Navigation

Buradasınız

İşçiler 1 Mayıs Coşkusunu Anlatıyor

Mayıs 2011, No: 38

İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs, Türkiye’nin pek çok kentinde coşkulu bir şekilde kutlandı. Kutlamaların ana merkezi olan İstanbul Taksim Meydanı’na yüz binler sel olup aktı. Coşkulu ve kitlesel geçen 1 Mayıs’ta tüm dünya işçilerinin kalbi ortak duygularla attı. İşçiler, emekçiler, öğrenciler ve Kürt halkı, sabahın erken saatlerinde toplanma noktalarına gelmeye başladı. UİD-DER’li işçiler olarak bizler de Taksim Meydanında yerimizi aldık.

Yüz binlerin bir arada olduğu kitlelere Taksim alanı dar geldi. Saygı duruşuyla başlayan kürsü programında 1977 1 Mayıs’ında katledilen işçilerin isimleri tek tek okundu ve her işçinin isim okunduğunda alandaki yüz binler “aramızda” diye haykırdı. 1 Mayıs tertip komitesinin hazırladığı ortak bildiri iki direnişçi işçi tarafından okundu. Daha sonra bu metin Kürtçe olarak da okundu. Müzik gruplarının sahne almasıyla Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs coşkusu daha da arttı. Gerek İstanbul Taksim’de gerekse diğer kentlerde meydanları dolduran yüz binlerce işçi işsizliğe, yoksulluğa, savaşlara, iş cinayetlerine, nükleer felâketlere karşı öfkelerini sloganlarla dile getirdiler. İşçi sınıfının ve toplumun çeşitli kesimlerinin, alanlara çıkması, 1 Mayıs’ın birleşik ve kitlesel olması işçi kitlelerine moral verdi.

1 Mayıs’ta UİD-DER kortejinde yürüyenler anlatıyor

UİD-DER 1 Mayıs’a kitlesel bir katılım gerçekleştirdi. Sanayi bölgelerinde çalışmalarını yoğunlaştıran UİD-DER, afişlerinde yazdığı gibi, işçileri Fabrikalardan Alanlara taşıdı. Mersin’den, Adana’dan, Ereğli’den, Ankara’dan, Kütahya’dan, Edirne’den, Eskişehir’den, Kocaeli’nden ve İstanbul’un sanayi bölgelerinden ve işçi mahallelerinden gelen emekçiler UİD-DER kortejinde yerlerini aldılar. Derneğimiz, toplanma alanında kendi programını hayata geçirdi. Ses aracının üzerinden konuşmalar yapıldı, şiirler okundu ve canlı olarak UİD-DER Müzik Grubu bir konser verdi. UİD-DER başkanı Bayram Yılmaz burada yaptığı konuşmada, işçi sınıfının uluslararası mücadelesine vurgu yaptı. 

Baştan sona örgütlü ve disiplinli bir şekilde hareket eden UİD-DER kortejinde coşku tüm miting boyunca ve dönüş yolunda da sürdü. Derneğimize gönderilen onlarca okur mektubunda sınıf kardeşlerimiz, mitinge nasıl hazırlandıklarından ve nasıl yaşadıklarından söz ediyorlar. Bir kardeşimiz gönderdiği mektupta bu süreci anlatıyor: “Hepimiz az çalışmadık, az hazırlanmadık o gün için. Mahallelerde işçi ailelerinin kapılarını tek tek çaldık. Sanayi bölgelerinde sabah işe gidiş, akşam iş çıkış saatlerinde, işçi semtlerinin işlek caddelerinde bildirilerimizi dağıttık. Fabrika duvarlarını, mahalleleri, caddeleri afişlerimizle donattık. Hep beraber dövizlere taleplerimizi yazdık. Etkinlikler düzenleyerek sınıfımızın bu anlamlı ve önemli gününü işçi arkadaşlarımıza anlattık. Ve sonunda o gün geldi, 1 Mayıs 2011.”

1 Mayıs sabahında ise yaşanan heyecanı bir başka kardeşimiz anlatıyor: “Sabahın erken saatleri, daha güneş bile doğmadı ama biz ayaktayız. Pencereden dışarı baktım. Hafif sisli, soğuk ve karanlık bir hava. Üstüme kalın bir şeyler alıp dışarı çıktım. Hiç ses yok, herkes yataklarında uyuyor. BUGÜN 1 MAYIS 2011 PAZAR. Hadi başlayalım ve bu kasvetli havayı bayrama çevirelim.”

Daha UİD-DER temsilciliklerinin önünde bu kasvetli havanın yerini sıcak bir heyecan almıştı. Tüm temsilciliklerden otobüslere binildi. Marşlar ve türküler söylendi, konuşmalar yapıldı, sloganlar prova edildi. Toplanma alanında coşku kortej oluşturulmuş ve coşku daha da artmıştı. Bir kardeşimiz şunlar yazıyor: “Kortejimiz herkesin ilgisini çekiyordu. Kızıl bir güneşti kortejimiz. Bir gün uzak bir ülkenin ufkundan doğacak kızıl bir güneşti. Yürüdükçe büyüyordu UİD-DER. Sloganlarıyla korku salıyordu eli kanlı patronlara. Büyüklüğüyle güç veriyordu sınıf kardeşlerine. Disiplini ve görüntüsüyle örgütlü olmanın nasıl bir şey olduğunu gösteriyordu dosta düşmana.”

UİD-DER kortejinin etraftaki emekçiler tarafından ilgi çekmesini bir deri işçisi gönderdiği mektupta dile getiriyor: “Görevim gereği kortejin kenarında duruyordum ve sürekli insanlar yanıma gelip ‘UİD-DER ne demek?’, ‘İsminizin anlamı ne?’, ‘Kortejinizin coşkusu ve disiplini ne güzel diyordu.’” UİD-DER taleplerinin ve sloganlarının net olması saflarımızda mitine katılan sınıf kardeşlerimizi derinden etkilemiştir. Bir kardeşimiz gönderdiği mektupta bu hususa dikkat çekiyor: “1 Mayıs’a katıldığımızda şunu fark ettik ki, UİD-DER ile katılan tüm işçi arkadaşlar ne talep ettiklerinin farkındaydılar. Bunu kortejin disiplininden ve sloganlardaki coşkudan anlıyorduk. Kortejimize etraftaki işçilerden de yoğun bir ilgi vardı, resimler çekiliyor, kameralara alınıyorduk sık sık. Yanımıza yaklaşanlar UİD-DER’in açılımının ne olduğunu soruyorlardı merakla. Biz de açıklamasını yapıyor, işçilerin kurduğu bir dernek olduğunu ve her sektörden işçi ve emekçi arkadaşların bulunduğunu söylüyorduk.”

Güzel ve kalıcı şeyler ancak çalışma ve özveriyle oluyor. UİD-DER’li işçiler hiç yüksünmeden canla başla çalışıyorlar ve bu çabaları meyvelerini de veriyor. Bir kardeşimiz bu gözlemini şöyle aktarıyor: “1 Mayıs’ın coşkusu bambaşka, hele bir de UİD-DER’le katılıyorsak daha bir başka oluyor. Çünkü UİD-DER kortejindeki işçi arkadaşlarımız hiçbir görevden kaçmıyor, herkes bir görev almak istiyor ve tüm işleyiş örgütlü bir şekilde yürüyor.”

Patronlar sınıfı 1 Mayıs’ı hep karanlık bir gün olarak sundular. Bir kardeşimiz gönderdiği mektupta bu korkularını nasıl geride bıraktığını anlatıyor: “Oradaki coşku ve uyum, giderken içimdeki bütün korkularımı alıp götürdü. Anladım ki aslında korkularımızın ve güçsüzlüğümüzün sebebi yalnız oluşumuzmuş. Bu ilk 1 Mayıs’ımdı ama artık her yıl UİD-DER kortejinde yerimi alacağım.”

Çocuğuyla 1 Mayıs’a gelen bir annenin şu sözleri de çok önemli: “Benim annem beni hep böyle şeylerden uzak tutmaya çalıştı ama ben çocuğumu özellikle getirdim. Büyüdüğünde işçi olacak. O yüzden şimdiden işçi sınıfının mücadele gününü bilmeli.”

Kütahya’dan, ailesinin tepkisine rağmen 1 Mayıs’a gelen bir kardeşimiz şunları anlatıyor: “Eve döndüğümde herkes derin bir oh çekti. Babaannem ‘ben bugün hep seni düşündüm, eve dönmeyeceksin sandım’ dedi. Bayağı korkmuştu gerçekten. Annem yüzüme gözüme baktı bir şey olmuş mu, dayak yemiş miyim diye. Onlara da 1 Mayıs’ın güzelliğinden bahsettim. Nasıl geçtiğini anlattım. Çocuğundan yaşlısına herkesin orada olduğunu söyledim. Ve bana söyledikleri tek şey, ‘helal olsun sana, seneye biz de geliyoruz’ oldu.”

İşçiler güçlerinin farkına vardıklarında moral bulurlar ve kendilerini patronlar karşısında güçlü hissederler. 1 Mayıs, bu yönüyle aynı zamanda dönüştürücü bir etkiye sahiptir. Bir işçi arkadaşımızın yazdığı gibi: “1 Mayıs’a değin, ‘bugüne kadar hayatında geçirdiğin en güzel gün hangisi?’ diye sorsalardı, çok düşünürdüm. Ama şimdi sorsalar hiç düşünmeden cevap verebilirim: 1 Mayıs 2011 Pazar günü. Çünkü ben o güne kadar böyle bir duygu yaşayamamıştım.”

1 Mayıs alanına örgütlü bir şekilde yürüyen UİD-DER, dönüş yolunda da örgütlü ve disiplinli bir şekilde hareket etti. Marşlar ve türküler söylendi, sloganlar atıldı. Bir kardeşimiz bu konuda duygularını şu şekilde ifade ediyor: “Ve dönüş yolu. İşte burası da çok eğlencelidir. Hatta süperdir. 1 Mayıs’ı hakkını vererek kutlamanın verdiği mutluluk yüzümüze yansır. Dönüş yolunda ‘ENTERNASYONALLE KURTULUR İNSANLIK!’ pankartının arkasında yürüdük. Söylenen şarkıların, atılan sloganların, ayrı bir lezzeti vardır burada. Sesimiz sokakları inlettikçe, çevredeki insanların bize bakışları ve ‘helal olsun size’ deyip alkışlamaları aslında her şeyi anlatıyor bizimle ilgili.” UİD-DER’in dönüş yürüyüşü servis araçlarının olduğu yere kadar sürdü. Böylece UİD-DER örgütlü başladığı 1 Mayıs’ı örgütlü bitirerek işçi disiplininin ne olması gerektiğini bir kez daha ortaya koymuş oldu.

Yaşasın 1 Mayıs!, Bijî Yek Gulan!

Yaşasın İşçi Sınıfının Uluslararası Mücadele Birliği!

15 Mayıs 2011

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...
  • Geçtiğimiz haftalarda, çok bilindik bir program olan “Güldür Güldür”de işçi sınıfının örgütlülüğünün dağıtılarak yıllar içinde nasıl sorgulamayan işçiler yaratıldığı anlatıldı bir skeçle. İzlediklerimiz komik bir şekilde ele alınmıştı ancak bir kez...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...
  • Kapitalist sistemin yarattığı büyük çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler, derinleştirdiği toplumsal sorunlar her geçen gün daha fazla can yakıyor. 21’inci yüzyılın teknolojik gelişmişlik ve üretim düzeyine rağmen yüz milyonlarca insan açlık...
  • “Biz ekmeğimizin peşindeyiz.” Ne çok duyarız bu sözleri çalıştığımız fabrikalarda, işyerlerinde, grev ve direnişlerde. Kimi zaman yapılan bir yanlışın üzerini örtmek, bahane bulmak için kullanılır. “Bakma yapmak istemezdim ama işte ekmeğimizin...
  • Krizin ve Covid-19 salgınının yükü işçi ve emekçilerin üzerine yıkılmaya devam ediyor, yoksullaşma derinleşiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in Covid-19 Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu Raporu, İşsizlik Sigortası Fonunun...
  • Tüm dünya yeni bir yıla “merhaba” dedi. Çeşitli dillerde, farklı tonlarda çıktı bu merhabalar. İnsanlar yeni yılda yeni dilekler dilediler. Kimisi milyarlarına milyar istedi yüzü kızarmadan, mücevher takımına yeni yeni mücevherler istedi. Kimisi iş...
  • Otomotiv sektörüne plastik araba parçaları üreten bir fabrikada çalışıyorum. Covid-19 salgınıyla birlikte çalıştığımız fabrikada bir panik havası vardı. Televizyonlardan, internetten yayılan korku ve panik havası hemen herkesi çok etkiledi. Toplum...
  • Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’nin ilk aylarında hayatımıza giren pandemiyle birlikte yaşamımız içinden çıkılmaz hale geldi. İşsizlik, yoksulluk derken bir de üstüne gelen yasaklarla beraber nefes alamaz olduk. Biz işçiler için zor bir yıldı....
  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...

UİD-DER Aylık Bülteni