Navigation

Buradasınız

Asgari Ücretin Sefalet Ücreti Olmaması İçin

Asgari Ücreti İşçi Kurulları Belirlesin!

Aralık 2010, No: 33

İşçi kardeşler, 599 liralık asgari ücretle geçim savaşı veriyoruz. Her yıl Aralık ayı yaklaşırken asgari ücrete ne kadar zam yapılacağı da gündeme gelir. Milyonlarca işçi ve ailesinin ümidi asgari ücretin yaşanılabilir bir düzeye çıkartılmasıdır. Fakat asgari ücret hiçbir sene bir işçinin ve ailesinin asgari ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek düzeye bile çıkartılmıyor. Unutulmamalı ki bugün yapılan istatistiklere göre dört kişilik bir aile için açlık sınırı 860 lira, yoksulluk sınırı ise 2 bin 800 liradır. Sürünmeden bir yaşam sürdürebilmemiz ve çocuklarımızı sağlıklı yetiştirebilmemiz için yoksulluk sınırının üzerinde bir ücret almamız gerekiyor. Ama hal böyleyken asgari ücret yalnızca 760 lira. üstelik de daha elimize geçmeden bu ücretten vergi ve sigorta primi kesiliyor. Bize reva görülen yalnızca 599 lira! Bu ücretle asgari ölçüde bir yaşam sürdürmek mümkün mü?

Asgari ücretle çalışan biziz. Açlığı, yoksulluğu ve sefaleti yaşayan biziz. Ama bizim yerimize bu ücreti, Asgari ücret Tespit Komisyonunda yer alan 15 kişi belirliyor. Bu kurulun üyelerinden beşi hükümet temsilcilerinden, beşi patronların örgütü TİSK’ten ve beşi de sözde işçileri temsil eden Türk-İş bürokratlarından oluşmaktadır. İşçi sınıfıyla ve onun çıkarlarıyla hiçbir ilişkisi olmayan bu kurul, geçen sene asgari ücretin günlüğüne bir simit parası kadar zam yapmıştı. Bu komisyonun bizim ihtiyaçlarımızı karşılayacak bir asgari ücret belirlemesi mümkün müdür?

Sesimizi çıkarmazsak bu sene de farklı olmayacak, asgari ücret yine sefalet ücreti olarak kalacak. Açlıkla boğuşmaya devam edeceğiz. Asgari ücretin asgari ihtiyaçlarımızı karşılaması için işli, işsiz, sendikalı, sendikasız ayrımı yapmadan örgütlenmeli ve birlikte mücadele etmeliyiz.

Patronlar utanmadan sürekli olarak asgari ücretin yüksek olduğunu söylüyorlar. Asgari ücret görüşmeleri başlarken patron örgütlerinin bu yönde daha fazla sesi çıkmaya başlıyor. Bizlere 599 lirayı bile fazla gören patronlara göre, bölgesel asgari ücrete geçilmesi gerekiyormuş! Bunun anlamı şu: İstanbul’da 599 lira olan asgari ücret, Gaziantep veya Adana’da bunun da altında olacak. Güya bu şekilde daha fazla işçi işe alacaklarmış! Söyledikleri tam bir yalan! Ekonomi büyüyor, ama işsizlik azalmıyor, neden? çünkü üç işçinin yapacağı işi bir işçiye yaptırıyorlar. Biz işçiler zaten sefalet ücretine çalışıyoruz. Bu büyümenin işçiler açısından anlamı şudur: Sefalet ücreti, az işçiyle uzun ve tempolu çalışma saatleri ve artan güvencesizlik! Patronların sermayesi ve serveti büyüyor. Rekor kâr oranları açıklıyorlar. Ama tüm bunlara rağmen, patronlar, giydikleri bir gömleği almaya bile yetmeyen asgari ücretin fazla olduğunu söylüyorlar. Boşuna demiyoruz: Patronların ar damarı yoktur!

İktidardaki AKP hükümeti ise aynı diğer patron partileri gibi işçi düşmanlığına devam ediyor. Patronların sözünden çıkmayan AKP hükümeti, asgari ücrete günlük bir simit parası zam yapmaktan öteye geçmeyecek. üstelik yeni saldırı paketleri de kapıda. Hükümetin hazırladığı Ulusal İstihdam Projesi esnek çalışmayı dayatıyor, işsizlik sigortası fonu patronlara daha fazla açılıyor. Bu da yetmezmiş gibi, tam asgari ücret alma yaşını 16’dan 18’e çıkartıyor. Bu, yüz binlerce genç işçinin asgari ücretin alt sınırından ücret alması demektir. İşçilere bu şekilde saldıran AKP hükümeti, silahlanmaya milyarlarca dolar ayırmaktan, füze kalkanı projelerine bizlerin paralarını akıtmaktan geri durmuyor. Unutmayalım ki, silahlanmaya ayrılan paralar bizlerin ceplerinden çıkıyor. Asgari ücretin önemli bir kısmına vergi olarak el koymakla kalmıyorlar. Ayrıca tükettiğimiz her şeyden KDV ve ÖTV adı altında vergi kesiliyor. Yetmedi, daha nice adını bilmediğimiz vergi cinsi var. Esas olarak bizlerden kesilen vergilerle oluşan bütçe, parasız eğitime, sağlığa, konuta ve ulaşıma harcanmıyor.

İşçi kardeşler, asgari ücret için “en büyük toplu sözleşme” denir. çünkü milyonlarca işçi asgari ücrete çalışıyor. Ayrıca asgari ücret taban ücretidir, bu ücret diğer ücretleri belirler. örneğin, sendikalı olan bir işyerinde toplu iş sözleşmesi yapılırken, asgari ücret göz önüne alınır. Bugün sendikalı işçilerin bile çok büyük bir bölümü ya asgari ücret ya da biraz üzerinde bir ücret alıyor. Yani bu sorun yalnız asgari ücretlinin değil, işçi sınıfının tamamının sorunudur. örgütsüz olan milyonlarca sendikasız işçiyi de asgari ücretin sefalet ücreti olmaktan çıkartılması mücadelesine katmak, onları bu yolda örgütlemek hayati önemdedir. Asgari ücreti işçi kurulları belirlemelidir. İşçi kurullarının oluşturulması ve bu kurulların tartışarak ihtiyaçları belirlemesi, asgari ücretin buna göre ayarlanması mücadele hedefimiz olmalıdır.

Sendikalar açlık ve yoksulluk sınırını tespit etmenin ötesine geçmiyorlar. Oysa işçi sınıfının tüm kesimlerinin yaşanabilir bir ücret alabilmesi için sendikaların üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerekiyor. Yani başta sendikalı işçiler olmak üzere tüm işçiler anlamlı bir mücadeleye çekilmelidir. Birer işçi örgütü olan sendikalar, asgari ücretin sefalet ücreti olmaktan çıkartılıp yeterli bir düzeye çekilmesi için sendikalı-sendikasız, işli-işsiz, sınıfımızın tüm kesimlerini mücadeleye çağırıp harekete geçirmelidirler.

İşçi kardeşler, asgari ölçüde ihtiyaçlarımızı karşılayacak bir ücret istiyorsak bunu ancak biz belirleyebiliriz. Bunun için üstümüze düşeni yapmalı, hakkımızı aramalıyız. Ancak birleşen ve örgütlü mücadele eden işçiler taleplerini elde edebilirler.

15 Aralık 2010

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • “Bir adım öne geçme zamanı! 60 yıllık tecrübemizi çalışma hayatımızın yarınları için seferber ediyoruz. Ülkemizi geleceğin merkezi yapmak için teknoloji hareketini başlatıyoruz.” Metal Sanayicileri Sendikası MESS ilk ürününü paylaşmaktan gurur...
  • Sağlıklı bireyler olabilmek başta sağlıklı beslenmekten geçiyor. İyi beslenenler daha az hasta olurlar. Özellikle kanser gibi önemli hastalıklara yakalanma riskleri de düşer. Bağışıklık sistemleri güçlü olduğundan Covid-19 gibi bulaşıcı hastalıklara...
  • Koronavirüs salgını dünyanın her yerinde sağlık işçilerinin iş yükünü daha da arttırdı. Bu süreçte hayata geçirilen tüm uygulamalar bilim kisvesi altında yapılırken gelin biz de artan iş yükü ve gece mesailerini bilimsel çerçevede değerlendirelim....
  • Ah ah ne günlerdi! Hasta olmaktan ve iğnelerden korksam da hasta olunca yiyeceğim güzel yemeklerin hayalini kurardım çocukken. O zamanlar pek öyle dolabımız dolmazdı. Okula giderken yılda toplasan beş defa bile harçlık aldığımı bilmem. Alsak bile en...
  • Pandemi ortaya çıktığından beri biz işçilerin sırtına binen yük her geçen gün artıyor. Biz işçiyiz, yük hayvanı, bir alet ya da makine parçası değiliz. Bizlerin de yaşamları, aileleri ve özlemleri var. Ama öyle bir düzende yaşıyoruz ki, biz işçiler...
  • Dünyanın birçok ülkesinde ücret artışı, iş güvenliği önlemlerinin alınması, ağır çalışma koşullarının düzeltilmesi, sağlık alanında daha fazla istihdam gibi taleplerle sokaklara çıkan sağlık işçilerine İranlı sağlık işçileri de katıldı. İşçiler 2...
  • UİD-DER olarak, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı yılbaşı akşamı ve takip eden üç gün boyunca yaptığımız yayın akışı sırasında dünyanın dört bir yanından sınıf kardeşlerimizin mücadelelerini hatırlattık. “Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat Umut...
  • 2020 yılı işçi sınıfının haklarına yönelik büyük saldırıların gerçekleştiği bir yıl olarak geride kaldı. İşçilerin haklarını kırpmak, gasp etmek için her fırsatı değerlendiren sermaye sınıfı, koronavirüs salgınını da büyük bir fırsat olarak gördü ve...
  • Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar...
  • İş güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle sık iş cinayetlerinin gerçekleştiği sektörlerin başında gelen tersanelerde yine bir iş cinayeti yaşandı. İstanbul’da Tuzla Gemi Tersanesinde 9 Ocakta gerçekleşen iş cinayetinde 25 yaşındaki İsmail...
  • Cargill işçileri 11 Ocak’ta direnişlerinin 1000. gününde Tarım ve Orman Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmak ve çeşitli görüşmeler gerçekleştirmek için Ankara’ya gittiler. Tek Gıda-İş Sendikası Ankara Şubesine gelen işçiler buradan Bakanlığa...
  • Hindistanlı tarım emekçilerinin mücadelesi 40 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine devam...
  • “Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat, Umut Ekiyoruz Yarınlara!” yayın akışını farklı evlerde ama aynı duygularla takip eden genç metal işçilerinin duygu ve düşüncelerini paylaşıyoruz.

UİD-DER Aylık Bülteni