Navigation

Buradasınız

Sağlıklı Yaşam Masalları

Ağustos 2014, No:77
Bizim ruhen ve bedenen sağlıklı bir yaşam sürmemiz için patronların önerilerine ihtiyacımız yok. Örgütlenmek işçilerin sağlıklı yaşayabilmesinin yegâne yoludur. Örgütlenmeyi başaran işçiler, öncelikle ruh sağlığına kavuşurlar.

Sermaye yanlısı gazetelerin ekleri sağlıklı yaşam önerileriyle dolup taşıyor. Televizyonlarda da sık sık sağlıklı yaşam ve beslenme programları yapılıyor. Bu konuyla ilgili yazılıp çizilenleri okudukça, televizyonlarda anlatılanları izledikçe biz işçilerle dalga geçildiğini düşünmek işten değil. 

Meselâ hafızamızın güçlenmesi için her gün 2-3 tepeleme yemek kaşığı yaban mersini, o yoksa orman meyvesi yememiz gerekiyormuş. Yaban mersininin fiyatı 20-25 lira. Beyin hücrelerimizi korumak için haftada iki defa somon, samur balığı, sardalya, ringa ve çiftlik istiridyeleri gibi omega-3 açısından zengin balık ve deniz ürünleri yemeliymişiz. Oysa soframıza ancak hamsi, uskumru ya da istavrit ara sıra misafir olabiliyor. Günümüzde, insanların yaşam koşullarıyla baş etmek için özellikle B, C, D ve E vitaminlerine ağırlık vermesi gerekiyormuş. Yoğun iş temposu, ağır çalışma koşulları ve uzayıp giden iş saatleri üstümüze üstümüze gelirken, yaşam koşulları ile baş etmek için bize sadece vitamin öneriliyor.

Haftada üç kez kırmızı et yiyerek ve her gün süt, yoğurt, peynir ve yumurta tüketerek vücudumuza B12 vitamini almamız gerekiyormuş. Kırmızı etin kilosu 30 liradan aşağı değil. 5 kişinin oturduğu sofraya hiç değilse 1 kg et pişirip koyman lazım. Soframıza haftada 3, ayda 12 kere 1 kilo et pişirip koymaya kalkışsaydık, sırf kırmızı ete ayda 360 lira harcamamız gerekirdi. Biz kilosu 8-10 liralık tavuk etini soframıza koyabildiğimizde kendimizi şanslı sayıyoruz. Sonra düzenli olarak spor yapmak sağlığımıza iyi gelirmiş. Patronlar günde 10-12 saat çalıştırıp posamızı çıkarıyorken, aşırı çalışmaktan belimiz bükülüp dermanımız kalmıyorken “spor yapın” demek nasıl bir ikiyüzlülüktür?

Zenginlerin gazete ve dergilerinde sağlıklı beslenme ve yaşama önerileri sıralayan uzmanlar, sıkıysa gelsinler de bir işçinin maaşıyla bir işçi ailesi nasıl sağlıklı beslenir onun formülünü de yazsınlar. Zengin sınıflar için organik ürünler tüketmeyi önermek kolay. Organik pazarlar sadece zengin semtlerinde kuruluyor. Sağlıklarına ve beslenmelerine özen gösteren zenginler, buralardan alış-veriş ediyorlar. Organik satanlar işçilerin yaşadığı semtlerde tezgâh açmaya tenezzül bile etmiyorlar. Hadi açtılar diyelim, o ürünlere verecek para işçilerde yok. Ay sonunu getirme derdindeki işçi ve emekçi sınıflar hormonlu ürünlerle idare ediyorlar.

İşyerlerinde önümüze konan etli yemeklerde et bulmak mucize. Zeytinyağlı yemeklerde zeytinyağı yok. Ama patronlar karnımızı tok hissetmemizi sağlayacak formülü bulmuşlar. Meselâ bulgur pilavının yanına yoğurt ya da ayranı dayıyorlar. İşçinin karnı şişiyor ve tok hissediyor. Ekmek banabileceğimiz sulu yemeklerin yanında pilav ve makarna gibi karbonhidrat yüklü yemekler sağlıklı beslenmemiz açısından pek bir işe yaramasa da uzun saatler çalışacak enerjiyi alabiliyoruz. Patronlar bizi ucuz enerjiyle şarj edip işe koşuyorlar.

Bizim ruhen ve bedenen sağlıklı bir yaşam sürmemiz için patronların önerilerine ihtiyacımız yok. Örgütlenmek işçilerin sağlıklı yaşayabilmesinin yegâne yoludur. Örgütlenmeyi başaran işçiler, öncelikle ruh sağlığına kavuşurlar. Patronların amacının işçileri olabildiğince sömürmek olduğunu, bu sömürüye ancak kendilerinin son verebileceğini bilirler. Örgütlü işçi yalnız değildir. Arkasında mücadeleci işçi kardeşleri vardır. Örgütlü işçi kendisinin yalnız ve çaresiz olmadığını bildiğinden ruhen sağlığına kavuşur. Mutsuz, umutsuz, çaresiz ve güvensiz, zavallı işçilerin yerini, kendisine de sınıfına da güvenen, dayanışma içinde geleceğe yürüyen, cesur, bilinçli, yürekli işçiler alır. Örgütlenen işçi hakkını patrona yedirtmez.

Elbette sağlıklı beslenmek hakkımızdır. Ama sadece fiziksel olarak değil. Sınıfımızın mücadele bilinciyle ve örgütlü gücüyle de beslenmemiz gerekir. Biz beslendikçe patronlar sınıfının saldırıları boşa çıkacaktır.

18 Ağustos 2014

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Hollywood filmlerine taş çıkartan senaryolarla küresel bir tantananın kopartıldığı, muazzam bir ikiyüzlülüğün sergilendiği günlerden geçiyoruz. Her gün yeni sayılar açıklanarak koronavirüs salgınının nasıl da hızlı yayıldığı ilan ediliyor, panik...
  • Dünyanın dört bir yanında koronavirüs salgını bahanesiyle patronlar sınıfı toplu işten atmalara başladı. Daha şimdiden dünya genelinde 20 milyonun üzerinde işçi işsiz kaldı. Henüz işten atılmayanlar ise ya ücretsiz izne çıkarılıyor ya da esnek...
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz Bize Yeteriz” adıyla başlattığı bağış kampanyası “hayırsever” patronlar ve siyasetçiler tarafından büyük destek gördü! Açılışı yedi aylık maaşını bağışlayarak bizzat Cumhurbaşkanı yaptı. Hemen ardından MHP Genel Başkanı...
  • Son günlerde gündemde olan tek bir konu var, o da koronavirüs. Belli ki bu virüs daha uzun süre gündemde olmaya devam edecek. Hal böyle olunca fabrikalarda, işyerlerinde, evlerde sadece bu konu konuşuluyor. Toplumun büyük bir çoğunluğu adeta...
  • Malum koronavirüs salgını hayatımızın her alanını sarmış durumda. Bu virüsün fiziksel açıdan vereceği zarardan ziyade psikolojik ve ideolojik açıdan zararlarına, saldırılar ve hak gaspları için bahane edilmesine dikkat etmeliyiz. Patronlar sınıfının...
  • Merhaba dostlar! Son zamanlarda koronavirüs sebebiyle biz işçi sınıfı ve emekçi çocukları olarak zor dönemlerden geçiyoruz. Haftalardır süren salgın haberleri, açıklamalar, sosyal medya paylaşımları insanları içinden çıkması hayli zor bir korku ve...
  • “Sakin ol şampiyon, evdeyim!” Bu lafı sosyal medyadan duymuşuzdur muhakkak. Zengin muktedir, tuzu kuru bir emek sömürücüsü, bir takipçisi “neden dışarıdasınız?” deyince böyle bir yanıt verdi. Yalısının boğaz manzaralı bahçesinde spor yapıyordu. Ne...
  • Sermaye sınıfı, ekonomik krizin üzerini örtmek ve faturayı işçi sınıfına kesmek için muazzam bir bahane keşfetmiş durumda: Koronavirüs salgını! Yıllardır bağıra çağıra geliyorum diyen ekonomik kriz, daha öncekileri adeta mumla aratırcasına sonunda...
  • Türkiye’de koronavirüsün tespit edilmesinin üzerinden iki haftadan fazlaca bir zaman geçti. Bu süre zarfında, televizyon ekranlarından sürecin açık ve şeffaf bir şekilde yürütüldüğü, tüm bilgilendirmelerin yapıldığı, önlemlerin alındığı ileri...
  • Geçtiğimiz günlerde patron bize “virüsten dolayı işlerin çok düştüğü” gerekçesiyle ücretsiz izin kâğıtları imzalattı. Sonrasında bir kısmımızı ücretsiz izinde olmamıza rağmen parasını ödeyeceğini iddia ederek 10 gün daha çalıştırdı. Aynı zamanda çok...
  • Geçen günlerde yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de işçilerin yaklaşık yüzde 70’i işini kaybetme korkusuyla yaşıyor. Nasıl yaşamasın? Daha şimdiden birçok işyeri işçileri işten çıkardı. Çıkarmaya da devam ediyorlar. Fakat bu kargaşanın içinde...
  • Her gün, her tarafta karşımıza 14 madde çıkıyor. Sağlık Bakanlığı tarafından ilan edilen bu maddelerin bizi koronavirüsten koruyacağı söyleniyor, işyerlerinden billboardlara, TV’lerden cep telefonlarına gelen mesajlara kadar bu maddeler tekrar...
  • Ben yaklaşık 10 yıldır çeşitli sektörlerde çalışan bir işçiyim. Uzun zamandır İşçi Dayanışması bültenini okuyorum, orada ortaklaştırdığımız deneyimlerden nasibimi alıyorum ve arkadaşlarımla bu deneyimleri paylaşıyorum. Bu mektup ile de sizlere ilk...