Navigation

Buradasınız

Patronlar Zenginleşince İşçiler de Zenginleşir mi?

Ocak 2015, No:82
İşçiler ne kadar çok çalışır ve ne kadar çok üretirlerse, patronlar o kadar kâr ederler. Böylelikle daha büyük miktarda üretim yapar, yeni yatırımlar gerçekleştirir ve daha da büyür, güçlenirler. Çok daha az işçi ile çok daha fazla üretim yaptırırlar. İş temposunu ve fazla mesaileri arttırırlar. Üretim için baskıları yoğunlaştırırlar. İş güvenliği önlemlerini ihmal eder, iş kazalarını umursamazlar. Her işyerine taşeronu sokar, güvencesizliği, örgütsüzlüğü dayatırlar. İşin özü, işçiler çok çalıştıkça daha da yıpranır ve yoksullaşırlar.

Patronlar sınıfı büyük kârlar elde etmek, yeni yatırımlar yapmak, sahip oldukları sermayeyi ne pahasına olursa olsun büyütmek isterler. Bunu işçileri sömürerek ve daha fazla sömürerek yaparlar. Daha fazla büyürlerse işçilerin de bu büyümeden yararlanacağını iddia ederler. İşçilere sürekli “aynı gemideyiz, dişinizi sıkın, fedakârlık edin” derler. Oysa patronların kârlarının büyümesi, işçilerin ücretlerinin, sosyal haklarının artması, iş saatlerinin düşmesi anlamına gelmiyor. Daha iyi çalışma ve yaşam koşullarına sahip olmaları anlamına hiç gelmiyor.

Mesela Ülker patronu İngiliz bisküvi devini satın aldı ve kendi sektöründe dünya üçüncüsü oldu. Ancak Ülker, işçileri çok düşük ücretlere, ağır koşullarda çalıştırmaya devam ediyor. İşçiler, ücretlerinin yükseltilmesini istediler, talepleri kulak arkası edildi ve işten atıldılar. Bunun gibi binlerce örnek saymak mümkün!

Aynı şekilde AKP hükümeti de Türkiye’nin büyüdüğünü, daha da büyüyeceğini söylüyor. Türkiye büyüdükçe kişi başına düşen milli gelirin artacağını ve refah seviyesinin yükseleceğini tekrarlayıp duruyor. Oysa gerçekler bunun tam tersini söylüyor. Türkiye ekonomisi son on yıldır, yılda ortalama %6 büyüdü ve dünyanın 17’inci, Avrupa’nın 6’ıncı büyük ekonomisi haline geldi. Ancak milyonlarca işçi ve emekçinin geçim sıkıntısı bitmedi, bitmiyor. Yine son on yılda kişi başına düşen milli gelir yaklaşık 4 bin dolardan 11 bin doların üzerine çıktı. AKP hükümeti, işçileri aldatmak için üretilen tüm zenginliği kâğıt üzerinde tüm topluma bölüyor. Buna göre 4 kişilik bir ailenin eline yılda 44 bin dolar para geçmesi lazım. Oysa asgari ücretli iki kişinin çalıştığı bir eve ayda yaklaşık 2 bin lira para giriyor. Bu da yılda 24 bin liraya, yani yaklaşık 11 bin dolara karşılık geliyor. Aradaki 33 bin dolarlık farksa patronların cebinde birikiyor.

Tüm bu rakamlar patronların ve onların Türkiye’sinin büyüdüğünü gösteriyor. Peki, bu büyüme ne pahasına gerçekleşiyor? Zenginler çok daha zengin, yoksullar çok daha yoksul hale geliyor. Gelir dağılımı adaletsizliği iyice yukarılara tırmanıyor. Artan vergiler ve enflasyonun etkisiyle ücretler iyice kuşa dönüyor. Her geçen gün işsizlik daha da artıyor.

Sermayenin büyümesi demek, işçilerin sırtından elde edilen kârın artması demektir. İşçiler ne kadar çok çalışır ve ne kadar çok üretirlerse, patronlar o kadar kâr ederler. Böylelikle daha büyük miktarda üretim yapar, yeni yatırımlar gerçekleştirir ve daha da büyür, güçlenirler. Çok daha az işçi ile çok daha fazla üretim yaptırırlar. İş temposunu ve fazla mesaileri arttırırlar. Üretim için baskıları yoğunlaştırırlar. İş güvenliği önlemlerini ihmal eder, iş kazalarını umursamazlar. Her işyerine taşeronu sokar, güvencesizliği, örgütsüzlüğü dayatırlar. İşin özü, işçiler çok çalıştıkça daha da yıpranır ve yoksullaşırlar.

Bu sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada böyledir. Meselâ ABD, dünyanın en güçlü devletidir. Kişi başına düşen milli gelir son derece yüksektir. Oysa bu gelir toplumdaki herkese eşit dağılmıyor. Servet bir avuç insanda yoğunlaşıyor. Emekçiler yoksullukla boğuşuyorlar. Dünyada en fazla işsiz, en fazla evsiz ABD’de bulunuyor. Demek ki işçilerin çıkarları patronların çıkarları ile taban tabana zıttır.

“Patronlar zenginleştikçe işçiler de zenginleşir” diyenler kesinlikle yalan söylüyorlar. İşçiler ancak ve ancak birlik olurlarsa, örgütlenip mücadele ederlerse haklarını geliştirebilirler. Eğer işçiler örgütlü olur ve güçlü bir şekilde mücadele verirlerse, üretilen toplumsal değerden daha fazla pay almayı başarırlar. Bunun anlamı ücretlerin yükselmesi, sosyal hakların artması ve yaşam koşullarının bir ölçüde düzelmesidir. Üretilen her şeye yine üretenlerin, yani işçilerin sahip olması ise ancak kapitalist kâr düzeninin yıkılmasıyla mümkün olacaktır.

28 Ocak 2015

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • İşçi sınıfının mücadele tarihini anlatan romanlar, filmler vardır. Kadınıyla, erkeğiyle işçi sınıfının ağır çalışma ve yaşam koşullarına karşı nasıl bir kavga verdiğini anlatırlar. Bu romanlarda, filmlerde işçiler bir çırpıda mücadeleye atılmaz....
  • İzmir’de Gaziemir Ege Serbest Bölgesi’nde F-35 savaş uçaklarının motor parçalarının üretimini yapan Pratt&Whitney Uçak ve Motor Sanayi A.Ş. fabrikasında sendikalaşmak isteyen işçiler, patronun işten atma saldırısına maruz kaldı. Kale grubuna ait...
  • Merhabalar, ben Gebze OSB’de çalışan bir işçiyim. Mahalleden beş kişilik bir arkadaş grubumuz var. Genelde de buluşma noktamız kahvehane oluyor. Kimi zaman okey kimi zaman batak oynuyor, işin stresinden, çoluğun çocuğun derdinden biraz uzaklaşıyoruz...
  • Nazlı: 4,5 yaşında bir kızım var. Kızımın ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak zorundayım. Fakat ne kadar çalışırsam çalışayım kızıma iyi bir gelecek sunma imkânım yok. Çünkü biliyorum ki hiçbir çocuğa gelecek vaat etmeyen bu düzende benim...
  • DİSK’in 16. Olağan Genel Kurulu İstanbul Haliç Kongre Merkezinde toplandı. “2020’lerin DİSK’i, Emeğin Türkiye’si” sloganıyla düzenlenen genel kurulun açılışı, DİSK Korosunun işçi marşları ve türküleriyle başladı. Ardından DİSK tarihinin anlatıldığı...
  • DİSK, 16. Olağan Genel Kurulundan bir gün önce, 13 Şubatta 53. kuruluş yıldönümünü İstanbul Haliç Kongre Merkezinde kutladı. Genel kurul öncesinde gerçekleştirilen etkinlik kapsamında Uluslararası Sendikal Konferans düzenlendi. Konferansta 5 kıtadan...
  • Geçtiğimiz yılın Ekim ayında Lübnanlı işçi ve emekçiler sokağa dökülmüş, yeni vergileri protesto etmeye başlamıştı. Protestolar kısa zamanda büyüyerek, ülke genelinde bir kitle hareketlenmesine yol açtı. Ülke genelinde onlarca şehrin meydanlarına...
  • Çalıştığımız fabrika MESS’e bağlı, bizler de Türk Metal Sendikasına üye işçiler olduğumuz için bilfiil sürecin içerisinde olduk. Son iki ay içinde bayağı umutlandık, sonunda ise umudumuz kırıldı. Mektubumuzu okuyanlar “Türk Metal sarı sendikası ne...
  • Ben Gebze’de Birleşik Metal-İş’te örgütlü bir fabrikada çalışıyorum. Geçtiğimiz günlerde, greve bir adım kalmışken “bir Pazar günü” sendikamız ile patronların sendikası MESS’in anlaştığını sosyal medyadan öğrendik. Şok olmuştuk. Sendikamızın genel...
  • Fransa’da işçiler, emekçiler ve öğrenciler meydanları doldurmayı devam ediyor! Macron hükümetinin hayata geçirmek istediği emeklilik reformuna karşı 5 Aralıktan bu yana grevler gerçekleştiren, protesto gösterileri düzenleyen işçiler, 6 Şubatta...
  • Hepimizin bildiği gibi geçtiğimiz hafta işveren örgütü MESS ile sendikamız Birleşik Metal-İş genel merkezi, bir gece vakti toplu iş sözleşmesini imzaladı. Daha doğrusu, genel merkez yöneticileri işçilerin iradesine değil MESS’in dayatmalarına boyun...
  • Brezilya’da kamuya ait enerji şirketi Petrobras işçileri 1 Şubatta süresiz greve çıktı. Petrol İşçileri Sendikaları Federasyonu’nun (FUP) çağrısıyla 12 petrol rafinerisinde grev gerçekleştiren işçiler, rafinerilerin özelleştirilmesine ve bir suni...
  • Aylardır gündemimizde metal işkolunda devam eden grup toplu iş sözleşmesi vardı. Sözleşme ile yatıp sözleşme ile kalktık ve nihayetinde “imzalar” atıldı. Metal işçilerine dayatılan bu sözleşmenin başta metal işçileri olmak üzere, tüm işçiler...