Navigation

Buradasınız

Grev Hakkımı İsterim!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 113
Türkiye işçi sınıfı Osmanlı’nın son dönemlerinden başlayarak bu güne kadar çok zor koşullarda grevler düzenledi. Tersane, tramvay, dokuma gibi işkollarında gerçekleşen grevlerin kimini kazandı, kimini kaybetti. Her grev işçilerin mücadele tarihine yazılmış bir deneyimdir. İşçiler daha örgütlü, daha bilinçli mücadele etmeyi öğrenirler grevlerde. Boşuna dememişler grevler işçi sınıfının mücadele okuludur diye! İşte bu grevler, yani işçilerin-üretenlerin mücadelesi şairleri de etkilemiştir.

İktidar grevi bir “tehdit” olarak görüyor ve işçiler daha greve çıkmadan grev yasağıyla karşı karşıya kalıyorlar. Son dönemde metal, cam, banka, sağlık gibi işkollarında işçi grevleri, hükümet tarafından yasaklandı. Patronların yüreğine su serptiği bir konuşmasında Erdoğan grevle ilgili şöyle konuştu: “Soruyorum, iş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde Türkiye’de OHAL vardı ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Ama şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz. Diyoruz ki hayır burada greve müsaade etmiyoruz çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz biz OHAL’i.” Erdoğan grev “tehdidini” ortadan kaldırmakla övünürken açık açık patronlara arka çıkıyor. İşçileri patronlar karşısında güçsüz ve çaresiz bırakmak istiyor. Grev hakkı olmadan işçilerin patronlar karşısında pazarlık şansı yoktur. Bu nedenle geçmiş işçi kuşakları grev hakkı için mücadele etmiş ve bu meşru hakkı yasalara da geçirmişlerdir.

Türkiye işçi sınıfı Osmanlı’nın son dönemlerinden başlayarak bu güne kadar çok zor koşullarda grevler düzenledi. Tersane, tramvay, dokuma gibi işkollarında gerçekleşen grevlerin kimini kazandı, kimini kaybetti. Her grev işçilerin mücadele tarihine yazılmış bir deneyimdir. İşçiler daha örgütlü, daha bilinçli mücadele etmeyi öğrenirler grevlerde. Boşuna dememişler grevler işçi sınıfının mücadele okuludur diye! İşte bu grevler, yani işçilerin-üretenlerin mücadelesi şairleri de etkilemiştir. Grev kelimesi şiirlerde yaratıcı bir imgeye dönüşmüştür. Elbette her şair grevi yazmadı, yazamazdı. Çünkü grev üzerine yazmak taraf olmaktır. Yüzünü sömürülen, aşağılanan yoksul işçilere dönmektir. Örgütlendiklerinde geleceği onların kuracağını bilmektir. Egemenlerin baskılarına boyun eğmemektir. O nedenle az ama öz oldu grev şiirleri.

Stop!

Fren!

Zınkk!.

Dur-du!

Amele

Başparmağını tele

Dokundurdu!.

Akümülatör, dinamo, motor, buhar, benzin

Elek-trik!

Tirrrrrrk!

Dur-du!

Yüksek tuğla bacalarda dumanlar donakaldı,

Koptu kayışlar!..

Nâzım Hikmet 1923 yılında bir dergide yayınladığı “Grev” adlı şiirinde fabrikaları böyle betimliyordu. Grev daha ilk anda sessiz ve hareketsiz bir atmosfere neden olur. Bu sessizlik işçilerin “artık yeter” çığlığıdır. Fırtınanın başlangıcıdır. Gerçekten de grev hayatı durdurabilir. Her şey işçinin elinin şaltere uzanmasıyla bir anda duruverir. Artık işçi için grevden başka bir çıkar yol yoktur. Sıra kozların paylaşımına gelecek, taraflar bütün örgütlülüğüyle meydana çıkacak, kazanan ve kaybeden grevin sonucunda belli olacaktır. Daha kararlı olan, daha örgütlü olan kazanacaktır.

1963 yılında İstanbul’da Kavel Kablo fabrikasında işçiler, el konulmak istenen haklarını korumak için greve çıkarlar. Oysa kanunlarda grev yasaktır. Buna rağmen Ocak ayının soğuk günleri grev ateşiyle ısınmaya başlar. İki ay boyunca grev bayrağını dik tutan işçiler bütün taleplerini patrona kabul ettirirler. Üstelik grev yasağını delen işçiler, Türkiye işçi sınıfına da grev hakkını armağan ederler. Grev hakkı yasalara geçer. “Kavel yasası” olarak anılan yasayla meşru, fiili bir hak olarak kullanılan grev, yasal bir hak olarak da tanınır. Kararlı ve örgütlü işçiler grevin ne denli önemli bir mücadele aracı olduğunu ortaya koymuştur.

İşime karım dedim

Karıma Kavel diyeceğim

Ve soluğum tükenmedikçe bu doyumsuz dünyada

Güneşe karışmadıkça etim

Kavel grevcilerinin türküsünü söyleyeceğim

Ve izin verirlerse Kavel Grevcileri,

İzin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerim,

İzin verirlerse Kavel Grevcileri,

Ve ben kendimi tutabilirsem eğer, sesimi tutabilirsem

O çoban ateşinin yandığı yerde, Kavel’de,

O erkekçe direnilen yerde, Kavel’de

Karın altında nişanlanıp dostlarımın arasında

Öpeceğim nişanlımı Kavel kapısında

Ve izin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerim

İzin verirlerse Kavel Grevcileri

İlk çocuğumun adını Kavel koyacağım

Şair Hasan Hüseyin, Kavel işçilerinin mücadelesine adadığı şiirinde “Kavel”i artık bir fabrika ismi olmaktan çıkarmış, direnen, mücadele eden ve hakkını alan işçi imgesine dönüştürmüştür. Grev öyle önemlidir ki “işime, karıma Kavel diyeceğim, ilk çocuğumun adını Kavel koyacağım” der şair. Grev bir işçinin hem kendisinin hem ailesinin hem de ait olduğu sınıfın haklarını koruyup geliştireceği bir haktır. Greve çıkan işçi büyük işçi sınıfı ailesinin bir parçası olduğunu görür ve yalnız olmadığını anlar. Kendine ve sınıfına duyduğu güven kat be kat artar. Zaten grevin sırrı burada yatar: Grev işçiyi eğiten bir okuldur, işçinin kendine, sınıfına ve haklı davasına duyduğu güvenin büyümesidir. Grev işçilere cesaret verir.

Atilla İlhan “Grev” şiirinde işçilerin birlikten gelen cesaretini ve grev hakkına sahip çıkmalarını anlatır:

Oy bilesin ki ben haa

Taş döven demir döven

Oy bilesin ki ben haa

Toz toprak içinde şanlı

Sıfatım kat’i çopur

Ellerim mağrur yağlı

Oy bilesin ki ben haa

Yerden cevahir söken

Zincirin yitirmiş dev

Erkân üzredir feryadım

Grev hakkımı isterim

Grev hakkımı isterim

GREV!

12 Eylül 1980 askeri darbesine dek birçok grevde işçiler, böyle tok bir sesle grev hakkına sahip çıktılar. 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, MESS Grevleri, DGM Direnişleri ve daha nice mücadelelerde işçiler sınıflarına yaraşır kararlı bir tutum aldılar. Bu mücadeleler sayesinde Türkiye işçi sınıfının ekonomik kazanımları da demokratik hakları da ilerledi. Toplumu daha güzel bir gelecek ümidi ve bu geleceği mücadeleci işçilerin yaratacağı inancı sarıp sarmaladı. İşçi sınıfı artık toplumsal ilerlemenin lokomotifi olmuştu. Bu durum sanatçılara da ilham veriyordu. Sinemacılar, şairler, yazarlar, aydınlar işçi sınıfının mücadelesine destek vermekten, onun bir parçası olmaktan onur duyuyorlardı. İşçi sınıfının mücadelesini destekleyen sanatçılar, yaratıcılıklarını; egemenlerin toplumu çürütmesine, yozlaştırmasına, uyuşturmasına dur demek için kullandılar.

dalga dalga büyü gel

grev grev yürü gel

kavgadan kaçmak olmaz

yüreğini al da gel

İşçi sınıfından yana olanlar yüreklerini alıp gelmişti. Artan grevler, mücadelelerin çeşitlenip yaygınlaşmasını sağlamış ve toplum büyük bir örgütlenme seferberliğine girişmişti. İşte bu durum sermaye sınıfı için alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Sermaye sınıfı ve ordu ele ele vererek 12 Eylül askeri faşist darbesini tezgâhladı. Darbenin daha ilk günlerinden itibaren grevler yasaklandı, işçi örgütleri kapatıldı. Grevlerde kazanılan tecrübe ve birikimin yeni işçi kuşaklarına aktarılmasının önü kesildi. Aktarma kayışları koptu. Bugün geldiğimiz aşamadaysa OHAL grevleri yasaklamak için tehdit olarak kullanılıyor. Bu durumun sonucu işçi sınıfı üzerindeki sömürü ve baskının artması, sermayenin kârının katlanarak büyümesidir.

Tarihin bu kesitinden de alınacak çok büyük bir ders var: Greve düşman olanları iyi tanımak ve grevi yasaklayanlara karşı öfkeyi bilemek gerek. Patronların ve hükümetin el ele vererek grevleri yasakladığını hiç ama hiç unutmamak gerek. Bilinçlenmeye, örgütlenmeye devam etmek gerek. Şunu çok iyi biliyoruz ki günü geldiğinde işçi sınıfı ayağa kalkacak ve sömürü düzenine “yeter” diyecek.

Direnç çiçeğinin gülleri geç açar

Çatlattığı kayadan su gürül gürül akar

Kavgayı büyütüp öfkeyi bileyen

Ateşten bir yürek özgürlük isteyen

Yarını kuracak depremleri bekle

Umudun yitirme birliğini örgütle!

20 Ağustos 2017

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...
  • 30 yaşında üniversite mezunu bir işsiz kadın arkadaşımız KPSS’den barajın üstünde puan aldıktan sonra devlet memurluğuna başvuru için klavye kursuna gidiyor. Anlattıkları milyonlarca gencin hikâyesi. Bin bir hayalle üniversiteden mezun olduktan...
  • Fırat Eroğlu henüz 17 yaşındaydı, uzun kirpikleri, kara gözleriyle şirin mi şirin bir delikanlıydı. Motokurye olarak çalışıyordu. Ne yazık ki her gün iş kazalarında yaşamını yitiren onlarca işçiden biri oldu gençliğinin baharında. UİD-DER’li...
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı...

UİD-DER Aylık Bülteni