Navigation

Buradasınız

Yıl 2007: Ressam kim, işçi sınıfı mı kapitalizm mi?

Tanımlanamayan bir kavramdan bahsediyoruz: zaman. Nerede başladığına ve nerede, nasıl biteceğine dair bir son çizgi yok. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, onu tanımlayan, evrenin ve doğanın geçirdiği dönüşümler ve yaşanan toplumsal ve siyasal koşullar. İnsanlık tarihinin geçirdiği toplumsal dönüşümler, çağları, milatları belirliyor. Yeni gelen her yılın ve kutlanacak asıl şeylerin ne olduğu, sanırım üzerinde düşünülmesi gereken nokta!

Tanımlanamayan bir kavramdan bahsediyoruz: zaman. Nerede başladığına ve nerede, nasıl biteceğine dair bir son çizgi yok. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, onu tanımlayan, evrenin ve doğanın geçirdiği dönüşümler ve yaşanan toplumsal ve siyasal koşullar. İnsanlık tarihinin geçirdiği toplumsal dönüşümler, çağları, milatları belirliyor. Yeni gelen her yılın ve kutlanacak asıl şeylerin ne olduğu, sanırım üzerinde düşünülmesi gereken nokta!

Tarihin süzgecinden bakıldığında, bugün gelinen nokta, daha ileriye gidişin mümkün olmadığı bir son nokta gibi gösterilmeye çalışılsa da biz öyle olmadığını çok iyi biliyoruz. Tarihin sonu henüz gelmedi. Çarpıtılan gerçekliğe dair çizgiler ve kapitalist sistemin sözcüsü ressamların elinden çıkan bir tablo ancak bu renklerle boyanır elbette. Tüm ideolojik aygıtlarıyla, bu tabloyu kendi renklerine boyamaya çalışan emperyalist iktidarlar, bir taraftan işçi sınıfının mücadele tarihi ve geldiği nokta adına kara tablolar çizerken, onların tanımıyla içinde bulunulan global çağ ve yeni dünya düzeni ise toz pembe çizgilerle boyanarak sunuluyor bize. Peki, durum gerçekten de böyle mi?

Yıl 2006, günlerden 31 Aralık ve belirli bir saat sonra kavramsal bir geçiş yaşanacak, bir başka tarih başlayacak diye düşünelim. Acaba bu tozpembe tablodan yeni tarihe yansıyan ve yeni olanlar ne? Gittikçe yenilenerek(!) daha da ağırlaşan çalışma koşulları, yenilenen zamanın tersine, geriye giderek yok edilmeye çalışılan sosyal kazanımlar, gelen her yeni yılla arttırılarak uygulanan siyasi baskılar ve yasaklar, yeni yıl armağanı niyetine anti-demokratik yasalar, yeni yıl sabahında kahvaltı sofralarına sunulacak enflasyon, bilumum dalavereler, işsizler ve ölümler vs. vs.

Bizler için kutlanılması gereken ve yeni çekilmiş uzun metrajlı bir filmin görkemli galasındaymış gibi seyrimize sunulanlar aslında kimin filmi? Kimin kutlaması? Tüm dünyanın en güzide meydanlarında en son teknolojik sistemlerle hazırlanan kutlama partilerinden tutun da, tüm o şaşaalı tabloyu desteklermişçesine, “ışıl ışıl bir yıl hazırladık size, bakın ne kadar düşünüyoruz sizleri, rahatınızı” der gibi dev ekranlardan yansıtılan görüntüler, kendi görüntüsüne yabancı kalabalıkların sarhoş yanılsaması mı?

“Eğlenin, unutun, düşünmeyin hiçbir şeyi. Sabah kalktığınızda gözünüzü yeni bir yıla ve yeni bir dünyaya açacağız!” derken, gözlerimiz yeni bir dünyaya mı, yoksa daha da köreltilerek, yeni kör dövüşlerine mi hazırlanıyordu? “Bağırın, çığlık atın, heyecanlanın, bu sizin yeni yılda en doğal hakkınız! Ama başka zaman bağırmayın, haykırmayın, böyle bir doğal hak yok” diyen alaycı mesajlar mı verdikleri? Cümbüş cümbüş yayılan, o rengârenk havai fişek görüntüleriyle, “biz ne mutluyuz, hayat ne güzel…” dedirten ve bir taraftan da gerçeğine ve birbirine yabancı milyonlarca insanın asıl fotoğrafında bu küçük, minicik bir kare miydi?

Tablonun bir başka yüzü; uyanılan yeni yıl sabahında, dilenen dileklerin, kurulan hayallerin, dağıtılan milyarlık kâğıt parçalarındaki umutların ötesinde; aldanış, yanılsama ve bulanıklığı kısa süreliğine de olsa ayıltan, soğuk ve titreten bir gerçek, tarihin bir öncekinden farklı olmayan bir günü…

Evet yeni yıl sabahı, işçi sınıfının hayatında ve belleğine eklenen son bir yılda değişen ne? En yakın adres Irak. Saddam’ın asılış görüntülerini seyretmek, bir gerçeklik adına tarihe ne bırakmıştı? Bir paylaşım savaşı içinde birbirine yok ettirilmeye çalışılan halkların tarihinde değişen neydi? Şimdi kurbanlar kesmiş ve günahlarını af mı ettirmişti İslam dünyası! Irak’ta ve Lübnan’da yaşanan haksız savaşlarda kapitalin büyük tanrısına yeterince kurban verilmemiş miydi bunca zamandır? Dökülen onca kan, dini inanışlara göre toprağı bile doyurmaya yetmişken, İslam dünyasının egemenleri, yüz binlerce işçi ve emekçiyi, çıkarlarına ters düşmemek adına seyirci kaldıkları büyük tanrı ABD ve Avrupa’ya kurban vermiyorlar mıydı hâlâ? Ve bir çelişki yumağında şimdi hangi tanrıdan af diliyorlardı? Ve bir arınma yılında –evet belki 2007 yılına da arınma yılı diyebilirlerdi– petrol yeşiline mi satılmıştı kutsanmış ruhlar? Açlığın sıcaklıkla kavrulduğu topraklarda, şiş karınlı çocukların yeni yılını da kutsamış mıydı büyük tanrı kapital? Tüm çizilen resimlerde, çekilen fotoğraflarda “her kıtadan bir çocuk; sarı-siyah-beyaz, hepsi el ele” diye sloganlar atan emperyalizmin kuklası uluslararası örgütler, savaşlarda ölen, sakat kalan milyonlarca çocuk adına sadece fotoğraf çekmiş ve yeni yıl kartı bastırmıştı. Ve yıllardır yaptığı gibi, geçen son bir yılda da sayısız çocuğun sırtından reklâmını yapmış, bastığı yeni yıl kartlarıyla kendi kazanmıştı.

Son olarak TC sınırlarından içeri baktığımızda, son açıklanan açlık ve sefalet oranlarıyla, trajikomik bir durum sergileyen asgari ücret rakamlarıyla ya da hiçbir sosyal güvencesi olmayan kitlelerin bakışıyla ne anlam taşıyordu tarih! Evet birileri için anlam taşıyor belki, tüm dünya medyasının pompaladığı mesajlarla tüketim körükleniyor. Ve tüketemeyenleri, burjuvazi hayaller diyarına çağırıyor: “Alamıyorsan da, yapamıyorsan da, yiyemiyorsan da, giyemiyorsan da hayal kur! Sınıf atla hayallerinde!”

Burjuvazi, ideolojik aygıtlarıyla tüm dünyada işçi sınıfının bilincinde yaratmak istediği bulanıklık ve çarpıklığın, sistemin her defasında kendini yeniden üretebilmesi için ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyor. Ve yine biliyor ki 2007 yılında da işçi sınıfı kendi koşullarını kavramaya başlamadığı sürece, haksız savaşların bir parçası ve ilk önde giden müfrezesi olmaya, sürekli kaderci ve yazgısal bir yaklaşımı savunmaya ve yaşamaya devam edecek.

Amaç karamsar bir tablo çizmek değil. Aksine, girilen yeni mücadele yılına, tüm bu tabloları çizenlerin, haksız servetlerine daha hangi büyük projelerle servet ekleyeceklerini düşünenlerin ve hayır duası okuyarak, alınlarına kestikleri kurbanların değil, aslında işçilerin kanını uğur olsun diye basanların gerçeğini görerek girmek! Biçimsel anlamda, yaşanan yüzlerce yıllık süreçte, her yeni dönem ve yıla, bilgi çağı-teknoloji çağı, barış yılı, sevgi yılı gibi kandırmacaların içinde verilen değişen isimlere karşılık değişmeyen tek şeyin efendi-köle ilişkisi olduğunu görerek yeni bir yıla adım atabilmektir önemli olan.

Yine tüm güzelliklerin, tüm dünya işçilerinin ellerinde gizli olduğunu görmek ve gösterebilmek adına, her şeyin en iyisi ve güzeline layık olduğunun da bilincinde olarak, heyecanlanmanın da, eğlenebilmenin de hakkı olduğunu, diğer taraftan da, yeni gelen her yıldan, kendi mücadele tarihi adına nelerin değiştiğini ve eklendiğini görmek ve ders almak olmalı yeni yılın anlamı. Tabii tüm bunlar doğru öğrenilmiş bir sınıf belleğine sahip olarak ve doğru bir önderlik ve örgütlü mücadele ile mümkün. Yani kısacası onların çizdiği tablolar bizim tablomuz değil. Biz üreten ellerimiz ve dirençli yüreklerimizin ışığıyla çizmeye devam ediyoruz tablolarımızı ve kendi renklerimize boyuyoruz.

İşte bunun bir yansıması olarak, yeni bir mücadele yılına hep beraber girebilmek için Bostancı’da, derneğimizde toplandığımızda, bu bilinçle karşıladık birbirimizi. Beraber hazırlandık, çalıştık, beraber yedik ve diğerlerinden farklı olarak 15’ten başladık geriye saymaya. Zamanın, tarihin ne olduğu ve neye geçtiği değildi bizim için önemli olan. Marşlarımızı, şarkılarımızı, en çocuk yüreklerden en güzel şiirleri dinledik. Ve tüm dünyadaki işçi kardeşlerimizin de sesimize ses verdiğini düşünerek, Enternasyonal’i söyledik en coşkulu sesimizle. O an o saatin, dakikanın ya da tarihin ne önemi vardı ki? Bundan önce nasıl yazıldıysa, bundan sonra da bizim ellerimizle yazılacak çünkü tarih!

Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm.

Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz

Ya dünyamıza inecek ölüm!

10 Ocak 2007

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Koronavirüse karşı önlem olarak söylenen “el yıkamak” Afrika’nın yoksul emekçileri açısından mümkün değil. Suya erişimin çok kısıtlı ve pahalı olduğu Afrika ülkelerinde hastaneler dahi sudan ve temel hijyen maddelerinden yoksun. Sağlık işçileri...
  • Patronlar ve hükümet, menfaatleri gereği, hangi yalana nasıl inanmamızı istiyorlarsa, bizi en kolay nasıl aldatacaklarsa öyle çevirip kıvırıyorlar. Bir şey anında tam karşıtına dönüşebiliyor. Yıllardır doğru olduğunu adımız gibi bildiğimiz şeyler...
  • Ben özel bir hastanede çalışan sağlık işçisiyim. Koronavirüsü bahanesiyle, üç haftadır arkadaşlarımız zorunlu yıllık izne veya ücretsiz izine çıkartıldı. İzne çıkartılırken “sizi korumak adına” diyen patronlar, virüs bahanesiyle krizin yükünü...
  • İçinden geçtiğimiz süreç tam anlamıyla at iziyle it izinin birbirine karıştığı bir dönemdir. Çok masum görünen şeylerin arkasında bile burjuvazinin kandırmacaları olabileceğini akıldan çıkarmamak gerekir. Burjuvazi ve temsilcileri, yaptıkları...
  • Sermaye sınıfının hizmetindeki siyasi iktidar, 2018’de ülkenin yeni bir krize sürüklenmesiyle, Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği Yönetmeliğinde yaptığı değişikliklerle işverenlerin bu uygulamadan yararlanmasını kolaylaştırdı. Bu kez dünya...
  • Tüm dünyada egemen sınıf bir olmuş, koronavirüs üzerinden korku salıyor. Fakat öte yandan en basit önlemleri bile almıyorlar. Bu nasıl ikiyüzlülük? Üstelik bu süreç kapitalizmin nasıl vicdansız ve aşağılık bir sistem olduğunu başka bir noktadan da...
  • Kapitalist sistem çürümeye başladı ve yaşadığı büyük krizin içerisinde çırpınıp duruyor. Sermaye sınıfı, uzun süredir bu büyük krizi atlatma politikaları üretip, kendini aklama derdinde. Son aylarda adını bol bol duyduğumuz Covid-19’u bahane ederek...
  • Her sabah felaket senaryoları ile açıyoruz gözlerimizi. Yakın çevremizden, ailemizden aldığımız haberlerden ücretsiz izinlerin ve işten atmaların yaygınlaştığını, çalışma koşullarının ağırlaştığını ve haklarımızın git gide ellerimizden alındığını...
  • Hollywood filmlerine taş çıkartan senaryolarla küresel bir tantananın kopartıldığı, muazzam bir ikiyüzlülüğün sergilendiği günlerden geçiyoruz. Her gün yeni sayılar açıklanarak koronavirüs salgınının nasıl da hızlı yayıldığı ilan ediliyor, panik...
  • Dünyanın dört bir yanında koronavirüs salgını bahanesiyle patronlar sınıfı toplu işten atmalara başladı. Daha şimdiden dünya genelinde 20 milyonun üzerinde işçi işsiz kaldı. Henüz işten atılmayanlar ise ya ücretsiz izne çıkarılıyor ya da esnek...
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz Bize Yeteriz” adıyla başlattığı bağış kampanyası “hayırsever” patronlar ve siyasetçiler tarafından büyük destek gördü! Açılışı yedi aylık maaşını bağışlayarak bizzat Cumhurbaşkanı yaptı. Hemen ardından MHP Genel Başkanı...
  • Son günlerde gündemde olan tek bir konu var, o da koronavirüs. Belli ki bu virüs daha uzun süre gündemde olmaya devam edecek. Hal böyle olunca fabrikalarda, işyerlerinde, evlerde sadece bu konu konuşuluyor. Toplumun büyük bir çoğunluğu adeta...
  • Malum koronavirüs salgını hayatımızın her alanını sarmış durumda. Bu virüsün fiziksel açıdan vereceği zarardan ziyade psikolojik ve ideolojik açıdan zararlarına, saldırılar ve hak gaspları için bahane edilmesine dikkat etmeliyiz. Patronlar sınıfının...