Navigation

Buradasınız

Sen Muhteşem Mavi Gezegenin Elleri ve Hünerisin!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 117

Geçenlerde elime bir dergi geçti. Parlak ve kaliteli bir kâğıda basılmış, tasarımı da alımlı bir dergi. “Zirvedeki İşadamları Başarılarını Neye Borçlu?” diye bir spotu var. Sayfaları karıştırmaya başladım. Ekonomik gelişme, milli gelir, yeni projeler, krediler derken derginin ortasında kocaman bir fotoğraf dikkatimi çekti. Bir toplantı salonunda konuşmacı ve sıra sıra dizilmiş dikkatle konuşmacıyı izleyen patronlar görünüyor. Habere göre fotoğraftakiler Türkiye’nin önde gelen sanayicileri, her birinin bilmem kaç milyon dolarlık yatırımı var. Peki, “patronlar neden bu kadar ilgiyle konuşmacıyı dinliyor?” diye kendi kendime düşündüm. Bunların hepsi birbirlerine rakip… Ne olmuş da bir araya toplanmış, meseleleri aynı salonda çözmeye çalışıyorlar? Üstelik hükümet yetkilileri ve bankaların temsilcileri de toplantıda yerlerini almış.

Demek ki ciddi bir konuda birbirlerinin görüşlerine ihtiyaç duymuşlar. Pazarda rekabet başka, işler planlanırken başka imiş. Konu şuymuş: HEP BERABER DAHA ÇOK NASIL KAZANILIR? Yani özcesi, kazandıkları yetmiyormuş, daha fazla nasıl kazanılırmış! Bu nedenle teşvikler, kur ayarlamaları, faizler ve bir o kadar önemli olan çeşitli yasalarda kendi lehlerine değişiklikler yapılmalıymış. Bunda bir tuhaflık olmadığı sanılır, “ne var canım toplanmışlar, konuşuyorlar” denilebilir. Çoğu işçi oy verdiği ve iktidar olan partinin yasaları halkın lehine değiştirdiğini zanneder. Peki, gerçekten öyle midir?

Birbirleriyle rekabet içindeki patronların bu toplantılarından çıkan kararlar, öneriler gün geliyor yasalara geçiyor. “Hep beraber kazanmak” derken patronların sadece kendilerini kastettiği, bunu da işçileri sömürerek yapacağı açıktır. O nedenle bu toplantılarda sadece patronlar ve onların temsilcileri var. Patronların lehine ne varsa işçilerin aleyhinedir, işçilerin lehine ne varsa patronların aleyhinedir. Oraya buraya çekiştirmeye gerek yok, durum bu kadar açıktır!

Patronlar bir sınıf, biz işçilerse başka bir sınıfız. Patronlar bunun bal gibi farkında, ama biz işçiler bin bir türlü yapay nedenle birbirimizden uzağız. Patronlar birbirleriyle ölesiye rekabet içindeyken bile ortak işlerini beraberce organize ediyorlar. Biz işçiler ise dünyanın tüm zenginliklerini birlikte üretmemize rağmen, dayanışmaya büyük ihtiyaç duymamıza rağmen tek başına olduğumuzu düşünerek bir kenara çekiliyoruz. Hatta hep çalışmaya alıştığımızdan bir araya gelip tartışmayı, düşünmeyi, toplantı yapmayı, fikirlerimizi derli toplu söylemeyi ve hedeflerimizi takip etmeyi yeterince önemsemiyoruz. Böyle olunca hep kendimizi yalnız hissediyor ve birilerinin gelip bizi kurtarması gerektiğini düşünüyoruz.

Biraz gerilere giderek sizlerle Kemal Türkler’in başkanı olduğu Maden-İş’in 1970’li yıllardaki bir eğitim broşüründe rastladığım şiirin dörtlüğünü paylaşmak istiyorum.

Kim olursa olsun o beyler,

Biz bölünelim isterler.

Çünkü parçalandığımız sürece bizler,

Tepemizde kalabilirler.

Benim anladığım şu: kimse bizi kurtarmaya gelmeyecek, biz kendimizle beraber sınıfımız için ayağa kalkmadıkça, söz söylemedikçe, örgütlenmedikçe kimse biz işçileri ciddiye almayacak. Bu nedenle “ben tek başına ne yapabilirim ki” diye soran birileri varsa onlara cevabım şu olur: Öncelikle bil, sen tek başına değilsin; senin ailen, akrabaların, komşuların, fabrikadaki işçiler, Türkiye ve dünyadaki işçiler hepimiz aynı sınıfın evlatlarıyız. Sen fabrikadaki Hasan ağabey, Müjgan ablasın, mahalledeki Fatma teyze Mustafa amcasın, sen okuldaki işçi çocuğu, sokaktaki işsiz Mahmut abisin. Sen ve ben gibiler bu dünyanın yüzde doksan dokuzuyuz, yani çok olan biziz. Önce bu büyük ve değerli bilgiyi ciddiye al ve ayağa kalk! Sen işçi sınıfısın alın teri döken, insan soyunu geleceğe taşıyacak olan emeksin, sen sahipsiz değil işçi sınıfının ve bu muhteşem mavi gezegenin elleri ve hünerisin. Tüm bunları becerebilmek için işçi sınıfının bilinciyle donanıp ayağa kalkman gerekiyor. Yoksa sensiz, bensiz, bizsiz bir gelecek olmayacak, çünkü kimse tek başına kazanamaz!

2 Ocak 2018

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...

UİD-DER Aylık Bülteni