Navigation

Buradasınız

Televizyona Mahkûm Olmak İstemiyoruz!

Ocak 2014, No:70
Patronlar sınıfı, televizyon aracılığıyla işçi-emekçilerin bilincini şekillendirmeye çalışıyor. Egemenlerin fikirlerini yansıtan haberler, programlar, filmler ve daha niceleriyle emekçiler sürekli olarak bombardıman altında tutuluyorlar. Yaşanan sorunların, haksızlıkların sorgulanmasına fırsat tanınmıyor.

Yıllar önce hakları için mücadele eden işçiler bir toplantıda tartışmaktadırlar. İşçinin birisi, kürsüde, çalışma saatlerinin uzunluğundan, boş zamanlarının olmamasından, sosyal faaliyetlere katılamamaktan şikâyet etmektedir. Bir başka işçi yerinden fırlar ve şöyle seslenir: “Neden ekmekten söz etmiyorsun?” Kürsüdeki işçinin cevabı çok anlamlıdır: “İnsan yalnızca ekmekle yaşamaz!”

Evet, insan yalnızca ekmekle yaşamaz. İnsan sadece karnını doyurarak insan olmaz. İnsanı insan yapan en temel özelliği düşünen bir canlı olarak çevresiyle ilişki kurması, üretmesi, sanattan spora, düğün dernekten yardımlaşmaya varıncaya kadar pek çok toplumsal faaliyetlere katılmasıdır. Ne var ki, adına kapitalizm denen kâr düzeninde işçilere yalnızca makine gibi üretmek dayatılıyor. İşçiler sabahın köründe işyerlerine giriyor ve akşamın karanlığında çıkıyorlar. İşçilerin önemli bir kısmı ise gece çalışıyor ve gün ışığını bile göremiyor.

Uzun ve tüketici bir çalışma gününün sonunda kendini eve atan işçi, yorgunluktan dolayı adeta “dökülüyor.” Karnını doyuran işçinin, kendini yatağa atmadan önce yapabileceği hemen hemen tek şey kalıyor: Televizyon izlemek. Böylece kısıtlı zaman tükenmiş oluyor. Hadi diyelim birazcık boş zaman yaratıldı; fakat dışarıya çıkmak, gezmek, çeşitli sosyal faaliyetlere katılmak için gerekli olan para yok! Çünkü ücretler son derece düşük ve ancak karın doyurmaya yetiyor. Meselâ yapılan araştırmalara göre, neredeyse her sınırı denize çıkan İstanbul’da milyonlarca emekçi denizi görebilmiş değildir. Boğazı göremeyenlerin sayısı ise daha fazladır. Yani işçi önce mahallesine sonra da evine hapsediliyor.

Böylece gece gündüz çalışan işçi için tek eğlence kaynağı televizyon olmaktadır, işçiye televizyon izleme dayatılmaktadır. Örneğin araştırmalara göre, Türkiye’de kişi başına televizyon izleme süresi günde ortalama 4 saattir. Olanaksızlıklardan dolayı, işten sonra yorgun argın televizyonun karşısına oturan işçi, son derece kısıtlı olan zamanını da bu şekilde tüketmektedir.

Televizyon izlemek elbette yadırganması gereken bir şey değildir. Düşünülmesi gereken şey, medya gibi devasa bir aracı elinde bulunduran patronların, dünyada milyarlarca emekçiye televizyon yoluyla nasıl hükmettiğidir. Patronlar topluma kendi doğrularını, yani düşüncelerini benimseterek kabul ettirmek isterler ve bunun için medyayı kullanırlar. Televizyon ve gazetelerin yayın kurulları, bilgiyi gizlemek, eksik vermek, çarpıtmak, seçerek vermek ve yorumlamak suretiyle toplumu yanıltır, yani kendi amaçları doğrultusunda yönlendirir veya etkilerler.

Televizyon her eve girmiş, her odanın köşesine yerleşmiş, işten arta kalan tüm zamanı ele geçirmiş, insanları kendine esir etmiştir. Patronlar sınıfı, televizyon aracılığıyla işçi-emekçilerin bilincini şekillendirmeye çalışıyor. Egemenlerin fikirlerini yansıtan haberler, programlar, filmler ve daha niceleriyle emekçiler sürekli olarak bombardıman altında tutuluyorlar. Yaşanan sorunların, haksızlıkların sorgulanmasına fırsat tanınmıyor.

Aşırı TV izlenmesi insanları tepki vermeyen bir konuma iter, insanların toplumla iletişimini kopararak yalnızlaştırır. İşte uzun ve yorucu bir çalışma gününün sonunda televizyonun karşısına geçen işçiyi böylesi bir tehlike beklemektedir. Evle iş arasına sıkıştırılan, genel olarak mahallesinden çıkamayan, sosyal faaliyetlere katılamayan işçi, ayrıca televizyona mahkûm edilerek toplumdan kopartılmak istenmektedir. 

Televizyon yoluyla patronlar sınıfı, ruhları ve beyinleri esir almaya çalışır. İşçilerin, haksızlık eden patrona karşı durabilecek kadar cesur, sendikalarına sahip çıkacak kadar bilinçli olması istenmez. Bunu sağlamak için magazin programlarında işçilerin ne tür hayatlara özenmesi gerektiği anlatılır. Magazin programlarında yoksul insanların hayatları değil, sosyeteden insanların hayatlarının yayınlanması boşuna değildir. İmrenmemiz gereken, benzememiz gereken onların ahlâkı, onların düşünceleri, onların ilişkileridir!

Gerçeklerin toplumdan saklanması, o gerçeklerin yok edilebileceği anlamına gelmez. Patronlar sınıfı gerçekleri ne kadar gizlerse gizlesin, medya ne kadar çarpıtırsa çarpıtsın, işçi sınıfının mücadelesi sürüyor. Kötü iş ve yaşam koşullarına, düşük ücretlere, sosyal yaşamın engellenmesine karşı birleşen işçiler, patronların saltanatına da medyanın yalanlarına da son verecek!

17 Ocak 2014

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...
  • Zeytinoğlu Grubu’na bağlı Entil Endüstri, Halpaki Döküm ve Tarkon Makine işçilerinin kıdem tazminatları ve 5 aylık ücretlerinin ödenmesi talebiyle 4 Kasımda başlattıkları nöbet eylemi devam ediyor. 3 fabrikada çalışan işçiler, taleplerini duyurmak...
  • 17 Ağustos depremini Kocaeli Karamürsel’de yaşamış birisi olarak, o gece ve sonrasında yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. O zamanlar eşim İstanbul’da çalışıyor, ben 1 yaşındaki kızım ve 4 yaşındaki oğlumla annemde kalıyordum. 17 Ağustos...
  • Genç yaşlı, evli bekâr, köylü, şehirli, Avrupalı, Asyalı fark etmiyor. Dünyanın her yerinde baskı altına alınıyor, şiddet görüyoruz. Kadınların emek gücü ucuzdur. Bu düzende söz hakkımızı erkekler belirlemek istiyor. Çalışıyor ve ev geçindiriyoruz...
  • Ankara’nın Etimesgut ilçesinde Elya Yapı’ya ait Elya Center şantiyesinde çalışan 30 inşaat işçisi aylardır ödenmeyen ücretlerini talep ettiler. Elya Yapı patronları 9 Kasımda işçilere ücretlerinin ödeneceği sözünü verdi. Aldıkları sözün ardından...
  • Ben on üç yaşından beri çalışmaktayım. Adana’da birçok fabrikada çalıştım, son beş yıldan beri ise bir fabrikada metal işçisi olarak çalışıyorum. Daha önce hep duyuyordum UİD-DER’in etkinliklerini ama böyle bir etkinliğe hiç katılmamıştım....
  • İki dağcı genç çadırlarını alır dağa çıkarlar. Çadırlarını kurar ve gece içinde uyurlar. Gençlerden biri gece uyanır. Panik halde arkadaşını uyandırır. Ne olduğunu, niye uyandırıldığını anlayamayan şaşkın arkadaşına sorar:
  • Geçenlerde eve dönmek için dolmuşa bindim, dolmuş hakikaten dolmuş durumdaydı. Dolmuşta iki kişinin kendi aralarında yaptıkları sohbete kulak misafiri oldum. Diş hekimi bu iki insan bir birilerine “müşteri nasıl kazıklanır” taktiğini veriyordu. “Bak...
  • Yeni Ekonomi Programı çerçevesinde güncelleme (zam) gündemime girdiğinde, acaba bu mektubu yazana kadar konu güncelliğini yitirir mi diye çok düşündüm. Sonunda mektubu yazmaya başladım ve burasına üzülsem mi, sevinsem mi bilemedim ama güncelliğini...
  • İstanbul Silivri açıklarında yaklaşık altı büyüklüğündeki deprem, yılardır bastırdığımız deprem korkumuzu tekrar gündemimize getirdi. Yaşanan sarsıntıyla yoksul işçi ve emekçiler artık diken üzerinde yaşamaya başladı. Büyük sarsıntıdan sonra,...
  • Kardeşler, bir servis şoförü olarak bugün sizinle biraz dertleşmek istedim. Yaşadıklarımı, tanık olduğum şeyleri sesli düşünerek aktarayım sizlere. Yirmi yıl çalıştıktan sonra emekli olacağım, artık çalışmama gerek yok diyerek emekli oldum. Emekli...