Navigation

Buradasınız

Üreten İşçiler Ama Yoksulluğa Mahkûm Edilen de İşçiler!

Bu Gidişatı İşçilerin Birliği Durdurabilir!

Aralık 2015, İşçi Dayanışması Bülteni No:93
Bizler bir sınıfız, işçi sınıfıyız. Bir tarafta üreten işçiler, öte tarafta ise ürettiklerimize el koyan patronlar, sermaye düzenine hizmet eden siyasi partiler, hükümetler var. Hangi din, dil ya da milletten olursak olalım; bizler yan yana gelip birlik olmadıkça, haklarımız için mücadele etmedikçe yaşamımızda olumlu hiçbir değişiklik olmayacak.

Şu sıralar işyerlerinde en çok asgari ücret meselesi konuşuluyor. 1 Kasım seçimlerini kazanmak isteyen AKP, asgari ücreti 1300 lira yapacağını vaat etmişti. Bizzat Çalışma Bakanlığı’nın açıklamasına göre Türkiye’de 6 milyona yakın işçi asgari ücretle çalışıyor. Aslında asgari ücretten 50 ya da 100 lira fazla alanları da eklediğimizde, 10 milyona yakın işçinin son derece düşük ücretlerle çalıştığını görürüz. İşte bu nedenle asgari ücrete yüzde 30 zam yapılacak olması işçiler tarafından önemseniyor.

İşçilerin ne durumda olduğu patronların zerre kadar umurunda değil. Onlar üretim maliyetlerini düşürerek daha çok kâr elde etmek istiyorlar. Üretim maliyetlerini düşük tutmak için öncelikle işçi ücretlerini düşük tutuyorlar.

Bugüne kadar bu zammın neden yapılmadığı sorusunu yineleyerek şunu soralım: Peki, 1300 lira işçilerin geçinmesi için yeterli mi? Bugünkü asgari ücret, gerçekten de asgari ihtiyaçları karşılayacak bir ücret mi? Değil. Bunu tüm işçiler biliyorlar. Öncelikle gelin asgari ücretin ne olduğuna bir bakalım.

Aslında her malın/ürünün bir değeri olduğu gibi işçilerin patronlara sattığı emek gücünün de bir fiyatı/değeri vardır. Evet, kapitalizm denen sömürü sisteminde işçilerin patronlara sattığı emek gücü bir metadan başka bir şey değildir. İşçi işgücünü satar ve karşılığında bir ücret alır. İşçinin çalışabilmesi için yemesi, içmesi, dinlenmesi gereklidir. Ama bu yetmez. İşçinin moral açıdan kendini çalışmaya hazır hissetmesi için tatile, tiyatroya, sinemaya, konsere, pikniğe vb. gitmesi yani topluma karışarak sosyalleşmesi de gereklidir. İşçi, aynı zamanda ailesinin bakımını da üstlenmek zorundadır. İşte tüm bu giderleri karşılayacağı varsayılan ücrete asgari ücret deniyor. Nitekim Asgari Ücret Tespit Komisyonu da asgari ücreti tanımlarken şöyle diyor: Asgari ücret, “işçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücrettir.”

Ne güzel! Peki, bugünkü asgari ücret bu tanıma uyuyor mu? Hayır! Asgari ücrete ya da biraz onun üzerinde ücrete çalışan işçi zor belâ karnını doyuruyor, ev kirasını ödüyor. Daha iyi beslenmek, giyinmek kültürel ve sosyal faaliyetlerde bulunmak işçiye haram! Dört kişilik bir aileye bugünkü asgari ücret nasıl yetebilir? İşte tam da bundan dolayı işçiler fazla mesaiye kalıyor ve gelirlerini bir parça arttırmaya çalışıyorlar. Fazla mesaiyle birlikte iş saatleri uzuyor ve işçilerin tüm yaşamı çalışmayla tükenip gidiyor. Böylece biz işçilerin yaşamı yük hayvanının yaşamını aratmıyor.

İşçilerin ne durumda olduğu patronların zerre kadar umurunda değil. Onlar üretim maliyetlerini düşürerek daha çok kâr elde etmek istiyorlar. Üretim maliyetlerini düşük tutmak için öncelikle işçi ücretlerini düşük tutuyorlar. Tam da bu noktada asgari ücretin düşük tutulması patronlar için çok önemlidir. Çünkü tüm patronlar, asgari ücreti ve asgari ücrete yapılan zammı esas alarak hareket ediyorlar. Patronların çıkarını dikkate alan hükümetler ve son 13 yıldır AKP hükümeti, asgari ücreti baskıladı, baskılıyor. Yıllardır, yüzde 3+3’lük zamla asgari ücret düşük tutuluyor. Böylece tüm işçi ücretleri düşük tutulmuş oluyor. Dolayısıyla aldığımız üç kuruş zam tez zamanda hayat pahalılığı karşısında eriyip gidiyor. Hayat pahalılığı artarken, alım gücümüz (reel ücret) düşmüş oluyor.

Bu nedenle, 1300 liralık asgari ücret derdimize deva değil. Sendikaların yaptığı araştırmaya göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 1400 liradır. Evet, bu açlık sınırıdır. Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı ise 4500 lirayı aşmış bulunuyor. Gerçek budur! Lakin gerçek bu olmasına rağmen, çok sayıda işçi asgari ücretin daha fazla artmasının mümkün olmadığına inanıyor. Oysa mümkün, ama bunun için işçilerin birlik olup mücadele vermesi lazım. Sonuçta ücretlerin ne düzeyde olacağını patronlar ile işçiler arasındaki güç dengesi belirliyor. Eğer işçiler birlik olur, bilinçli ve kararlı bir şekilde mücadele verirlerse güç dengesi işçilerden yana değişir ve o zaman patronlar ücretleri yükseltmek zorunda kalırlar. Zaten bu güç dengesi patronlardan yana değiştiği için ücretleri baskılıyor ve düşük tutuyorlar. Bu yüzden bugünkü asgari ücret temel ihtiyaçlarımızı karşılayacak bir asgari ücret bile olamıyor.

Şunu hiç unutmayalım: İşçiler mücadele vermeden hiçbir hak elde edemezler. Mücadele eden işçi, kazandığı hakkı savunmasını da bilir. AKP’nin verdiği yüzde 30’luk zam aslında bir seçim rüşvetidir. Atalarımız boşuna dememişler, “haydan gelen huya gider!” Bugün seçim rüşveti veren AKP, yarın onu verdiği gibi de alacaktır. Nitekim 2016’nın ikinci yarısında asgari ücrete zam yapılmayacak. Hatta yasanın iki sene zam yapılmamasına izin verdiğinden bile söz ediyorlar. Patronların yükünü hafifletmek adına devlet, yapılan zammın bir kısmını bütçeden ve İşsizlik Sigortası Fonundan karşılayacak. Yani yük yine işçilerin sırtına binecek!

Asgari ücrete yapılan zamla gözleri boyamaya çalışan hükümet, diğer taraftan işçilerin haklarına dönük saldırılarını sürdürüyor. Geçtiğimiz günlerde hükümet programını açıklayan Başbakan Davutoğlu, kıdem tazminatı meselesini gündemlerine aldıklarını açıkladı. Kıdem tazminatı işçiler için iş güvencesidir. Patronlar ise kıdem tazminatını kaldırarak işgücü maliyetlerini daha da ucuzlatmak istiyorlar. Patronlara hizmet eden hükümet, uzun bir süredir Türkiye’yi aynı Çin gibi ucuz işgücü cennetine çevirmek istiyor. Aslında bunu büyük ölçüde başarmış durumda. Meselâ AKP tarafından yaygınlaştırılan taşeronluk sistemi, ücretlerin düşürülmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Üretim maliyetlerini düşürmek için iş güvenliği önlemleri alınmıyor ve her ay 150’ye yakın işçi iş cinayetlerinde yaşamını kaybediyor. Yalnızca 2015 yılında 1700’e yakın işçi iş cinayetlerine kurban gitti. Bunun bir savaştan ne farkı var?

İşçiler ağır koşullarda çalışıyor, iş kazalarında can veriyor ve sefalet koşullarında yaşıyorlar. Patronların serveti ise büyüdükçe büyüyor. Bu nasıl bir düzen, bu nasıl adalet, bu nasıl mantık? Bir kilo meyve için Koç ailesinin de yoksul bir işçi ailesinin de ödediği vergi miktarı aynı! Bir de utanıp sıkılmadan herkes eşit diyorlar! Biz böyle bir eşitlik istemiyoruz, eşitliğiniz yerin dibine batsın!

İşçi kardeşler, bizler bir sınıfız, işçi sınıfıyız. Bir tarafta üreten işçiler, öte tarafta ise ürettiklerimize el koyan patronlar, sermaye düzenine hizmet eden siyasi partiler, hükümetler var. Hangi din, dil ya da milletten olursak olalım; bizler yan yana gelip birlik olmadıkça, haklarımız için mücadele etmedikçe yaşamımızda olumlu hiçbir değişiklik olmayacak. Bugün bizleri sefalet ücretine razı edenler, yarın savaşlara sürmekten de geri durmayacaklar. İnanın kardeşler, bu gidişatı ancak işçilerin birliği durdurabilir.

18 Aralık 2015

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Fransa’nın başkenti Paris’te işçiler emeklilik hakkına yönelik saldırıları grevlerle protesto ediyor. Genel İşçi Konfederasyonu (CGT) üyesi taşıma işçileri, “reform” adı altında emeklilik hakkının tırpanlanmasına karşı 13 Eylülde grev gerçekleştirdi...
  • DERİTEKS, 14 Eylülde VIP Tekstil önünde işten atmaları, artan baskıları protesto etmek için bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasına TÜMTİS, Petrol-İş, Koop-İş, Türk Metal, Tekgıda-İş, Basın-İş sendikalarının temsilci ve yöneticilerinin yanı...
  • Her gün aydınlanan güne uyanıp, günlük hayat koşturmamıza başlıyoruz. İşe, okula giderken bir kısmımız yolu haber okuyarak, bir kısmımız da sosyal medyaya bakarak geçiriyor. Peki, hangi sabah bu haberlere ve gelişmelere bakarken bir cinayet veya...
  • Merhaba dostlar, işçi ve emekçiler olarak hayatımızın her alanında kapitalist sistemin bize dayattığı ağır şartları yaşıyoruz. Bu sistem bizi hayatın her alanında eziyor. Yıllarca okuyup aylarca işsiz kalan ve henüz yeni iş bulabilmiş genç bir...
  • MESS ile işçi sendikaları arasında sürecek grup toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin başlamasına kısa bir süre kaldı. Yetkili sendikalar işçilerin ücret ve sosyal haklarına yapılmasını talep ettikleri zam oranlarını açıklamaya başladılar. Gerek...
  • General Motors’un Güney Kore’deki 3 fabrikasında çalışan yaklaşık 8 bin işçi, 9 Eylülde greve çıktı. Kore Metal İşçileri Sendikası (KMWU) üyesi işçiler ücret artışı talebiyle üç günlük bir grev gerçekleştirdiler. Arjantin’de Başta kamu çalışanları...
  • 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin üzerinden 39 yıl geçti. Ama darbecilerle ve onları işbaşına çağıran sermaye sınıfıyla davamız kapanmadı. İşçi sınıfının mücadele örgütleri 12 Eylül’ü asla unutmamalı ve unutturmamalı. Çünkü Türkiye işçi...
  • Geçtiğimiz günlerde UİD-DER olarak Cargill direnişçilerini ziyarete gittik. Cargill işçileri Tek Gıda-İş sendikasına üye oldukları için haksız yere işten çıkarılmışlardı. O günden sonra mücadeleye başladılar. Şu an ise 500 günü aşkın bir süredir...
  • Güney Afrikalı binlerce kadın giderek artan kadına yönelik şiddeti protesto etmek için 4 Eylülde sokaklara döküldü. Emekçi kadının ezilmişliğini besleyerek büyüten kapitalist sisteme ve temsilcilerine tepki gösteren kadınlar, eylemlerini Dünya...
  • İngiltere’de South Western Demiryolu Şirketine bağlı çalışan işçiler 30 Ağustosta greve çıktı. İşçiler şirketin istasyonlarda ve trenlerde güvenlik işçilerini işten çıkarma planını engellemek için uzun süredir mücadele yürütüyor. Haziran ayında 5...
  • Geçtiğimiz günlerde yeni yönetimini belirleyen Petrol-İş Sendikası, Cargill direnişini 512. gününde (11 Eylül) ziyaret etti. Genel Başkan Süleyman Akyüz ve sendikanın merkez yöneticileri ile Gebze’deki işyerlerinden gelen işçi temsilcilerinin...
  • Ben özel bir hastanede çalışan, sizler gibi alın terimi, emeğimi ortaya koyarak geçinmeye çalışan genç bir işçiyim. Zorluklara, patronlara ve onların sömürü sistemine karşı mücadele veriyorum aynı sizler gibi… Bağlı olduğum, bundan da mutlu ve...
  • Geçtiğimiz günlerde devlete bağlı işletmelerde çalışan binlerce işçiyi yakından ilgilendiren toplu iş sözleşmesi imzalandı. Türk-İş ile Aile ve Çalışma Bakanlığı arasında imzalanan sözleşmede binlerce işçi sefalet ücretine mahkûm edildi. Binlerce...