Navigation

Buradasınız

İşçiler de Siyaset Yapar, Yapmalıdır da!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 119
Molalarda, paydoslarda sohbetler dönüp dolaşıp ülke gündemine geldiğinde, işçiler gündeme dair konuşurlar, konuşmak zorunda kalırlar ama öte taraftan da siyaset yapmaya karşı olduklarını söylerler. Kimi işçi, siyasetin televizyonlarda boy gösteren iyi giyimli, iyi eğitimli bir avuç politikacının işi olduğunu düşünür. Onlara göre kendi meslekleri başkadır; meselâ bir metal fabrikasında CNC operatörü veya bir tekstil atölyesinde ütücüdürler.

Molalarda, paydoslarda sohbetler dönüp dolaşıp ülke gündemine geldiğinde, işçiler gündeme dair konuşurlar, konuşmak zorunda kalırlar ama öte taraftan da siyaset yapmaya karşı olduklarını söylerler. Kimi işçi, siyasetin televizyonlarda boy gösteren iyi giyimli, iyi eğitimli bir avuç politikacının işi olduğunu düşünür. Onlara göre kendi meslekleri başkadır; meselâ bir metal fabrikasında CNC operatörü veya bir tekstil atölyesinde ütücüdürler. Siyasetin tartışma ve husumet doğuracağını düşünen işçilerin sayısı da az değildir. Böyle düşünen işçiler “tatsızlık çıkmasın” diyerek, arkadaşları arasında bir bölünme olacağı kaygısıyla siyasal gündeme dair konuşmaktan kaçınırlar. Çoğunlukla söylenen şudur: “Ben siyasetten anlamam”, “şimdi işe siyaseti karıştırmayalım, biz ekmeğimizin derdindeyiz.”

Peki, nedir siyaset? Bu sorulara doğru cevap verebilmek için dünyayı doğru kavramak gerekiyor. Sadece yaşadığımız topraklarda değil tüm dünyada toplum iki ana sınıfa bölünmüştür. Bir tarafta dünya üzerindeki tüm zenginliğin üreticisi olan fakat iliklerine kadar sömürülen ve sayısı milyarlarla ifade edilen bir sınıf var; işçi sınıfı. Diğer tarafta ise üretilen tüm zenginliğe el koyan bir avuç sömürücü asalak var, yani patronlar sınıfı. Bu iki sınıfın yaşamı, kaygıları, çıkarları, hedefleri birbirinden farklıdır. Meselâ işçiler iş saatlerini düşürmek ve ücretlerini yükseltmek isterken, patronlar tam tersini hayata geçirmek isterler. Peki, bu iki sınıf dünyaya aynı pencereden bakabilir mi? Hayır! Ortak çıkarlar yoksa ortaklaştıkları bir siyaset de olamaz, olmamalıdır. Çünkü siyaset ortak çıkarlara sahip insanların bir araya gelerek çıkarlarını savunmasının ve taleplerini hayata geçirmeye çalışmasının adıdır. Bu nedenle patronların siyaseti başkadır, işçilerin siyaseti başka…

Patronlar ve onların temsilcileri, kendi çıkarlarını toplumun genel çıkarıymış gibi gösterir ve sık sık “aynı gemideyiz” martavalları okurlar. Onlar ister ki işçiler kendi sınıf çıkarını düşünmesin, kendi siyasetlerini yapmasın ve bu sömürü düzeni ilelebet sürüp gitsin! Bu yüzden işçileri siyasetten uzak tutmak için çabalarlar. Ama sıra kendilerine geldi mi sonuna kadar siyaset yaparlar. Kendi çıkarları doğrultusunda toplumu, medyayı, kanunları ve devlet politikasını şekillendirir, yönetirler.

Örneğin OHAL ile birlikte grev yasakları seriye bağlanmış durumda, zaten bizzat Erdoğan patronlarla yaptığı bir toplantıda OHAL’i grevleri yasaklamak için kullandıklarını itiraf etti. Son süreçte metal işçilerinin MESS grup toplu sözleşme sürecinde aldığı grev kararı Bakanlar Kurulunca yasaklandı. Metal işçileri bu yasak karşısında öfkelendiler, OHAL’in kaldırılmasını istediler. Patron örgütü MESS’e karşı verdikleri mücadelede devletin patronların tarafını tuttuğunu, grevlerinin ve yürüyüşlerinin bu nedenle yasaklandığını gördüler. Peki, metal işçisi böyle düşünmekte haksız mıydı? Hükümet OHAL’i neden grev hakkını gasp etmek için kullanıyor? Yoksa “devletin her kesime karşı tarafsız olduğu” söylemi gerçeği yansıtmıyor mu?

Bir olayı doğru kavramanın ve doğru siyaset yapmanın yolu çıkarlarını bilmekten ve doğru sorular sormaktan geçer. İpin ucunu yakalamışken devam edelim. Neden grevler yasaklanıyor? İşsizlik sigortası fonu neden patronlara aktarılıyor? OHAL kimin çıkarına? Asgari ücret neden açlık sınırının altında? Neden iş güvenliği yasası denetlenmiyor ve her ay yüzlerce işçi iş cinayetlerine kurban gidiyor? Kiralık işçilik uygulaması neden getirildi? Neden az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi alınıyor? Arabuluculuk sistemi ne getiriyor, ne götürüyor? Bu gibi doğru sorular sorarsak görürüz ki yaşadığımız toplumda siyasetin dışında durmak imkânsızdır. Grevi yasaklanan öfkeli metal işçisi, “OHAL kaldırılsın” dediğinde bal gibi siyaset yapmış olmaz mı? OHAL’in kaldırılmasını ve grev yasaklarının son bulmasını istemek, işçi ölümlerinin durdurulmasını ve taşeron çalışmanın son bulmasını istemek, ücretlerin yükseltilmesini ve iş saatlerinin düşmesini istemek, bunları hayata geçirmek için çabalamak, mücadele etmek pekâlâ siyaset yapmaktır. İşçiler birlik olmadıkça ve siyaset yapmadıkça hiçbir hükümet onların adına ve onların çıkarına adım atmayacak. Biz işçi sınıfıyız ve kendi sınıfımızın siyasetini yapmalıyız. Çünkü haklarımızı genişletmenin yolu sınıf siyaseti yapmaktan geçiyor.

25 Şubat 2018

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...
  • Geçtiğimiz haftalarda, çok bilindik bir program olan “Güldür Güldür”de işçi sınıfının örgütlülüğünün dağıtılarak yıllar içinde nasıl sorgulamayan işçiler yaratıldığı anlatıldı bir skeçle. İzlediklerimiz komik bir şekilde ele alınmıştı ancak bir kez...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...
  • Kapitalist sistemin yarattığı büyük çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler, derinleştirdiği toplumsal sorunlar her geçen gün daha fazla can yakıyor. 21’inci yüzyılın teknolojik gelişmişlik ve üretim düzeyine rağmen yüz milyonlarca insan açlık...
  • “Biz ekmeğimizin peşindeyiz.” Ne çok duyarız bu sözleri çalıştığımız fabrikalarda, işyerlerinde, grev ve direnişlerde. Kimi zaman yapılan bir yanlışın üzerini örtmek, bahane bulmak için kullanılır. “Bakma yapmak istemezdim ama işte ekmeğimizin...
  • Krizin ve Covid-19 salgınının yükü işçi ve emekçilerin üzerine yıkılmaya devam ediyor, yoksullaşma derinleşiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in Covid-19 Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu Raporu, İşsizlik Sigortası Fonunun...
  • Tüm dünya yeni bir yıla “merhaba” dedi. Çeşitli dillerde, farklı tonlarda çıktı bu merhabalar. İnsanlar yeni yılda yeni dilekler dilediler. Kimisi milyarlarına milyar istedi yüzü kızarmadan, mücevher takımına yeni yeni mücevherler istedi. Kimisi iş...
  • Otomotiv sektörüne plastik araba parçaları üreten bir fabrikada çalışıyorum. Covid-19 salgınıyla birlikte çalıştığımız fabrikada bir panik havası vardı. Televizyonlardan, internetten yayılan korku ve panik havası hemen herkesi çok etkiledi. Toplum...
  • Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’nin ilk aylarında hayatımıza giren pandemiyle birlikte yaşamımız içinden çıkılmaz hale geldi. İşsizlik, yoksulluk derken bir de üstüne gelen yasaklarla beraber nefes alamaz olduk. Biz işçiler için zor bir yıldı....
  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...

UİD-DER Aylık Bülteni