Navigation

Buradasınız

Sömürüye, Savaşlara, Toplumun Çürümesine Hayır!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 103
İnsanlık dünden bugüne daha iyi bir dünya kurmak, yeryüzü cennetini yaratmak için mücadele etmiştir, etmeye de devam edecektir. Kapitalist düzen sahipleri, insanlığın sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir toplum hayalini hiçbir zaman karartamadılar. Bizler, örgütlü ve sınıf bilinçli işçiler olarak iyimseriz; çünkü bizler tarih bilinciyle doluyuz.

“Çalışan kazanır” ya da “çok çalışan çok kazanır!” gibi deyimler toplumda yaygınca kullanılır. Öyle mi peki? Gerçekten de “çok çalışan” kazanır mı? Eğer gerçekten de çok çalışan çok kazansaydı, şu an toplumda en zengin ve konforlu kimseler işçiler olurlardı. Öyle ya, gece gündüz demeden çalışan, emek harcayan, alın teri döken işçilerdir. Lakin böyle olmasına rağmen yoksulluktan başını doğrultamayan, gün yüzü göremeyen de işçilerdir. İşçi bir ay işsiz ve gelirsiz kaldı mı kendini açlığın eşiğinde buluyor.

Tüm zenginliğin kaynağı emektir. Kömürü toprağın bağrından söken, uçaklar ve gemiler yapan, gökdelenler yükselten, yeraltına raylı sistemler döşeyen, tohumu tarlaya eken, buğdayı una, unu ekmeğe dönüştüren emektir. Bu yüzden de “emek en yüce değerdir” denmiştir. Fakat emek bu kadar değerli olmasına rağmen, emek harcayan ve tüm zenginliği üreten işçiler değer görmüyorlar. Neden böyle?

Bunun sebebi sömürü düzenidir. Bugünkü sömürü düzeninin adı kapitalizmdir. Kapitalizm, kapitalden yani sermayeden gelmektedir. Sermayenin hâkim olduğu düzen demektir. Kapitalizmde parayı ve üretim araçlarını yani sermayeyi elinde tutan patronlar sınıfıdır (burjuvazi). Bu düzende tüm amaç daha fazla üretmek ve kâr elde etmektir. İnsanların ne durumda olduğu, gerçek ihtiyaçlarının ne olduğu önemli değildir. Dolayısıyla emek harcayan ve üreten işçinin de hiçbir değeri yoktur. Patronun gözünde işçi, aynı piyasadaki bir mal gibidir. Bu para düzeninde insaniyet ortadan kalktığı için sermaye sahipleri, işçiye insan gözüyle bakmazlar. İşçinin ihtiyaçları onun bedensel ihtiyaçlarıyla sınırlı görülür: İşçi karnını doyursun, üretim için enerjisini yeniden kazansın ve gelecek nesiller için yeni çocuklar yapsın… Yani işçinin bir yük hayvanından farkı yoktur. Eğer patronlar üretimi işçi yerine atla yapabilseydiler ve bu daha kârlı olsaydı, kesinlikle atı tercih ederlerdi. Tam da bundan ötürü patronlar, işçilerin iş kazalarında ölmesini zerrece umursamazlar.

Tüm tarih gösteriyor ki, insanlar son ana, bardağın taşmasına kadar beklerler. Bu bekleyiş çoğu zaman uzun sürer. Ama bardak eninde sonunda taşar ve senelerce öfke biriktiren ezilen ve sömürülen insanlar, beklenmedik anda ayağa kalkarlar.

Kapitalizm öylesine mantıksız bir sistemdir ki, milyarlarca işçi üretir ama bir avuç asalak el koyar. Bu sistemde, işçi için daha fazla çalışıp zengin olmak kesinlikle boş bir hayalidir. Tersine, bir işçi önderinin dediği gibi, kapitalist sistemde işçi ürettikçe yoksullaşır. Bu her açıdan bir yoksullaşmadır. Uzun süre çalışan işçi öncelikle tükenir, sosyal hayattan kopar ve manevi olarak yoksullaşır. İşçi en güzel ve en değerli şeyleri üretir, gökdelenleri yükseltir ama kendisi için ürettiği yoksulluk koşullarından başka bir şey değildir. Daha da önemlisi, uzun saatler boyunca çalışan işçi, patron için daha fazla sömürü ve kâr kaynağıdır. Bugün Türkiye’de, ücretler düşük olduğu için işçiler fazla mesailerle gelirlerini artırmaya çalışıyorlar. Peki, bu şekilde, yani daha çok çalışarak çok kazanan ve yoksulluğundan kurtulan var mı? Yok!

İşçiler her gün çok daha fazla çalışıp yoksulluklarını yeniden üretirken, dünyadaki sermaye ve servet ise bir avuç insanın elinde toplanıyor. Şu anda dünyadaki 62 kişinin serveti, 3,5 milyar insanın servetine eşittir.İnsanın aklı almıyor ama gerçek! 62 kişi, 7 milyarlık dünya nüfusunun yarısına bedeldir. Bu 62 kişinin de içinde yer aldığı en zengin %1’lik kesimin yani 70 milyon kişinin serveti ise, toplumun yüzde 99’unun servetine eşittir. İşte kapitalizm böylesine mantıksız, akıl almaz eşitsizlikler üreten bir sömürü sistemidir. Her geçen gün zenginleşen Türkiyeli patronlar da bu 70 milyonun içindedirler. Meselâ en zengin %1’lik kesimin toplam servetten aldığı pay 2002 yılında %39 iken, bu oran 2014 yılında %54’e yükselmiş… İşte size “büyüyen Türkiye!”

Böylesi bir toplumda barış, huzur, mutluluk olabilir mi? Elbette olamaz! İşte yanı başımızda, Ortadoğu’da yoğunlaşan emperyalist savaş! Suriye, Irak, Yemen, Libya gibi ülkeler yerle bir edildi, ediliyor. Milyonlarca insan evinden ve yurdundan oldu, oluyor. On binlerce insanın umut yolculuğu denizin derinliklerinde son buldu, buluyor. Acı, hüzün, keder ve çıkışsızlık etrafımızı sarmış durumda.

Kapitalizmin yarattığı eşitsizlik ve yıkımdan dolayı her gün 1 milyar insan aç yatıyor. Dünyanın yarısı 2-3 dolarla geçiniyor. Her sene 11 milyon çocuk ya hastalıktan ya da açlıktan ölüyor. Ambarlar buğday dolu olmasına rağmen Afrika açlıktan kırılıyor. Teknoloji gelişiyor ama iş saatleri uzatılıyor. Dünyada 250 milyon işsiz var. Umutsuzluk, gelecek kaygısı tüm toplumları pençesine almış durumda. İnsanlar kendilerini değersiz ve aşağılanmış hissediyorlar. Umutsuzluk ve çıkışsızlık insanların psikolojisini bozuyor, hasta ediyor. Bu ortamda, düzen sahipleri rekabeti ve çatışmayı daha da kışkırtarak insanları yozlaştırıyorlar. Toplum her yönden çürümekte, genel ahlaki değerler, vicdan ve dayanışma duyguları körelmektedir.

Elbette bu tablo acı vericidir. Lakin bizler, toplumun neden bu durumda olduğunu biliyor ve anlıyoruz. Bu yüzden, dünyanın neden bu halde olduğunu kavrayamayan işçi-emekçilere değil, düzen sahiplerine öfkeleniyoruz. İnsanlar örgütsüz ve çaresizler. Böyle oldukları için de bugünkü durumu olduğu gibi kabul ediyor ve “bir şey değişmez” diyorlar. Ancak insanlık böylesine bir düzeni asla kabul etmeyecektir. Bugünün kapitalizmi, 2000 yıl önceki soyluların Roma’sına benziyor. Ne var ki sarsılmaz görünen Roma yerle bir oldu ve kölelik üzerine kurulan zenginlik düzeni ortadan kalktı. Tüm tarih gösteriyor ki, insanlar son ana, bardağın taşmasına kadar beklerler. Bu bekleyiş çoğu zaman uzun sürer. Ama bardak eninde sonunda taşar ve senelerce öfke biriktiren ezilen ve sömürülen insanlar, beklenmedik anda ayağa kalkarlar.

İnsanlık dünden bugüne daha iyi bir dünya kurmak, yeryüzü cennetini yaratmak için mücadele etmiştir, etmeye de devam edecektir. Kapitalist düzen sahipleri, insanlığın sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir toplum hayalini hiçbir zaman karartamadılar. Bizler, örgütlü ve sınıf bilinçli işçiler olarak iyimseriz; çünkü bizler tarih bilinciyle doluyuz. İnsanların mutlu ve özgür olduğu, sömürüsüz, efendisiz, savaşsız bir dünya arzusu örgütlü ve mücadeleci işçilerin elinde yükseliyor.

20 Ekim 2016

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Bir lise öğrencisi: Bir öğrenci olarak az çok tahmin edeceğiniz masraflarım var, ancak aynı masrafları karşılamak için artık daha fazla para gerekiyor. Ailem ve ben okul masraflarının pahalılığından şikâyetçiyiz. Örneğin benim okulum devlet okulu...
  • Birçok ülkede, farklı tarihlerde “çocuk günü” vardır ve o günlerde çocuklar hatırlanır, iyi dileklerde bulunulur. UNICEF ise 191 ülke tarafından kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesinin imzalandığı gün olan 20 Kasımı Dünya Çocuk günü olarak kutluyor...
  • TÜİK’in Ağustos ayına ait işgücü istatistikleri, işsizliğin her geçen ay daha da arttığını gösteriyor. TÜİK’in rakamlarına göre, 2019 Ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre işsiz sayısı 980 bin kişi artarak 4 milyon 650 bine yükseldi....
  • UİD-DER’li bir emekçi kadın çalıştığı işyerinde kadın arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbeti şöyle aktarıyor: “İsviçre’de kadınların eşit işe eşit ücret talebiyle yaptığı grev üzerine sohbet ediyorduk. Arkadaşlarımın bu grevden haberi yoktu....
  • DİSK’e bağlı işyerlerinde çalışan işçiler, yarım gün iş bırakarak “kıdem tazminatının gaspına hayır, vergi adaleti istiyoruz” sloganıyla Konak Meydanına yürüdü. 181 gündür işlerine dönmek için direnen Aliağa Belediyesi işçileri de kendi...
  • DİSK, Türk-İş ve Hak-İş genel başkanları, vergi adaletinin sağlanması talebiyle Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş...
  • Başarıya giden yol nedir, hiç düşündünüz mü? Şimdi bu soruyu niye sordum merak ediyor olabilirsiniz. Kurbağalar ile ilgili bir hikâye okudum. Bu hikâye çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine biraz düşününce hayatımızda da bu...
  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...
  • Zeytinoğlu Grubu’na bağlı Entil Endüstri, Halpaki Döküm ve Tarkon Makine işçilerinin kıdem tazminatları ve 5 aylık ücretlerinin ödenmesi talebiyle 4 Kasımda başlattıkları nöbet eylemi devam ediyor. 3 fabrikada çalışan işçiler, taleplerini duyurmak...
  • 17 Ağustos depremini Kocaeli Karamürsel’de yaşamış birisi olarak, o gece ve sonrasında yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. O zamanlar eşim İstanbul’da çalışıyor, ben 1 yaşındaki kızım ve 4 yaşındaki oğlumla annemde kalıyordum. 17 Ağustos...
  • Genç yaşlı, evli bekâr, köylü, şehirli, Avrupalı, Asyalı fark etmiyor. Dünyanın her yerinde baskı altına alınıyor, şiddet görüyoruz. Kadınların emek gücü ucuzdur. Bu düzende söz hakkımızı erkekler belirlemek istiyor. Çalışıyor ve ev geçindiriyoruz...