Navigation

Buradasınız

Krizin Bedelini Ödemeyelim: 1 Mayıs’ta Alanlara!

Nisan 2009, no:13

İşçi kardeşler!

İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’a artık günler kaldı. Bu 1 Mayıs’a tüm dünyada yaşanan ekonomik kriz, haksız ve emperyalist savaş gündemiyle giriyoruz. Bir avuç asalak dışında tüm dünya adeta bir yıkımı yaşıyor. İşçiler milyonlar halinde işten atılıyor, aileler evsiz barksız kalıyor ve milyarlarca insan açlık, yoksulluk, sefalet içinde yaşıyor. Süren haksız savaşlarda bir yanda milyonlarca insan katledilirken öbür yanda bir avuç sermaye sahibi kârlarına kâr katıyor.

Türkiye’de de ekonomik krizle birlikte şimdiden 1 milyona yakın işçi kardeşimiz işten atıldı. Hükümetin şimdiye kadar açıkladığı ekonomik paketlerin tamamı patronları kurtarmak üzere hazırlandı. Ücretlerimiz yerinde sayarken gıdadan ulaşıma, elektrikten doğalgaza dek her şeye yüksek oranda zamlar geldi. Sosyal haklar ve çalışma koşullarında patronların çıkarına düzenlemeler yapıldı. Uzayan iş saatleri ile çalışma koşulları iyice kötüleşti. Kısacası kardeşler, egemen sınıflar krizin tüm faturasını biz işçilere çıkartmak için birlik olup saldırıya geçmekte duraksamıyorlar.

Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşin!

Uluslararası mücadele günü olan 1 Mayıs’ın anlamı, bundan tam 123 yıl önce verilen mücadelelerde yatmaktadır. Günde 12, hatta 16 saat kölelik koşullarında çalışan işçiler, o yıllarda patronlara boyun eğmek yerine birlikte mücadeleye karar verdiler. Amerikalı ve Avrupalı işçiler 8 saatlik işgünü hakkını grevlerle, direnişlerle ve kitlesel mitinglerle elde ettiler. Yıllar önce sınıf kardeşlerimizin verdiği bu mücadele bizlere de örnek teşkil etmelidir. Bu 1 Mayıs’ta da işçi sınıfı patronların saldırılarına, hak gasplarına ve haksız savaşlara karşı üretimden gelen gücünü harekete geçirerek, alanlara çıkıp ortak ve acil taleplerini haykırmalı ve gücünü yeniden patronlar sınıfına göstermelidir.

Nitekim işçi sınıfı dünyanın birçok ülkesinde krizin faturasını ödemek istemediğini aylardır haykırıyor. İşçi sınıfı grevlerle, fabrika işgalleriyle, yürüyüşlerle ve hatta ayaklanmalarla patronların dizginsiz sömürüsüne başkaldırıyor. Tıpkı Yunanistan’da, Fransa’da, İran’da olduğu gibi Türkiye’de de işçi kardeşlerimiz patronların işten çıkarma, ücretsiz izin ve ücret kesintisi gibi saldırılarına karşı grev, direniş ve işgallerle karşılık veriyorlar. İşçi sınıfı birlik olduğunda, dayanışma içine girdiğinde ve mücadele ettiğinde, kırıyor esaret zincirlerini ve haykırıyor boyun eğmeyeceğini. Bugün dünyanın bütün işçileri, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya yaratmak için güçlerini birleştirmelidirler!

Krizin, haksız ve emperyalist savaşların faturasını patronlara ödettirmek için 1 Mayıs’ta hep beraber alanlara çıkmalıyız. Patronların artan saldırılarına karşı durmak için gücümüzü alanlarda birleştirmeliyiz. İşçi sınıfı ancak birleştiğinde ve ortak mücadele ettiğinde patronların saldırılarına karşı durabilir. Beklemek ve boyun eğmek yerine örgütlenmeliyiz. Yaşamımızı karartan sorunları çözmenin tek yolu örgütlenmek ve birlikte mücadele etmekten geçmektedir. Her 1 Mayıs, sömürücü patronların yüreğine korku salıyor. Patronların yüreğine düşen korkuyu daha da büyütelim. Sömürü zincirlerini kırmak, krizin faturasını patronlara ödettirmek, haksız ve emperyalist savaşlara dur demek için haydi 1 Mayıs’a! 

Yaşasın 1 Mayıs! Biji Yek Gulan!

1 Mayıs Yasakları Kaldırılsın! Tüm Meydanlar İşçilere Açılsın!

Yaşasın İşçi Sınıfının Uluslararası Mücadele Birliği!

15 Nisan 2009

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...
  • 30 yaşında üniversite mezunu bir işsiz kadın arkadaşımız KPSS’den barajın üstünde puan aldıktan sonra devlet memurluğuna başvuru için klavye kursuna gidiyor. Anlattıkları milyonlarca gencin hikâyesi. Bin bir hayalle üniversiteden mezun olduktan...
  • Fırat Eroğlu henüz 17 yaşındaydı, uzun kirpikleri, kara gözleriyle şirin mi şirin bir delikanlıydı. Motokurye olarak çalışıyordu. Ne yazık ki her gün iş kazalarında yaşamını yitiren onlarca işçiden biri oldu gençliğinin baharında. UİD-DER’li...
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı...

UİD-DER Aylık Bülteni