Ekonomik kriz, küresel iklim değişikliği, felakete dönüşen depremler, yangınlar, kuraklık, işsizlik, açlık ve yoksulluk, savaş, göç dalgaları ve şimdi de koronavirüs salgını… Çağımızın bu olağandışı karakterini anlamak, bunun sebepleri üzerine düşünmek son derece önemlidir. Dünyaya hâkim olan bu kaos ve felaket manzarası doğal olarak insanları ürkütüp korkutuyor. Ancak korkunun ecele faydası yoktur.

3-foto-iklim-eylemi.jpg

Dövizlerde şöyle yazıyor: “Kapitalizm gezegeni öldürüyor, bize bir devrim lazım!”

Korkuya kapılmadan düşünmek, sorgulamak ve örgütlenmek zorundayız. İnsanlık bir yol ayrımındadır. Ya insanlık bu sömürü düzeninden kurtulacak ya da bu düzen insanlığı, koronavirüs örneğinde olduğu gibi yeni kâbuslara sürükleyecek!

Bugün dünyamızdaki tüm sorunların nedeni kapitalist sömürü düzenidir. Bu, yer çekimi yasası kadar gerçektir. 2019’un Mayısında hazırladığımız bir videomuzda, meselenin bu tarafına dikkat çekiyor, işçi sınıfının kapitalizme karşı mücadelesinin önlenemeyeceğini belirtiyorduk:

31 Aralık 2020 - 17:15

Kapitalizm İnsanlığı Tehdit Ediyor

1-berlin.webp

Batı Almanya ile Doğu Almanya’yı birbirinden ayıran Berlin Duvarı, 9 Kasım 1989’da çöktü. Dünya burjuvazisi Berlin Duvarının çökmesini, kapitalizmin sosyalizme karşı zaferinde bir dönüm noktası olarak sunar ve kutlar. Fotoğraf, 2009’da Berlin Brandenburg Kapısındaki kutlamayı gösteriyor. 2008 küresel krizinin ardından yapılan bu kutlama, duvarın çökmesinin 20.yıl dönümü olmasına rağmen, öncekilere göre sönük geçmişti.

Bu gece takvim yapraklarından biri daha düşecek ve insanlık yeni bir döngüye “merhaba” diyecek. 2021 yılıyla birlikte, Sovyetler Birliğinin çökmesinin üzerinden 30 yıl geçmiş olacak. Bir insan ömrü için uzun ama insanlığın uzun yürüyüşünde kısacık bir zaman aralığı. 30 yıl önce kapitalist düzenin efendileri, insanlığın sömürüsüz dünya özlemi olan sosyalizme karşı şiddetli bir saldırıya geçtiler. SSCB’nin çöküşünü sosyalizmin çöküşü olarak sunuyor; hak diyen, özgürlük diyen, sömürüsüz bir dünya isteyen herkese alayla gülüyorlardı. Onlara göre tarihin sonu gelmiş ve kapitalizm zafer kazanmıştı. Dünyaya demokrasi ve barış kapitalizm altında gelecekti! İşçi sınıfı, artık eski işçi sınıfı değildi, sömürüye karşı mücadele etmesi için bir neden yoktu. Çünkü artık zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri vardı!

Oysa çok geçmeden sistemin bağrında biriken sorunlar ardı ardına sökün etti. 2020’nin hemen başında, henüz salgın dünyayı etkisi altına almamışken, hazırladığımız bir videoda, kapitalizmin insanlığın geleceğini nasıl tehdit ettiğini anlatıyorduk:

Egemenler, sahip oldukları tüm araçları kullandılar ama işçi sınıfının mücadelesinin önüne geçemediler. “Tarihin sonu geldi, sınıf mücadelesi bitti” tezi, kapitalizmin yarattığı cehennem koşullarında bir lakırdıya dönüştü. Bizzat bu tezin sahibi Francis Fukuyama, “kapitalist aşırı üretim krizi, işçilerin yoksullaşması ve yetersiz talep konusunda Marx haklıydı” demek zorunda kalacaktı. İşçiler, emekçiler, kadınlar, öğrenciler kapitalizmin yol açtığı dayanılmaz sorunlara karşı meydanları yeniden dolduracaktı.

31 Aralık 2020 - 18:00

Ve dünya isyan sahnesine dönüşüyor

Başı dik çocuklar geçiyor.
Şarkılarında özgürlük,
Şarkılarında umut.
Dostum, duyuyor musun sevinçli meydanları?
Ardına kadar aç kapını
ve karşıla baharı…

Son 20 yıldır dünya; işçilerin, öğrenci gençliğin, emekçi kadınların haklı ve öfkeli isyanlarıyla sarsılıyor. Dünya meydanları dolup taşıyor. Bir ülkede geri çekilen mücadele dalgası öteki ülkede ortaya çıkıyor. 2018’in ardından 2019 da bir isyan yılı olarak tarihe geçti. Daha doğrusu, dünya gerçek anlamda bir isyan sahnesine dönüştü. Egemenlerin salgın sürecinde topluma enjekte ettiği korku da emekçilerin isyanının önüne geçemedi. 2020’ye geleceğiz ama öncesinde koronavirüs salgınıyla geriletilmek istenen emekçi isyanlarını ele almak istiyoruz.

İnsanı boyunduruk altına alıp onun yaratıcılığını kısırlaştıran ve hatta öldüren, insanın özgürlüğünü elinden alan kapitalist sömürü düzeninin yol açtığı çok yönlü sorunlara karşı meydanları dolduran milyonlar, Pes Etmeyiz diyorlar:

3-foto_fransa.jpg

2018’den 2019’a girerken, Fransa Sarı Yeleklilerin eylemleriyle çalkalanıyordu.

2019’un baharında Cezayir ve Sudan halkı dalga dalga sokaklara dökülmüştü. Derken, Haitili ve Honduraslı emekçilerin öfkesi patladı. Fakat isyan rüzgârlarının yeni ülkelere ulaşması ve büyümesi için sonbaharı beklemek gerekiyordu. Ekim ayından itibaren Şili, Lübnan, Irak, Ekvador, Kolombiya, İran, Endonezya ve Hindistan’da emekçiler ardı ardına isyan sahnesine çıktılar. Fransa’da Sarı Yeleklilerin eylemini, emeklilik yasasına karşı milyonların eylemi izledi. Dünya meydanlarından “devrim” sloganları yükseliyordu.

31 Aralık 2020 - 18:50

Kahrolsun Kapitalizm, Kahrolsun Depresyon!

Bekliyorum, anacığım, bekliyorum,

doğduğum kent üzerinde doğacak olan

o kızıl şafağı:

Cıvıl cıvıl, mutlu, diri bir şafak.

Tatlı bir kardeş gibi seveceğim onu.


İşte duyarım onun gelişini,

seyreldi işte kurşunî sisler,

buzdan çember kırıldı kırılacak.

Ey, mis kokulu genç şafak!


Yeşerecek kurumuş bahçeler

bahar yağmurlarıyla serin serin,

açılacaklar hayata yeniden

saz benizli kardeşlerim benim.


Bekliyorum, anacığım, bekliyorum,

köpüklü, kırçıl o bahar sularının

o al al olmuş sabahını.

kavuşacak yeniden güneşe

karanlıklara gömülen gözler.

Bulgar şair Zvetan Pasov

Kapitalist sömürü sistemi insanlığın düşlerini ve geleceğini karartıyor, toplumu nefessiz bırakıyor. İşsizlik, insanı bir boşluğa fırlatıp, toplumsal dayanak noktalarını yok ediyor. Gençler, kendilerini değersiz, umutsuz, yalnız ve çaresiz hissediyor. Dünya genelinde depresyona giren gençlerin sayısı giderek artıyor. Kapitalizmin içine düştüğü depresyon, toplumu da depresif hale getiriyor. İşte bu yüzden, 2019’da Şili ve Lübnan’da isyan edip ayağa kalkan gençler, kapitalizmi ve onun yol açtığı depresyonu hedef alıyordu. Kahrolsun depresyon, kahrolsun anksiyete diye haykırıyorlardı:

Egemenler ne yaparsa yapsınlar sömürüye ve zulme karşı mücadeleyi durduramazlar. İnsanın insanı sömürmediği bir dünya için mücadele şiirlere, şarkılara, türkülere dökülmüştür. Farklı renklere, farklı inançlara ve farklı dillere sahip insanlar aynı güzel gelecek için mücadele etmektedirler. Latin Amerikalı emekçilerin marşı El Pueblo da denildiği gibi:

Yürüyelim güzel geleceğe

elimizde şanlı bayrağımız

yeni açan al bir çiçek gibi

karanlığın ortasından fışkırarak

kızıl şafak tutuşturur göğü

haber verir gelen günü bize…

31 Aralık 2020 - 19:45

Mücadele ve kardeşlik ezgileri söylüyoruz/1

1-george-floyd-eylemlerinden-bir-kare-dayanisma.jpg

25 Mayıs 2020’de ABD’de bir ırkçı polisin siyah bir emekçiyi, George Floyd’u hunharca öldürmesinin ardından patlayan eylemlerden bir kare…

Yeni yıl; yeni umutlar, yeni hedefler, yeni hayaller demektir. Ancak dünyanın tiranları, tuzu kuruları insanların umutlarını, hayallerini kursaklarında bırakıyorlar. Yaşamak güzel şey, dünyamız da yaşanacak bir dünya. Lakin iktidar sahipleri, yani sömürücü düzen sahipleri dünyamızı cehenneme çeviriyorlar. Yaşamı çekilmez kılıyorlar. Ama onlar ne yaparlarsa yapsınlar dünyayı değiştirme azmimizi kıramayacaklar. Biz yeni yılda da yine çeşitli dillerde mücadele ve kardeşlik ezgileri söyleyecek, heybemizdeki umudu büyüteceğiz.

İnsanlar hangi dili konuşursa konuşsun, duygular aynıdır. Acı, keder, sevinç, öfke ya da sevgi… Farklı dillerde farklı seslerle, o sesleri temsil eden harflerin oluşturduğu cümlelerle ifade ederiz duygu ve düşüncelerimizi ama aynı şeyi anlatırız. I love you, te quiero, انا احبك, ji te hez dikim, دوستت دارم , Σε αγαπώ, Ես սիրում եմ քեզ… Hepsi de “seni seviyorum” demek! İşçiler hakları için üretimi durdurup greve gittiklerinde aynı eylemi yaparlar. Yapılan eylemin adına, grev ya da İngilizcesiyle strike demek sonucu değiştirir mi? Sonuçta her halktan emekçiler yaşadıkları acıları, egemenlerin baskısını, zulme direnci, sömürüye karşı mücadeleyi, geleceğe dair özlemlerini şiir ve şarkılarla dile getirmiş, müziğe dökmüşlerdir.

2-islamofobiye-ve-savasa-hayir.jpg

Avrupa’da ırkçıların göçmenleri hedef almasına karşı düzenlenen bir mitingden bir görünüm… Dövizlerde şöyle yazıyor: Mülteciler hoş geldiniz! Savaşa ve İslamofobiye hayır! İnsan ol!

Türküler gibi halklar da kardeştir. O halde kimdir kardeşleri düşman eden? Binlerce yıl yan yana yaşayan halkları düşman eden? Bu sorular üzerine düşünürken, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şu anlamlı şiirini de okuyalım:

Birbirimize

Kardeşim derken

Neden

Su içiyor gibiyiz?

Birbirimize

Kardeşim derken

Neden

Türkü söylüyor gibiyiz?

Birbirimize

Kardeşim derken

Neden

Doyuyor gibiyiz?

Turnam Gidersen Mardin’e… İki genç insan, iki billur ses, Suriyeli bir Ermeni Lena Chamamyan ve bu toprakların güzel seslerinden Ayfer Vardar… İki farklı insan, iki faklı dil ama aynı ezgi, aynı duygular, aynı yürek yangını, aynı özlem… Lena “Sareri Hovin Mernem” diyor, Ayfer ise “Turnam Gidersen Mardin’e”… Şimdi de bu toprakların bağrından doğan sesleri birlikte dinleyelim, birlikte söyleyelim, büyütelim kardeşlik duygumuzu kardeş türkülerimizle…

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Kardeşler! Çeşitli sektörlerde çalışan, İşçi Dayanışması okuyan, işçi gazetemizin büyümesi için emek veren kardeşlerimiz! MERHABA. Ömrümüzden akıp giden koca bir yılı daha geride bırakıyoruz. Bizler Adana Organize Sanayide, metal işkolunda çalışan bir grup metal işçisiyiz.

Covid-19 bizim çalıştığımız organize sanayiye hiç uğramamış gibi çalışma saatlerimiz bu salgın döneminde kısalacağına uzadıkça uzadı. Herkese eve kapanmayı buyuranlar sıra bize geldiğinde “çalış babam çalış” diyorlar. On iki saat çalışıyoruz. Bu yoğun çalışma temposuna bir de uykusuzluk ve sağlıksız beslenme eklenince koronoya yakalanan arkadaşlarımız oldu tabii ki. Bu yıl da ekmeğimiz hiç büyümedi. Küçüldükçe küçüldü.

Eğer biz, ekmeğimizi büyütmek için uğraşmazsak, bizim tarlalarımıza bu yüzden hiç yağmur yağmayacak. Sefalet ücretlerine bir ömür mahkûm kalacağız. Sendikalı ya da sendikasız; ekmeğine sahip çıkan, bu mücadeleyi veren işçi kardeşlerimizi İşçi Dayanışması’ndan okuyor ve görüyoruz. Gururlanıyoruz. İşçi Dayanışması’nı düzenli okuyarak, takip ederek, kardeşlerimizin tecrübelerinden de öğrenerek ekmeğimizi büyütmek için bu mücadeleyi biz burada niye vermeyelim ki. Zaman her derdin ilacıdır demiş atalarımız. Yeter ki karamsarlığa düşmeyelim. Ensemizi karartmayalım.

Yeni yıl sağlık dolu, ekmeğimizi, aşımızı büyütebildiğimiz bir yıl olsun. İşçi Dayanışması gazetemizi okuyan tüm kardeşlerimizin yeni yılı kutlu olsun. 2021 yılı, işçilerin yüzlerinin güldüğü bir yıl olsun.

Adana’dan bir grup metal işçisi

31 Aralık 2020 - 20:30

Mücadele ve kardeşlik ezgileri söylüyoruz/2

Haklı bir mücadeleye girişen insanın içi umutla dolar, gözleri ışıl ışıl bakar. Tıpkı fotoğraftaki Lübnanlı kadın kardeşimiz gibi… On binlerce insanla bir ağızdan haykırmak, bu köhnemiş düzenin değişebileceğine olan inancını da arttırır insanın. Sağ eline Lübnan yazmış, sol eline ise meydanlarda aylarca haykırdıkları bir sloganı; “Devrim! Gözlerindeki umudu ve inancı görmemek mümkün mü?

Emel Mathlouthi, Tunuslu genç bir ses. “Ben özgürüm ve sözlerim özgür” dediği şarkısı, 2011’deki Arap isyanları sırasında bölgedeki tüm meydanlarda, on binlerce insan tarafından coşkuyla söylendi. Arap isyanlarının sembollerinden biri oldu. O nedenle Emel Mathlouthi “Tunus Devriminin sesi” olarak anılır. İşte o ses Filistin’in de sesidir aynı zamanda. Emel, “Naci en Palestina”, yani Filistin’de Doğdum diye haykırır. Mazlum Filistin halkının acılarına ortak eder farklı ülkelerden emekçileri… Emel’in İspanyolca ve Arapça olarak iki dilde söylediği bu şarkıya kulak verelim ve başta Filistin halkı olmak üzere tüm mazlum halkların acılarının biteceği yeni ve farklı bir dünya kurma düşlerimizi ateşleyelim.

Yediveren güller


Dağ başlarında biten

Yaban menekşeler gibi

Kıyısında açan bir çiçeksiniz

Yaşamın...


Sen ey güzel gülüşlü kız

Sen coşkun delikanlı

Yaklaşın biraz daha

Masamın ortasında duran

Vazodan

Fışkırsın kahkahanız!


Yediveren güldünüz

Belki dün

Belki bugün öldünüz


Yaklaşın biraz

Biraz daha

Yaşamın ortasında

Başlasın düğününüz.

Elif Çağlı

Bir işçi önderi ne güzel demiş: Irkçılık değirmen taşına benzer ve o değirmen taşını senin boynuna asanlar seni sonsuza kadar köle yapmış olurlar! Irkçılık zincirini boynuna takan bir emekçi, egemenler nereye çekerse oraya gider. Irkçılık ve milliyetçilik bir tuzaktır, kapitalist sömürü düzeninin ayakta kalması için egemenlerin emekçi sınıfa karşı kullandığı bir silahtır. Dünya emekçilerinin önünde iki seçenek duruyor: Irkçılık tuzağına düşmek ya da bu tuzağı parçalamak… Irkçılığa karşı çıkarken, aynı zamanda işçi sınıfının birliği ve beraberliği için mücadele etmiş oluruz. Irkçılığın büyüdüğü, işçilerin ırkçı politikalara alet olduğu bir dünyada ekmeğimiz ve haklarımız büyümez, küçülür. Unutmayalım, ırkçılık egemenlerin boynumuza asmak istediği bir değirmen taşıdır!

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Bizler Esenyurt’tan, metal sektöründe çalışan bir grup işçiyiz. Bir yıllı geride bırakıyoruz. Bir yıl boyunca Covid-19 pandemisini egemenler işçi sınıfının sırtında bir kırbaç gibi kullansalar da sınıf mücadelesi dünya çapında devam ediyor. Bu karanlık süreçler hep böyle devam etmeyecektir elbette, işçi örgütümüz UİD-DER’in Umut Ekiyoruz Yarınlara yayın akışını kutluyoruz. Her zaman olduğu gibi işçi örgütümüz yeni bir yıla girerken de bizlere umudu aşılıyor.

Bir sabahın üç kapısı var göğe

Biri umut al umudu ver çocuğa büyütsün

Büyütsün de yürütsün

Bir sabahın üç kapısı var göğe

Biri emek ellerinde ışıyan

Işıt gitsin yol boyunca büyüsün

Her bir sabahın üç kapısı var göğe

Biri korku al korkuyu yüreğinden çal yere

At korkuyu yüreğinden çal yere

Yeter ki ellerin ellerle kavuşsun

Esenyurt’tan bir grup metal işçisi

31 Aralık 2020 - 21:10

Mücadele ve kardeşlik ezgileri söylüyoruz/3

1-foto-amazon-black_friday.jpg

“We are not robots/Biz Robot Değiliz!”

Kimi zaman dondurucu soğuklarda kimi zaman aşırı sıcaklarda 12 saatlik vardiyalarda çalışıyorlardı. “Robotların çalışmasını engelliyor” gerekçesiyle klima talepleri bile reddediliyordu. Onlar dünyanın dört bir yanında sayısı 1,5 milyona yaklaşan Amazon işçileri… Dünyanın 1 numaralı zengini olan patronlarının açık talimatı var; “Bu İşyerinde Örgütlenmek Yasak!” “Amazon’un gözünde robot bile değiliz” diyen yüz binlerce işçi, 2019 ve 2020 yılları boyunca mücadeleyi seçenlerdendi… “Biz robot değiliz!” yazılı dövizi ve kararlı duruşuyla alanda yerini olan bu işçi kadın, Amazon’un depolarında saatte yüzlerce ürün paketlemek zorunda olan, tuvalet izni bile olmayan işçilerden yalnızca birisi. Sendika lafını duymaya bile tahammülü olmayan patronlarına sırtına geçirdiği sendika yeleği ve yüzündeki gururlu gülümseyişiyle cevap veriyor.

Düşünebiliyor musunuz? Bir zamanlar “dünya dönüyor” dediği için bilim insanları yakıldı. Çünkü o zamanlar dünyanın döndüğünü söylemek egemen düşünceye aykırıydı. Ünlü İngiliz filozof Thomas Hobbes yüzyıllar evvel sömürücülerin iç yüzünü çarpıcı biçimde anlatmak için şöyle bir örnek vermişti: “Bir üçgenin üç açısının bir karenin iki köşesine eşit olması mal sahiplerinin çıkarlarıyla çatışsaydı, o zaman söz konusu kişilerin ellerinden geldiği sürece, tüm geometri kitaplarının yakılacağından, eğer çürütülmemişse bu savın yine de yok edileceğinden kuşkum yok.” Ama korku imparatorlukları kuranlar, gürül gürül akan hayatın karşısında yok olup gitmişlerdir. Roma’dan Osmanlıya, tarih yıkılmaz sanılan imparatorluklar çöplüğüdür. Değişimin ve dönüşümün önüne kimse duramaz, gün gelir egemenlerin kutsadığı düzenleri yerle bir olur.

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

İçinden geçtiğimiz süreç bize gösteriyor ki, işçi ve emekçiler olarak yaşadığımız sorunlar katmerlenmeye devam edecek. Bu sorunlar işçi sınıfının ortak sorunları ve çözümü de ortak olabilir ancak. Bizler yeni bir yıla girerken, örgütlü işçiler olarak daha da umut doluyuz. Çünkü kapitalizm her geçen gün yaşlanıyor ve çürüyor. Bizler, işçiler olarak bu adaletsiz düzenin gerçek sorumlularını daha net görüyoruz. Önemli olan sorunlarımızı birleşerek aşacağımıza inanmamız ve birliğimizden gelen gücümüze güvenmemizdir. Bu nedenle tarihten dersler çıkarmalı, dayanışmayı ve mücadeleyi örgütlemeliyiz. Tek çıkış yolumuz işçi sınıfının örgütlü mücadelesidir. İşçiler her sene bir öncekinden daha fazla sorunla yüz yüze kalıyor. Umut ediyoruz ki yeni yıl dayanışmanın, birliğin ve kardeşliğimizin daha da arttığı bir yıl olsun. Güzel günler bize gelmeyecektir, biz güzel günler için mücadele etmedikçe. Yeni mücadele yılımız kutlu olsun.

Gebze’den bir grup işçi

31 Aralık 2020 - 21:50

Mücadele ve kardeşlik ezgileri söylüyoruz/4

İnsanlık bugüne kadar birçok zorlu dönemeç noktasından geçti. Sınıflı toplumlar tarih sahnesine çıktığından beri, ezilenlerin sömürüden kurtulma mücadelesi hep var oldu, var olmaya da devam ediyor. Zalimlerin düzenine karşı ezilenlerin ve sömürülenlerin safında yer alan edebiyatçılar, sanatçılar, ozanlar oldu, olmaya da devam ediyor. Sınıfımızın ozanları, yazarları engelleri aşa aşa akan tarih nehrine tanıklık ettiler ve tanıklıklarını bizlere ulaştırdılar. Ölümlerinden sonra bile sömürü ve zulmün son bulacağı, barışın ve kardeşliğin hüküm süreceği, çocuklarımızın doyasıya gülüp oynayacağı bir yeryüzü cenneti yaratma düşüyle dövüşenlere güç verdiler. İşçi sınıfının ezgili yüreği Ruhi Su mesela, yaşadığı tüm zorluklara, acı ve kahra rağmen, bu dünyaya gelmekten, ezilenlerin safında dövüşmekten asla pişman olmamıştır.

Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatırken, karanlıkta körleşen gözleri yeniden aydınlığa kavuşturmak sabır ister, emek ister. Akıntıya karşı yüzmek güç ister, inanç ister, yürekte ateş ister. Ama ne güzeldir, karanlıkta yolunu yitirmiş birini kolundan tutup aydınlığa çıkarmanın tadı! Sınıfsız bir dünya için kavga verirken dostların yürek ateşiyle ısınmanın tadı ne güzeldir! Bu mücadele kolay mıdır? Elbette değildir ama ekmek parasını kazanmak da kolay değildir. Sömürüsüz bir dünya mücadelesi yerine getirilmesi gereken bir görev değildir, bizim varoluş biçimimizdir. İnsanın insanı sömürmediği, savaşların olmadığı bir dünya için mücadele etmek bir sevdadır.

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Geride bıraktığımız 2020, kimileri tarafından “lanetli” yıl olarak anılıyor. Savaşlar, salgın hastalık, işsizlik, yoksulluk, korku, panik, dehşet, distopya filmlerini aratmayan her şey sığdı bu yıla. Ama örgütlü ve bilinçli işçiler olarak bizler biliyoruz ki bütün bunların sebebi tarihinin sonunu yaşayan kapitalizm belasından başka bir şey değil. Ve yine biliyoruz ki karanlığın karşısında aydınlık da her zaman var olageldi. Tıpkı ABD’de George Floyd’un ırkçı bir polis tarafından katledilmesine karşı milyonların sokağa akması, Hindistan işçi sınıfının 250 milyonluk katılımla yaktığı grev ateşi, nice ülkede daha korona fırsatçılığına karşı dünya işçi sınıfının yükselttiği mücadele, umudun her zamankinden daha diri olduğunu gösterdi. Koşullar ne olursa olsun biz işçilere her şartta mücadele yolu ve araçlarını yaratan, her çeşit zorluğa karşı yöntem geliştiren ve bize bu umudu aşılayan UİD-DER oldu. 2020 yılı biz sağlık işçileri için de zorlu bir yıl oldu. Ama bizler UİD-DER’li örgütlü sağlık işçileri olarak mücadelemizi büyüterek 2021’e taşıyoruz. Yeni yılın mücadelenin ve umudun yılı olması dileğiyle bütün işçi kardeşlerimizi selamlıyoruz.

Sefaköy’den sağlık işçileri

31 Aralık 2020 - 22:30

Mücadele ve kardeşlik ezgileri söylüyoruz/5

İstanbul… Filmlere, romanlara, şiirlere konu olan şehir… Dalga sesleri, vapur düdükleri, martı çığlıklarıyla özdeştir İstanbul; çeşm-i cihan denir, dünyanın en güzel şehirleri arasında sayılır. Zenginler için, tuzu kurular için öyledir de! Muazzam güzelliklerle doludur. Boğaza nazır evlerinde tüm güzelliklerin tadına varırken onlar; hayat kavgasının en çetinini verir, yedi tepeli şehrin yoksulları… Nice şaire mısra düşürmüştür bu şehir ki onlardan biri de Orhan Veli’dir. O da emekçilerin İstanbul’unu anlatır. Şimdi gelin, kapitalizmin insanı boğan etkisinden kurtulalım, gözlerimizi kapatıp İstanbul’u dinleyelim:

Yüreğinde yaşam sevincini bir an olsun eksiltmeyen işçi sınıfının aydını Vedat Türkali’nin dediği gibi, Osmanlı’dan bugüne İstanbul, işçi sınıfının “kavga şehri”dir. 1961 Saraçhane Mitingini, Kavel Destanını, 15-16 Haziran Büyük Direnişini, 1977 1 Mayıs’ı yaratanlar, en nihai destanlarını da yazacaklardır! Vedat Türkali’nin 1944’te yazdığı gibi; bekle bizi İstanbul! Zorlu, kahırlı zamanlarda yazılmış, yürekte taşınan direncin, umudun sembollerinden biri olmuş o şiiri bir de o koca çınarın, Vedat Türkali’nin sesinden dinleyelim. Sonra hep birlikte söyleyelim; Bekle Bizi İstanbul…

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Çullar giyen babaya
Evladı kör kör bakar;
Parası bol olana
Evladı sevgiyle akar.
Talih, o usta orospu
Almaz yatağına yoksulu…

Bu sözler Shakespeare’in 1600’lü yılların başında yazdığı Kral Lear oyununda geçiyor. Adına ne dersek diyelim sömürünün hüküm sürdüğü sınıflı toplumlarda yoksulun payına bir hiç düştüğünün can yakıcı şekilde dile getirilişidir. Sömürü düzeninde insana insan olması nedeniyle değer verilmez, evlat ile baba arasında bile çıkarların devreye girmesi istenir. Toplumun bilincine sevgi, paylaşım, dostluk, yardımlaşma, dayanışma gibi insani değerler yerine bireysellik, bencillik, ikiyüzlülük kazınmaya çalışılır. Shakespeare’in yaşadığı dönemin üzerinden yüzlerce yıl geçmiş, insanlık muazzam bir zenginliğin yaratıldığı günümüzde pek çok alanda inanılmaz ilerlemeler kaydetmiştir. Ne var ki, üretici güçler yoksulluğu, sefaleti, açlığı yok edebilecek gelişkinlik düzeyine ulaşmasına rağmen kapitalist sömürü düzeni altında yoksulluk da, toplumsal eşitsizlik de insan aklının alamayacağı boyutlarda artmıştır. Ne yazık ki emekçiler sadece maddi olarak yokluk ve yoksunluk çekmiyorlar. Çok daha vahim boyutlarda manevi bir yoksunluk içerisindeler. Bugün milyonlar hatta milyarlar yalnızlık, umutsuzluk çukuruna itilmektedir. Milyarca yoksul emekçi her yeni yıla yeni umutlarla girmekte, talihin kendisine gülmesini dilemektedir. Ancak talih sınıflı toplumlarda egemenlerden yanadır, gülmez yoksul emekçilerin yüzüne! Ne zaman ki, bireysel düşünceleri bir kenara atıp, el ele verir, sınıfsal çıkarlarımız temelinde bir araya geliriz ve yoksulluğu yaratan sömürü düzenini ortadan kaldırırız işte o zaman talihimiz değişir! İşte o zaman yüzlerimizdeki gülücükler bir daha solmayacaktır….

Tuzla’dan bir kadın işçi

31 Aralık 2020 - 23:10

Mücadele ve kardeşlik ezgileri söylüyoruz/6

Yenik Değiliz


Yenik değiliz

Boşa gitmedi çektiğimiz acılar

İlk yaz yağmuruyla yeşeren

tohumlara bak.

bir yangın gecesini andıran

sesleri dinle

savaş alanlarında çarpışanlar var


yenik değiliz

etseler de bizi ekmeğimizden

çocuklarımızın buğday başağı saçlarından

yardan ayırsalar da bizi

yenik değiliz

kanımızda bir pınar gibi kaynayan hayat

yenik değiliz

torbamız tohum dolu

koşar adım giriyoruz kavgaya!

Kemal Burkay

1-foto-chile.jpg

Şili’de yapılan gösteriden bir kare. En önde soldaki dövizde şöyle yazıyor: Şili uyandı!

Müzik ruhun gıdasıdır denir. Müzik evrenseldir denir. Müziğe dair bu sözler ne de doğrudur. Bu coğrafyanın dillerinden Kürtçenin güzel bir türküsünü dinleyelim. “Ben Bir Güvercinim” diyelim. Takılalım o güvercinin kanatlarına, önce Amerika’ya, Boston’da bir festivale varalım. Oralara İran’dan, Kirmanşah’tan uzanan bir sesi, Mehdi Bagheri’yi dinleyelim. İranlı müzisyenlerin tınılarıyla coşalım. Halaylarına eşlik edelim. Sonra, bu parçaya yeniden döneceğiz.

Şimdi aşalım okyanusları ve uzanalım Londra sokaklarına. Aynı şarkıyı bu sefer Mısırlı Hamza Namara’dan dinleyelim. İrlandalı müzisyenlerin coşkulu tınılarına, sokaktaki insanların meraklarına ve ilgilerine, alkışlarına eşlik edelim. Bu klip, müziğin ulusal çitlere sığmadığını, iyiden ve güzelden yana olan ne varsa hepsinin evrensel olduğunu gözler önüne seriyor.

Kapitalist sömürü düzeni insanlığa kâbusu yaşatıyor. Oysa durmaksızın krizler üreten, tüm zenginliği bir avuç asalağın elinde toplayan, insanlığı nefessiz bırakan kapitalizmde yaşamaya mahkûm değiliz. İnsanlık uzun yollardan geçti, büyük bedeller ödedi ama geldiğimiz aşamada yeni bir dünya kuracak tüm imkânları da var etti. İnsanın insanı sömürmediği, işsizliğin, açlığın, yoksulluğun, savaş ve şiddetin olmadığı bir toplum kurabiliriz! İşte Avusturya İşçi Marşı, bu dünya için dövüşenleri anlatır. Emeğin, uluslararası işçi sınıfının bağrından kopup gelen, geleceğe inancı aşılayan bir marştır. Onlarca farklı dilde söylenir ama aynı şeyi muştular: Gelecek sınıfların, sömürünün ve savaşların olmadığı sosyalist toplumdur!

31 Aralık 2020 - 23:50

Mücadele ve kardeşlik ezgileri söylüyoruz/7

Yunanistan’da 1967’de darbe olmuş ve faşist cunta yönetime el koymuştu. 14 Kasım 1973’te Atina Teknik Üniversitesi (Politeknik) öğrencileri darbecilere karşı bir mücadele başlattılar. Üniversiteyi işgal ederek direnişe geçtiler. Kendi kurdukları radyodan “çocuklarınız konuşuyor” anonsuyla mücadele çağrıları yaptılar. Eylem diğer üniversitelere de yayıldı ve ardından Yunanistanlı işçi ve emekçiler de meydanlara çıkarak faşist cuntaya karşı mücadele başlattı. Politeknik öğrencisi gençlerin kıvılcımını çaktığı bu mücadele1974 yazında faşist cuntanın devrilmesiyle sonuçlandı.

“En güzel etki iki benzer ruhun birbirine yaptığı etkidir” demiş Alman edebiyatçı Goethe… Mesela gerçek manada dostluğun ne olduğunu yaşamında sınayan insanın bu söze itiraz etmesi mümkün müdür? Peki, benliği aynı ruhla dolup taşan on binlerden bahsediyorsak? Ne güzeldir hep bir ağızdan şarkılar söylemek… Bir grevde, mitingde, bir meydanda yani tek vücut olmak ne güzeldir. İnsanlar sanki kalpten kalbe görünmez iplerle birbirlerine bağlanır böyle zamanlarda, tarifsiz duygular yaşanır. Şimdi tarihte bir yolculuğa çıkıyoruz ve böyle bir zamana gidiyoruz.

Yunanistan, Ekim 1974… İşçilerin, emekçilerin ve öğrencilerin protestolarının da etkisiyle Ege’nin karşı kıyısında, Yunanistan’da, faşist cunta çözülmüştü. En karanlık gecenin bile sonu vardır sözünü hatırlatırcasına zamanı korkuya boğanlar yenilmişti. Yaklaşık yarım asır önce Ege’nin karşı kıyısında ekmek ve özgürlük türküleri söylemek için bir stadyumda buluşan sınıf kardeşlerimiz evlerimizin konuğu şimdi… Sahnede ise cuntanın yasaklı müzisyeni Mikis Theodorakis ve devleşen sesiyle Maria Farantouri… Koca stadyumu bir duygudaşlığın sarıp sarmaladığını görmemek mümkün mü? İnsanın yüreğini titreten bu muazzam atmosfere kendini kaptırmamak peki?

Mekân olarak yine Ege’nin karşı kıyısındayız ama duygu dünyamız benzer. Her biri içimizde farklı duygular uyandırır, dertlerimize sevinçlerimize, acılarımıza ortak olur türküler. Bu türkülerden biri 1911’de, Selanik’te genç bir kızın dilinden dökülüvermiş. 1. Balkan Savaşı yıllarıdır. Selanik eşrafından Rüstem Ağanın kızıdır Fitnat. Babasının yanında çalışan Mehmet’e gönlünü kaptırmıştır. Ailelerin onayıyla düğün yapmaya hazırlanırlar. Fakat Fitnat düğünden bir hafta önce hastalanır. Şehri saran kolera salgını onu da yataklara düşürür. Öleceğini anlayan Fitnat acısını türküye döker;

Çalın davulları çaydan aşağıya
Mezarımı kazın bre dostlar belden aşağıya
Dökün sularımı boydan aşağıya
Aman ölüm zalım ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür

Fitnat düğüne üç gün kala vefat eder. Mehmet sevdiğinin mezarını kazar ve mezarın başında Fitnat’ın yarım kalan türküsünü tamamlar.

Selanik içinde selâ okunur
Selânın sedası cana dokunur
Gelin olan kıza kına yakılır
Aman ölüm zalım ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yâre ver

Zaman dörtnala koşup duran bir at misali geçip gidiyor. Geçip giden zamana ömür diyor insanlık… Ömrümüz boyunca mutlulukla acıyı, umutla düş kırıklığını iç içe yaşıyoruz. Yaşadığımız karanlık dönemde her şeye rağmen umudu yitirmemek ve mücadele ateşini harlamak insanlık için su kadar ekmek kadar yaşamsal!

Umuda ve yaşama sevincine mercek tutan bir filmden, Zorba’dan bahsetmek istiyoruz. Çevrelerindeki insanlara refah ve bolluk getirmek isteyen ve bu ortak amaçla birbirlerine bağlanan iki insanın yaşamına tanık oluyoruz bu filmle… Planları suya düşse de sevdiklerini kaybetmiş olsalar da bu iki arkadaş birbirine tutunmayı ve dibe batmamayı başarıyorlar. Filmin en dramatik anı ise arkadaşlardan birisinin diğerine bir dans, sirtaki öğretmeye çalıştığı sahnedir. Bu kült filmin müziklerini yapan Mikis Theodorakis ve başrol oyuncusu Anthony Quinn 30 yıl sonra bir araya gelirler. Zorba’daki Sirtaki sahnesi yeniden sahne alır. Yüreğinden yaşam sevincini bir an olsun eksiltmeyenlere, emeğin serüvencilerine ayna tutsun diye paylaşıyoruz.

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Dünya işçi sınıfının yeni yılı kutlu olsun. Almanya’da yaşayan bir öğrenci ve işçi olarak aslında ülkeler değişse de işçi sınıfına yapılan baskı ve haksızlıkların aşağı yukarı aynı olduğunu söyleyebilirim. Emekçiler, alnın teri kurumadan karşılığını alabilmeli ama alamıyor, alamıyoruz. Bizler de refah içerisinde yaşamayı, evlatlarımızın iyi bir eğitim almalarını istiyoruz. Pandemi sürecinde zor zamanlardan geçiyoruz. Pandemi bahanesiyle işçilere uygulanan baskı her yerde artmış durumda. Gün geçtikçe işçinin, emekçinin hakları elinden alınıyor. Bütün ülkelerin işçileri olarak bir olmadığımız sürece bu sistemi de yenemeyiz. İşçi sınıfına uygulanan baskılar din, dil, ırk ayırmıyor. Bizler de patronlar sınıfına karşı birlik olmalı ve mücadeleyi daha da kuvvetli şekilde, azimle sürdürmeliyiz. Süreç ne kadar zorlu olursa olsun bizler daha çok birlik olmalıyız. Haklarımıza sahip çıkmalı ve dünya işçi sınıfının mücadelesini geleceğe taşımalıyız. Çünkü dünyaya barış, adalet, eşitlik ve özgürlük ancak işçilerin eliyle gelecektir.

Hakları için mücadele edenlere ve ölenlere minnet ve şükran, akan tere selam ve saygıyla… Gülümseyerek beklediğimiz yeni yıl, işçinin ve emekçinin yanında olsun. Yeni yıl bütün işçilerimizin, emekçilerimizin yılı olsun. UİD-DER’e ve UİD-DER’li işçilere selam olsun!

Almanya’dan bir işçi-öğrenci

1 Ocak 2021 - 00:30

Mücadele ve kardeşlik ezgileri söylüyoruz/8

İranlı şair Furuğ Ferruhzad’ın bu şiirinde “akbaba”yı KAPİTALİZM olarak düşünmemek mümkün mü?

tepemde bir akbaba

hırsla ölmemi bekliyor

ben ise düşünüyorum

nasıl bir tuzak kurayım ki

bana yaklaşsın da

onu vurayım


soluk almak için

oturmaya kalksam

işte yıkıldı diye

saldırıyor yüzüme

onu vurmak için

anlayınca fırsat beklediğimi

hızla dönüyor gökyüzüne


kuşaktan kuşağa

onca insanlar öldü

yem olarak şu ihtiyar akbabaya

deneyimlerim sesleniyor ki

bitimindeyiz zamanın

yaklaşan bir sonu var

ya senin, ya ihtiyar akbabanın


bu cadı, bu kocamış

leş yiyenin yazgısı, sana bağlı

başaramazsan eğer

sıran geldi demektir

tepemde bir akbaba

hırsla bekliyor ölmemi

vay eğer

fırsatı ben kaçırırsam…

Bazı sesler çok uzaklardan da gelse içimizde bir yerlere dokunur. Bazı ezgiler sözlerinden hiçbir şey anlamasak da tanıdık gelir. İnsana yaralarını hatırlatır merhemini gösterir. Müziğin böyle mucizevi bir gücü vardır. Dünyanın her yerinden dilediği yere ulaşır ve insanları birbiriyle buluşturur. Bu sebeple zamanın ötesindedir müzik…

İran’ın sürgün sesi Mohsen Namjoo… Nam-ı diğer İran’ın Bob Dylan’ı… Söyle ey bahar yeli, nedir bu bahçenin hali?” diye başlıyor ozan, “Nobahari” isimli parçasına… Çaldığı üç telli setarıyla sanki yüreklerimize bir şeyler işliyor. Geleneksel acem müziğini modern batı müzik tarzıyla yenileyen, geçmiş ile bugünü harmanlayan Namjoo, insanı insanlığa çağırıyor: “Şifanın kaynağı sensin, dertlilerin yüzüne bak, merhem sendedir.” Kardeşler, şarkıda da dendiği gibi bize lazım olan başka dünyadır. Başka bir dünya mümkündür, derdimizin dermanı ellerimizdedir.

Küçücük elleri, kocaman yürekleri, neşeli gülümseyişleriyle içimizi ısıtan çocuklarımız, sınıfımızın çocukları. Tüm UİD-DER ailesine ilettikleri yeni yıl mesajlarında “inanın, güzel günler göreceğiz” diyorlar. Biz bugünün işçileri olarak evlatlarımızın güzel günler görebilmesi için canla başla çalışıyoruz. Bugünü karanlığa boğmaya çalışanlara inat yarınlara umut ekiyoruz. Çocuklarımızla birlikte kararlılığımız, umudumuz, mücadelemiz büyüyor, düşlerimiz yakınlaşıyor.

Aramıza mesafeler konulsa da gelin duyuralım sesimizi aydınlık yüzlü çocuklarımıza: Bizler de sizleri çok seviyoruz! Güzel günler göreceğiz çocuklar! Ve elbette unutmayalım, sımsıkı kucaklayalım sınıfımızın evlatlarını…

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Merhaba dostlar, hepinize yürek dolusu selamlar. Kimimiz daha öncesinden kimimiz bu sene mücadeleyle tanıştık. Bu seneyi de kapitalist sistem altında yaşamanın bir cehennem olduğunu anlayarak geçirdik. Yine hastalıklar, salgınlar patronlar sınıfını es geçerek bizim evlerimize yerleşti. Bizim için bunların sorumlusu sömürü düzenidir. Bizleri göstermelik önlemlerle birbirimizden yalıtmaya, dayanışma duygularımızı köreltmeye, yalnızlaştırmaya çalıştılar. İşte örgütlü olmak, UİD-DER’li olmak bizi bu cendereden kurtardı. Asıl suçlunun kapitalist sömürü düzeni olduğunu biliyoruz. Her şeye rağmen dünya işçi sınıfının susturulamayacağını sınıf penceremizden bakarak UİD-DER sayesinde gördük ve enseyi karartmadık.

Çivisi çıkmış bu dünyanın bütün pisliğini atacak olan da cehenneme dönmüş yeryüzünü cennete çevirecek olan da örgütlü, bilinçli işçi sınıfıdır. Çoğumuz belki bilir; yaşlı bir baba küçük çocuğuna bir dal verir ve “bunu kır” der. Çocuk kırar ve mutlu olur. Yaşlı amca bu sefer birden fazla dalı birleştirir ve kırmasını ister, çocuk kıramaz. Uğraşır fakat kıramaz. Velhasıl, birlikten kuvvet doğar, örgütlülükten kuvvet doğar. Yaşamı güzelleştirmek için onurlu, adaletli ve anlamlı bir yaşam için örgütlülük şart. Bizler de mücadele örgütümüz UİD-DER’e güveniyor ve burada mücadelemizi büyütüyoruz. Mücadele her yönüyle bizi bekliyor. Önümüzdeki yıla da mücadeleyle girelim, mücadeleyi büyütelim.

Ne susmak çare ne de bizler biçare

Birikiyor öfkeler yüreklerimizde.

Yürüyor kavgamız,

Yürüyor çoğalarak.

Yürüyor, yürüyecek

Karanlığın bağrında.

Mersin’den bir grup genç işçi

1 Ocak 2021 - 01:10

Mücadele ve kardeşlik ezgileri söylüyoruz/9

İşçi sınıfının şairi Nâzım Hikmet’in dediği gibi, masallar insanlığı kaynaştırır. Dünden bugüne emekçi halkın bağrından doğmuş masallar sınırları aşmış, duvarları delmiş, adeta halkların ortak sesi olmuştur. İnsan topluluklarının ortak bir dili haline gelmiştir. Kuzey Afrika’nın Amazigh halklarının bağrından, Kabilya köylerinden doğup tüm dünyaya yayılan A Vava Inouva masalı da böyle bir masaldır. Bütün gün zeytinliklerde çalışan kız eve döndüğünde kapıyı çalar ancak orman canavarlarından korkan babası onun geldiğinden emin olmak için bileziklerini şıngırdatmasını ister… Bu masal soğuk ve açlığın bastırdığı akşamlarda Kabilya büyüklerinin küçük çocuklara anlattığı bir masal olarak yüzlerce yıl dilden dile aktarılır. Bu masalın bir benzeri Anadolu’da da vardır. Orman canavarını kurt temsil etmektedir. Her gün otlayıp yavrularına ot ve süt getiren keçi, kapıyı açmaları için yavrularına seslenir.

Cezayir’in billur seslerinden 2 Mayıs 2020’de hayata gözlerini yuman Idir (Hamit Ceryat) bu masalı yüreklere işleyen ezgilerle birleştirir. Küçük kızın babasıyla konuşmalarını bu ezgilerle tüm dünyaya dinletir. Şarkı pek çok dile çevrilir. Çocuklara söylenen ninni olur. Fakat kimisi de der ki bu masalda orman canavarı işgalci, sömürgeci Fransa, küçük Ghariba ise Cezayirli direnişçilerdir.

Cezayir halkı 2019’un Nisanında diktatör Abdülaziz Buteflika’yı devirdi. Idir, hayatını kaybetmeden önce, Cezayir halkının ayağa kalkmasını kast ederek şöyle demişti: “Bu anların temiz bir nefes gibi olduğunu itiraf ediyorum. Ve pulmoner fibrozis hastası olduğum için neden bahsettiğimi biliyorum.” Ünlü Fransız sosyolog Pierre Bordieu, Idir’den şu sözlerle bahsetmişti: “O herkes gibi bir şarkıcı değil. Her ailenin bir üyesi.” Dinleyelim:

Fransa’nın meşhur imparatoru Napolyon’un orduları 1800’lü yılların başında Avrupa’yı bir boydan bir boya geçer ve İspanya’ya ilerler. İspanya’da silahlanıp Napolyon’un ordularına karşı direnen halkın arasında bir marş, dilden dile yayılmaya başlanır. “Ebro Nehri Geçidi” coşkulu ezgisiyle direnişin sembollerinden olur.

Sene 1936 olduğunda İspanya’da bir iç savaş patlak verdi. Hitler Almanya’sı ve Mussolini İtalya’sı, düzenin bekçisi olan faşist general Franco’ya her türlü desteği vermekten çekinmeyecekti. Bu savaş, her ne pahasına olursa olsun ayrıcalıklarını, sömürü düzenlerini korumak isteyen sermaye sınıfı ve büyük toprak sahipleri ile adalet, eşitlik ve özgürlük isteyen işçi ve emekçiler arasındaydı. Bu savaş, faşist Franco’nun tepeden tırnağa silahlandırılmış ordusuyla ekmeksiz, özgürlüksüz, topraksız ve umutsuz bırakılmak istenen halk arasındaydı. Ve halk umutlu ve cesur şarkılar söylüyordu… Dün Napolyon ordularına karşı söylenen Ebro Nehri Geçidi coşkulu ritmiyle yine dillerdeydi artık. “Yaşasın Beşinci Tugay” ya da “Ay Carmela” adıyla bilinir oldu. Faşist Franco güçlerine karşı savaşan, yürekleri özgürlük diye atanların direnç ve umut marşı oldu. Zulme ve zorbalığa karşı İspanya halkıyla yan yana savaşmak için dünyanın dört bir yanından insanlar aktı İspanya’ya ve tugaylar oluşturdular. Bu marşı aynı coşkuyla söylemekle kalmadılar kendi dillerine de çevirerek Ay Carmela’nın tüm dünyaya yayılmasını sağladılar. Rolando Alarco’nun sesinden dinleyelim…

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

“Dostların Arasında, Güneşin Sofrasında.” 1970’li yıllar Türkiye işçi sınıfının baharını yaşadığı yıllardı. Bereketli toprakları sulayan mücadele yağmurlarıyla işçiler fabrikalardan meydanlara bir sel olup akmış, doluya tutulan patronları ise korku salmıştı. Madenden, atölyeden, tezgâhtan, tersaneden hakkını almak için yola çıkan devrimci işçilere selam duran sayısız sanatçı yetiştirdi 70’li yıllar. İşçi sınıfının şairlerinin dizelerine müziği ile can veren, bu yağmurlarda ıslanıp yetişen sanatçılardan biriydi Timur Selçuk.

Nazım’ın “Türkiye İşçi Sınıfına Selam”ını kuyruklu piyanosunun tuşları eşliğinde Türkiye işçi sınıfının mücadeleci işçilerine iletti. Daha önce burjuvaların balo ve konser salonlarında duyulan piyano, artık grev meydanında, direniş alanında çalınıyordu. Çoksesli müziği savunup, yaptığı sayısız çalışmalarla çoksesli müziği sevdiren Timur Selçuk’un işçi sınıfı için bestelediği marşlar kitleler tarafından hep bir ağızdan, omuz omuza söyleniyordu. Ürettiği eserler bugün hala işçi sınıfının mücadele saflarında coşkuyla söylenmeye devam ediyor. Nazım’ın “Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü”sünü bizlere dostların arasında söylettiren Timur Selçuk 2020 Kasım’ında yaşamını yitirdi.

2021’i dalgaları karşılayan gemiler gibi karşılıyoruz. Fakat tıpkı Selçuk’un seslendirdiği gibi, günün tüm zorlu koşullarına rağmen gövdelerimizle karanlıkları yara yara çıkacağız.

Londra’dan bir İşçi Dayanışması okuru

1 Ocak 2021 - 16:10

Fırtına Duracak mı?

Her Zaman Sevdim

Varsın bulsun sizi diye

Uçurdum merhabamı güvercinlere

Ben sizleri dostlarım her zaman sevdim

Yanınızda olmasam da

Katılmasam da sazlı sözlü günlerinize

Katmasam da kahkahamı kahkahanıza

Hep sizlerle birlikte başladı sabahlarım

Ben sizleri dostlarım

Her zaman sevdim

Hasan Hüseyin Korkmazgil

2020’yi geride bıraktık ama yeni yılın insanlık için bir öncekinden daha iyi ya da daha kötü geçeceğini belirleyecek olan şey zamanın kendisi değildir. Zaman, doğada ve toplumsal yaşamdaki değişim ve dönüşümün sürelerini ölçer yalnızca. Ancak belirli bir şeyin olgunlaşması için de zamanın geçmesi, tabiri caizse ham meyvenin olgunlaşması gereklidir. Nitekim işaret ettiğimiz gibi, son 20 yıldır dünyanın çeşitli ülkelerinde emekçiler isyan ediyorlar. Üstelik isyan bir ülkeden diğerine sıçrarken, mesela isyanın başladığı ülkede emekçi hareketlenmesi geçici bir süre geri çekilse de, çok geçmeden tekrar sahne almaktadır. Bunun nedeni, kapitalist sömürü düzeninde biriken çok yönlü, çok katmanlı sorunların çözümsüz kalmasıdır. Dünya, 2020’ye isyanlarla girmişti, sömürücü egemenlerin kullanışlı bir araca dönüştürdükleri koronavirüs salgını da istenen sonucu vermedi. Dolayısıyla geçmiş yıllar boyunca toplumsal alanda esen fırtınanın tüm koşulları yerinde duruyor. Üstelik 2020’ye tarihinde benzeri olmadık bir krizle giren kapitalizm, daha güçlü fırtınalar için koşulları olgunlaştırmaktadır.

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

2020 yılı milyarlarca yoksul emekçi için kapitalizmin yarattığı bir tufan yılı oldu adeta! Seller, kasırgalar, fırtınalar, yangınlar, göçükler, depremler… Ve Covid-19 salgını… Derin bir tarihsel kriz depremiyle sarsılan kapitalist düzenin egemenleri, krizin faturasını işçi sınıfına kesmeye çalışırlarken, salgını tüm kötülüklerin anası ilan ettiler. İşsizliğe, yoksulluğa, sefalete, kısacası kapitalizmin yarattığı tüm haksızlıklara, adaletsizliklere karşı yüreği isyan duygusuyla dolu milyonlara dünya meydanlarını kapatıp, biriken öfkeyi kontrol altına almaya çalıştılar. Ancak çok geçmeden meydanlar yeniden öfkeli emekçilerle doldu. Bir an bile olsun işçi sınıfının mücadelesini güçlendirme çabasından vazgeçmeyen UİD-DER’li işçiler olarak egemenlerin yarattığı korkuya teslim olmadık, geleceğe hazırlanmaya devam ettik, ediyoruz. Çünkü bizler dün Paris Komününde, 1917 Ekim Devriminde Rusya’da işçi sınıfının kurtuluşu için mücadele eden yiğit işçilerden sömürüsüz, sınıfsız bir dünya yaratma mücadelesinin bayrağını devraldık. Bugün bu bayrağı geleceğe taşımak boynumuzun borcudur… Tüm zorbalıklara, tüm zalimliklere rağmen tarihin akışını nasıl durdurabilirler ki… Binlerce yıllardır sömürüsüz bir dünya için süzülüp gelen umut ışığını nasıl zifiri karanlığa boğabilirler ki… Nasıl soldurabilirler ki yüreği yaşam sevinciyle yüklü, güzel günlerin geleceğine bir an bile şüphe duymayanların umutlarını… Selam olsun, yarınlara umut ekenlere, yol gösterenlere!

Tuzla’dan bir grup işçi

1 Ocak 2021 - 17:00

Kapitalizm mi? Tam bir hayal kırıklığı!

Hiçbir vakit tam karanlık değil gece

Kendimde denemişim ben

Kulak ver dinle

Her acının sonunda

Açık bir pencere vardır.

Aydınlık bir pencere

Hayal edilecek bir şey vardır

Yerine getirilecek istek

Doyurulacak açlık

Cömert bir yürek

Uzanmış açık bir el

Canlı canlı bakan gözler vardır

Bir yaşam vardır yaşam

Bölüşülmeye hazır.

Fransız şair Paul Eluard

Dünyanın en kalabalık ülkelerinden birine, irili ufaklı binlerce adadan oluşan Endonezya’ya bakıyoruz. Endonezya’da işçi sınıfının, yoksul emekçilerin ve gençliğin yükselttiği mücadele, 2019’daki isyan dalgasının halkalarından biri oldu. Egemenlerin demokratik hak ve özgürlükleri daha da kısıtlayacak, sermayeyi büyütüp yoksulluğu derinleştirecek yasa tasarılarına karşı kitleler adeta ayağa kalktı. Bir sel olup sokaklara aktı. Endonezya işçi sınıfı 2020’de de tabiri caizse yan gelip yatmadı, ona geleceğiz.

2-abd-ogrenciler-blm-eylemleri.webp

Sosyalist Öğrenciler

2020’de ABD’de George Floyd’un katledilmesiyle milyonlarca emekçi sokaklara indi ve “nefes alamıyorum” eylemleri diğer kıtalara yayıldı. Irkçılığa karşı patlayan öfke, emekçilerin sömürü sistemine karşı öfkesine dönüştü. Elbette bu tesadüf değildi. 2008 krizi, kapitalizmin hayal balonunu patlattı ve egemenlerin söylediği her şeyin yalan olduğunu gözler önüne serdi. Günün sonunda milyonları bekleyen kocaman bir hayal kırıklığıydı. Pompalanan “Amerikan rüyası” aslında bir karabasandan başka bir şey değildi; işçiler, emekçiler, öğrenciler bunu anlamaya başladı. Nitekim son yıllarda genç kuşaklar içinde sosyalizme olan ilgi sebepsiz değil.

2018 ve 2019 boyunca ABD’de gençler toplumsal sorunlar etrafında mücadeleye katıldılar. Yine 2020’nin başında hazırladığımız bir videomuzda, ABD’de genç kuşakların değişimine dikkat çekiyorduk:

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Nedir Ekmek?

Buğday tanesinden başak olmak birlikte,

Birlikte ekilip birlikte biçilmek,

Sonra toplanıp tarladan,

Ekmek olmak…

Ekmek ki kavga, ekmek ki yaşam.

Kursağımızı dolduran ekmek değil,

Bezirgân çığırtkanlarının kuru ekmeği değil,

“Midesine ekmek giriyorsa aç değildir” diyenlerin ekmeği değil kastım

Öyle güzel ki ekmekten kastım…

Ah canım kardeşim…

Hayatın simgesidir ekmek,

İşsiz Yusuf babanın, sekiz yaşındaki Ali’nin tezgâhıdır ekmek,

Binlerce emekçinin kesilmiş doğalgaz ve elektriğidir ekmek,

Yerlerde sürüklenen, gözaltına alınan madencilerin ödenmeyen ücretleridir ekmek,

Eğitime uzaktan bakan çocuklarımızın geleceğidir ekmek,

Pazar tezgâhlarından yerlere dökülen sebzeleri toplayan emekçi kadınların yemeğidir ekmek,

Her gün kan ter içinde tezgâhlara akıttığımız alın terimizin karşılığıdır ekmek,

Kasım ayında iş cinayetlerine kurban giden 294 işçi kardeşimizin diyetidir ekmek,

Eline iş aş yazarak intihar eden namuslu işçinin pazar parasıdır ekmek…

Ne kraliçe Antoinette in kanlı haram pastasına benzer tarifimiz

Ne de “Yüce Meclis” vekilinin mideye giden kuru ekmeğine benzer

Bizim tarifimiz başkadır, yaşamın kendisidir ekmek…

Biz eker biz biçeriz,

Çiftçisi de biziz, hamalı da…

Büyütmek içindir kavgamız ekmeği, yani yaşamın kendisini

Bir ucundan da sen tutarsan bu teknenin,

Büyütürüz ekmek kavgasını da, yaşamı da.

İşte o zaman yaşam da adil olur, ölüm de…

Umudunu kaybetme yeter…

Sarıgazi’den bir işçi

1 Ocak 2021 - 18:00

“Bir Şey Hareket Ediyor!”

1-haiti-foto.jpg

2019’da Haiti’de isyan eden yüz binler sokakları dolduruyor.

Ünlü bilim insanı Albert Einstein’a evrenin bir sırrı olup olmadığını, bir sonuca varıp varmadığını sormuşlar. O da bir sonuca vardığını söyleyerek yapıştırmış cevabı: “Bir şey hareket ediyor!” Aynı bu örnekteki gibi, dünyada bir şey durmaksızın hareket ediyor. Emekçilerin öfkesi derinden derine birikiyor ve sonunda patlıyor. Biri bitti derken öteki başlıyor.

Ruhunu burjuvaziye satmamış hiçbir bilim insanı ya da aydın yoktur ki sosyalizme inanmasın, sempati duymasın. Albert Einstein, 1949’da yazdığı “Niçin Sosyalizm?” makalesinde şöyle diyordu: “Bana göre, kapitalist toplumda ekonomik anarşinin varlığı, kötülüğün gerçek kaynağıdır.” Gerçekten de öyle. Bütün üretimin para ve kâr için yapıldığı, bilim ve teknolojinin kâr için geliştirildiği bir düzen insanlığa ne verebilir? Tüm zenginliği üreten emekçileri işsizliğe, açlık ve yoksulluğa mahkûm eden bir düzenin büyük toplumsal sorunlara yol açmaması mümkün mü? İnsanlığın tüm değerlerini ayaklar altına alan; bencilliği ve rekabeti kışkırtıp toplumdaki dayanışma duygusunu yok eden bir düzen insanlığa nasıl yararlı olabilir?

baska-dunya-mumkun.jpg

Başka bir dünya mümkün, başka bir dünya geliyor, başka bir dünya gerçek.

3-iran-2019.jpg

2019’da İranlı emekçiler üzerlerine kâbus gibi çöken molla rejimine karşı ayaktaydılar.

Hareketin varlığı, değişimin ve yaşamın ifadesidir. Kapitalist sömürücülere kalsa, kârlarını artıracak ve sistemlerini ayakta tutacak şeyler dışında hareketi durdurmak isterler. Böylece sömürü düzeni baki kalabilsin. Elbette bu mümkün değildir. İran’daki molla rejimi, onca baskı ve zorbalığa rağmen emekçilerin dünya isyan sahnesine çıkmasını engelleyemedi. 2019’un sonunda benzine yapılan zammın tetiklediği protestolar hızla Tahran, Tebriz, Meşhed, Şiraz, İsfahan, Kirmanşah, Ahvaz dâhil yüz kent ve kasabaya yayıldı. Emekçilerin başlıca sloganı şuydu: “Halk yoksul, mollalar ise tanrı gibi yaşıyor!”

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

2020 yılı uzun yıllardan beri olduğu gibi dünyamız açısından savaşların, felâketlerin, baskıların arttığı bir yıl oldu. Kapitalizm dünyamızı her geçen gün daha da yaşanmaz bir hale getiriyor. Dünya üzerindeki biz emekçi sınıflar ise ürettiğimiz zenginliğin yanında yoksulluğu yaşıyoruz. Bizler örgütlü metal işçileri olarak bu dünyayı değiştirme sorumluluğumuzun farkındayız. Bu sorumlulukla sendikalarımızda, fabrikalarımızda, mahallemizde, evlerimizde, hayatın tüm alanlarında yeni bir dünyaya özlemimizi anlatıyoruz. 2021’i karşılarken kapitalizme karşı saf tuttuğumuz sınıf kardeşlerimizle birlikte bu dünyaya doğru umutla ve özlemle yürüyoruz.

Gebze’den bir grup metal işçisi

1 Ocak 2021 - 19:15

Ey Özgürlük

An gelir

Tek zerre üstün gelir

suları tutan bariyerlere

Değişir tarih, ansızın birden bire

Tek zerre

tek zerreyle yıkılır

“mutlak” kudretin düzeni

Tüm nehirler okyanusa akar…

(UİD-DER İşçi Tiyatrosu’nun Dört Yıldızdı Onlar Daima Parlayacaklar oyunundan, 2007)

Yerde yatan bir çocuğa bakıyoruz. Çevresinde uzanan birkaç kişi daha var. Üstüne bir döviz koymuş, başı ve elleri havada, bağırarak bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Kaşları biraz çatık “artık anlayın” der gibi bakıyor. Avuç içlerinde “geleceğimiz senin ellerinde” yazıyor. Bu küçük siyah çocuk insanlığın geleceğine dair endişelerini dile getiriyor. Doğanın talan edilmesine karşı, dünyanın yok edilmesine karşı herkesi mücadeleye davet ediyor.

“Bu insanlardan bir şey olmaz” diyene rastlarsanız inanmayın ona! “Sen kendi paçanı kurtarmaya bak, bu millet için değmez” diyene aldırmayın. Sömürü düzeninin karanlık tablosu karartmasın yüreğimizi, soldurtmasın umutlarımızı... Bu devran elbet döner bir gün. Gün olur değişmez sanılan her şey değişiverir. İşte burası Lübnan! Yılların suskunluğu sonrasında, 2019’da emekçiler başkent Beyrut’un orta yerine diktikleri yumruk panosuna şöyle yazdılar: DEVRİM! Kimilerinin umutlarının çoktan tükendiği bir zamanda, gün geldi ve kitleler Lübnan’da “Eş-şaab yurid ıskat’en-nizam” (halk düzeni devirmek istiyor) dediler.

İşsizliğe, yoksulluğa, savaşa, kapitalist sömürüye karşı meydanları dolduran milyonlar, dünyanın her neresinde olurlarsa olsunlar, farklı dillerde aynı şeyi haykırıyorlar: Özgürlük. Biz de söyleyelim o zaman, Ey Özgürlük!

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Bizler soğuk hava deposunda narenciye doğrama bölümünde çalışan bir grup genç işçiyiz. Kriz, krizin yarattığı ağır çalışma koşulları, Covid-19 salgını ve işsizliğin gölgesinde 2020 yılını geride bıraktık. Bu kadar çok sorunun içerisinde bizler için bu senenin en iyi tarafı da UİD-DER ile tanışmak oldu. Burada çok az ücrete ağır koşullarda uzun saatler çalışmamızın nedenini öğrendik. Nasıl örgütlü tavır alabileceğimizi öğrendik. UİD-DER’de örgütlü olmanın gücünü hissediyor ve kendimizi yalnız hissetmiyoruz. Bizler iyi ki UİD-DER ile tanışmışız diyoruz. 2021 ve daha sonraki yıllarda eğer mücadele etmezsek krizin, ağır çalışma koşullarının, işsizliğin, açlığın devam edeceğini biliyoruz. Bu sorunların üstesinden gelmenin tek yolu bizim gibi işçilerin birleşip mücadele etmesidir. Hepimize mücadeleyle dolu yıllar diliyoruz.

Mersin’den bir grup genç işçi

1 Ocak 2021 - 21:15

Sermaye Sözcüleri Uyarıyor: Ekonomik Fırtına Geliyor

Kapitalist düzen tam bir yalan imparatorluğudur ve yalanın kaynağıdır. Yalan ve sömürü madalyonun iki yüzü gibidir, biri olmadan diğeri olamaz. Üstelik kapitalist sömürü düzeni çürüdükçe, gerçekler daha acımasız şekilde çarpıtılır ve yalan makineleri daha hızlı çalışır. Bugün dünyaya hâkim olan manzara tam olarak budur. Sömürücü efendiler, sömürü düzeninin yol açtığı tüm sorunları koronavirüs salgınına bağlıyorlar. Ekonomik kriz mi, dünya genelinde on milyonlarca işçinin işten atılarak işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm edilmesi mi, sağlık ve eğitim sisteminin çökmesi, demokratik hakların yok edilmesi mi? Suçlu hep şu koronavirüs! Dedikleri şudur: Asla başka türlü düşünmeyin, başka yollara girmeye tevessül etmeyin, düzeni sorgulamayın, maskenizi takın ve sosyal mesafenizi koruyun!

1-covid19-ekonomi-savasi.webp

Covid-19 ekonomik savaşı

Kapitalizmi aklamak için, ekonomik krize Covid-19’un yol açtığını söylüyor ve salgını bir örtü olarak kullanıyorlar. Krize salgının yol açtığı iddiası kocaman bir yalandır. Daha salgın gündemde değilken, bizzat sermayenin uluslararası sözcüleri, 2018’in başından itibaren ekonomik fırtına ve 1929’daki gibi büyük bir krizin gelmekte olduğu üzerine konuşup duruyorlardı. Mesela IMF başkanı Christine Lagarde 12 Haziran 2018’de yaptığı bir açıklamada, şöyle diyordu: “Dünya ekonomisi üzerindeki bulutlar günden güne kararıyor.”

IMF Başkanı 2 Ekimde benzeri bir açıklama daha yaptı. Yine bulutlardan, ufuktaki tehlikenin cisimleşmeye başladığından söz etme ihtiyacı duydu. 2019’un Şubatında, belli ki yaklaşmakta olan tehlikenin ciddiyetini sözcüsü olduğu egemen sınıfa kavratmak için “fırtına” kavramını devreye soktu: Ekonomik fırtına bulutları ufukta!” Aynı konuşmasında şöyle diyordu: “Havada çok fazla bulut olduğunda, fırtınanın çıkması için gereken tek şey bir yıldırımdır, fırtınaya hazırlıklı olun!”

1-covid19-ekonomi-savasi.webp

The Guardian, “IMF sözcüsü küresel ekonominin, Büyük Buhran’ın geri dönüşü riskini taşıdığını söylüyor.”

Peki, neden IMF başkanı bu şekilde konuşuyordu: Çünkü sistemin bağrında patlayıcı sorunlar biriktikçe birikiyordu. Sömürü düzeni 2000 yılı dönemecinde tarihsel tıkanmışlıkla yüz yüze geldi. Biyolojiden hareketle anlatmak istersek; yaşlanan, dolaşımdan solunuma kadar birçok alanda ciddi sorunlarla boğuşan, tık nefes hale gelmiş bir insan düşünelim. Özellikle son yirmi yıldır kapitalizm, aynı yaşlı bir insanın solunum sorunlarıyla boğuşması gibi tık nefes haldedir. Her kriz, sistemin durumunu ağırlaştırmaktadır. Nitekim artık tıkanmış ve tık nefes hale gelmiş sistemin bağrındaki yıkıcı güç, 2001’deki krizle kendini dışa vurdu. Fakat 2008’de küresel düzeyde ortaya çıkan kriz dalgası çok daha derin, büyük ve şiddetliydi. Bir sonraki krizin daha öldürücü olacağının da habercisi… Üstelik sistem akıl sınırlarını zorlayan bir kredi ve borsa balonu yaratmıştı ve zincir her an kopabilirdi. İşte bu yüzden, sermayenin uluslararası sözcüleri uyarı üzerine uyarı yapıyorlardı. 2020’nin Ocak ayında, henüz IMF Başkanı olmuş Kristalina Georgieva uyarı zillerini daha güçlü çalıyordu: “IMF sözcüsü küresel ekonominin Büyük Buhran'ın geri dönüşü riskini taşıdığını söylüyor.”

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Kardeşler, dünya genelinde işçi ve emekçilerin kapitalist sisteme olan öfkelerinin kat be kat büyüdüğü bir yılı daha geride bıraktık. 2020 yılında da egemenler sorunlarını işçilere savaş, sömürü, ırkçılık, göç ve yoksulluk dayatarak atlatmaya ihtiyaç duydu. Bu zalimliklerin yetmediği yerde de salgın hastalık önlemleri adı altında yüz milyonlar evlerine hapsedilip hakları gasp edildi. 2020 yılının da gösterdiği gibi en büyük felaketlerde bile egemenlerin çözüm yolu değişmiyor. Kârlarını güvence altına almak için her yolu kendilerine mubah görüyorlar. 2020 yılı bir kez daha bizlere öğretti ki burjuvazinin egemen olduğu hiçbir yıl işçi ve emekçilere mutluluk ve huzur vermeyecek. Bu nedenle şimdiye kadarki tüm yıllardan farklı olarak işçilerin kendilerini yönettiği yeni, taptaze yıllara giriş yapmalıyız. Bunun için de mücadele ateşini körüklemeli ve 2021 yılının her anını mücadele ve dayanışma ağları örerek geçirmeliyiz. Biz eğitim emekçileri olarak mutlu, sağlıklı ve huzur dolu bir yaşamın ancak işçilerin örgütlü sınıf mücadelesi ile inşa edileceğini biliyoruz ve buna inanıyoruz. Bizim açımızdan 2021 yılı da mücadele ile geçecektir. Yaşasın işçilerin birliği ve sınıf dayanışması.

Sefaköy’den öğretmenler

1 Ocak 2021 - 23:00

Ve Beklenilen Geldi

Bugün birçok bilim insanı, Covid-19 hastalığının aslında Aralık 2019’dan çok önce yayılmaya başladığına işaret ediyor. Aralık ayının sonunda Çin’de ilk vakalar resmen kabul edildiğinde, Dünya Sağlık Örgütü bu ülkeye seyahatleri durdurmaya gerek olmadığını açıkladı. ABD dâhil Batılı ülkeler, durumdan istifade ederek Çin’i beceriksiz olmakla suçlayıp bir gözden düşürme savaşı başlattılar. Hiçbir ülke aylarca bu virüsü, yol açtığı hastalığı ve emekçileri umursamadı. Fakat tam da aynı zaman diliminde bir şey daha oldu: Beklenilen fırtına geldi ve kapitalizm tarihinde benzersiz bir krize girdi. Vurgulayalım: Salgın sürecinin bu krizle kesişerek ekonomik çöküşü derinleştirmesi, kesinlikle bu gerçekliği değiştirmez. Krizin sahne almasından itibaren egemenler, salgına sarıldılar ve onu sömürü sisteminin pisliklerinin üzerini örtmek için kullanmaya giriştiler.

Bugün benzeri dönemlerde egemen düşünce toplum üzerine tüm ağırlığıyla çöker ve bu düşünceyi sorgulayanlar derhal toplumdan aforoz edilir. Nitekim düzen cephesinin salgına karşı “önlemlerini” sorgulayanlar şu şekilde baskı altına alındı: “Bu hastalığı küçümsüyor musunuz? Sağlık mı, yoksa özgürlük mü önemli?” Bu şekilde bilinçler bulandırılırken, insanlar kasıtlı olarak korkutulup paniğe sürükleniyor ve toplum bir korku tüneline itiliyordu. Oysa gerçekte egemenlerin asıl derdi salgına karşı kapsamlı ve etkili bir mücadele yürütmek değil, onu çok yönlü bir saldırı aracına dönüştürmekti. Covid-19’un bir işçi sınıfı hastalığına dönüşmesi de, egemenlerin asıl derdinin salgına karşı mücadele etmek olmadığını gözler önüne seriyor. Şimdi gelin Dayanışma TV’nin Haziran 2020’de hazırladığı “1929’dan 2020’ye: Kapitalizm Tarihsel Çıkmazda” belgeselini izleyelim ve salgının neden bir örtüye dönüştürüldüğünü tarihsel bütünlük içinde görelim:

Egemenler, teknolojik yeniliklerle, baskı ve yasaklarla işçi sınıfını sindiremeyecekler! İnsanlık, geçmişten geleceğe tüm zorlu dönemeçleri aşıp bugüne geldi. Kimi zaman gittiği noktadan gerilere savruldu ama düştüğü yerden kalkıp ilerlemesini bildi. Dünün eşkıyaları da değişimin önünde duramadılar bugünün eşkıyaları da duramayacak. Ne zaman Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz şarkısını dinlesek, bu duygumuz daha bir pekişir. Bu şarkıya can veren şiiri Sabahattin Ali, Sinop zindanlarında yazmıştır. Zalimlere boyun eğmeyen yiğitler için…

Sabahattin Ali, Sinop Cezaevi’nde yatarken bir zamanlar aynı cezaevinde kalmış Sandıkçı Şükrü’nün hikâyesini dinler. Rizeli Şükrü, ağalara başkaldırmış, zengine karşı fakirin yardımcısı olmuş yoksul bir köylüdür. Her geçen gün yoksul halkın desteğini daha fazla alan Sandıkçı Şükrü, yoksul halkın emeğine el koyanların yüreğine korku salmıştır. İşte bu şiirinde pusuya düşürülüp, etrafı sarılan Şükrü’nün ağzından konuşur Sabahattin Ali...

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

“Umut Ekiyoruz Yarınlara” diyen dostlara selamlar.


Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek! (Adnan Yücel)


Bir inancın yüceliğinde buldum seni

bir kavganın güzelliğinde sevdim.

bin kez budadılar körpe dallarımızı

bin kez kırdılar.

yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz

bin kez korkuya boğdular zamanı

bin kez ölümlediler

yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!


Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri

suyun ayakları olmuştur ayaklarımız

ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.

yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık

törenlerle dikilirdik burçlarınıza...


Saraylar saltanatlar çöker

kan susar bir gün

zulüm biter.

menekşelerde açılır üstümüzde

leylaklarda güler.

bugünlerden geriye,

bir yarına gidenler kalır

bir de yarınlar için direnenler...

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!


Sezin Çağla

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Biz farklı sektörlerde çalışan UİD-DER’li kadın işçiler olarak karanlığa inat aydınlık günleri düşlüyoruz. Bunu mücadelede rehberimiz olan, emek verildiğinde pek çok şeyin değişebileceğini bizlere her defasında gösteren örgütümüz UİD-DER’le başaracağımıza inanıyoruz. Her geçen gün büyüyen ve kendini her koşulda yenileyen bir yapının parçası olmaktan gurur duyuyoruz. Yeni yılda da yüreklerimizde aynı özlemi taşımaya devam ediyoruz. İnsanın insanca yaşadığı, baskının, şiddetin ve sınırların olmadığı güzel günler diliyoruz. Bizler sınıfımızın geçmiş deneyimlerinden esinlenerek birlik ve dayanışma içinde olursak çarkı bozuk bu düzeni yenebileceğimize inanıyoruz. Mutlu yarınlar için mücadeleyi büyütmek dileğiyle.

Bağcılar’dan kadın işçiler

1 Ocak 2021 - 23:58

Tarihe Kısa Bir Yolculuk: Yeryüzü Cenneti Düşü

Ne kavga var, ne savaş
sonsuz bir yaşam aldı ölümün yerini
kadınlar da erkekler de öfkeli değil artık
yiyecek de bol, giyecek de
İster genç, ister yaşlı
ister güçlü, ister güçsüz
ister gözüpek, ister boynu bükük olsun
her şey ortaklaşa paylaşılıyor herkes arasında

Bu kısa şiir bundan tam 700 yıl önce, 1300’lerde İngiltere’de yazıldı. İnsanların savaşsız, sömürüsüz ve paylaşımcı umutlarını ne güzel ifade ediyor. İnsanlığın uzun yürüyüşünün belirli bir evresinde toplum sınıflara bölündü; bir avuç asalak, çoğunluğun ürettiğine el koymaya başladı. Lakin ezilen ve sömürülenler bu durumu hiçbir zaman kabul etmedi.

1-capitalism-is-not-working.webp

Kapitalizm işlemiyor, başka bir dünya mümkün!

İnsanlık dünden bugüne daha iyi bir dünya kurmak, yeryüzü cennetini yaratmak için mücadele etmiştir, etmeye de devam edecektir. Roma’da tüm zenginlik ve ihtişam köle emeği üzerinde yükseliyordu, ama köleler için dünya güneşsiz kapkaranlık bir yerdi; umut yoktu ve kölelik onların kaderiydi. Evet, kölelerin çoğu böyle düşünüyordu. Ama köleliği bir kader olarak kabul etmeyenler de vardı. İşte bunlardan biri de Spartaküs adlı, Trakyalı bir köleydi. Bir dövüşçü yani gladyatör olan Spartaküs öncülüğünde başlayan köle isyanı, sarsılmaz sanılan Roma İmparatorluğunu kökünden sarstı. 60 kişiyle başlayan köle isyanı, hızla büyüyerek 120 bine ulaşacak ve Roma’nın en büyük kentlerine yayılacaktı. Onlar köleliğin olmadığı, sömürünün son bulduğu bir dünya için ayaklanmışlardı. İnsanın insanı ezmediği, tüm insanların eşit ve kardeş olduğu Güneş Devletini kurmak istiyorlardı. Romancı Arthur Koestler, Spartaküs adlı romanında, kölelerin bu hayalini aktarır. Spartaküs kölelere şöyle seslenir:

Bu videodaki umut dolu resimler Fumiaki Hoşino’ya aittir. Genç yaşında işçi sınıfının sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir dünya mücadelesine yürekten bağlanan, tam da bu nedenle zalim Japon egemenleri tarafından 44 yıl boyunca hapiste tutulan Fumiaki Hoşino 30 Mayıs 2019’da, 73 yaşında hayatını kaybetti.

Hoşino son nefesine kadar mücadelesine bağlılığını ve yaşama sevincini korudu. Ruhunun zenginliğini yansıtan rengârenk, capcanlı, umut dolu resimler yaptı. Hoşino’nun resimleri bize “yaşam varsa umut vardır, mücadele varsa umut vardır” diyor. Ankara’dan bir emekçi kadın kardeşimizin şiirinde söylediği gibi, dipsiz gecenin ardından çıkacak güneşi düşleyenlerin umudu ve yaşam sevinci asla sönmez!

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

 

Umut

Umutlu bakıyorum dünyaya
İşitirim vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar
Her gün, başka bir umut getirir bize
Ama duyuyorum
Ölüyor çocuklar denizlerde
Martı çığlıklarıyla karışıyor çocuk sesleri
Bir baksan onların gözlerinin içine
Bir görsen denizlere serilmiş bedenlerini
Gör, gözlerinin içindeki acıları
Gör, hayatları nasıl çalınıyor ufak bedenlerin
Bu ne karanlık
Bu ne çekilmez çelişki
Oysa dünyada her şey bizimken
Zalimlerin saltanatı sürsün diye
Bu zulmü
Bu acıları kabullenmek
Niye?
Ama görüyorum,
Birikmiş acılar denizin ortasında
Bir volkan gibi patlamaya hazır!
Bak duyuluyor gürültüsü
Yaklaşıyor
Çok yakında dostlarımın ayak sesleri
Biliyorum
Bu karanlık, bir gün bitecek
Gün gelecek
Hesabı sorulacak acıların
Ve gün gelecek
Aydınlık alacak karanlıkları
Bir deli rüzgâr
Alıp o acıları
O zulüm saltanatını
Yerle bir edecek!

Kıraç’tan bir kadın işçi

2 Ocak 2021 - 01:40

İşçi Sınıfının 2020’si… Her Şeye Rağmen Mücadele Sürüyor!

İşçi Dayanışması, 23 Mart tarihli “Korku Tüneline İtilmiş Toplumlar Körleşir” başlıklı yazımızda şöyle demiştik: “Korkuların aşılıp savaş ve sömürünün olmadığı bir dünyada yaşamak mümkünken, insanlık kapitalizmden dolayı her şeyden korkar, korkutulur hale geldi. Fakat unutmamak gerekiyor ki korku toplumlarında, korku iki yanlıdır. Egemenler, emekçilerin bilincine çeşitli biçimlerde korku virüsü enjekte ediyorlar ama kendileri de korkuyla tutuşup korkuyla yanıyorlar. Çünkü kapitalist sömürü düzeni dört bir yana zulüm, eşitsizlik ve hastalık saçıyor. Toplumun çoğunluğunu oluşturan emekçilerin öfkesi derinden derine birikiyor, birçok ülkede isyanlarla açığa çıkıyor. Korkuyorlar, korksunlar da! Biz de kendi korkumuzu bir tarafa bırakıp asıl onların bizden korktuğunu görelim.”

Salgın, kısa zamanda egemenlerin elinde emekçilere karşı bir kamçıya dönüştü. “Koronavirüse karşı savaştayız” denerek birçok ülkede olağanüstü hal ilan edildi, toplantı ve gösteriler yasaklandı, sokaklar boşaltıldı. Dünya egemenleri rahat bir nefes almıştı, ama emekçilerin verdiği mola uzun sürmeyecekti. 2020’nin Mayıs’ından itibaren emekçiler yeniden isyan sahnesindeydi. Tüm olumsuzluklara rağmen emekçilerin gür sesinin meydanlarda yankılandığı, kapitalizme duyulan öfkenin kitlesel eylemlerle açığa çıktığı bir yıl oldu 2020. Her şeye rağmen!

3-brookdale-new-york.webp

New York Brookdale Hastanesi sağlık çalışanları, George Floyd eylemlerinde adalet istiyorlar.

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Merhaba Dostlar,

Biz Sincan bölgesinde oturan, Sincan Organize Sanayi Bölgesinde çalışan bir işçi ailesiyiz. Güzel günler göreceği umudunu taşıdığımız bir de bebek bekliyoruz. Evet dünya bugün karanlık günler geçiriyor. Açlık, yoksulluk, sömürü, baskı, savaş, ölüm ve daha nicesi… Her geçen gün de bu karanlık daha da çöküyor üzerimize. Ama bütün bunlara inat mücadeleci işçiler umudunu yitirmiyor. Dünya karanlığa doğru gittikçe işçi sınıfı da kapitalizmin gerçek yüzünü daha net görmeye başlıyor. “Artık kaybedecek bir şeyimiz kalmadı” diyen ve aydınlık günler için mücadele etmekten başka seçenek olmadığını gören işçiler yarınları için şimdiden mücadele ediyor. Bu mücadeleyi devam ettirecek ve aydınlık yarınlara taşıyacak olanlar da bizim yetiştireceğimiz çocuklarımız olacak. Karanlıkta doğan ve karanlıkta büyüyen işçi çocukları yarının aydınlığına ulaşabilmek için mücadele ateşini daha da büyütecekler.

Size Söz; GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR…

Sincan’dan bir işçi ailesi

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Merhaba Dostlar,

Zorluklarla dolu bir yılı geride bırakıyoruz. Yeni gelen yılın da işçi sınıfımız için sıkıntıları beraberinde getireceğini tahmin etmek zor değil. Çünkü patronların düzeni bizlere zorluklar ve sıkıntılardan başka bir şey veremiyor. Ama bu kader değildir. İşçi sınıfı birliğiyle, mücadelesiyle bütün zorlukları aşabilir. Önümüzdeki yılın işçi sınıfının başarılı mücadeleleriyle damgasını vuracağı bir yıl olmasını umuyor, bunun için çaba gösteren tüm sınıf kardeşlerimize selamlarımızı yolluyoruz.

Mersin’den liman işçileri

2 Ocak 2021 - 13:00

Gel Haberi 2020’den Verelim: Grevler ve Protestolarla Açıldı Yıl

Eğer Bir Bire Eşit Olsaydı


Durmaksızın bağırıyordu öğretmen

tahtanın önünde

kızgın mı kızgındı

tebeşir tozluydu elleri


ama arka sıradakiler

kimi pestil paylaşıyor,

kimi karıştırıyordu elindeki,

resimli dergiyi


denklemler yazıyordu coşkuyla

düzgün elyazısıyla

zalimlerin yürek rengi tahtanın üstüne

yazdı yine

“bir eşittir bire”

öğrencilerden biri kalktı ayağa

diğerleri kalkmadı -bu her zaman böyledir-

ve “yanlıştır” dedi “bu denklem”, yavaşça

çocuklar şaşkın gözlerle süzdüler onu

öğretmen duraksadı

sordu ayaktaki çocuk

“diyelim her insan bir birim

eşit midir yine bir bire”

sessizlik…


- ne güç bir soru-

kızdı öğretmen “evet” dedi

gülümsedi ayaktaki çocuk

“diyelim her insan bir birim

neden ayrılmış insanlar

soylu, üstte yoksul altta”


diyelim her insan bir birim

neden gümüş yüzlüsü ay gibi üstün

neden zenci olan feryatlarla altta


altüst eder bu denklemi

her insan bir birim olursa

güldü çocuk sordu çocuk

eğer bir eşit olsaydı bire

kim yaşatırdı soyluları varlık içinde

kim örerdi Çin Seddini

kim katlanırdı yoksulluk yüküne

eğer bir eşit olsaydı bire

kimin yüzünde şaklardı kırbaç

kim koyabilirdi özgür kuşları kafese


sustu öğretmen

dinledi, mahzunlaştı

yazdırdı çocukların defterlerine

“bir eşit değildir bire”

Ahmet Ziberem

2-fransa.webp

Fransa’da Emeklilik Yasasına karşı genel greve giden işçi sınıfı meydanlara iniyor. (Ocak 2020)

2019’un Aralık ayında Fransa’da işçiler, emeklilik hakkına yönelik saldırılara karşı bir mücadele başlattılar. Kısa zamanda tüm ülkeye yayılan eylemler, 2020’de de sürmüştü. Emeklilik yaşının yükseltilmesini ve maaşların düşürülmesini hedefleyen saldırıya karşı işçiler 1968’den bu yana ülkede gerçekleşen en uzun greve imza atmışlardı. Ülkenin dört bir yanında milyonlar “Geri Adım Atmak Yok!” diye haykırmıştı. İşte o günden dev bir işçi korteji. Liman işçilerinin pankartı var en önde. Zafer, kararlılık, dayanışma vurgularıyla bezeli pankart! İşçiler safları sık tutarak yürüyorlar. Macron’un greve olan desteğin düştüğü yalanına karşın 2020’in ilk günlerinde bir milyonu aşan sayılarıyla işçi ve emekçiler alanlarda yerlerini alarak iktidara cevabı geciktirmiyorlar! Köşeye sıkışan Macron, salgına sarılacaktı.

Gündoğusunun milyonlarını bağrında taşıyan Hindistan’da 2020 yılının ilk ayında açığa çıkan öfke, yeni bir yıla adım atarken umudu tazeliyor. Fotoğrafta caddeyi hınca hınç dolduran sağlık işçileri Özgürlük Parkı’na yürüyorlar. Karnataka Eyaleti hükümetine “Daha Yüksek Ücret ve İş Güvencesi” diye sesleniyorlar. Yılın ilk büyük gösterisi, ilham oluyor Hindistan’ın yüz milyonlarca işçisinin haykırışına. Yıl boyunca grevlerle sarsılan Hindistan toprakları işçi sınıfının nasıl muazzam bir güç olduğunu bir kez daha gösteriyor. Hindistan’ın açlığını esmer gözlerinde bir alev gibi taşıyanlar, yine öyle taşıyorlar gözlerinde, dillerinde ve eylemlerinde; ekmek mücadelesini! Hindistan işçi sınıfı yılı açtığı gibi kapatacaktı!

3-hindistann.webp

Hindistan’ın yüz milyonları (Ocak 2020)

İnsana özgüdür şarkılar söylemek, umutlanmak birlikte, birlikte sevinçler yaşamak… İşte farklı ülkelerden insanlar, insanlığın yüz akı işçi ve emekçiler alanlarda şarkılar söylüyorlar. Zalimlere karşı öfkeleri, adalet ve eşitlik talepleri, daha iyi bir dünya özlemleri, birlikte olmaktan doğan sevinçleri aynı. O nedenle coşkuları da aynı… Meydanları doldurmuşlar, coşkularını kuşanmışlar, kendilerini yok sayanlara hep birlikte “biz buradayız” diyorlar. Cezayir’den Şili’ye, Sudan’dan Güney Kore’ye bir yolculuğa çıkalım ve biz de ortak olalım sınıf kardeşlerimizin şarkılarına, coşkularına!

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

“Zor Zamanlar, Zor Sınavlara Çeker İnsanı”

Merhaba sınıf kardeşlerim. Koca bir yılı daha geride bıraktık. 2020 yılı kapitalizmin çürümüşlüğünü bizlere bir kez daha ispatlamış oldu. Bu yıl gerçekten de işçi sınıfı açısından zor bir yıl oldu. Birçok hak gasplarıyla karşı karşıya kaldık bu süreçte. Bir işçi önderinin dediği gibi “zor zamanlar zor sınavlara çeker insanı.” Evet, sancılı bir dönemden geçtik hâlâ daha geçiyoruz. Ama bizler örgütlü işçileriz, her şeye rağmen mücadelemizden geri durmadık. UİD-DER’in ışığında bu zor yılı dimdik atlattığımıza inanıyorum. Dünya işçi sınıfı da her şeye rağmen yıl boyunca çeşitli kez sokaklara çıktı, meydanlardaydı, mücadeleden geri durmadı. 2021 yılının mücadele dolu bir yıl olacağına inanıyorum. UİD-DER ile nice mücadele dolu yıllara!

Fatih’ten bir sağlık işçisi

2 Ocak 2021 - 14:15

Gel Haberi 2020’den Verelim: Dünya Meydanlarında 8 Mart Coşkusu!

Emekçi kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ta emekçi kadınlar yine meydanlardaydı. Kapitalist egemenlere “Boyun eğmiyoruz, mücadele ediyoruz!” diyerek seslenen sınıfımızın kadınları sömürüye, savaşlara, toplumsal cinsiyet ayrımcılığına, şiddete, adaletsizliğe, işsizliğe ve yoksulluğa karşı taleplerini dile getirdi.

Şilili emekçiler Santiago sokaklarında tek vücut olmuşçasına özgürlük şarkılarını söylüyorlar. Caddeler hınca hınç dolu. Ülkenin dört bir yanında 8 Mart’ı kutlamak için meydanların dolduğu Şili’de sadece Santiago’da bir milyondan fazla emekçi kadın meydanda yerini aldı. “Şili Uyandı” sloganlarını yükselten emekçi kadınlar, devlet başkanı Piñera’nın istifasını ve aylardır hak arayan işçilere şiddet uygulayan polis baskılarının son bulmasını istedi.

2-foto-sili-santiago-08032020.webp

Piñera hükümetinin salgını bahane ederek olağanüstü hal ilan etmesinden hemen önce Şili’de 8 Mart gösterileri…

Burası Meksika. Yaklaşık 150 bin emekçi kadın 8 Mart’ta caddelere akın etti. “Özgür ve Güvende Değiliz”, “Sesi olmayanların çığlığıyız” diye haykırdılar. Uzun ve geniş caddede ucu bucağı görünmeyen insan seli. En önde yana yana dövizler taşıyor emekçi kadınlar. Her bir dövizde erkek egemen zihniyetin dayatmalarına “Hayır” diyorlar. “Zayıf Değiliz”, “Yalnız Değiliz” yazıyor kimisinde. Günde ortalama 10 kadının öldürüldüğü Meksika’da emekçi kadınlar kapitalistlere ve iktidar sahiplerine öfkelerini dile getiriyorlar.

2019’da “Mermi değil insanların sessizliği öldürür” dizelerini bir slogan yapıp aylarca meydanları zapt eden Sudanlı emekçi kadınlar bu kez 8 Mart’ta karşımızdalar. Adalet Bakanlığı’nın önüne gelerek 8 Mart’ın mücadele ruhunu kuşanan kadınlar, öfkeyle adalet özlemini yineliyorlar. Hünerli ve nasırlı ellerden biri hesap sormak için kalkmış, gözleri öfkeyle bakan emekçi kadınlar taleplerini taşıyor dövizlerinde.

Birbirlerine dostça sımsıkı sarılan bu kadınlar Paraguay’daki 8 Mart Mitinginde buluşuyor. Güvenin ve dayanışmanın tadına varan bir tebessüm almış yüzünü kadraja dönük olan genç kadının. Arkada kortejler oluşturulmuş, pankartlar yukarı kalkmış, yürüyüş başlamak üzere belli ki. Pankartların önünde çocuklar koşuşturuyor. Kadınlar 8 Mart’ın mücadele ve umut duygusunu çocuklarıyla birlikte yaşıyorlar.

Tayland’da ise Kadın İşçilerin Birliği yazılı pankartla 8 Mart yürüyüşünde yerini almış emekçi kadınlar. Yaşları birbirinden farklı belki, çalıştıkları işyerleri ya da memleketleri de farklıdır ama ne fark eder! Yan yana gelebilmeleri için işçi olmaları, üreten sınıfın bir parçası olmaları yeter!

7-ispanya-08032020.webp

Pankartta şöyle yazıyor: Eşitsizliğe ve güvencesizliğe karşı birlikteyiz!

8 Mart’ta İspanya’nın pek çok kentinde gösteriler düzenlendi. 2019’da 5 milyon kadının katıldığı grevin ardından 2020’de iki saatlik iş bırakma eylemi yapıldı. Sendikaların çağrı yaptığı 2 saatlik greve milyonlarca kişi katıldı. Gösteriye katılanlar, kadınların çifte ezilmişliğinin, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığın son bulması ve gerçek eşitliğin sağlanması için mücadele edeceklerini dile getirdiler.

Türkiye’de de tüm baskı ve yasaklara rağmen 8 Mart’ta emekçi kadınlar sokaklara çıktılar, çeşitli eylemler düzenlediler. Yüzlerce emekçi kadın UİD-DER’in etkinliklerinde bir araya geldi, umutla doldu. Kadınların sorunlarının kaynağının kapitalist sömürü düzeni olduğunu gizleyenlere inat, sorunu kadın-erkek karşıtlığına indirgeyenlere inat erkek sınıf kardeşleriyle yan yana geldiler, omuz omuza verdiler. Erkek sınıf kardeşlerine coşku, umut, güç verdiler, vermeye de devam ediyorlar. Emekçi kadınlar, siyasi iktidarın makbul kadın saydığı sessiz, itaatkâr, kanaatkâr, boyun eğmiş, pasif kadın olmayı reddediyorlar. Eşitlik, daha yüksek ücret, kreş, şiddetin, kadın düşmanı politikaların son bulması, saygı istiyorlar. Emekçi kadınlar, “ekmek için direndik verin şimdi gülleri” diye haykırıyor. O güller ki eşitlik ve özgürlüktür! UİD-DER Müzik Topluluğunun o güzel şarkısıyla birlikte söyleyelim: İşçi sınıfımızın güçlü kadınlarıyız!

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Merhaba arkadaşlar, bizler tekstilde çalışan kadın işçileriz. Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Sizlerin de bildiği üzere son zamanlarda Covid-19’u bahane ederek sokağa çıkma yasağını getirdiler. Baskıları ve hak gasplarını iyice arttırdılar. Zor bir süreçten geçiyoruz. Ekonomik krizin yakıcı bir boyuta çıktığı, alım gücümüzün günden güne düştüğü, işsizliğin, yoksulluğun, giderek katlanılmaz boyutlara geldiği günlerden geçiyoruz. Ama bizler biliyoruz ki bu günler de geçecek, hiçbir zaman umudumuzu ve inancımızı karartmıyoruz. Çünkü biz işçiler olarak birlik ve dayanışma içinde mücadele edersek güzel günler gelir.

Kıraç’tan tekstil işçisi kadınlar

2 Ocak 2021 - 17:00

Gel Haberi 2020’den Verelim: Amerikan Rüyası Değil Amerikan Kâbusu!

Gençler, işçiler “Amerikan rüyası bizim kâbusumuzdur” diyorlar. Fotoğrafta soldaki kadının elindeki dövizde şöyle yazıyor: “Ben Amerikan rüyası görmüyorum, bütün gördüğüm Amerikan kâbusu!” “Amerikan Rüyası”nın nasıl bir kâbus olduğu 2008 krizinin ardından iyice açığa çıkmış, milyonlarca insan meydanlara dökülmüştü. Krizin sonuçları artan iş yükü, işsizlik, yoksulluk, açlık ve umutsuzluktu. Emekçiler işlerini, evlerini, arabalarını kaybetmişti ama zenginler daha da zenginleşmişti. 2020’de krizle birleşen salgın sürecinde durum farklı olmadı, hemen yukarıdaki capste yer alan verilere bir daha bakalım.

Bugün ABD’de üç milyarder, Jeff Bezos, Bill Gates ve Warren Buffet’ın serveti, ülke nüfusunun yarısının toplam zenginliğine eşit! Üstelik koronavirüs salgını sürecinde 20 milyon kişi işten atılırken, yüz binlerce küçük işletme kapanırken, bu üç milyarderin serveti yüzlerce milyar dolar arttı. Artmaya da devam ediyor. ABD’de son 30 yılda en zengin %1’lik kesimin zenginliği 275 kat arttı. En zengin 400 kişi nüfusun en yoksul %60’ının toplam varlığından daha büyük bir zenginliğe sahip hale geldi. Koronavirüs salgını nedeniyle bu eşitsizlik daha da derinleşti. Bu milyarderlerden biri olan Amazon şirketinin sahibi Jeff Bezos’un serveti 188,3 milyar doları geçti. Bezos, asgari ücretli bir Amerikan işçisinin bir saatte kazandığı paranın 1 milyon 300 bin katından daha fazla para kazanıyor! İşte tüm bunların bir sonucu olarak şu fotoğraftaki gibi gıda kuyrukları giderek daha kalabalık hale geliyor. Son bir senede ABD’de açlık çeken insanların sayısı 35 milyondan 50 milyona yükseldi.

Dünyanın en güçlü, en zengin ülkesi ABD’de, her yıl bütçeden silaha ve savaşa trilyon dolarlar ayrılıyor. Fakat sağlık, eğitim, ulaşım, çevrenin korunması gibi temel ihtiyaçlar için ayrılan bütçe devede kulak kalıyor. Kaliforniya’yı alevlerin esir alması ve bu alevlerin haftalarca söndürülememesi de bunu göstermiyor mu? Kapitalizm insana ve doğaya düşman bir sistemdir. Kaliforniya’da yangınların etkisiyle korkunç boyutlara ulaşan ve nefes almayı neredeyse imkânsızlaştıran hava kirliliği İngilizcede duman ve sis kelimelerinin birleşmesiyle türetilen “smog” sözcüğüyle ifade ediliyor. Belki de bu sözcük Amerika’daki siyasi ve toplumsal atmosferi tanımlamak için de en uygun sözcük. Dünyasına “smog” çöken, boğazına polis dizi dayanan, kursağındaki lokmaya göz dikilen Amerikan işçi sınıfı gerçek manada nefes alamıyor! İşte bu nedenle “Adalet Yoksa Barış da Yok” çığlığının Amerika’dan yükselerek dünyaya yayılması tesadüf değildir.

5-foto-yuzde99.webp

Amerikan rüyası görenler, %1’in çıkarları uğruna %99’un ezildiği bu kâbus düzenini ayakta tutmaya çalışıyor. Ancak fotoğraftaki kalabalıklar şöyle haykırıyor: “Yenilmek için çok kalabalığız!”

ABD hiçbir zaman rüyalar ülkesi olmadı. En başından itibaren ABD, tam anlamıyla bir sömürü, eşitsizlik ve çelişkiler ülkesiydi. Milyonların köle olarak zincire vurulduğu bir ülke nasıl rüyalar ülkesi olur? Ezilen ve sömürülenler, durmaksızın isyan edip ayağa kalkmışlardır ABD’de ve son yıllarda gördüğümüz gibi, bu isyan geleneği yitip gitmemiştir.

6-jones-ana.webp

Bu fotoğrafa bakınca iki çocuk ve iki anne görüyoruz. Ancak annelerden biri yalnızca fotoğraftaki iki kız çocuğunun değil, binlerce çocuk işçinin, madencilerin ve tüm işçi sınıfının annesidir. O Mary Harris Jones yani Jones Ana. “Madencilerin meleği”, patronların ise “Amerika’nın en tehlikeli kadını” ilan ettikleri kişi. Çünkü işçiler nerede bir haksızlığa uğruyorsa, işçiler nerede bir mücadele yürütüyorsa ekmekleri ve çocukları için, oradadır Jones Ana.

1867 yılında dört çocuğunu ve eşini humma salgınında kaybetmiştir Jones Ana. 1871’deki Kaliforniya yangınında ise evini, dostlarını, çalıştığı terzi dükkânını... Salgın da yangın da sadece yoksulları vurmuştur, zenginler kaçmanın, kurtulmanın bir yolunu yine bulmuştur. Bu felâketlerden ve yaşadığı acılardan sonra Jones Ana işçi sınıfının içinde bulunduğu derin sefaleti, bu sefaletin nedenini, patronlar sınıfının zalimliğini daha iyi görmüştür. Ve çok iyi kavramıştır mücadele etmeden hiç bir şeyin değişmeyeceğini. Onun için nerede bir grev olsa Jones Ana oradadır. Bu fotoğrafta Jones Ana çocukların ayakkabılarını giydirip özenle hazırlıyor. Az sonra uzun bir yürüyüşe çıkacaklar. Çocuk işçiliğin yasaklanması için ellerine pankartlarını ve dövizlerini alıp meydanlara inecekler. Haftalarca Amerika’yı bir boydan bir boya yürüyüp çocuklar için ağır çalışmanın kaldırılmasını isteyecekler. Okul ve oyuncak isteyecekler. Ve seslerini duyurmayı başarıp kazanacaklar da! Zaten başında Jones Ana’nın olduğu hangi mücadele kaybedilmiş ki?

Jones Ana gibi insanlar unutulmazlar, işçi sınıfının hafızasında, kalbinde ve mücadelesinde yaşarlar. Jones Ana’nın Ruhu şarkısı da bunu anlatmıyor mu zaten? Gelin Andy Irvine’den dinleyelim sınıfımızın Jones Anasını…

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

İşçi sınıfı için her açıdan zor bir yılı daha geride bırakıyoruz. 2020 yılı biz emekçi kadınlar için çok daha zor oldu. Artan pahalılık, en çok biz kadınları vuran işsizlik, pandemi bahanesiyle eve kapanan çocuklar ve yaşlıların bakımı, çocukların eğitim sorunu, ailenin sağlık sorunu ve daha onlarca sorun sıkıntı... Emekçi kadınlar bütün bunlarla mücadele etti ama aynı zamanda binlercesi de yaşamı bu denli çekilmez hale getirenlere karşı mücadele etti. İşçi Dayanışması gazetesinin 149. sayısında şunlar yazıyordu “…tarih ilerledi, kadınlar mücadele etti, geleneksel-kültürel kalıpları kırıp geçti. ‘Biz de varız’ diyerek toplumsal yaşamın her alanında yer almaya başladı. ‘Eşitlik istiyoruz’ diyerek haklarını ve özgürlük alanlarını genişletti. Yasaların değişmesini, genel olarak demokratik hakların ilerlemesini, varlıklarıyla toplumsal yaşamın her alanında tablonun farklılaşmasını sağladı.” Bugün de kadınlar alanlarda mücadelede. 2020’de de bütün engellemelere rağmen emekçi kadınlar yine grevlerde, direnişlerde, sokak eylemlerinde hem sayılarıyla hem de coşkularıyla var oldular. Tam da bunun için 2021 yılı ve gelecek yıllar için biz umutluyuz. Çünkü mücadele eden işçileri, emekçi kadınları görüyoruz. Evet, yağın kilosu 70 lira olmuş, evet, işsiz sayısı 10 milyonu bulmuş, çocuklarımıza yeterli eğitim şartlarını sağlayamıyoruz, kadınlar öldürülüyor… Ama biz yine de umutluyuz. Çünkü hem gerçekleri görüyoruz hem de değiştirmek için hareket ediyoruz. Bugün adımlarımız küçük, önümüzde çok engel var, dağlar, tepeler, nehirler aşıyoruz. Denizlere ulaşacağımız günler için 2021 yılını da umutla karşılıyoruz.

Yeni bir mücadele yılımız daha kutlu olsun.

Ankara’dan emekçi kadınlar

2 Ocak 2021 - 18:25

Gel Haberi 2020’den Verelim: “Nefes Alamıyoruz” Çığlığı Kıtalar Aşıyor

1-silence-betrayel-blm.jpg

Dövizde, “sessizlik ihanettir” deniyor ve tüm emekçiler ırkçılığa ve zorbalığa karşı mücadeleye çağrılıyor

Acıları da sevinçleri de bir olan dünya işçileri ABD’de polisin vahşetine sessiz kalmadılar. “Siyah Hayatlar Değerlidir” şiarıyla hem mücadeleyi hem dayanışmayı büyüttüler. “Acılarınız acımız, gözyaşınız gözyaşımız, isyanınız isyanımız” dediler. “Adalet” çığlığı dünyanın bir ucundan öteki ucuna yankılandı. Dünyanın pek çok ülkesinde artan baskı ve şiddete karşı talepler birleşti: “Polis Lağvedilsin!”, “Sessizlik Suçtur!”, “Adalet Yoksa Barış Da Yok!” sloganları yükseltildi. Salgınla korkutulup evlere hapsedilmek istendiğimiz o günlerde, emekçiler korku duvarlarını yıkmış, sokaklar, caddeler, meydanlar yeniden dolup taşmaya başlamıştı. Hollanda’dan Belçika’ya Kanada’dan İngiltere’ye, İsviçre’den Meksika’ya, İrlanda’dan Polonya’ya, Yunanistan’dan Güney Afrika’ya onlarca ülkede emekçiler, nefes almak ve birbirlerine nefes olmak için meydanlara çıktılar.

2-no-justice-no-peace-blm.jpg

Adalet Yoksa Barış Da Yok! İngiltere Masum Değil! İngiltere’nin siyahların Afrika’dan zorla Amerika’ya taşınarak köleleştirilmesindeki rolüne atıf yapılıyor.

İngiltere’de gerçekleşen protesto gösterisinden bir kareye bakıyoruz. Siyahıyla, beyazıyla binlerce emekçi aynı öfkeyle haykırıyor sloganlarını. 1Irkçılık Küresel Bir Sorundur!” sloganları atılıyor. Evet, ırkçılık zehri bugün dünyanın her yerinde işçi ve emekçileri ayrıştırmak için kullanılan bir silah. Bu protesto gösterileri bizlere bir kez daha gösteriyor ki bu zehri ancak dünya işçi sınıfı birlikte mücadele ederek söküp atabilir yeryüzünden.

Âşıklar şehri Paris. Arkada Eyfel Kulesi göğe uzanıyor. Bilmeyen yoktur Eyfel Kulesi’ni. Her yıl binlerce insan akın eder, fotoğraflarla anı ölümsüzleştirmek isteyen turistlerle dolup taşar önü. Ama bu kez durum biraz farklı. Bu karede Eyfel’i gölgede bırakan başka bir şey var: Öfkeli kalabalık! Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu on binlerin arasında en dikkat çeken pankart “Polis Lağvedilsin!” Öyle bir kare olmuş ki emekçilerin mücadelesinden bir kartpostal gibi…

Bu rengârenk fotoğraf Hollanda’dan. Amsterdam sokaklarında emekçi kadınların yoğun katılımıyla gerçekleşen eylemde ırkçılığa karşı tepkiler yükseliyor. Sol taraftaki dövizde “Irkçılığın olduğu bir yerde sadece ırkçı olmamak yetmez. Irkçılığa karşı mücadele etmek zorundasın” yazılı. Emekçi kadınlar ırkçı nefrete kurban edilen sınıf kardeşleri için mücadele çağrısı yapıyor.

İrlanda, Dublin’deki gençler de siyah beyaz yan yana, omuz omuza dayanışmayı büyütüyorlar. Karton dövizine Martin Luther King’in sözlerini işlemiş genç kardeşimiz: “Öyle bir zaman gelir sessiz kalmak ihanet olur” Öfkeli ve hesap soran bakışlarla sessiz kalmayan gençler kapitalist düzenine olan öfkelerini haykırıyorlar.

Avustralya’nın Melbourne kentinde gerçekleştirilen mitingden bir kare. “Değişim İstiyoruz” diyor emekçiler. Masum insanları katleden, açlık ve sefalet dışında bir şey vaat etmeyen bu düzen değişsin istiyorlar! “Kendi arka bahçemize dönüp baktığımızda durum hiç de farklı değil” diyerek sorunun tek bir ülke ile sınırlı olmadığı vurgulayan emekçiler “Katledilen 432 Avustralyalı Yerli İçin Adalet!” talebini de yükseltiyor.

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Ekmek ve özgürlük için mücadele eden kadın-erkek tüm işçilere, bütün halklara, yüreği bu dünyayı değiştirme ateşiyle dolu olan sınıf kardeşlerimize binlerce selam olsun.

Yeni yılda işçilerin patronların zulmüne karşı yürüttükleri hak mücadelelerinin daha da güçlenerek büyümesini diliyoruz. Yeni yılda daha fazla işçinin birlik olmasını, bundan başka çıkar yolunun olmadığını kavramasını, yan yana, aynı safta durmasını diliyoruz. Emeği sömürmeyi iş edinmiş patronların karşısında daha fazla işçinin dimdik durması için, yeni yılda daha çok mücadele edeceğiz. Yeni yılın dünya işçilerinin yılı olması umuduyla tüm mücadeleci işçilerin yeni yılı kutlu olsun.

Bozüyük’den İşçi Dayanışması okuru işçiler

2 Ocak 2021 - 19:50

Gel Haberi 2020’den Verelim: Zulmün Heykelleri Yıkılmaz mı Sandın?

Her ırktan insanla yükseliyor gururum.
Özgürlük güneştir
ben de parçası;
Alevdir özgürlük
ben de kıvılcımı…

Özgürlük yoluna koydum yüreğimi.
Gerekirse bu yolda ölebilirim.
Cömert bir ailede açtım dünyaya gözlerimi,
Bilirim sıcaklığını kardeşliğin.
Tüm sesleri dünyanın ulaşır bana
Tüm insanlığa -hepsi kardeşim- gider yüreğim.
Evet, tümünüz derisi beyaz ya da renkli,
Tümünüz, yuvası yakında ya da uzakta,
Bu gezegenin tüm insanları, hepiniz akrabamsınız,
Tümünüze sevgim ve güvenim.

Özbek şair Zulfia İsrailova

2020 Mayısının son günlerinde ABD’den yükselen “”Adalet Yoksa Barış da Yok” çığlığı dünyaya yayıldıkça, adalet özlemi içinde olanlar harekete geçti. Bir sel olup aktı insanlar. Yüzlerce yıl boyunca kent merkezlerinde boy gösteren köle tacirlerinin, dönemin elleri kanlı egemenlerinin heykellerini yerle yeksan ettiler. O heykeller ki siyahları topraklarından koparıp köle yapmış, insan kaçırıp köle satarak sınırsız servetler biriktirmiş zalim egemenlerindi. Birer birer indirildi beton sütunlar, çelikten gövdeler! İktidarların ve gücün sembolü olarak yapılan heykellerin yıkılması, işçilerin, emekçilerin bir gün sömürü düzenini yıkacağını da müjdelemiyor mu? Bugün el birliğiyle devasa heykelleri sürükleyip nehre atan emekçiler, yarın bir gün el birliğiyle kapitalizmi tarihin çöp sepetine fırlatmaz mı?

İngiltere’de birçok cadde ve sokağa adı verilmiş Edward Colston’un dev heykeli emekçilerin coşkuyla, bütün güçleriyle asıldıkları halatlarla yerinden sökülüp atılıyor. Bugünün sömürücüleri onu “hayırsever” sıfatıyla anıyor, meydanlarda göğüslerini gere gere suretini sergiliyorlardı. Oysa o aralarında çocukların da olduğu 100 bine yakın siyah Afrikalıyı bir mal gibi alıp satan böylece büyük servetler kazanan bir köle taciriydi. Colston’un gemilerinde kırbaçla eziyet edilen köleler ayaklanmasınlar diye zincire vuruluyordu. Açlıktan, susuzluktan ya da havasızlıktan ölen köleler ise denizlere atılıyordu. Bu nedenle köle taşıyan gemilere “ölü taşıyıcıları” adı verilmişti. Bugün Avrupa ve ABD’de yaşayan siyah insanların çok büyük kısmı o kölelerin torunlarıdır. Ve onlar tıpkı ataları gibi özgürlükleri için, onurları için mücadele etmek zorundalar. Emekçilerin Colston’un heykelini yerlerde sürükleyerek nehre atması, zulme karşı verilen haklı mücadelenin asla bastırılamayacağını gösteriyor.

Toplumlar ezen ile ezilen olarak sınıflara bölündüğünden beri, egemenler sömürü sistemlerinin ezeli ve ebedi olduğunu anlattılar emekçi kitlelere. Peki, köle emeğiyle zenginleşen ve kudretli bir imparatorluğa dönüşen Roma’nın yıkılışı ne anlatır bize? Fotoğrafta gördüğümüz atlı anıt Amerikan İç Savaşı döneminde Konfederasyon Generali Robert E. Lee’ye ait. Kölecilik savunuculuğuyla ün yapan Lee’nin bu heykeli Virginia’daki ilk anıtı. Emekçiler günlerce “Ya varoluşuma saygı duy ya da direnişle karşılaş” sloganlarıyla tepkilerini dile getirdiler anıtın altında. O hareketsiz heykellerin emekçileri ayrıştıran, beyaz üstünlüğü propagandasını sürdürdüğünü söylediler. Utanç abidelerinin kaldırılmasını isteyen yüz binler “Adalet Yoksa Barış da Yok!” şiarını yükseltmeye devam ettiler.

Geçmişten bugüne ne zalimler, ne firavunlar, ne imparatorlar geçti dünyamızdan. Hiçbirinin milyonlarca emekçiye zulmetme kudreti sonsuza kadar sürmedi. Göğsünün üstüne “Özür Dileriz” yazılan bu tarihi anıt bir krala ait: Belçika Kralı II. Leopold. Brüksel’deki Kraliyet Sarayı’nın yakınlarında bulunan sömürgeci kralın heykelinin ellerini kırmızıya boyadı emekçiler. Milyonlarca masumun kanını simgelemek için! Anıtın çevresi “Katil”, “Bu adam 15 milyon kişiyi katletti” ve “Siyahların hayatı değerlidir” yazılarıyla donatıldı. Bu kare bize zalimlerin asla unutulmayacağı, bir gün mutlaka tarih önünde yargılanacakları gerçeğini gösteriyor.

Nasıl bir düzende yaşadığımıza ilişkin ABD’den çarpıcı bir fotoğraf daha! Askerlerin duruşları, ellerindeki sopayı tutuşları ne çok şey anlatıyor… Devrilmiş bir Kolomb heykelinin ardına dizilmişler, saldırmaya hazır haldeler. Bir sömürgeci heykelini koruyorlar. Daha doğrusu sömürü düzeninin bir simgesini koruyorlar. Peki, kimdir bu Kolomb? Kristof Kolomb Amerika kıtasına ayak basan ilk Avrupalıdır. Onun 1492’de kıtaya ayak basmasıyla başlayıp 1886’da son Kızılderili reisinin teslim alınmasıyla nihai amacına ulaşan süreç, tarihin gördüğü ilk ve en büyük soykırımdı. Amerikan yerlileri “beyaz adam” tarafından asırlarca kıyımdan geçirilmiş, kıtanın tüm kaynakları yağmalanmıştı. İşte Kolomb heykeli, insanlığa karşı işlenmiş böylesi bir kötülüğün, yani soykırımın ve sömürünün sembolü olduğu için devrildi ABD’de! Sömürücü heykelini koruyanlar düzeni de işte böyle koruyorlar, sopayla! Bu yüzden diyoruz işte, egemenler ve hizmetçileri, onlar kötülüğün vücut bulmuş halidir!

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Geride bıraktığımız 2020 yılı, yeryüzü cennetinin kıyısında cehennemi yaşadığımız bir yıl oldu. Sermaye sınıfının koronavirüsü kullanarak azgınca saldırdığı, milyonlarca emekçinin ise işsizlikle, yoksullukla, hak gasplarıyla adeta nefes alamaz hale geldiği bir yıl. Ama her şeye rağmen, yeryüzü cennetini kurmak için mücadele eden, umudu ve direnci dipdiri tutan mücadele örgütümüz UİD-DER, ulaşabildiği her işçiye, emekçi kadına, gence ve çocuğa derin derin nefes aldıran çalışmalar yürüttü. Her zaman, her koşulda yapacak bir şeyin mutlaka olduğunu dosta da, düşmana da gösterdi. Umudu ve dayanışmayı büyüten çalışmalarıyla karanlığı aralayıp, sınıfımıza ve örgütlülüğümüze güvenmemiz gerektiğini aşıladı yüreklerimize. Özlemini çektiğimiz o güzel günleri getirecek olan sadece ve sadece işçi sınıfımızın birlik ve mücadelesidir. Tarihin en büyük dönemeç noktasına gelip de daha fazla beklemeye niyetimiz yok! Yeni yılı çok daha örgütlü bir mücadele yılına dönüştürmek için var gücümüzle çalışacağız. Adım adım daha güzel yarınlara yürüdüğümüz bu onurlu yolda, sınıfımızın kadınları olarak yine güzelleştirecek ve güçlendireceğiz mücadelemizi. Gözlerimizde umut, yüreklerimizde cesaret, zihinlerimizde yalnızca o cennetin düşünü taşıyarak, tüm canlılığımızla en öndeki yerimizi alacağız yine. İşte bu inanç ve duyguyla, tüm mücadele arkadaşlarımızı içtenlikle kucaklıyor, işçi sınıfımıza 2021 yılının mücadele dolu bir yıl olmasını diliyoruz.

Gebze’den bir grup kadın işçi

2 Ocak 2021 - 21:00

Gel Haberi 2020’den Verelim: Yeni Yıla Doğru Büyüyen Ayak Sesleri

2-foto-iran.webp

İran’da büyüyen grev dalgası

Yıllar yılı molla rejiminin baskılarına, yasaklarına tanık olan İran sokakları… Ve sadece sendikal haklar için tutuklamalara, hapis cezalarına çarptırılan hatta ölüme mahkûm edilen İranlı işçiler… Unutulmasın ki haklılık duygusuyla verilen mücadele engel tanımaz. “Ekmek, İş, Özgürlük” (Nan, Kar, Azadi) şiarıyla direnmenin, sokaklarda haykırmanın gururuyla yürüyor İranlı sınıf kardeşlerimiz. Hayat öylece akıp giderken gözlerimizin önünden, alnımızda ter, ellerimizde nasırlar çoğalırken sokaklardaki ayak sesleri de çoğalıyor, çoğalacak. Fotoğraf karesinde Haft Tapes (Yedi Tepe) Şeker Kamışı Fabrikası işçilerini görüyoruz. İranlı işçiler tıpkı dünyanın diğer ülkelerindeki kardeşleri gibi coşkularıyla, alkışlarıyla grevlerini kutlayarak yürüyorlar bir haziran gününde.

Güney Afrika Birleşik Eğitim ve Sağlık İşçileri Sendikasına bağlı işçiler “Bizi öldürmeyi bırakın! Taleplerimize kulak verin” diyor iktidardakilere. “Ön saflardaki savaşçılar” diyerek sürekli boş şükranlarını sunan egemenlere karşı ısrarla taleplerini haykırıyorlar. Kadrajın en önünde elinde sendikasının flaması, yüzünde sıcak tebessümle sloganını haykırıyor işçi kadın. Sağlık işçilerinin elleri bu kez deva olmak için değil sıkılı yumruklarla hesap sormak için “buradayız” diyor. (2020 Eylül)

5-foto.webp

“Omnibus Yasasını Reddet”

Fotoğraf karesinde rengârenk bir nehir gibi görüyoruz. Endonezya işçi sınıfının yarattığı bir nehir bu. 2020 yılında da meydanlardaydı Endonezyalı işçiler. İşçi sınıfının haklarına yönelik saldırılar içeren yasa paketine karşı Ekim ayında 1 milyonu aşkın işçi ve emekçi mücadeleye girişti. Koronavirüs korkutmacası bir kez daha boşa çıktı, meydanlar doldu taştı.

“Omnibus Yasasını Reddet” yazılı bir pankartın arkasında sıralanmış bu genç insanlar gelecekleri için protesto gösterilerine katılan üniversite öğrencileri. Mavi-yeşil önlükleri üzerlerinde. Saldırılar geleceğin işçileri olan bu gencecik üniversite öğrencilerini yakından ilgilendiriyor. Onlar da bunu iyi biliyor. (2020 Ekim)

Fransız sınıf kardeşlerimize bakıyoruz. 28 Kasım’da “Küresel Güvenlik Yasası”na karşı 500 bin kişiyle gerçekleşen mitingden bir an... Polis şiddetinin kameraya kaydedilmesini yasaklayan bu yasa aslında egemenlerin şiddetini görünmez kılmak için. Fransa İçişleri Bakanı “görüntülere karşı savaş” açtıklarından bahsederken işçiler “Evet, bir savaş var. Siz ve zor gücünüzle olan savaşımız” diye karşılık veriyorlar… (2020 Kasım)

6-foto.webp

Son yıllarda ardı ardına meydanları dolduran Fransız işçi sınıfının güçlü bir mücadele geleneği var. Birazdan dinleyeceğimiz şarkı da o geleneğin bir parçası.

Fransa’da 1905’ten 1924’te kadar Douarnenez ve Concarneau’da sardunya konserve fabrikalarında çalışan kadınlar grevler düzenlediler. Erkekler genellikle denizci olduğundan konserve fabrikalarında kadınlar çalışıyordu. Parça başı ücret alıyorlardı ve günde 18 saate varan sürelerle çalışmak zorunda kalıyorlardı. Yine de ücretleri onlara yetmiyordu. Kadın işçilerin amacı ücretlerini yükseltmek, saat başı ücret almak, daha iyi koşullarda çalışmaktı. Karınlarını doyurmak için köle gibi çalışmak, insan olduklarını unutmak istemiyorlardı. 1924’teki grev dalgası Douarnenez’de başladı ve diğer kıyı kasabalarına yayıldı. İşçiler 6 hafta süren bir grev sonucunda taleplerini elde etmeyi başardı ve kadın işçiler bir kez daha mücadelenin zafer getirdiğini göstermiş oldu. Bu zafer sonraki işçi kuşaklarına taşındı, Penn-Sardines şarkısı kadın işçilerin mücadelesini ölümsüzleştirdi.

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

İşçi sınıfının gençleri olarak bizler de zorlu dönemlerden geçtik, geçiyoruz. 2020 yılında pandemi döneminin başlamasıyla bizim için de birçok sorun baş gösterdi. Genç işçiler ve öğrenciler olarak özellikle bizleri yasaklarla, baskılarla sindirmeye çalışıyorlar. Fakat UİD-DER saflarında edindiğimiz mücadele bilincini hiç yitirmedik ve daima taze tuttuk. Yeni yılda da bu bilinçle mücadelemizi sürdüreceğiz. Her koşulda umudumuzu tekrar ve tekrar yenileyeceğiz. UİD-DER’li gençler olarak tüm işçi arkadaşlarımıza, abilerimize, ablalarımıza güzel bir yıl diliyoruz. Yeni yılda mücadele ile omuz omuza diyoruz.

İstanbul’dan genç işçi-öğrenciler

2 Ocak 2021 - 21:35

Gel Haberi 2020’den Verelim: Yüz Milyonların Mücadelesi

1-foto-hindistan.webp

Hindistan’da yüz milyonların dev grevinden bir kare.

Hindistan işçi sınıfı. Asya’nın çıplak ayaklı emekçileri… Sendika flamalarıyla kızıl bir nehir gibi akan bu kitle Kasım ayında greve çıkan 250 milyonun küçük bir parçası. Dile kolay 250 milyon! Üç Türkiye kadar! Ağaçların arasındaki yolda ufka uzanan bu dev kitle kararlı, ağır adımlarla dört bir yandan akan kortejlerle birleşecek. İşçi, emekçi düşmanı politikalarına hız veren Modi hükümetine “vazgeçmeyeceğiz” diye haykıracak. Haydi hayal edelim, orada olsak, hep bir ağızdan slogan atıyor olsak, bu nasıl bir gürleme olurdu? (2020 Kasım)

Kalabalığın içinde seçilen tek kadın o. 70’ine merdiven dayayan bu kadın 320 kilometre uzaktan gelmiş, başkent girişinde kamp kuran çiftçilerin yanına. Mücadele ruhu yüzüne yansımış, kaldırdığı yumruğuna yansımış… Torunu büyükannesine tansiyon hastası olduğu ve bu yolculuğun ona zarar verebileceğini düşündüğü için gelmesini istemediğini söylemiş. Ona fotoğraflar göndereceğini, oradaki durumu aktaracağını söylemiş. Ama ikna edememiş büyükannesini. Düşmüşler birlikte yola, varmışlar grevcilerin yanına, oturmuşlar yanı başlarına. İnsan denizi bir kişi daha fazla olmuş, belli ki büyükannemiz de dayanışmanın ve birliğin tadına varmış. Sen çok yaşa büyükannemiz! (2020 Aralık)

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Bu yılbaşını yasaklarla karşılıyoruz. Sokaklara, meydanlara çıkmak yasak! Ekranlarda tuzukuruların şatafatlı kutlamalarına şahit olmayacağız belki. Fakat biliyoruz ki madenlerin derinliklerinden gökdelenlerin tepelerine dek işçiler olarak çalışmaya devam edeceğiz. Sürekli çalıştığımız halde dünyamızda ne açlık ne de yoksulluk son buluyor. Her geçen yıl üzerimizdeki yük artıyor, çalışma koşullarımız ağırlaşıyor ve hayat koşullarımız daha da çekilmez hale geliyor. UİD-DER’li işçiler olarak umudumuz gelecek yıllarda çürüyen düzene son vermek, ürettiğimiz her lokmayı sömürücülerin elinden almak ve ürettiğimiz nimetleri kardeşçe paylaşmaktır.

Bir grup gıda işçisi

3 Ocak 2021 - 00:30

İnsanlık Barışa Hasret, Barış İşçi Sınıfının Mücadelesiyle Gelecek

Kapitalist düzenin sömürücü efendileri, kendi çıkarları için dünyamızı kana bulamaya devam ediyorlar. Ortadoğu’da yoğunlaşan ama tüm dünyayı derinden etkileyen Üçüncü Dünya Savaşı, şimdiye kadar milyonlarca insanı evinden ve yurdundan etti. Kentler ve yerleşim alanları yakılıp yıkıldı, yüz binlerce insan katledildi. Savaşın yarattığı ölüm, acı ve gözyaşı dinmiyor, sürüyor. Afganistan’dan Suriye’ye yüz binlerce insan; işsizlik, yoksulluk ve savaştan dolayı gelişmiş ülkelere doğru göç yollarına düşüyor. Ve ne yazık ki umuda yolculuklarda her sene binlerce insan yitip gidiyor.

Savaş durup dururken çıkmaz, savaşı başlatan işçiler-emekçiler de değildir. Savaşı başlatan egemenlerdir. Oysa savaş işçileri ve yoksulları vurur. Savaşın kazananı patronlar, kaybedeni işçilerdir. Savaş halkları birbirine düşman eder; savaş insanları insanlıktan çıkartır. Tarih buna tanıktır. Birinci Dünya Savaşında 18 milyon, İkinci Dünya Savaşında ise tam 70 milyon insan yaşamını kaybetti. Ne uğruna? Kapitalist efendiler egemenlik kavgasına tutuştuğu için! Egemenler, milliyetçiliği kışkırtır ve toplumu histerik bir ruh haline sürükler. Düşünceleri çarpıtılmış, düşünme yetisi elinden alınmış insanlardan yanı başındaki kardeşini boğazlaması istenir. Erich Maria Remarque, Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok romanında, bir Alman askerinin gözünden bu durumu işler. Bir Fransız askerini öldürmek zorunda kalan Alman askeri, büyük bir şok yaşayacak ve pişman olacaktır. Bir çukurda baş başa kaldığı askere şöyle seslenir:

Savaş emekçiler için korkunç bir yıkımdır ve işçi sınıfı saflarında yer almış nice aydın bunu değişik biçimlerde dile getirmiştir. Bugün çeşit çeşit dil konuşuluyor yeryüzünde ancak insanlığın acılarının, kederlerinin, hasretlerinin dili ortaktır. En çok da analarımız hisseder bunu. Alınlarındaki çizgilerin derinliği biraz da bundandır. Savaşlar, göç yolları, yitip giden evlatlar… Yeter değil mi bunca kan, bunca gözyaşı? Toprak bile susuzluğunu gidermişken niye bitmez bu acılar? Neden hala yüzü gülmez insanlığın? Neden od olur da yanar yürekleri anaların?

Navrus Genceli’nin şiirinden Ali Ekber Tagiyev’in bestelediği “Sulh Mahnısı” var sırada… “Ana Galbi” ya da “Ana Öğüdü” diye de bilinir. “Barışa yakarış” şiiridir Sulh Mahnısı”... Aynı ananın evlatlarını birbirine kırdıranlara karşı birleşelim. İnsanlığın yüz karalarına karşı analarımızın öğüdüne kulak verelim. Dünyanın tüm emekçi analarının yüreklerindeki acılar nasıl birse, hasretler nasıl birse, işçi evlatlarının da öyle bir olacağı günlere özlemle hep birlikte söyleyelim. “Sulha gelin ey insanlar, yoksa dünya mahvolur!”

Sarayın Durumu


Kim ister savaşı, kim besler, hep paralılar.

Ali kıran baş kesen kim, hep paralılar.

Şan, şeref, namus kimde, hep paralılarda.

Hep paralılardır borusunu öttüren,

hep onlardır paşa, bey, ağa.


Neylersiniz, kötülere para gerekli.

Parası olandır erdemli kişi.

Parası olana herkes kul köle.

Alır her istediğini parası olan.

Parası olan adam herkesten üstün.


Bütün kötülüklerin paradır kökü.

Alındı haklarımız parayla elimizden.

Paradır boynumuza boyunduruğu geçiren.

Para yüzünden harcanmışız pisipisine.


Jean de L’Espine du Pont-Alletz (1500’lerde yazılmıştır, kısaltılmıştır)

Farklı halklardan işçiler, emekçiler neden birbirini öldürsün? Paylaşamadıkları nedir? Hiçbir şey! Paylaşacak şeyleri olanlar sömürücü egemenlerdir, bizden çaldıklarını paylaşamaz ve savaş çıkartırlar. Gelin bu konuda çok çarpıcı tarihsel bir olaya birlikte bakalım.

“Eğer bunları hatırlasaydık bir daha savaş olmazdı.” “Bu savaştan sonra bir başka savaş olmamalı!” “Savaşa paydos!” “Evet! Yeter artık!” “Biz yaşamak için dünyaya geldik, böyle gebermek için değil.” “Biz hayvan değiliz, bu dünyaya birbirimize saldırıp boğazlamak için gelmedik.” “Yaşamak!” “Biz… Sen… Ben… Hepimiz…” Bu sözler Birinci Dünya Savaşının ateşleri içindeki yorgun, umutsuz ve öfkeli askerlere ait. Bu askerleri birbirlerine hayvan gibi saldırıp boğazlamak için savaşa sürenler balolarda, davetlerde ziyafet çekip şarap içip dans etmektedir 1914 yılının Noel gecesinde. Karla kaplı siperler ve genç erkek ölüleri, bomba ve kurşun sesleri onlara yıldızlar kadar uzaktır.

Cephedeyse, birbirlerine sadece yüz-iki yüz metre uzaklıktadır siperler. O gece siperlerde sevdiklerine, yuvalarına, insan gibi yaşamaya duydukları özlemle sessizliğe gömülmüştür gencecik İskoç, Alman ve Fransız askerler. O gece aydınlatma fişeklerinin gürültüsü dışında gürültü yoktur. O gece usanmıştır askerler boğazlaşmaktan. O sessizlikte geride bıraktıkları ne varsa şimdi onun özlemiyle kavrulmaktadır genç yürekler. Sonra bir ses duyulur İskoçların siperinde “peder, bize bir şarkı çalsana!” Ve peder başlar gaydasını çalmaya. Öyle güzeldir ki bu ses, öyle hayata özgü, öyle insana ait, kayıtsız kalamaz bu sese Alman askerler ve şarkılarıyla karşılık verirler… Müzik özlemle dolu yorgun yüzleri aydınlatır. Umutsuz asker yüzleri ışıldayan insan yüzleri haline gelir. İnsan yüzleri… Önce İskoçlar, sonra Almanlar ve sonra Fransızlar çıkar siperlerinden. Onlar artık asker değil, yine insandır. Kardeşleşmenin mutluluğunu yaşarlar. Birlikte ilahiler okurlar, dua ederler.

Christian Carion’un yönettiği, orijinal ismiyle Joyeux Noël yani “Mutlu Noeller”, Türkçeye çevrildiği ismiyle Ateşkes filmi işte o geceyi anlatır. Bugüne kadar yapılmış en güzel, en anlamlı filmlerden biri olan Ateşkes’ten kısa bir kesit izleyelim…

Savaş egemenlerin çıkarınadır, emekçilere lazım olan barıştır. Bizim için barış sömürüsüz bir dünyadır, eşitliktir, çocukların gülmesidir, kardeşliktir. Sonra barış kadın ve erkek arasındaki cinsiyet ayrımının son bulmasıdır, şiddetin ve savaşın tarihe gömülmesidir barış! Şimdi Ege’nın karşı kıyısından Yannis Ritsos’a kulak verelim: Barış!

Yıkılsın sömürü düzeni kapitalizm, yere batsın insanı kul köle eden bu düzen, bitsin kulluk, bitsin kölelik, tüm dünya halkları barış türküsüne dursun, barış güvercinleri uçsun:

Ve bu geceyi sınıfımızın çocuklarına bırakarak bitiriyoruz:

Parklarda, bahçelerde, okul koridorlarında yaşıtlarıyla koşup oyun oynamaya hasret kalan 6 yaşındaki bir kızımız yeni yıl için dileğini bir dörtlükle dile getiriyor:

UİD-DER’le yepyeni bir dünya kuracağız
İçinde rahatlık, özgürlük olan
Çocukların oyuna doyduğu bir dünya
Çocuklar gelin UİD-DER’le koşalım aydınlığa

Bağcılar’dan bir işçi çocuğu

3 Ocak 2021 - 13:40

Güç Bizde, Derman Ellerimizdedir!

Eğer ezilen ve sömürülenler, kendi güçlerinin farkında olsalardı ne olurdu, tarih nasıl ilerlerdi? Kapitalizm öncesinin efendileri, egemenliklerini bugünden farklı ideolojik kıyafetlerle örtüyorlardı. Kapitalizmle birlikte egemen olan burjuva sınıfı ise, toplumdaki herkesin eşit ve özgür olduğunu iddia ederek egemenliğini daha modern kılıflara sokar. Oysa toplumdaki herkesin özgür ve yasalar karşısında eşit olduğu söylemi, tarihin gördüğü en büyük yalandır. İranlı şaire bir daha dönelim:

eğer bir eşit olsaydı bire
kim yaşatırdı soyluları varlık içinde
kim örerdi Çin Seddini
kim katlanırdı yoksulluk yüküne
eğer bir eşit olsaydı bire
kimin yüzünde şaklardı kırbaç
kim koyabilirdi özgür kuşları kafese?

Eğer ezilen ve sömürülenler kendi güçlerinin farkında olsalardı tarihin farklı akacağı, akıp giden şu yaşam kadar kesin olurdu. Zaten egemenler de emekçiler bu gücün farkına varmasın diye ellerinden geleni yapmıyorlar mı? Örgütsüz ve dağınık kitleleri, egemenler istedikleri yöne sevk edebilirler. Bugün Türkiye’deki durum da bu değil mi? Esas sorun işçi sınıfının örgütsüz olmasıdır. Oysa asıl güç işçi sınıfındadır! İşçi sınıfı durursa tüm çarklar ve hayat durur! Gücün kaynağı biziz! Yeter ki başımızı kaldırıp etrafımıza bir bakalım; sınıf kardeşlerimizle kol kola girip örgütlenelim. Güç bizde, derman ellerimizdedir! İşçi sınıfının ezgili yüreği Ruhi Su’ya kulak verelim.

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

İşyerinde bir arkadaşla sohbet ederken bu yılın onun için nasıl geçtiğini ve yeni yıldan ne beklediğini sordum. Arkadaş “bu sene fragmandı seneye film başlıyor her yıl bir diğerinin nasıl geçeceğinin özeti” dedi. Arkadaşım kısa ve öz şekilde tek cümlede bu sistemden bir beklentisinin kalmadığını özetledi. Gerçekten de öyle, kapitalist sistem insanlığa bilim kurgu filmlerini aratmayan türden sahneler yaşatıyor. Her yıl bir önceki yılı fersah fersah geride bırakacak türden kaotik sahnelerle ilerliyor. Arkadaşımın düşüncesi kendisinden öte milyonlarca işçinin, emekçinin bu sisteme bakış açısını ortaya koyuyor. Kapitalist sistemin insanlığa sunacağı hiç bir şey kalmamıştır. İşçi sınıfının ellerinde son bulacak canı dışında.

Kıraç’tan bir metal işçisi

3 Ocak 2021 - 14:25

Peki ya Türkiye’de neler oldu?

Kapitalist sistem bir dünya sistemidir. Söz konusu olan kapitalizmin tarihsel krizi olunca tüm yaşananlara dünya üzerinden bakmak gerekir. O yüzden yayın akışımıza dünya genelinde yaşananları anlatmakla başladık. Koronavirüs salgını nasıl ki dünya genelinde kapitalist krizin üzerini örtmek için kullanıldı ve işçi sınıfına yönelik saldırıların aracı haline getirildiyse, aynı şey Türkiye’de de yaşandı. Bu nedenle daha ilk vakanın açıklandığı ve toplumun hızla korku atmosferine sürüklendiği günden başlayarak Türkiye işçi sınıfını bekleyen tehlikeyi ve salgına karşı taleplerimizin ne olması gerektiğini anlattık. Korku ve paniğe kapılmayalım, oyuna gelmeyelim, örgütlülüğümüzü koruyalım ki bağışıklığımız güçlü olsun dedik. Çünkü ancak o zaman gerçekleri görmek mümkün olur dedik.

İşçi Dayanışması’nın 14 Mart tarihli “İşçiler Koronavirüse Karşı Nasıl Savaşmalı?” yazısında şöyle yazmıştık:

“Önümüzdeki dönemde işten atmalar gündeme geldiğinde suçu Covid-19’a yükleyip kapitalist sistemi aklamaları, durumu normal göstermeye çalışmaları şaşırtıcı olmasın. Sermaye sınıfı, Covid-19’u bahane ederek esnek çalışmayı daha fazla yaygınlaştırmanın, karantina uygulanan ülkelerde işe gitmeyen işçilerin ücretlerinden kesinti yapmanın peşinde!”

Patronların ve iktidarın uygulamaları bizi haklı çıkardı. Patronları krizden çıkarmak için milyarlar harcanırken, başta işsizlik fonu olmak üzere tüm kaynaklar onlar için seferber edilirken, işçiler açlığa ve sefalete mahkûm edildi, virüsle baş başa bırakıldı. Daha Mart ayında açıklanan 100 milyar liralık önlem paketinden 98 milyar lira patronlara verildi. Pakette patronlar için kredi garantileri, vergi indirimleri de vardı ama işsizler, yoksullar, asgari ücretliler için sadece kolonya vardı!

Aynı günlerde sözde işten atmalar yasaklandı fakat patronlara tamamen keyfi biçimde işçileri ücretsiz izne çıkarma hakkı tanındı. Mitingler, toplanma ve gösteri yürüyüşleri, derneklerin ve sendikaların faaliyetleri pandemi bahanesiyle yasaklanarak örgütlülüğümüz yani bağışıklık sistemimiz zayıflatıldı. 1 Mayıs günü sokağa çıkma yasağı ilan edilerek mitingler yasaklandı.

Bir metal işçisi kardeşimizin taşıdığı dövize bakıyoruz. İroni ve mizah ezilenlerin mücadelesinde her zaman etkili bir araç olmuştur. İşçi arkadaşımız da ne güzel akıl etmiş, sekiz kelimeyle adeta tüm sorunlarımızı özetleyivermiş. “Sefalete Mahkûm Edilmek İstemiyoruz” yazıyor geniş emekçi kitleler için, “Krizin Faturası Patronlara” yazıyor. Öğrencilerin “KYK borçlarımız silinsin” talebi, emekçi kadınların “Eşit İşe Eşit Ücret” talebi yazıyor. Bizi yok sayamazsınız, metal işçisi kardeşimiz 8 kelimeyle, memleketin tüm sorunlarını yazmış dövize. Kimin ne sorunu varsa o yazıyor. Sahi sizce dövizde ne yazıyor?

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Merhaba dostlar. Bizler aynı şantiyede farklı taşeron firmalarda çalışan bir grup iş güvenliği uzmanı işçisiyiz. Hepimiz işyerimizde birçok sıkıntı yaşıyoruz. Bizler bir araya geldik ve yeni bir yıla girerken geçtiğimiz yılı nasıl geçirdik ve yeni yıldan beklentilerimiz nedir diye konuştuk. Sohbetimizde en çok öne çıkan beklentilerimiz çalışma saatlerinin düşürülmesi, ücretlerimizin arttırılması, iş kazalarının azalması için önlemler alınması, haftalık iznin arttırılması oldu. Çocuğu olan kadın arkadaşlarımız özellikle işyerlerinde kreş olmasını istediklerini söylediler. Ayrıca çalıştığımız şantiyede işçilerin yemekhaneleri beyaz yaka-mavi yaka diye ayrılıyor, bu bizi çok rahatsız ediyor. Taşeron ve ana firma diye işçilerin bölünmesi de çok yanlış. Anlayacağınız geçtiğimiz yıllarda çözemediğimiz onlarca sorunumuz birikmiş. Gelecek yıl bu sorunları çözmek için daha çok bir araya gelmeyi ve daha çok mücadele etmeyi diliyoruz. Sadece bizim için değil tüm dünyada sömürüsüz ve ayrımcılığın olmadığı bir düzen istiyoruz. Çok şey istemiyoruz aslında. Bizler hak ettiğimiz yaşamı istiyoruz. Çocuklarımıza iyi bir gelecek sunmak istiyoruz. Elbette bunların olabilmesi için hep birlikte umudu ve mücadeleyi örmeliyiz.

İş kazalarının, işçi ölümlerinin olmadığı bir dünya kurmak umuduyla, emeğiyle hayatı var eden bütün sınıf kardeşlerimizin yeni yılı kutlu olsun.

Ankara’dan iş güvenliği uzmanı işçiler

3 Ocak 2021 - 15:30

İktidar ve Sermaye Sınıfı Salgını Fırsata Çeviriyor

Bütün kaynaklar kendilerine seferber edilen patronlar sınıfının gözü doymak bilmiyordu. Mevcut haliyle bile patronlardan yana olan iş yasası da dar geldi onlara! Siyasi iktidar 25 yaş altı ile 50 yaş üstü işçilerin güvencesiz, sigortasız, esnek çalıştırılmasını sağlayacak bir torba yasayı geçirmek istedi. Ancak işçilerden gelen tepkiler üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. Yine de patronlar iktidarın ön açmasıyla mevcut iş yasasını delik deşik ettiler! Kısa çalışma, esnek çalışma ve özellikle ücretsiz izin uygulamalarını hesapsız, sınırsız bir şekilde tepe tepe kullandılar!

İşçiler kısmen virüs korkusundan kısmen de işsizlik korkusundan daha çok sessiz kalmayı, sabretmeyi tercih ettiler. Ama sessiz kalmak sorunları çözmedi, aksine daha da büyümesine neden oldu. Daha pandeminin ilk ayında başladı patronların saldırıları… Patronların elinde ücretsiz izin sopası vardı artık ve bunu kullanmakta gecikmediler. Birkaç ay içerisinde onlarca fabrikada yüzlerce işçi sırf sendikalaştıkları için ya ücretsiz izne çıkarıldılar ya da işten atıldılar.

2021 yılına yine yasaklarla giriyoruz. Şimdi sözde virüsün yayılmasını önlemek için yeni yasaklar getirdiler ama yapılanların hiçbirinin salgını önlemekle ilgisi yok. Patronlar için çalışmaya gittiğimiz sürece günün hangi saatinde dışarı çıktığımızın, hafta sonları evimizde kalmamanın bir önemi yok. Ama kendimiz için, örneğin dostlarımızı görmek için, yan yana gelip sorunlarımızı paylaşmak, dertleşmek ve çözüm bulmak için dışarı çıkmamız yasak! Sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, derneklerin eğitim semineri, toplantı yapması yasak! Çünkü buralarda virüs bulaşıyor insanlara! Yanlış anlaşılmasın, Covid-19 virüsü değil dertleri, “örgütlenme” virüsü!

İstiyorlar ki, midemize bir kuru ekmek giriyorsa halimize şükredelim, sesimizi çıkarmayalım. İstiyorlar ki, sendikalı olmayalım, hakkımızı aramayalım. İstiyorlar ki, olur da yine de sendikalaşırsak bize sopa gösterdiklerinde hemen geri adım atalım, sinelim. İstiyorlar ki, sokağa çıkmayalım, sesimizi yükseltmeyelim, her şeye sessizce boyun eğelim. Ama başaramayacaklar! Türkiye’nin dört bir yanında farklı sektörlerden işçiler, emekçiler boyun eğmeyi reddederek mücadele etmeyi seçtiler. Ne kadar bastırılmaya çalışıldılarsa o kadar direngen çıktılar. Henüz mücadele sesleri birleşerek ortak, güçlü bir sese dönüşmedi belki ama kesin olan bir şey var ki sesimizi hepten kısamadılar, bizi susturamadılar.

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Avrupa’nın bizi kıskandığı, ekonomimizin uçuşa geçtiği bu günlerde herkese merhaba. Ne mutlu ki, zor günler çoktaaan geride kaldı ve bugün ülkecek bolluğu ve bereketi paylaşıyoruz. Dünyaya örnek teşkil eden hastanelerimizden anında randevu alıp hiç ama hiç kuyruk beklemiyor, üstün derece sağlık hizmeti alıyoruz. Her ne kadar bozguncular yalan yanlış haberler yaysa da ulaşım ucuzlamıştır, kalite üst düzeye çıkmıştır.

Hele ki işçilerimizin iş koşulları takdire şayandır, Avrupa’yı çatlatan türdendir. İşsizlik rakamları günden güne düşmektedir ve yoksulluk da siz daha iyi biliyorsunuz, sorun olmaktan çıkmıştır. Bütün çalışanlarımızın tan vaktini izlemesine ücretsiz imkân sağlamak için iş saatlerini erkene çektik ve çektiriyoruz. Tan vaktini ücretsiz izleyen tüm çalışanlarımıza, yıldızların da kayışını (gerçi yıldızlar kaymaz ama olsun) rahatça izlemeleri için imkân tanıyoruz. Fabrikalarımızı geç saatlere kadar açık tutuyoruz, neden? İş çıkışı gecenin zifiri karanlığının keyfini sürebilmeleri için! Biz inanın çalışanlarımızı çok seviyoruz. Her zaman onları düşünürüz.

Maalesef ki bu imkânlardan yaşlılarımız faydalanamıyor fakat onlara da başka imkânlar sunuyoruz. Devletin onlara sunduğu büyük destekler sayesinde evlerinde torunlarına mutluluk masalları anlatmalarını sağlıyoruz. Sorunlar sıkıntılar geride kaldı. Bu bolluğu nasıl paylaşacağız onu konuşuyor ve dış mihrakları çatlatmaya devam ediyoruz!

Kıraç’tan bir metal işçisi

3 Ocak 2021 - 17:10

İkinci Bir Emre Kadar “Yoksul Olmak” Yasaklanmıştır!

Uzun süre Türkiye ekonomisinin uçtuğunu iddia eden siyasi iktidar, şimdi açık açık “acı reçete”den söz ediyor. Fakat ekonomik kriz olmadığı ve her şeyin iyiye gittiği yalanını sürdürmek artık imkânsız hale geldi, çanak çömlek patladı. Hiç çekinmeden toplumu aptal yerine koyan konuşmalar yapan Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak istifa etmek zorunda kaldı. Ancak iktidarın emekçileri aldatma, oyalama, sindirme ve bu şekilde ömrünü uzatma stratejisinde hiçbir değişiklik olmadı. İktidar, ekonomik verileri çarpıtmaya, gerçek işsizlik ve enflasyon rakamlarını gizlemeye, dış siyasal gerilimleri kışkırtıp gündemi işgal etmeye, “müjde” haberleriyle algı operasyonları yürütmeye devam ediyor.

Türkiye işçi sınıfının özellikle son iki yılda yaşadığı yoksullaşma tartışılmazdır. Ardı ardına gelen krizlerden dolayı lira uçurumdan düşercesine değersizleşmiş, fiyatlar ve enflasyon yükselmiş, reel ücretler ve alım gücümüz düşmüştür. Yoksulluk skalasının üst sıralarından altlara doğru kitlesel bir kayış yaşanıyor. Her geçen gün daha fazla emekçi, mutlak yoksulluk basamağına itiliyor.

Bir zamanlar Fransız kraliçesi Marie Antoinette yoksuların “ekmek bulamıyoruz feryadına şöyle cevap vermişti: “Ekmek yoksa pasta yesinler.” Şımarık kraliçenin bu ruh hali ve tutumu, 2020’de iktidarın sözcülerinde can buluyor: Ekmek yoksa keyif çayı için! “Milletin midesine ekmek giriyorsa aç değildir.” Yoksulluk Türkiye için sorun olmaktan kalktı! “Müminin görevi yoklukta sabretmektir.” Saraylarda ve köşklerde yaşayan, devlet kaynaklarını har vurup harman savuranlar, yoksulluğumuzu inkâr ediyor, hatta yaşadığımız yoksulluk çukurunu yeşil vadi olarak düşünmemizi istiyorlar. Belli ki yüksek iktidar katlarından bakınca uzaktaki emekçi yoksulluğu çöl değil yeşillik olarak görünüyor.

Hele Bir Düşün ki Gözümün Nuru

Hele bir düşün ki gözümün nuru
Bu kadar parayı sana kim verdi
Bazı fukaraya bulma kusuru
Mesti kundurayı sana kim verdi

Anadan doğunca kürkün var mıydı
Üryan gelmedin mi börkün var mıydı
Torba torba mecidiyen var mıydı
Tükenmez parayı sana kim verdi

Kuş tüyü döşekte yattın uzandın
Haftada bir çeşit geydin özendin
Aferin aklına sen mi kazandın
Şu tompu tarlayı sana kim verdi

Dinle Ruhsati’yi ne diyom sana
İyi bir öğüttür sanma ki çene
Çalışmayla verse verirdi bana
Bu köşkü sarayı sana kim verdi

Ruhsatî

Tuhaf bir zamanı yaşıyoruz. İktidar sözcüleri pervasız bir şekilde konuşup yoksulluğu inkâr ederken, ne yazık ki Türkiye’de garip bir şekilde insanlar kendilerine yoksul demeyi ayıp ve aşağılanma olarak görebiliyorlar. Üstelik insanlarımız ellerine iş ve aş yazarak intihar ederken oluyor bunlar. Oysa yoksul olmak ayıp değil ve yoksulluğumuzun nedeni de biz değiliz. Ayrıca yoksul olmak demek, kuru ekmeğe muhtaç olmak ya da çul serip üzerine oturmak değildir. Yoksulluk değişmez değildir, yoksulluk bizim kaderimiz değildir. İşçi sınıfı örgütlenip bu sömürü düzenine dur dediği gün her şey değişir!

Türk müziğini batılı formda yorumlamaya çalışan, siyasetten uzak, genç bir şarkıcıydı Cem Karaca. İşçi sınıfının 1970’lerle birlikte doruğa ulaşan mücadelesinden o da etkilendi. Yüzünü emekçilere döndü ve işçi sınıfının mücadelesinin yörüngesine girdi. İşçi ve emekçileri dün olduğu gibi bugün de sefalet çukuruna itiyorlar. “Firavunlar” diyor Karaca, onların bile bu kadar gaddar olmadığını söylüyor. “Bu devran böyledir” diyen günümüz Firavunlarına; “sabredin, şükredin, boyun eğin” diyen tuzu kurulara cevabı Karaca’yla birlikte verelim; “Ben Onurlu İnsanım Boyun Eğemem”.

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Günün en karanlık anı, şafak sökmeden az önceki andır. En karanlık anlarda bile umuda ihtiyacımız var. Umudu korumaya, yaşatmaya, büyütmeye, paylaşmaya. Çünkü her karanlığın ardından aydınlık gelir, her gecenin ardından güneş doğar. Acılarımız bile gün gelir, emekle sevince dönüşür.

Acı ve sevinç
Birbirinin ikiz kardeşi
İkisiyle de yaşamayı öğrenmeliyiz.
Hüner
Acılı günlerde bile
Umudu yitirmemek geleceğe
Bereketli yağmurlara dönüştürmek
Kara bulutları.

Şimdi kara bulutlar uçuyor üzerimizde, baskılar, yasaklar artıyor. Her geçen gün yaşam koşulları zorlaşıyor. Fakat tarih ana, her şeyin dayanılmaz boyutlara ulaştığı anlarda ezilenlerin “yeter!” diyerek nasıl defalarca ayağa kalktığını bizlere gösteriyor. Sıranın bize gelişi yakındır. Yakındır dünyanın her bucağında “yeter!” haykırışlarını duymamız. Bu inancı, bu umudu bizlere veren, yaşatan, büyüten yalnızca örgütlülüktür. İşçi sınıfı ancak örgütlü olursa karanlıkları yırtıp aydınlığa ulaşacak. Bu yılın bütün deneyimlerini cebimize koyup, yeni yıla, yeni derslere, yeni deneyimlere UİD-DER’le kucak dolusu merhaba!

Gebze’den metal işçisi bir kadın

3 Ocak 2021 - 18:25

Her Şeye Rağmen Direniş/1

Yolun düşerse kıyıya bir gün
ve maviliklerini enginin
seyre dalarsan,
dalgalara göğüs germiş olanları hatırla,
selamla, yüreğin sevgi dolu
çünkü onlar fırtınayla çarpıştılar eşit olmayan savaşta
ve dipsizliğinde enginin yitip gitmeden
sana liman gösterdiler uzakta.

Pierre-Jean de Béranger

Koronavirüs bahanesiyle ilk saldırı Nisan ayında Limak Holding’te yaşandı. İktidardan aldığı 49 milyar dolarlık ihalelerle dünyanın en fazla kamu ihalesi alan şirketi olan Limak Holding, inşaatını yürüttüğü Kuveyt Havalimanında çalışan 500 işçiyi koronavirüs gerekçesiyle tazminatını vermeden işten çıkarmak istedi. Buna sessiz kalmayan işçiler hakları için mücadele etme yolunu seçtiler.

Mayıs ayında Muğla Milas’ta bulunan Kömürcüoğlu Çınartaş’ta Nakliyat-İş Sendikasına üye oldukları için işten atılan 10 işçi direnişe başladı. Temmuz ayında ise Kocaeli Dilovası’nda Özer Elektrik işçileri, Samsun’da Sampa Otomotiv işçileri sendikalaştıkları için işten atıldılar. Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlenen Özer Elektrik işçilerinin 130 gün süren direnişi kazanımla sonuçlandı.

Pandeminin ilk aylarında örgütlenmek isteyen işçileri her zamanki yöntemle yani işten atarak sindirmeye çalışan patronlar ilerleyen aylarda ücretsiz izinlerin çok daha işlevli bir araç olduğunu keşfettiler. Artık sadece daha fazla sömürü aracı olarak değil, aynı zamanda bir sopa olarak kullanmaya başladılar ücretsiz izin saldırısını.

Eylül ayında Gebze’de bulunan FZK Mühendislik işçileri ile İstanbul Esenyurt’ta KT Deri işçileri; Ekim ayında İzmir Torbalı’da Oral Ambalaj işçileri, Kocaeli Dilovası’nda Systemair HSK işçileri, Kocaeli Çayırova’da Baldur Süspansiyon işçileri; Kasım ayında Sinbo işçileri, Gebze’de Lögel Makine ve Onat Alüminyum işçileri, Manisa’da Termokar işçileri; Aralık ayında ise Çorum’da Ekmekçioğulları işçileri yine örgütlenmek istedikleri için ya işten atıldılar, ya da ücretsiz izne çıkarıldılar.

Bataklığın üzerine güneş doğar mı? Doğar elbet. Ne zaman? Vedat Türkali’nin senaryosunu yazdığı, Süreyya Duru’nun yönettiği Güneşli Bataklık filminin son sahnelerinde ne de güzel anlatılır bataklığa güneşin ne zaman doğacağı. Bataklık işçileri sömürerek ayakta duran kapitalist düzenidir patronlar sınıfının. Güneşse işçilerin birliğinin yarattığı umut ve güçtür. İşçi birlik olduğunda, oralı buralı, şucu bucu diye ayrılmadığında, işçi işçiye sahip çıktığında “bölüşülecek mal onlarda, bize birlik gerek” dediğinde doğar güneş. Önce fabrikalara, sonra kentlere, sonra tüm dünyaya… İşçi sınıfımızın ve edebiyatımızın koca çınarı Vedat Türkali’yi anarak Güneşli Bataklık filminden kareler izleyelim…

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Yılmıyoruz, Umudumuzu Kaybetmiyoruz!

Merhaba arkadaşlar, limanda çalışan arkadaşlarım adına hepinizi selamlıyorum. İşçilerin, emekçilerin, esnafın, emeklinin mutlu olmadığı, patronların ve sarayda yaşayanların mutlu olduğu bir sene daha geride kaldı. Bu yıl üzerine arkadaşlarla yaptığımız sohbetlerde öne çıkan konu zamların ve hayat pahalılığının bir karabasan gibi üzerimize çökmesiydi. TL değer kaybettikçe, alım gücümüz düştü, aldığımız ücretler eridi gitti. Bu yıl mutluluktan bahsedecek bir şey olmadı hayatımızda. Covid-19 virüsü ortaya çıktı, pandemi ilan edildi. Her sektörde patronlar bunu fırsata çevirdi. Limanda aylarca ekmek arası buz gibi yemeği tozlu topraklı araçların içerisinde yedik, bir sürü keyfi uygulamalar geldi. Uzun saatler çalışarak, yoğun mesailerin yaşandığı bir yıl geçirdik. Geçen yıla göre bu yıl daha çok çalıştık, ücretlerimiz güya zamlandı ama daha çok yoksullaştık. Yasaklar baskılar arttı, kazanılmış haklarımıza saldırılar oldu. Bazı arkadaşlar mutluluktan bahsetmek bir yana 2020’yi yok sayıp böyle bir yılı hayatlarından silmiş durumda. Nisan ayı zam zamanı, şimdi herkes bir an önce dördüncü ayı bekliyor. 2020 bize şunu gösterdi ki, bizler sessiz kaldıkça, bir arada olmadıkça bu saldırılar hep olacaktır. Sustukça giden hep bizden oluyor, saldırıların da arkası kesilmiyor. Bugün de bizler için kaçınılmaz bir gerçek var: Örgütlenmek ve mücadele etmek. Evet belki bu yıl patronlar ve yönetenler için kârlı ve mutlu geçirdikleri verimli bir yıl oldu. Ama 2020’nin tam tersi yeni yılın onlar için karamsar ve şikâyet edecekleri, bizim için mücadele içinde mutlu geçireceğimiz bir yıl olacağına inanıyorum. Bu yolda mücadele eden, bu kavgaya ortak olacak tüm işçi kardeşlerimize, arkadaşlarımla beraber iyi seneler diliyoruz.

Ambarlı’dan liman işçileri

3 Ocak 2021 - 19:20

Her Şeye Rağmen Direniş/2

Salgın bahanesiyle getirilmek istenen yasaklara ve baskılara rağmen Türkiye’nin dört bir yanında işçilerin direnişine tanık olduk 2020 yılında. Somalı ve Ermenekli madenciler yıllardır ödenmeyen ücretleri ve tazminat alacakları için aylardır mücadele ediyorlardı. Talepleri duymazlıktan gelinen madenciler 12 Ekimde Ankara’ya yürüyüş başlatma kararı aldıklarında Valilik hemen salgın gerekçesine sığınarak toplanmayı ve yürüyüşleri yasakladı. Ancak madenciler yasaklara boyun eğmediler ve yürüyüşü başlattılar. Sonrası ise bugüne kadar devam eden baskılar, gözaltılar, polis ve jandarma saldırısı, karalama kampanyaları, defalarca verilen ve tutulmayan sözler… Yine de tüm saldırılara ve baskılara karşı direnmeye, hakları için mücadele etmeye devam ediyor madenci kardeşlerimiz.

Sendikalaştıkları için ücretsiz izne çıkarılan, işten atılan Gebzeli metal işçileri de 25 Kasımda Ankara’ya yürümek istediler. Onlar da madenci kardeşlerimiz gibi salgın bahanesiyle toplanma ve yürüyüş yasağıyla karşılaştılar, sonra da polisin zorbalığıyla… Dövüldüler, gözaltına alındılar. Ama metal işçileri de pes etmediler.

Yılın son ayında da patronların saldırıları ve işçilerin direnişi devam etti. PTT’nin bir hafta içerisinde PTT-SEN’in beş sendika yöneticisinin işine son vermesi üzerine taşeron işçiler İstanbul, İzmir ve Bursa’da PTT başmüdürlükleri önünde direnişe geçtiler. Kocaeli’de Migros Şekerpınar deposunda çalışan işçiler DGD-SEN’e üye oldukları için ücretsiz izne gönderildiler. Sendikaya üye olan işçilerin bir kısmı ise başka depolara sürülerek sindirilmek istendi. Bunun üzerine DGD-SEN üyesi işçiler deponun önünde direnişe geçtiler.

Sözde salgına karşı önlemler adı altında işçilerin hakları gasp edilirken, işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin hiçbir adım atılmadı. Tam tersine, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu gereği 50’nin altında işçi çalıştıran az tehlikeli işyerleri ve kamu kurumları için iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi çalıştırma zorunluluğu 4. kez ertelendi. Temmuz ayında meclise getirilen yasa teklifiyle kanunun yürürlüğe gireceği tarih 31 Aralık 2023 olarak belirlendi. Yani tam 3,5 yıl için ertelendi!

4-foto.webp

İş Cinayetleri Artarak Sürdü

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun ilgili maddelerinin ertelenmesinin gerekçesi olarak her şeyin bahanesi, kamuflajı haline getirilen Covid-19’u gösterdiler. İşçinin güvenliğini maliyet, iş güvenliği uzmanlarını ayak bağı olarak gören patronlar ve onların temsilcisi iktidar, yasal zorunlulukları ne kadar ötelersek o kadar kârdır anlayışıyla hareket ediyor. Tam da bu nedenle yüzlerce işçi kardeşimiz hayatını kaybediyor. Bunlara Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenleri de eklememiz lazım. Bu yasanın ertelenmesi, iktidarın asıl derdinin salgına karşı mücadele olmadığını göstermiyor mu?

Her şey karşıtıyla birlikte vardır. Sömürü, baskı ve zorbalık arttıkça buna sessiz kalmayan, mücadele eden işçilerin sayısı da artıyor. 2021 yılına artan sömürü, yoksullaşma ve baskıyla giriyorsak, aynı zamanda artan direniş ve mücadeleyle giriyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında sesini çıkaran, itiraz eden, direnen işçiler ve emekçiler 2021’e mücadeleyle girdiler.

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Yeni yıl yeni umutlar… Her zaman olduğu gibi egemenler işçi sınıfını yıldırmak, umutları karanlıkta boğmak için ellerinden geleni yaptı. Ama işçi sınıfımız da her zamanki gibi bu baskılara karşı boyun eğmedi. Pandemi bahanesiyle işçileri pasifleştirmek isteyenler, karşılarında mücadele eden, örgütlenen işçiler gördü. Bulunduğumuz yeri mücadele yeri yapmada örgütümüz UİD-DER’in etkisi çok büyüktür. Bizlere patronların oyunlarını ifşa edip onlara karşı mücadele etme gücü ve umudu verdi. Şüphesiz yeni yıl daha çok örgütleneceğimiz ve bu saldırılara karşı duracağımız bir yıl olacaktır. Mücadeleye sel olup akacağız. Bizi karanlığa itmek isteyen bir avuç asalağı alaşağı edeceğiz.

YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ, YAŞASIN UİD-DER!

Ankara’dan bir işçi-öğrenci

3 Ocak 2021 - 20:00

Kâr İçin Doğayı Katledenlere Karşı Direnenler Var!

Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim
akarsuyun
meyve çağında ağacın
serpilip gelişen hayatın düşmanı
Bursa’da havlucu Receb’e
Karabük fabrikasında tesviyeci Hasan’a düşman
fakir köylü Hatçe kadına
ırgat Süleyman’a düşman
sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman
vatan ki bu insanların evidir, sevgilim onlar vatana düşman
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına
çürüyen diş, dökülen et
bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler
ve elbette ki sevgilim elbet
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle
işçi tulumuyla bu güzelim memlekette hürriyet!

Nâzım Hikmet

Bu kadınlar bir gezintide değiller! Bursa Kirazlıyayla’nın kadınları maden şirketine karşı yaşam alanlarını savunmak için yapılacak basın açıklamasına gidiyorlar tepeleri aşarak. Köy girişinde barikat kuran jandarma tarafından önleri kesildiği için tepelerden tam 14 km yol giderek varıyorlar hedeflerine. Kirazlıyayla direnişinde kadınlar en öndeler. Bu nedenle her seferinde gözaltına alınıp sindirilmeye çalışılanlar da kadınlar oluyor. Ama 14 km tepe bayır aşan bu kadınları sindirmeye kimin gücü yetebilir?

Şırnak’tan Kırklareli’ne ülkenin dört bir yanının delik deşik edilerek doğanın katledildiği, köylülerin ve doğadaki hayvanların yaşam alanlarının yok edildiği bir yıl oldu 2020… Bu katliamı, bu talanı tarif etmek gerçekten zor… Nazım Hikmet’in şiiriyle söyleyecek olursak “akarsuyun, meyve çağında ağacın, serpilip gelişen hayatın düşmanları” gerçek anlamında nefessiz bıraktılar bizi… Sadece insanların değil; börtü böceğin, kuşların, ağaçların, yılkı atlarının, dağ keçilerinin, kızıl geyiklerin kısacası tüm canlıların yaşamına dinamitle, dozerle daldılar, yıkıp geçtiler! Dereleri kuruttular, ağaçları katlettiler. Ne uğruna? Rant ve kâr uğruna! Bu talan ve katliamın sorumlusu siyasi iktidar ve sermaye sınıfıdır. Pandemi bahanesiyle getirilen sokağa çıkma yasaklarını fırsat bilen şirketler, önlerini açan iktidarın kolluk gücü desteğini yanlarına alarak doğa katliamını hızlandırdılar. Fakat sahipsiz değildi dağlar taşlar, kuşlar, ağaçlar… Yaşam alanlarının katledilmesine her seferinde karşı çıktı köylüler. Karşılarına devletin jandarması dikildi, dayak yediler, gözaltına alındılar. Ama pes etmediler! Kendilerinin ve doğanın yaşam hakkını savundular.

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Hayatımızdaki bütün olumsuzluklara rağmen biz işçiler için yeni yıla girmek, ailenin, dostların bir arada olması nedeniyle mutluluk kaynağı idi. 2020’yi bitirmek ve 2021’e girmek biraz farklı oldu. Salgın gerekçesiyle getirilen yasaklar bir arada olmamızı engelledi. Senenin başlarında patlak veren Covid-19 hastalığını egemenler büyük bir fırsata dönüştürdüler. Salgını hem dünya genelinde yaşanan ekonomik krizi ve bunalımı örtbas etmek, hem de işçi sınıfının büyük bedeller ödeyerek kazandığı hakları elinden almak için kullanıyorlar. Türkiye’de ve dünya genelinde sermaye ve iktidar sahipleri kendilerine dikensiz gül bahçesi yaratmaya çalışırken biz işçi ve emekçilerin hayatı kötüye gidiyor. Bir tarafta ücretsiz izinlerle, işten atmalarla evlere gönderilen işçiler diğer tarafta balık istifi 12-14 saat çalışan işçiler. Bu tür olumsuz örnekleri çoğaltabiliriz. Kapitalizm altında biz işçilerin mutlu ve huzurlu olması mümkün değildir.

Siyasiler ve patronlar el ele verip medyayı da kullanarak kendi çıkarları için bizim algılarımızı belirlemeye çalışıyorlar. Sonuçta insan hayatını belirleyen şey örgütlü olup olmadığıdır. Bizler UİD-DER’de örgütlü işçileriz. Birbirimize güç ve azim veriyoruz. Sitemizde çıkan mektuplar, Türkiye’deki ve dünya genelinde yaşanan eylemler ve grev, direniş haberleri bize güç katıyor. UİD-DER’de yer alan yayın akışlarıysa bilincimizi tazeliyor. UİD-DER ailesine mücadele dolu bir yıl dilerim. Huzur ve mutluluk sen örgütlüysen vardır. Güzel günler mücadeleyle gelecek.

Gebze’den emekli bir işçi

3 Ocak 2021 - 21:05

Bir Kıtadan Diğerine, Yeraltından Yeryüzüne: Madenciler

1-elif-bebek-izmir-depremi.webp

Patronlar ve iktidar şov ve kâr peşinde koşarken, deprem enkazındaki emekçilerin imdadına madenciler yetişecekti.

30 Ekimde İzmir’de yaşanan depremin simgelerinden biri oldu Elif bebeğin bu resmi. Depremden 65 saat sonra yaralı olarak çıkarılan Elif bebek umudun da simgesi oldu aynı zamanda. Fotoğrafın sağ alt tarafına koyduğumuz fotoğraf ise Trendyol’un bu anı bir kazanca çevirerek satışa sunduğu kupanın resmi… Kupa satışları gelen tepkiler üzerine durduruldu ancak bu kupa, kapitalistlerin acıları fırsata çevirerek kazanç sağlama utanmazlığının bir resmi olarak hafızalardan silinmeyecek. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin de deprem enkazının üzerinde şov yaptığını, bu karenin emekçilerin akıllarına kazındığını da hatırlatalım.

Bakın İzmir depreminden sonra yıkılan binaların altında kalan emekçilerin yaşamını kurtarmak, bir nebze olsun nefes olabilmek için kimler koştu hemen yardıma? Yıllardır tazminatlarını alamadıkları için iki aydır direnişte olan Somalı maden işçileri… Depremi duyar duymaz İzmir’de aldılar soluğu. İşte asıl onlardır yaşanan acıları yüreğinde hisseden. Asıl onlardır kurtarılan her bir canın mutluluğunu yürekten paylaşan. Asıl onlardır yardımlaşmanın, dayanışmanın gerçekte ne olduğunu bilen ve gösteren.

Hakkını arayan, mücadele eden işçilerin önüne polis ve jandarma barikatlarını diken siyasi iktidarın işçi düşmanlığını gösteren bir fotoğraf karesine bakıyoruz şimdi de. Tazminatlarının ödenmesi talebiyle Ankara’ya yürümek isteyen Ermenekli madencilerin önüne dikilen polis barikatına karşı bağdaş kurmuş bir madenci görüyoruz. Her sabah evden çıkarken aileleriyle helalleşen, ekmek parası için çalışırken iş cinayetlerinde yaşamını yitiren, sakat kalan madenciler çok şey mi istiyor? Hayır, sadece ödenmemiş alacaklarını ve güvenlikli koşullarda çalışmayı istiyorlar. Ve bunu istedikleri için karşılarına devletin kolluk güçleri çıkarılıyor. Ama onlar haklı bir mücadele verdiklerine inanıyor, işte bu yüzden tüm baskılara rağmen yılmıyor, pes etmiyorlar. Bağdaş kurmuş madencinin sesini duyar gibiyiz: “Siz buradaysanız biz de buradayız! Hakkımızı alana kadar dönmeyeceğiz yolumuzdan!”

Dünyanın en zor, en eski ve iş cinayetlerinin en çok yaşandığı iş kollarından biridir madencilik… Dünyada bir defada yüzlerce işçinin hayatını kaybettiği çok sayıda madenci katliamı yaşanmıştır. Madene inmek demek ölümle her gün yüzleşmek demektir işçiler için. O yüzden her gün evden çıkarken sevdikleriyle helalleşir madenciler.

Ama sadece ölüm gelmesin akla madencilik dendiğinde… Geçmişten bugüne, bir kıtadan diğerine nice şanlı mücadelelere de ev sahipliği yapmıştır madencilik. Yeraltında biriken öfke, zaman zaman yeryüzüne taşmış ve sınıf tarihimizin en zengin deneyimleri arasında yerini almıştır madencilerin mücadeleleri. Birlikte izleyelim:

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Diego Armando Maradona… Dünyanın en ünlü ve çoğu kişiye göre de en iyi futbolcusu... Hepimiz onu attığı gollerinden, çalımlarından ve o çok meşhur “tanrının eli” hareketinden biliriz. O dünyaca ünlüydü ama içinden çıktığı emekçi kitlelere sırtını dönmedi. Ezilenlerin, sömürülenlerin yanında oldu. Söylediği şu sözlerle de kimden taraf olduğunu gösterdi, Maradona: “Biz futbolcular, sürekli üzerimizde çok baskı olduğundan yakınırız. Baskı, ancak evlerine beş peso getirip çocuklarını geçindiremeyen insanların üzerinde olur. Binlerce dolar alıp, sahaya çıkıp oynuyoruz ve ağzımızı açınca stresten bahsediyoruz. Stres bu ülkede, sabahın altısında kalkanlar içindir.” Maradona 2020 yılında bu dünyaya gözlerini kapattı, hoşça kal Diego!

Şirinevler’den bir üniversite öğrencisi

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
anlamak gideni ve gelmekte olanı.

Nâzım Hikmet’in bu kısacık şiiri gündelik hayhuyun dışındaki siyasal ve toplumsal gelişmeleri, insanı, yaşamı anlamaya çağırır ya bizi, bunun bahtiyarlık olduğunu söyler ya, ne de güzel söyler. Ama belki de “gideni ve gelmekte olanı anlamak” tarihin hiçbir döneminde bu kadar bahtiyarlık verici değildi. Çünkü artık tarihin ezilenlerinin umutlarının gerçek olacağı, kapitalizmle birlikte insanlık için acılı çağların kapanacağı günler daha yakın. Ne diyor işçi sınıfının uluslararası marşı Enternasyonal? Şimdi büyük çalkantılar içinde olan o “kan denizi”nin ufkundan kızıl bir güneş doğacak. Binyılların acılarının bağrından yeni bir dünyanın doğmakta olduğunu anladığımız için o çalkantılarla sonuna kadar mücadele edebiliriz. Egemenlerin yalanlarının, en büyük zorlukların üstesinden gelebiliriz. Tarih sırayı bize verdi ve biz bu tarihsel fırsatı gerçek kılmak için çalışıyoruz. Umutluysak, bundan umutluyuz. Yeni yılda umutlarımız kadar mücadelemiz de büyüsün!

Pendik’ten bir grup işçi

3 Ocak 2021 - 22:30

Yarınlar İçin Şarkılar Söylüyoruz

Günden güne daha fazla çürüyen kapitalist sömürü düzeni, insana ait tüm değerleri de aşındırıyor. İnsanı insana, insanı doğaya, insanı kendisine yabancılaştırıyor. Oysa ne güzeldir insanı insan yapan değerler. Dayanışma, kardeşlik, sevgi, paylaşım olmazsa insan insan olur mu? Nasıl yaşıyorum diyebilir insan sadece nefes alıp vermekle? Sahi tuttuk mu kolundan bir yıkılmışın? İsyan ettik mi haksızlık karşısında? Grev halayına durduk mu coşkuyla? Kaldırdık mı yumruğumuzu, karıştı mı sesimiz işçi kardeşlerimizin seslerine grev meydanlarında? Ya nasıl yaşıyorum diyebilir insan bunlar olmadan? Şairden dinleyelim:

İspanya’nın Asturyas bölgesi yüzyıllardır madencileriyle bilinir. Yerin yüzlerce metre altında karanlıkta yitip giden madencileriyle, mücadeleci madencileriyle, aydınlık için zulmün karanlığını yırtan madencileriyle… Pozu Maria Luisa madeni bölgedeki madenlerden biridir ve nice madencinin canını almıştır. İşte bu madendeki bir kazanın ardından bir ağıt yakılmıştır. Santa Barbara Bendita ağıdı 1934 yılındaki madenci ayaklanmasında, 1936’da başlayan İspanya İç Savaşında dilden dile yayılarak bir sembol haline gelir. O günden bugüne gerçekleşen tüm işçi eylemlerinde, binlerce, on binlerce kişinin katıldığı madenci cenazelerinde, anmalarda, etkinliklerde, mitinglerde söylenir. Faklı dillerde söylenir ama ne anlattığını herkes bilir, söylendiği dili bilmeyenler bile…

Asturyaslı bir madencinin, ölen arkadaşları üzerine hissettiği acıyı karısına anlatışını konu alır Santa Barbara Bendita... Kendisi de yaralanmış ve gömleği ölen dört sınıf kardeşinin kanına bulanmıştır madencinin. Katliamın üzerinde yarattığı etkiyi anlatır durur karısına, azize olarak bildikleri Santa Barbara’ya kardeşlerini korumadığı için sitem eder.

İspanya’nın madencileri bilir ki onları ancak örgütlü olmaları ve mücadele korur. Bu nedenle meydanlara, grevlere çıkarlar sık sık. Santa Barbara Bendita’yı alanlarda hep bir ağızdan söylerler. Madencilerin ağıdını Nuberu’dan, Turón Madencilik Korosundan, 2014 yılındaki eylemlerde madencilerin kendi ağzından, LuGotti’nin notalarından ve en sonunda Asturyas madencilerinin yüreklerinden taşan isyanı Türkiye’ye taşıyan UİD-DER Müzik Topluluğundan dinleyelim:

Victor Heredia’nın yazdığı eski bir şarkıdır “Todavia Cantamos.” Latin Amerika’da, İspanyolca konuşulan tüm ülkelerde dilden dile yayılan bir şarkı… Tıpkı 1980’de bu ülkede olduğu gibi, 1976’da Arjantin’de faşist bir darbe gerçekleşti ve 1983’e kadar askeri diktatörlükle yönetildi ülke. Darbenin amacı sömürü ve yoksulluğun hesabını sormak için ayağa kalkan işçi sınıfını, emekçileri durdurmaktı. Darbenin ardından hapse atıldı Heredia. Kız kardeşi Maria Cristina darbeciler tarafından kaçırıldı ve “kaybedildi”. Tıpkı darbenin “kaybettiği” 30 bini aşkın insan gibi. Şarkıda o kayıplar için “sokaklara kokular saçan çiçekler” deniyor. Çünkü onların özlemi adaletti, eşitlikti, iyilikti. Ama o çiçekler ezildi. Bu şarkıyla o çiçeklerin nerede olduğunu sorar Victor Heredia bir kez daha darbecilere. Ve umut verir zalimlere karşı direnenlere: “Hâlâ şarkılar söylüyoruz, hâlâ umut ediyoruz…”

2001 yılında Buenos Aires’te Plaza De Mayo anneleri yararına verilen ve pek çok sanatçının katıldığı bir konserde coşkun kalabalıklarla birlikte söylendiğinde bu şarkı, o kayıp çiçeklerin anneleri de sahnedeydi. Onlar da her şeye rağmen, darbelere rağmen hâlâ umut ediyor, düş kuruyor, “Todavia Cantamos” diyor ve şarkılar söylüyorlardı. Şimdi yine sahnedeler ama bir ekrandan selamlıyorlar konser salonunda birlikte “Todavia Cantamos” diyenleri. Viktor Heredia ve Teresa Parodi’den dinleyelim: Hâlâ Şarkılar Söylüyoruz…

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Dünya işçi sınıfı olarak salgın hastalıklarla, ölümle, işsizlikle, yoksullukla, çöken sağlık ve eğitim sistemiyle, haklarımıza yapılan gasplarla, saldırılarla bir yılı daha geride bırakıyoruz. İşçi sınıfını korku tüneline iterek yalnızlaştırmaya çalışıyorlar. Biz işçileri, baskılarla yasaklarla karanlığın içerisinde boğmaya, hapsetmeye çalışıyorlar. Biz bilinçli ve örgütlü işçiler olarak, onların karanlıklarından korkmadık, çünkü karanlığa inat ışık yakanların yanında olduk.

Yapılan saldırılara, hak gasplarına karşı direnen, örgütlü bir duruş sergileyen maden işçilerinin, metal işçilerinin umudunu kuşandık yarınlara taşımak için... Egemenlerin yarattığı korku atmosferine karşı “korkmuyoruz” diyen, karanlığa inat umut ekenlerin yanında yer aldık. Umudumuzu her koşulda, her karanlıkta diri ve canlı tutan, geleceğe meşale olan UİD-DER saflarında yeşerttik geleceğe olan umudumuzu ve inancımızı… Zamanı karanlığa boğanlara inat, “işçi sınıfı bu karanlığı yırtacak ve güzel günlerin ışığını yakacaktır” diyen işçi sınıfının örgütü UİD-DER’in saflarında yer alan kadın işçiler olarak, bir ışık da biz olmaya devam edeceğiz. Selam olsun karanlığa karşı umut ekenlere! Selam olsun gelecek güzel günleri ilmek ilmek dokuyanlara!

Sancaktepe’den metal işçisi kadınlar

3 Ocak 2021 - 23:45

Doğmakta Olan Güne Merhaba de!

Bir tohum
Bir başak
Sapsarı bir deniz
Biz
Bütün açları doyuran
Toprak ananın bereketiyiz
Ve yarın
Yani o gün geldiğinde
Şafakla beraber kalkıp hücuma
Düşmanın kalelerini yıkacak olan
Kadın ve erkek işçileri emziririz

Mersin’den bir kadın işçi

2020 yılını geride bıraktık ama sömürüye, haksızlıklara, adaletsizliklere karşı yeni bir mücadele yılı işçi sınıfını bekliyor. Kokuşmuş kapitalist düzenin ömrünü uzatmak için zamanı karanlığa boğmaya çalışıyorlar ama başaramayacaklar. Dört gün boyunca dünya meydanlarından yükselen isyana, umuda ve coşkuya tanıklık ettik. Milyonlar şu ya da bu nedenle sokaklara dökülüyorlar ve çok öfkeliler. Bu öfkeye yol açan kapitalist sömürü düzeni ve onun yarattığı yıkıcı sonuçlardır. Tarihsel ömrünü doldurmuş bu sistem, yol açtığı sorunları hafifletecek gücünü kaybetmiştir. Dolayısıyla önümüzdeki dönem, dünya ölçeğinde büyük fırtınaların eseceği bir dönemdir.

“Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat Umut Ekiyoruz Yarınlara” yayın akışını bitirirken, her şeye rağmen umudu büyütenlere, toprağın bağrında yeşermeyi bekleyen tohuma, mutlaka gelecek olan o büyük güne ve özgürlüğe merhaba diyoruz. Gecenin karanlığından sesleniyoruz doğmakta olan güne: Merhaba!

UİD-DER’li İşçilerden Yeni Yıl Mesajları

Biz Bu Dağı Aşacağız!

Sen bu dağı aşamazsın
Kırk ayaklı karınca
-Aşacağım!

Ali Yüce’nin Kırk Ayaklı Karınca şiiri ne güzel anlatır; zorluklara, engellere karşı azimle mücadele edebilmeyi... Şiirde bir dağı aşmaya karar veren karıncanın ayaklarını tek tek yakarlar, kırarlar, keserler, çalar ve satarlar ama karıncayı yolundan döndüremezler. Kırk ayaklı karınca gibi UİD-DER’li işçiler olarak biz de bu yıl zorlu koşullarda savaştık. Hak gaspları, yasaklar, pandemi süreci derken zaman zaman zorlandık. Ama UİD-DER sayesinde içimizdeki kırk ayaklı karıncanın mücadele ruhunu keşfettik! Şartlar ne olursa olsun yürümesini öğrendik. İşçi sınıfına yapılan tüm haksızlıklara, birliğimizi bozma çabalarına ve sermaye sınıfının yalanlarına karşı mücadelemizi büyütmeyi başardık. Yaratılan virüs paniğine örgütlülüğümüz sayesinde kapılmadık, UİD-DER’in bizlere aktardıklarıyla hem beden hem de akıl sağlığımızı çok iyi koruduk. Şimdi 2020’ye dönüp baktığımda “ne çok şey öğretti bana bu yıl” diyorum. 2020, her koşulda sınıf bilincimizi ve birliğimizi korumayı ve mücadele etmeyi öğretti bana. Aynı mücadele ruhu ile 2021’i karşılıyorum. Aynı heyecan ve inanç ile gelecek günleri bekliyorum. Şartlar bugünden daha iyi mi yoksa daha kötü mü olacak bilmiyorum ama UİD-DER’in ve mücadeleci işçilerin asla yılmayacağını biliyorum. İşçi sınıfının birliğinden korkanlar, onu bölmek ve sindirmek isteyenler bilmeliler ki, işçi sınıfının mücadelesi içimizde bu umut ve inanç olduğu sürece büyüyerek devam edecek. Aynı kırk ayaklı karıncanın, onu yolundan çevirmek isteyenlere verdiği cevaptaki gibi:

Hiç ayağın kalmadı işte
Sen bu dağı aşamadın
Sana demedim mi karınca
Diye sırıtarak tehdit etmeye kalkıştıklarında karıncanın cevabı baş döndürücüdür:
-Dön de bir bak
Dağ biraz küçüldü işte
Daha çok karınca var geride.

Ne mutlu yeni bir seneyi daha UİD-DER’de örgütlü bir işçi olarak karşılayabilmek! Mücadele örgütüm UİD-DER’e ve tüm mücadeleci işçi dostlarıma selam olsun!

Sefaköy’den bir kadın işçi