Navigation

Buradasınız

Şehir Hastaneleri Gerçekte Kimin Çıkarına?

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 141
Şehir hastaneleri koca koca binaları, görkemli açılışlarıyla “hizmet” vermeye başladı. Yapılan reklamlarla bu hastanelerin faydaları anlatıldı durdu. Şu ana kadar yapılması planlanan 30 hastaneden 10’u açıldı. Şehir hastaneleri inşa edilirken şantiyelerde yaşanan hak gasplarıyla, iş cinayetleriyle gündeme gelmişti.

Şehir hastaneleri koca koca binaları, görkemli açılışlarıyla “hizmet” vermeye başladı. Yapılan reklamlarla bu hastanelerin faydaları anlatıldı durdu. Şu ana kadar yapılması planlanan 30 hastaneden 10’u açıldı. Şehir hastaneleri inşa edilirken şantiyelerde yaşanan hak gasplarıyla, iş cinayetleriyle gündeme gelmişti.

İnsan sağlığını korumak için değil rant için inşa edilen bu hastanelerin çoğunun temelinde ve yapısında sıkıntı var. İstanbul Tabip Odasının raporuna göre; “Kayseri Şehir Hastanesi bataklığın üzerine yapılmıştır. Elazığ Şehir Hastanesi kültürel sit alanı ve şehitlik üzerine yapılmıştır, zemin etüdü yapılmamıştır, altyapısı zayıftır ve lağım taşmıştır. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi dere yatağına yapılmıştır ve inşaatı sürerken su baskını olmuştur.” Sağlık alanındaki sorunların çözümü için açılan bu hastaneler sağlık işçilerinin de hastaneye gelen emekçilerin de sorunlarını çözmek bir yana daha da katladı.

Örneğin Bursa Şehir Hastanesinin şehir merkezine uzaklığı 25 kilometre. Yine Bursa’daki bir diğer hastane ise kuş uçmaz kervan geçmez bir yere, dağların arasına yapılmış. Bu durum temiz hava, daha sağlıklı ortam gibi gerekçelerle açıklanmaya çalışılıyor. Ama insanların bu hastanelere ulaşabilmesi için yeterli ulaşım olanakları yok. Şehir hastanelerinin yapıldığı şehirlerde eski hastaneler kapatılıyor. Örneğin Ankara’da 2 şehir hastanesine karşılık şehrin çeşitli yerlerindeki 12 hastanenin kapatılması planlanıyordu. Bilkent Şehir Hastanesi açıldığından bu yana büyük ve köklü eğitim ve araştırma hastaneleri, çocuk ve kadın doğum hastaneleri buraya taşındı. İnsanlar önceden bu hastanelere tek vasıta ile gidebiliyorlardı. Şimdi ise şehir hastanelerine ulaşmak için iki vasıta kullanıyorlar. Bu şekilde hastanın iyileşeceğini düşünmek abes, refakatçinin bu çile sonucu hastalanmamasına şükretmek lazım! Aynı durum sağlık işçileri için de daha uzun iş saati, yolda geçirilen daha fazla zaman demek değil mi? Şehirden uzak yerlere koca binalar dikmekle “hizmet verdik” diye övünmenin bir anlamı yok. Kurulan bu koca binalarda, artan yatak sayılarına oranla çalışan sayısı da yetersiz kalıyor. Çalışanların iş yükü ve çalışma saatleri artarken hastaların da yetersiz sağlık hizmeti almasına sebep oluyor. Böyle bir kaos ortamı sağlıkta şiddeti körükleyen ana etkenlerden biri oluyor.

Şehir hastanelerinde muayene ücretleri de diğer hastanelere göre en az iki katına çıktı. Sağlık giderek pahalılaşıyor. İşçi ve emekçilerin cebinden sağlık hizmeti için çıkan para da her geçen gün artıyor. Şehir hastaneleri kamu özel işbirliği yoluyla yapılıyor. Devlete ait hastane yapıları boşaltılırken, şehir hastaneleri bir konsorsiyum tarafından devlete 25 yıllığına kiralanıyor. Yetkili firma binanın tüm işletme haklarına sahip. Radyolojik görüntüleme, laboratuar, temizlik, otopark gibi hizmetler de bu şirketten kiralanıyor. Devlet şirketlere kira ve hizmet bedeli ödüyor. Şu an açılmış olanlar ve yapılması planlananlar dâhil 30 şehir hastanesinin 25 yıllık kira ve hizmet bedelinin toplamı 142 milyar 396 milyon 390 bin 815 DOLAR! olarak hesaplanıyor. Üstelik devlet bu hastanelere yüzde 70 doluluk garantisi veriyor. Yani devlet “merak etmeyin biz bir şekilde bu insanları hasta edip hastanenize göndereceğiz, gelmezlerse de gelmişler gibi size para vereceğiz” diye söz veriyor özel şirketlere. Bu sağlıkta özelleştirmenin yeni bir boyutu değil de nedir? Sağlığı ticarete dökersen insanların hayatını da parayla ölçersin. Koca koca şehir hastaneleri bizler için değil sermayenin çıkarı için inşa ediliyor.

Oysa şehir hastanelerine taşınan eski hastaneler yenilense, insanlar kolayca ulaşsa, hastaneler parasız, temiz ve dayanıklı olsa... Kentlerin çeşitli noktalarına daha fazla hastane açılıp daha fazla sağlıkçı yetiştirilse, daha fazla istihdam sağlansa... Öncelikle hastaneler sağlıklı olsa ve insanlar sağlıklarına kavuşsa fena mı olurdu? Yıllardır art arda yapılan değişikliklerle “sağlıkta dönüşüm” adı altında koruyucu sağlık hizmetleri terk edildi, sağlık giderek özelleştirildi. Hastalar hasta değil müşteri, sağlık hizmeti ve tedavi de satılacak bir şey haline getirildi. İşçiler, emekçiler yolunacak kaz, kasaya para dolduracak müşteri olarak görülüyor. Kapitalist düzende sağlığımız açgözlü sermayenin insafına terk edilmiştir. Ama biliyoruz ki sağlık hizmetlerinin parasız, kaliteli ve ulaşılabilir olması ancak işçilerin mücadelesiyle mümkündür.

20 Aralık 2019

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...
  • Hindistanlı işçilerin ve tarım emekçilerinin mücadelesi 50 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine...
  • Somalı madenciler 13 Mayıs 2014’te gerçekleşen ve 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan büyük maden faciasının ardından maden ocaklarının kapanmasıyla işsizliğe mahkûm edilmiş, tazminat ve alacakları da ödenmemişti. Bağımsız Maden-İş ve işçilerin...
  • Nisan 2020 itibariyle siyasi iktidar pandemi nedeniyle işten çıkarma yasağı getirdiğini “müjdelemişti”. Oysa gerçekler söylenenlerin tam tersiydi. İşten atma yerine ücretsiz izin uygulaması hayata geçirildi. Böylece patronların inisiyatifine...
  • Kayı İnşaat Cezayir’deki askeri hastane ve tesislerin inşaat şantiyelerinde çalıştırdığı işçilerin 1 yıllık ücretlerini ödemedi. İnşaat-Sen’de örgütlenen işçiler, 2019’un Aralık ayında ücretlerinin ödenmesi talebiyle Cezayir’de grev yaptılar, dava...
  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...
  • Geçtiğimiz haftalarda, çok bilindik bir program olan “Güldür Güldür”de işçi sınıfının örgütlülüğünün dağıtılarak yıllar içinde nasıl sorgulamayan işçiler yaratıldığı anlatıldı bir skeçle. İzlediklerimiz komik bir şekilde ele alınmıştı ancak bir kez...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...

UİD-DER Aylık Bülteni