Navigation

Buradasınız

The Strike/Grev Resmi Bana Üniversitedeki Eğitim Seviyesini Hatırlattı

UİD-DER’in sitesinde Fotoğraf, Film, Şiir ve Şarkılarla Emek, Tarih, Yaşam sayfasında The Strike-Grev resmi ile ilgili yazıyı okuduğumda, üniversitedeyken Sanat Tarihi dersinde sanat akımlarını işlerken başımdan geçenler aklıma geldi. Onu anlatmadan önce Grev resminin sanat akımları konusuyla ilişkisine girmek istiyorum. Bu resim 1800’lü yıllarda sanatçıların yüzünü toplumda yaşanan gerçekliğe dönmesiyle ortaya çıkmış bir sanat akımının, realizmin etkisiyle yapılmış. Ondan önce sanatçılar genelde soyluların ve burjuvaların lüks, şatafat, eğlence ve bolluk içindeki hayatlarını resmediyorlardı.

UİD-DER’in sitesinde Fotoğraf, Film, Şiir ve Şarkılarla Emek, Tarih, Yaşam sayfasında The Strike-Grev resmi ile ilgili yazıyı okuduğumda, üniversitedeyken Sanat Tarihi dersinde sanat akımlarını işlerken başımdan geçenler aklıma geldi. Onu anlatmadan önce Grev resminin sanat akımları konusuyla ilişkisine girmek istiyorum. Bu resim 1800’lü yıllarda sanatçıların yüzünü toplumda yaşanan gerçekliğe dönmesiyle ortaya çıkmış bir sanat akımının, realizmin etkisiyle yapılmış. Ondan önce sanatçılar genelde soyluların ve burjuvaların lüks, şatafat, eğlence ve bolluk içindeki hayatlarını resmediyorlardı. Bir sanatçının en büyük hayali, saraya veya bir burjuvanın malikânesine yerleşip, sürekli elinde fırça ve boyalarla varlıklı sınıfa üst düzey hizmetçilik yapmaktı. İşçi sınıfı mücadelelerinin yarattığı ortamda ortaya çıkan realizm (gerçekçilik) akımı bir anlamda sanatçıları bu düşkün hallerinden kurtarmış oldu. Sanatçıların bir kısmı toplumda artık  “ben de varım” diyen bir sınıfa, işçi sınıfına gözlerini diktiler. İşçiler hayatın her alanında, üretimin olduğu her yerde vardı. Atölyelerde, evlerdeki küçük el tezgâhlarında, her türlü mamulün toplanmasında, taşınmasında, işlenmesinde, dumanları gökyüzüne çıkmaya başlayan fabrikalarda, rutubetli evlerin karanlık odalarında, yoksul bir sofranın başında, hasta yataklarda, işsizlik ve açlıkla boğuşurken çamurlu sokaklarda... Ressamların fırçaları artık tüm bu sahneleri anlatıyordu. Yaptıkları bir anlamda daha önceki sanatçıların yaşam tarzına da bir tepkiydi. Onlar da işçi sınıfı gibi eski dünyaya başkaldırıyordu.

Şimdi üniversitede yaşadığım olayı anlatayım. Sanat Tarihi dersinde, realizm konusundayız. Unvanı “doçent” olan bir hocamız bir sanatçının hayatına kısa bir giriş yapıp sonra da resimlerini anlatacaktı. Ben o dönemde realizmi az çok yukarıdaki bilgiler düzeyinde kavrıyordum. Hocamız sanatçının realist sanat akımından etkilenerek yaptığı resimleri bize gösterdikten sonra sanatçının yoksulluk altında acı çeken insanları resmettiğini, çünkü kendisinin de acı çektiğini anlatmaya başladı. Sanatçı neden acı çekiyormuş? Çünkü annesini kaybetmiş. Annesini çok seviyormuş. O kadar çok seviyormuş ki ondan başka kimseyi bu kadar çok sevmiyormuş! Hocamız bu anne sevgisini anlatırken “hoca bizi mi sınıyor acaba, tamam anne sevgisi, anne kaybı bir yere kadar da insanların sefaletiyle o dönem işçi sınıfının yaşadığı sefaletle ilgili de bir iki cümle çıkmaz mı ağzından?” diye düşünürken hoca bu mevzuyu uzattıkça uzattı. Tabii ben hocamız “derin” bilgisini bizimle paylaştıktan hemen sonra söz isteyip düşüncelerimi paylaşmak istedim. Ama dilimi de olabildiğince yumuşak tutarak “hocam kuşkusuz bir sanatçının kişisel hayatında yaşadığı bir acının onun tercihlerini etkilemesi doğaldır, mümkündür. Ama yaptığı resimler imgesel resimler değil, tam da o dönem toplumun gerçekliği. Sanatçılar da o gerçekliğe yüzünü dönüyor. Onu daha görünür hale getirmek için uğraşıyor. Bir sanatçının annesine dair hissettiği duygularını toplumdaki devasa gerçeklerden üste çıkarmayı işin magazinsel boyutu olarak düşünüyorum. Sanat Tarihi dersimizde sanata ve sanatçılara dair anlatılanlarda nedense hep işin toplumdan kopuk boyutu öne çıkıyor. Hocam siz böyle anlatmayın bari” dedim. 

Ben gençliğin verdiği heyecanla hocamıza bunları söyleyince zaten daha ilk cümlelerde hocamız kızarmaya başladı. Ben bitirdiğimde de epeyce afallamış bir şekilde “bunları ben kendi kafamdan mı söylüyorum? Sanat Tarihi kitapları böyle söylüyor” dedi. “Hocam beyninizi kullanın, o kitaplarda yazılanları papağan gibi bize tekrar etmeyin” demek istedim ama diyemedim. Hocamız kafamdan geçenleri anlamış olacak ki hemen sınavı hatırlatıp  “ben o kitapta ne yazıyorsa anlatırım, sınavlarda da kusura bakmayın kitapta ne yazıyorsa soruları ona göre cevaplayacaksınız, aksini yazanı dersten bırakırım” dedi. Bilim yuvası üniversitelerimizin birkaç yıl sonra profesör olacak bir doçentinin ağzından çıkan cümlelerdi bunlar. Ben o dersten zayıf almadım. Ama hocamız her sınavdan sonra benim kâğıdımı sınıfa satır satır okudu. Ve sorduğu sorularla ilgili benim Sanat Tarihi kitabında yazmayıp da yazdığım her satırı uydurduğumu düşünerek üzerini çizip öyle puan verdi. Ben aklıma, mantığıma ve inandığım fikirlere uygun bulmadığım hiçbir şeyi yazmadım ama o dersten de kalmadım. Sonuç olarak “bilim yuvası” denilen üniversitelerin her alanında işçi sınıfının mücadele tarihinin bilinçli olarak yok sayıldığına, çoğu zaman da cahil akademisyenler tarafından ayağa düşürüldüğüne şahit oldum.

Ben UİD-DER sitesinde Grev resminin analizi üzerine (yani resimde neler var, resim neyi anlatıyor, kim yapmış, neden yapmış...) yazılmış yazıyı okuduğumda üniversitede görmediğim türden bir yaklaşım gördüm. Kaç üniversite okursak okuyalım, burjuvazinin eğitim sisteminde bize tarihin sınıf mücadeleleri tarihi olduğunu, hayatın hiçbir alanının bundan bağımsız olamayacağını öğretmiyorlar. Üniversitelerde yani burjuva eğitim sisteminde bize gerçekleri çarpıtarak, gözümüze at gözlükleri takarak, iki gözümüzden birini kapatarak gösteriyor egemenler. Kendi sınıf çıkarları doğrultusunda eğitim veriyorlar. Dünyayı, yaşamı tek boyutlu gösteriyor, tarihi düz bir çizgiden ibaretmiş gibi algılamamızı sağlıyorlar. Egemenler tarihte işçi sınıfının yaşadığı yengi ve yenilgileri, bunlardan edindiği deneyimleri öğrenmeyelim diye ellerinden geleni yapıyorlar. Sınıfının mücadele tarihinden bihaber olan işçiler kötü yaşam koşullarını değiştirmek için mücadeleye atılmazlar. Egemenlerin istediği de budur. Tarihi anlayamayan onu doğru şeyle değiştirmek için harekete geçemez.

Tarihi, yaşamı doğru anlamak için UİD-DER’in ve web sitesinin bize katkısı çok büyük. Her konuda güven veren doğru bir bakış açısı kazandırıyor bize. Hayatın küçük görünen detaylarından tutun da çok büyük olaylara kadar ne yaşanmış, neden yaşanmış, nasıl değerlendirmeliyiz, hangi dersleri çıkarmalıyız sorularına cevap bulabiliyoruz. Doğrusu içinden geçtiğimiz dönemi doğru anlamamız ve doğru tutum almamız için UİD-DER’i ve uidder.org’u daha fazla takip edip hakkını vermemiz gerektiğini düşünüyorum.

11 Haziran 2020

Son Eklenenler

  • 2008 krizini takip eden aylarda toplu işten çıkarmaların yaşandığı pek çok şirkette işçilerin işten çıkarılmayı kabul etmeyerek direnişe geçtikleri elbette unutulmadı. Bugün yaşanmakta olan ağır ekonomik kriz döneminde, milyonlarca işçinin toplu...
  • Egemenlerin dünyayı yıkıma sürükleyen paylaşım ve rekabet savaşları devam ediyor. Güzelim dünyamız milyonlarca insan için adeta bir cehenneme dönmüş durumda. Bu yıl, Nagazaki ve Hiroşima’da atom bombası kullanılmasının 75. yıldönümü. Geride...
  • Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Çanakkale’de bulunan Dardanel Önentaş fabrikasında bazı işçilerde koronavirüs tespit edilmesinden sonra hayata geçirilen “kapalı devre çalışma sistemini” protesto etti. Adeta bir toplama kampı gibi...
  • Koronavirüs’ün zengin yoksul ayırımı yapmadığı, “pandemi” sürecinde ekonominin tüm kesimleri olumsuz etkilediği, hepimizin “aynı gemide olduğu” masalları anlatıladursun gerçeğin hiç de böyle olmadığını veriler ortaya koyuyor. İlk koronavirüs...
  • Hangi yana baksak aslında çok büyük sorunlara işaret eden ayrıntılarla karşılaşıyoruz. Çünkü paranın insanın mutluluğundan, yaşamından daha değerli görüldüğü bir düzende yaşıyoruz. Hepimiz daha iyi bir yaşamın hayalini kuruyoruz.
  • Merhaba dostlar. Bizim için yürüdüğümüz yolu aydınlatan araçlardan biri oluyor İşçi Dayanışması... Her ay okur mektuplarıyla, yazılarla gündemdeki işçi sınıfını ilgilendiren gelişmeler ve karşılaştığımız, karşılaşacağımız birçok sorunla ilgili...
  • İnsanlık uzun çağlar boyunca yaşadığı deneyimlerden çıkarttığı dersleri, gelecek kuşaklara bazı deyimler veya atasözleri ile aktarır. “Denize düşen yılana sarılır” deyimi de çaresizliğin insana her şeyi yaptırabileceğini anlatmaktadır. Bunu içinden...
  • ABD’li aktör Robert De Niro’nun, Twitter üzerinden “İşte Amerika” notuyla yaptığı paylaşım, köhneyen kapitalist düzenin pis kokularını, çürümüşlüğünü bir kez daha gözler önüne serdi. Görüntüler uzunca bir caddede yatıp kalkmak, çöplerin içinde...
  • İnsanların psikolojik olarak yıprandığı, yalnızlaştığı ve çaresizliğe kapıldığı bir dönemden geçiyoruz. Fakat kendi adıma şunu çok rahat söyleyebilirim ki bu duyguların hiç birini yaşamamamın tek sebebi UİD-DER’de verdiğim örgütlü mücadeledir....
  • Koronavirüs gerekçesiyle okulların tatil edilmesinin üzerinden dört beş ay geçti. Bu sürede milyonlarca öğrenci okula gidemedi. Çocuklar arkadaşlarını göremiyor, sokakta gönlünce oyun oynayamıyor. Evin içine hapsoldukça, cep telefonlarına ve...
  • Covid-19 salgını bahanesiyle patronlara ballı teşvikler açıklayan siyasi iktidar sözde “işten atma yasağı” getirmiş, geçtiğimiz günlerde de yasağın süresini uzattığını açıklamıştı. Ancak iktidarın sözde işten atma yasağı patronlar için bir engel...
  • Koronavirüs salgınıyla örtmeye çalıştıkları krizi fırsata dönüştürme hayalleri kuran patronlar ve hükümet el ele verip kıdem tazminatımızı elimizden almak için yeni hamleler yapıyorlar. Bir yandan “dünyayı ve insanlığı tehdit eden bir virüsle karşı...
  • Merhaba arkadaşlar. Bültenimizin son sayısındaki “Bir Devir ve Bir İşçi Lideri: Kemal Türkler” başlıklı yazının altındaki bir resim beni çok etkiledi. Resimde DİSK’in kurucusu Kemal Türkler’in eşi Sebahat abla, işçi sınıfına grev hakkını armağan...

UİD-DER Aylık Bülteni