Navigation

Buradasınız

Kot Taşlama İşçilerinin Hakları Tanınsın!

Aralık 2010, No: 33

İşçilerin canını alan “silikozis” yeni bir hastalık değil. 1930’lardan beri biliniyor. Madenlerde, dökümhanelerde, tünel ve yol yapımı işlerinde, seramik vb. işkollarında çalışan işçilerin, granit, taş-kum tozundan oluşan silika tozuna maruz kalmasıyla ortaya çıkan tehlikeli bir hastalık. Bilinen klasik silikozis hastalığı, 15-20 yıllık bir çalışma boyunca kumun veya tozun solunmasına bağlı olarak ortaya çıkan, nispeten yavaş seyirli bir hastalıktır.

1980’lerin sonlarında başlayan kot kumlama işinde, şimdiye kadar en az 10 bin tekstil işçisi çalıştırılmış durumda. 2-3 ay gibi çok kısa sürelerde de olsa, bu işi yapan binlerce işçi, soludukları tozun yoğunluğu nedeniyle hastalık tehdidine maruz kalmış. Yanlış teşhis konmuş ya da hâlâ doktora gitmemiş işçilerin bir kısmı hastalıklarının nedenini bilmediğinden (daha acısı, bilse bile mecburiyetten) aynı koşullarda çalışmaya devam ediyor. Bu nedenle silikozis hastalarının sayısı tam olarak bilinemiyor. Ancak hastaneye giden işçilerin yarısının hasta olduğu görülüyor. Yani şu anda, en az 5 bin kot kumlama işçisi silikozis hastası!

“Bir kompresör, kum fırlatan bir tabanca ve taşlama yapılacak malzeme, bütün işimiz buydu. Bilmek gerekmiyordu. Günde 12, 14 saat bu işi yapıyor, para kazanıyorduk, zaten derdimiz belli bir süre çalışmak ve sonrasında köyümüze dönmekti. Kullandığımız maskeler sıradan nalburlarda satılan maskelerdendi. İşveren için taşlamada kullandığımız kum, o kadar değerliydi ki ziyan olmasın diye havalandırma küçük bir delikten ya da bir pencere aracılığıyla yapılırdı. Sonunda, soluduğumuz kum hastalanmamıza neden oldu Çocuklarım ve ailem için hayatımdan vazgeçtiğimi bilmiyordum.” Bu sözlerin sahibi 28 yaşında bir silikosiz hastası. İstanbul’a dört yıl önce köyünden arkadaşlarıyla gelmiş. İstanbul’da kalacak yerleri olmadığı için merdiven altı tabir edilen atölyelerde çalışmak zorunda kalmış. Çok değil sadece 8 ay çalışmış. Geceli gündüzlü 8 ayın sonunda, nefes darlığı ve öksürük şikâyetiyle hastaneye gittiğinde karşılaşmış bu hastalıkla. Hiçbir sosyal hakkı yok. Hiçbir güvencesi yok. Onunla gelip bu hastalığa yakalanan bütün arkadaşları ya ölmüş ya da yatalak olmuş. Hasta olduğu ortaya çıkar çıkmaz da işinden olmuş. Zaten kayıt dışı çalışıyor olmaları patronun ekmeğine yağ sürmüş. O, hastaneden çıktığında atölye çoktan kapatılmış ya da taşınmış.

Bu işte yalnızca küçük patronlar suçlu değil. Büyük tekstil patronları her ne kadar kot taşlamada parmağımız yok deseler de, el altından taşeronlara iş veriyorlar. Sonuçta küçüğüyle büyüğüyle patronlar işçilerin hayatlarının kararmasına yol açıyorlar.

Peki, bizi ölüme yollayan, ölümüne kullanan bu düzende suçlu kim? Elbette baş sorumlu patronlar ve onların kâr düzenidir. Ama aslında bizi öldüren, bizi yataklara mahkûm edenin örgütsüzlüğümüz olduğunu unutmamalıyız. Bu amaçla kot taşlama işçileri, çarenin örgütlü olmak olduğunu anlayıp bir araya geldiler ve yaptıkları çalışmalarla hem kendileri, hem de henüz bu hastalığın farkında olmayan birçok insanı bilinçlendirmeyi başardılar. Geçtiğimiz günlerde bir kot taşlama işçisi olan Yılmaz Dımbır sosyal güvenlik kurumuna açtığı davayı kazandı. Bu işçinin geriye dönük haklarını almış olması örgütlü ve bilinçli davranmanın ne denli önemli olduğunu gösteriyor.

Silikozis bir meslek hastalığıdır. Bu hastalığa yakalanan bütün işçilere tedavi, bakım ve emeklilik hakkı tanınmalıdır. Ancak bütün bunların kazanımla sonuçlanması mücadelenin biteceği anlamına gelmez. Şunu çok iyi biliyoruz ki, bugün bu topraklarda kot taşlama işinden vazgeçenler tezgâhlarını daha yoksul ülkelerde açacaklar, açıyorlar da. Daha yoksul olan ülkelerde de aynı işi yapmaya devam edecekler. Orada da birçok işçi bilmediği, adını duymadığı bir hastalık yüzünden, örgütlü ve de bilinçli olmadığı için genç yaşta ölecek ya da yatalak kalacak. Haklarımız için yılmadan mücadele etmek zorundayız. Ölümüne çalıştırılmak sadece kot taşlama işçilerinin değil, tüm işçilerin sorunudur. Tersanede, madende, tekstilde yani emeğiyle hayatını kazanan bütün dünya işçileri patronların kârı için çalışıyorlar. Bu durumu nasıl tersine çeviririz sorusunun cevabı ise oldukça net: Birlik olmalıyız, haklarımız için ortak tavır gösterebilmeliyiz. Yoksa hiç kimseden hesap soramayız, hiçbir şeyi tersine çeviremeyiz. Mesele bu kadar açıkken başka ne denebilir ki?

15 Aralık 2010

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Birçok ülkede, farklı tarihlerde “çocuk günü” vardır ve o günlerde çocuklar hatırlanır, iyi dileklerde bulunulur. UNICEF ise 191 ülke tarafından kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesinin imzalandığı gün olan 20 Kasımı Dünya Çocuk günü olarak kutluyor...
  • TÜİK’in Ağustos ayına ait işgücü istatistikleri, işsizliğin her geçen ay daha da arttığını gösteriyor. TÜİK’in rakamlarına göre, 2019 Ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre işsiz sayısı 980 bin kişi artarak 4 milyon 650 bine yükseldi....
  • UİD-DER’li bir emekçi kadın çalıştığı işyerinde kadın arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbeti şöyle aktarıyor: “İsviçre’de kadınların eşit işe eşit ücret talebiyle yaptığı grev üzerine sohbet ediyorduk. Arkadaşlarımın bu grevden haberi yoktu....
  • DİSK’e bağlı işyerlerinde çalışan işçiler, yarım gün iş bırakarak “kıdem tazminatının gaspına hayır, vergi adaleti istiyoruz” sloganıyla Konak Meydanına yürüdü. 181 gündür işlerine dönmek için direnen Aliağa Belediyesi işçileri de kendi...
  • DİSK, Türk-İş ve Hak-İş genel başkanları, vergi adaletinin sağlanması talebiyle Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş...
  • Başarıya giden yol nedir, hiç düşündünüz mü? Şimdi bu soruyu niye sordum merak ediyor olabilirsiniz. Kurbağalar ile ilgili bir hikâye okudum. Bu hikâye çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine biraz düşününce hayatımızda da bu...
  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...
  • Zeytinoğlu Grubu’na bağlı Entil Endüstri, Halpaki Döküm ve Tarkon Makine işçilerinin kıdem tazminatları ve 5 aylık ücretlerinin ödenmesi talebiyle 4 Kasımda başlattıkları nöbet eylemi devam ediyor. 3 fabrikada çalışan işçiler, taleplerini duyurmak...
  • 17 Ağustos depremini Kocaeli Karamürsel’de yaşamış birisi olarak, o gece ve sonrasında yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. O zamanlar eşim İstanbul’da çalışıyor, ben 1 yaşındaki kızım ve 4 yaşındaki oğlumla annemde kalıyordum. 17 Ağustos...
  • Genç yaşlı, evli bekâr, köylü, şehirli, Avrupalı, Asyalı fark etmiyor. Dünyanın her yerinde baskı altına alınıyor, şiddet görüyoruz. Kadınların emek gücü ucuzdur. Bu düzende söz hakkımızı erkekler belirlemek istiyor. Çalışıyor ve ev geçindiriyoruz...
  • Ankara’nın Etimesgut ilçesinde Elya Yapı’ya ait Elya Center şantiyesinde çalışan 30 inşaat işçisi aylardır ödenmeyen ücretlerini talep ettiler. Elya Yapı patronları 9 Kasımda işçilere ücretlerinin ödeneceği sözünü verdi. Aldıkları sözün ardından...