Navigation

Buradasınız

Ortadoğu’ya Barış,Tüm Halklara ve İnançlara Özgürlük!

Ağustos 2014, No:77

Ortadoğu, tutuşmuş bir çam ormanı gibi cayır cayır yanıyor. Filistin’de, Suriye’de ve Irak’ta her gün yüzlerce insan katlediliyor. Her gün binlerce insan evini ve yaşadığı toprakları terk ederek komşu ülkelere sığınıyor ve göçmen haline geliyor. Özellikle Suriye ve Irak’ta tam bir keşmekeş hüküm sürüyor. Binlerce yıllık tarihe sahip olanları da dâhil olmak üzere onlarca kent yakılıp yıkıldı, taş üstünde taş bırakılmadı ve geçmişin tüm kültürel birikimlerine ağır bir darbe vuruldu.

Mezhepsel kışkırtmalarla Ortadoğu halkları birbirine kırdırılmak isteniyor. Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) denen gözü dönmüş örgüt Şiileri, Alevileri, Hıristiyanları, Kürtleri ve Ezidileri katlediyor; evlerini yakıyor, çoluk çocuk demeden insanları kurşuna diziyor, kafalarını kesiyor. Mezhep kavgasının alevlenmesi ve yayılması, bugüne kadar yan yana yaşayan çeşitli inançlara mensup halklara acı ve gözyaşından başka bir şey vermez, vermemektedir. Değişik inançlara mensup birçok kesimin bir arada yaşadığı Türkiye de, bu ateş çemberinin ve mezhep kavgalarının içine çekilmek istenmektedir. Özellikle AKP hükümetinin Ortadoğu’da Sünni eksen oluşturmaya dayalı dış politikası, bu tehlikeyi daha yakın hale getiriyor. Bu nedenle, Türkiye’nin işçi-emekçi kitleleri mezhepçi kışkırtmalara karşı çok uyanık olmalıdırlar.

Son günlerde, Türkiye’nin birçok kentinde Suriyeli göçmenlere karşı protesto gösterileri düzenleniyor. Suriyeli göçmenlerin ücretleri düşürdüğü, ev kiralarını yükselttiği söylenerek tepki gösterilmektedir. Ancak bu tepkiler haksızdır ve asıl hedeften uzaktır. Çünkü işçi-emekçilerin tepki göstermesi gerekenler göçmenler değil, onların çaresizliğini sömüren aşağılık patronlar sınıfıdır.

Elbette Ortadoğu’yu bir cehenneme dönüştüren şey, başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerin açgözlü saldırganlıklarıdır. Enerji yataklarını ele geçirmek ve kendi istediği doğrultuda bir Ortadoğu şekillendirmek isteyen ABD emperyalizmi, 2003’te başlattığı savaş ve işgalle Irak’ta korkunç bir yıkıma neden oldu. Yaklaşık 2 milyon insan savaş veya savaşın yol açtığı diğer nedenlerle öldü. Çok daha fazlası yaralanırken, yüz binlerce insan evini terk etmek zorunda kaldı. ABD işgalinden sonra Irak’ta egemenler iktidar kavgasına tutuştular ve bu kavgalarını mezhep kılıfıyla örtmeye çalıştılar. Şii egemenler, Sünni egemenleri iktidardan dışladılar ve bu kavga her gün patlatılan bombalarla ve onlarca insanın öldürülmesiyle sürüp gitti, gidiyor. Son birkaç aydır IŞİD denen örgütün devreye girmesiyle Irak’taki iç savaş çok daha yaygınlaşmış ve açık bir şekilde mezhepçi bir hal almıştır.

Irak’tan sonra Suriye de büyük bir yıkıma sürüklendi. Suriye’de başlayan halk isyanının amacı Esad diktatörlüğünü yıkmaktı. Ancak Türkiye, Suudi Arabistan, Fransa ve ABD gibi ülkeler Suriye’deki burjuva muhalefeti silahlandırarak halk hareketinin yerine geçirdiler. Suriye’de korkunç bir iç savaş başladı. Şu ana değin yüz binden fazla insan ölmüş ve dört milyon insan da evini ve yurdunu terk etmiş durumda. Suriye’nin bu hale gelmesinde AKP hükümetinin vebali çok büyüktür. Suriye’de iç savaş başladığında Başbakan Erdoğan, birkaç aya kalmaz Şam’daki Emevi Camii’nde namaz kılacaklarını açıklamıştı. Böylece AKP, Türkiye’nin Ortadoğu’da ne kadar güçlü olduğunu ispat ederek bu bölgede söz sahibi olacak ve sermayeye yeni yatırım alanları açılmış olacaktı. AKP’nin Suriye’ye dönük politikasıyla ABD’nin Irak’a dönük politikası arasında hiçbir fark yoktur, ikisinin de özü aynıdır. AKP, bu emperyalist ve saldırgan politikasını “Büyük Türkiye”, “Ortadoğu’da söz sahibi, mazlumların koruyucusu Türkiye” yalanlarıyla emekçi kitlelere şirin göstermeye çalışıyor.

Suriye’de iç savaş genişledikçe göçmenlerin sayısı da arttı. Bugün Türkiye’de 1 milyon 200 bin civarında Suriyeli göçmen var. Bunların sayısının bu yılın sonuna kadar 1,5 milyona çıkması bekleniyor. Göçmenlerin 220 bini sınırdaki kamplarda yaşarken, yaklaşık bir milyonu sınırdaki kentler başta olmak üzere Türkiye’nin büyük kentlerine dağılmış durumda. Evlerinin, işlerinin ve paralarının olmaması, dil bilmemeleri, kentleri ve toplumu tanımamaları göçmenleri korkunç bir çaresizliğe itmektedir. Çaresiz kalan göçmenler, açgözlü patronların dayattığı düşük ücretleri kabul ediyor, “it bağlasan durmaz” sözünü hatırlatan evlere yüksek kiralar ödemeye mecbur bırakılıyorlar.

Son günlerde, Türkiye’nin birçok kentinde Suriyeli göçmenlere karşı protesto gösterileri düzenleniyor. Suriyeli göçmenlerin ücretleri düşürdüğü, ev kiralarını yükselttiği söylenerek tepki gösterilmektedir. Ancak bu tepkiler haksızdır ve asıl hedeften uzaktır. Çünkü işçi-emekçilerin tepki göstermesi gerekenler göçmenler değil, onların çaresizliğini sömüren aşağılık patronlar sınıfıdır. Göçmenleri suçlayan her işçi, şu soruyu kendisine sormalıdır: Hangi emekçi yerini yurdunu terk ederek aşağılayıcı yaşam koşullarına, düşük ücretlere ve uzun iş saatlerine katlanmak ister?

Biz işçiler asıl suçlunun göçmenler değil, işsizliği, düşük ücretleri, krizleri ve savaşları üreten kapitalist sistem olduğunu görmek zorundayız. Büyük resme bakmalıyız. Ortadoğu’da pazar ve yatırım alanları üzerinde kanlı bir savaş sürüp gidiyor. Üstelik bu savaş mezhepsel bir boyut da kazanmış durumda. AKP hükümeti de Türkiye’yi bu savaşa sürüklüyor. Eğer kafayı göçmenlere takar düşük ücretlerin ve işsizliğin sorumlusu olarak onları görürsek yanlış yapmış olur, patronların ekmeğine yağ süreriz.

Savaştan dolayı Ortadoğu’da milyonlarca insan göçmen haline gelmiş durumda ve önümüzdeki dönemde bu daha da artacak. Aslında bölgenin işçileri göçmenlik şeklinde iç içe geçmiş oluyor. O halde çözümü de bölgesel düzeyde aramak zorundayız. Ortadoğu’daki savaşı ve mezhep kavgalarını ancak ve ancak örgütlü işçilerin mücadelesi durdurabilir. Eğer işçiler tüm bölgede örgütlenip kardeşlik temelinde bir araya gelebilirse, egemenleri iktidardan indirip savaşa da son verebilirler. Ortadoğu’daki tüm ülkelerin işçileri, artık yeter diyerek iktidarı ele almak için örgütlenmelidirler. İşçilerin iktidarı kurulduğunda, ezilen Filistin ve Kürt halkı başta olmak üzere tüm halklar özgürlüklerine kavuşacaktır. Tüm mezhepler ve inançlara özgürlük sağlanacak, her kesim kendi inancını özgürce yaşayabilecektir. Tüm bölgede barış ve kardeşlik egemen olacaktır. Tüm bunları hayata geçirecek bir işçi iktidarının kurulmasında Türkiye işçi sınıfının çok büyük bir rolü vardır. Bu nedenle, bölgenin en kalabalık ve en gelişmiş işçi sınıfı olan Türkiye işçi sınıfı, asıl suçlunun kapitalist sistem olduğunu bilerek tüm göçmenlere sahip çıkmalı ve Ortadoğu’da bir işçi iktidarı için kavga vermelidir.

18 Ağustos 2014

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Şu günlerde işyerlerimizde ve evlerimizde konuşulan tek bir konu var: Covid-19. Bu hastalık günlük yaşamımızın bir parçası haline gelmiş durumda. Bizim işyerinde de sürekli bu konu konuşuluyor. “Elimizi yıkayalım, kolonya sıkalım, kapının kolunu...
  • Dünya son günlerde koronavirüse karşı adeta “savaş” açtı. Medya aracılığıyla seferberlik ilan edildi. Sokağa çıkma yasaklarından, sınırların kapanmasına ve ticaretin durdurulmasına kadar birçok önlemden bahsediliyor. Çeşitli ülkeler ve aldıkları...
  • Koronavirüs salgını tüm gündemi belirliyor. Bu koşullarda bizler de bir grup genç işçi ve öğrenci olarak bir araya geldik ve bu konuyu kendi aramızda tartıştık.
  • 2018 ve 2019 boyunca pek çok ülkede işçiler, emekçiler sokaklara döküldüler. Çünkü işsizliğe, yoksulluğa, zamlara, pahalılığa çok öfkeliydiler. Elbette yoksul halkın iliğini kemiğini kurutan egemenlerin yolsuzluklarına da. “Yolsuzluk” yetkiyi kötüye...
  • Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir genelgeyle İçişleri Bakanlığının koronavirüs önlemlerinin geçerli olduğu süre boyunca toplu iş sözleşmelerini durdurduğunu açıkladı. Bakanlık, salgın nedeniyle toplu...
  • Sizlerin de bildiği gibi “hayat eve sığar” sözü, devlet yetkilileri tarafından bir kampanya spotu olarak kullanılmasıyla birlikte gerek sosyal medyada gerekse de başka biçimlerde insanların döne döne kullandığı bir argüman haline geldi. Bugünlerde...
  • Ben devlet hastanesinde çalışan bir sağlık işçisiyim. Yaşadığımız sorunları ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz ki son dönemlerde tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs hastalığı konuşuluyor her yerde, insanlar...
  • Koronavirüs çıktığından bu yana okullarımız tatil edildi. Bu nedenle evde zaman geçiriyorum. Okula gidemediğimizden dolayı uzaktan eğitim alıyoruz. Tabii ki bu eğitim yetersiz, okula göre daha verimsiz oluyor. Okul arkadaşlarımın birçoğunun kafası...
  • Eskiden insanlar kendisine iyi haber veren, örneğin çocuğu olduğunu söyleyen, yani müjde veren birine hediye verirdi. Verilen müjdenin küçük de olsa somut bir karşılığı vardı. Müjdeyi veren “müjdemi isterim” der, aldığı hediyeyle mutlu olurdu....
  • Son haftalarda dünyanın gündemi Covid-19 virüsü. Hemen hemen dünyanın her ülkesinde görüldü ve dünyanın başlıca gündem maddesi haline geldi. Pek çok ülke sözde Covid-19 salgını ile mücadelede çeşitli paketler ve bütçeler açıkladılar.
  • Salgınlar ve hastalıklar her sektörden işçiyi tehdit ettiği gibi denizcilik sektöründe çalışan işçileri de tehdit ediyor. Gerek gemilerde çalışan işçiler olsun gerekse de tersanelerde çalışan işçiler olsun ölümlere rağmen hâlâ kötü koşullarda...
  • Merhaba dostlar, ben İstanbul Havalimanında uçak temizliğinde çalışan genç bir işçiyim. Geçtiğimiz haftalarda koronavirüs adlı yeni tip virüsün yüzü aşkın sayıda ülkede görüldükten sonra Türkiye’ye de geldiği duyuruldu. Virüs nedeniyle market ve...
  • 1. İşçi sağlığı ve güvenliği önlemleri tüm işyerlerinde derhal ve eksiksiz alınsın! İşçilere, gerekli önlemlerin alınıp alınmadığını denetleme yetkisi verilsin! Önlemleri almayan işyerlerine ağır cezalar getirilsin!
    2. İşten atmalar...