Navigation

Buradasınız

Yolsuzluk, Çürüme, Yalan, Talan, İkiyüzlülük, İktidar Kavgası…

İşçiler Kimden Yana Olmalı?

Ocak 2014, No:70
Her zamanki gibi efendiler, iktidar kavgasından galip çıkmak amacıyla işçi emekçi halkı kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlar. Karşılıklı olarak, kıran kırana sürdürülen propaganda savaşının amacı budur: Emekçi kitleleri kandırmak ve destek toplamak!

AKP hükümetinin yolsuzluklarını kısmen açığa çıkartan 17 Aralık operasyonunun etkileri tüm sarsıcılığıyla devam ediyor. Haftalardır devletin tepesinde, bugüne kadar pek de alışılmamış bir kriz yaşanıyor. Peşpeşe karşılıklı hamleler ve operasyonlar yapılıyor. AKP hükümeti, başlattığı operasyonla iki binden fazla polisin ve emniyet müdürünün yerini değiştirdi, onlarca valiyi görevinden aldı, en kritik noktalarda duran savcıları sürgüne gönderdi. Neler oluyor, devletin tepesinde patlak veren bu kriz ne anlama geliyor?

Öncelikle bir hususu baştan net olarak dile getirelim: Yaşanan şeyin bir iktidar kavgası olduğu su götürmez bir gerçektir.

Bu iktidar kavgasının bir tarafında AKP hükümeti, öte tarafında ise Gülen cemaati var. Dün “kardeş” ve ortak olan AKP ve Gülen cemaati, bugün iktidar güreşine tutuşmuş bulunuyor.

Her zamanki gibi efendiler, iktidar kavgasından galip çıkmak amacıyla işçi emekçi halkı kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlar. Karşılıklı olarak, kıran kırana sürdürülen propaganda savaşının amacı budur: Emekçi kitleleri kandırmak ve destek toplamak!  

Gülen cemaati ve medyası yolsuzluklara dönük büyük bir operasyon yapıldığını dile getirirken, AKP ve medyası ise hükümete karşı bir darbe yapılmak istendiğini söylemektedir.

İktidar kavgasının nedenlerine ve işçilerin bu kavgada nerede durması gerektiğine geçmeden önce şunu soralım: Yolsuzluk ve rüşvet ilişkileri gerçek mi değil mi?

Elbette ortaya saçılan yolsuzluk ve rüşvet ilişkileri gerçektir. Üstelik patlayan yolsuzluk ve rüşvet ilişkileri, buzdağının yalnızca görünen kısmıdır.

AKP, tam 12 yıldır iktidardadır. Tüm bu süre boyunca ekonomi büyüdü ve patronlar palazlandılar. İşçilerin sömürülmesiyle yüksek kârlar elde edildi. Türkiye ekonomisi dünyanın 17. büyük ekonomisi düzeyine yükseldi. AKP, başta kendi yandaşları olmak üzere tüm patronlara sermaye akıttı. 2003’te dört olan dolar milyarderi sayısı, 2013’te tam 57’ye çıktı.

Özellikle inşaat sektörü üzerinden büyük bir rant ve talan operasyonu yürütüldü, yürütülmektedir. Öyle ki, istediği bölgeleri kamulaştırması için TOKİ’ye özel (savaş dönemlerindeki gibi) yetkiler tanındı. Gözünü kâr hırsı bürüyen AKP ve patronlar, dereler üzerinde santral kurmaktan, siyanürle maden aramaktan ve doğayı tahrip etmekten de geri durmadılar.  

Muazzam paraların döndüğü böylesi bir çarkta yolsuzlukların ve rüşvetin olmaması mümkün mü? Ya da şöyle soralım: Toplumdaki ilişkilerin esas olarak para üzerine kurulduğu, tüm amacın para kazanmak olduğu, bu nedenle rekabetin ve kıran kırana mücadelenin meşru sayıldığı kapitalist kâr düzeninde yolsuzluk olmaması ve rüşvet verilmemesi nasıl mümkün olabilir?

Olamaz! Kapitalist sömürü düzeni yerle bir olana kadar da mümkün olmayacak. Yolsuzluk, yalan, talan, rüşvet bu düzenin mayasında var. Bu düzenin mayası bozuk!

Toplumdaki ilişkilerin esas olarak para üzerine kurulduğu, tüm amacın para kazanmak olduğu, bu nedenle rekabetin ve kıran kırana mücadelenin meşru sayıldığı kapitalist kâr düzeninde yolsuzluk olmaması ve rüşvet verilmemesi nasıl mümkün olabilir?

Dolayısıyla diğer tüm geçmiş hükümetler gibi AKP de derin bir yolsuzluk bataklığına gömülmüş ve çürümüştür. Ayakkabı kutularında veya çelik kasalarda ortaya saçılan milyon dolarlar ve kirli ilişkiler, korkunç çürümenin sadece bir kısmına işaret etmektedir.

Aslında bu çürüme ve yolsuzluk bataklığı çok daha erken bir dönemde açığa çıkabilirdi. Fakat AKP hükümeti, uzun yıllar mağdur rolüne soyunarak kirli çamaşırlarının ortaya saçılmasının önüne geçti.

Asker-sivil bürokrasi, yani Kemalist generaller ve yargı mensupları, bunların yanında saf tutan CHP ve diğer elitler yıllarca AKP’yi aşağıladılar. Hatta darbeyle iktidardan indirmek istediler. Bu da AKP’nin ekmeğine yağ sürdü. Haksızlık yapılan ve gadre uğrayan mağduru oynayan AKP, bir taraftan da demokrat pozlara büründü. Böylece hem oylarını arttırarak iktidarını sürdürdü hem de pisliklerinin üzerini örttü.

Lakin ne zaman ki söz konusu kesimlerin süngüsü düştü, işte o vakit her şey değişmeye başladı. AKP ve onun etrafında kurulan koalisyonun içinde yer alan Gülen cemaati, iktidar kavgasına tutuştu. Uzun yıllar devletin içinde yuvalanan ve önemli mevkileri elinde tutan Gülen cemaati, iktidardan daha fazla pay talep edince AKP ile karşı karşıya geldi. Bu iki kesim arasında kıran kırana bir kavga başladı.

İşte yolsuzluk operasyonu bu kavganın bir ifadesidir. Elbette ABD veya Avrupalı emperyalist güçler de kendi çıkarları doğrultusunda, şu ya da bu kesimi destekliyorlar.

Gülen cemaati, AKP’nin kirli çamaşırlarını ve çürümüş ilişkilerini ortaya sererek ona ağır bir darbe vurmak isterken, AKP ise kendisine karşı darbe yapılmak istendiğini iddia ederek bir kez daha mağdur rolüne soyunmaktadır. Böylece hem halkın gözünde cemaati yıpratmak hem de yolsuzlukların üzerini kapatmak istemektedir. Aslında bu iktidar kavgasında taraf olan her iki kesim de tam anlamıyla ikiyüzlüce bir siyaset izlemektedir.

Özetle bu kesimler, biz işçi-emekçileri yeni bir iktidar kavgasında taraf olmaya çağırmaktalar. Peki, bu iktidar kavgasına ortak olacak, şunun ya da bunun arkasına takılacak mıyız?

Şunun çok iyi bilinmesi gerekiyor: İşçilerin ne AKP’yle ne de cemaatle ortak bir çıkarı vardır. Yıllar yılı ağızlarından dini imanı düşürmeyen ve emekçilerin duygularını istismar eden bu ikiyüzlüler, işçileri sömürerek palazlandılar ve büyük sermayedarlar haline geldiler. Karun kadar zenginleştiler, iktidarın nimetlerinden dilediklerince faydalandılar, yozlaştılar, yolsuzluk bataklığına battılar.

Bu iki kesim gerçekte sermaye sınıfının temsilcisidirler. AKP ve cemaatin arkasında devasa patron örgütleri durmaktadır. Meselâ MÜSİAD AKP’yi, TUSKON ise Gülen cemaatini desteklemektedir. 

Biz işçi-emekçiler asla bu iktidar kavgasına ortak olmamalıyız! Yıllarca iyi niyetle AKP’ye oy veren ve şimdilerde büyük bir hayal kırıklığı yaşayan işçiler alternatifsiz değildirler.

İşçilerin alternatifi AKP, CHP ya da MHP gibi patron partileri olamaz, olmamalıdır!

İşçiler, kendi bağımsız alternatiflerini yaratma gücüne sahiptirler. Hangi inanç ve düşüncede olurlarsa olsunlar; uzun saatler boyunca düşük ücretle, esnek ve güvencesiz bir şekilde çalışan, alınteri döken işçilerin çıkarı ortaktır. Çıkarları ortak olan işçilerin çözüm yolları da ortaktır. Tüm işçiler bir sınıf olmanın (işçi sınıfının) bilinciyle hareket etmeli, bir araya gelmeli, kendi bağımsız sınıf çıkarları için örgütlenmeli ve mücadele etmelidirler.

Birleşen ve bağımsız çıkarları için mücadele eden işçi sınıfı; tüm haksızlıkların, zulmün, yalan ve dolanın, yolsuzlukların ve sömürünün hesabını sormaktan geri durmayacaktır!

pdf
15 Ocak 2014

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • “Bir adım öne geçme zamanı! 60 yıllık tecrübemizi çalışma hayatımızın yarınları için seferber ediyoruz. Ülkemizi geleceğin merkezi yapmak için teknoloji hareketini başlatıyoruz.” Metal Sanayicileri Sendikası MESS ilk ürününü paylaşmaktan gurur...
  • Sağlıklı bireyler olabilmek başta sağlıklı beslenmekten geçiyor. İyi beslenenler daha az hasta olurlar. Özellikle kanser gibi önemli hastalıklara yakalanma riskleri de düşer. Bağışıklık sistemleri güçlü olduğundan Covid-19 gibi bulaşıcı hastalıklara...
  • Koronavirüs salgını dünyanın her yerinde sağlık işçilerinin iş yükünü daha da arttırdı. Bu süreçte hayata geçirilen tüm uygulamalar bilim kisvesi altında yapılırken gelin biz de artan iş yükü ve gece mesailerini bilimsel çerçevede değerlendirelim....
  • Ah ah ne günlerdi! Hasta olmaktan ve iğnelerden korksam da hasta olunca yiyeceğim güzel yemeklerin hayalini kurardım çocukken. O zamanlar pek öyle dolabımız dolmazdı. Okula giderken yılda toplasan beş defa bile harçlık aldığımı bilmem. Alsak bile en...
  • Pandemi ortaya çıktığından beri biz işçilerin sırtına binen yük her geçen gün artıyor. Biz işçiyiz, yük hayvanı, bir alet ya da makine parçası değiliz. Bizlerin de yaşamları, aileleri ve özlemleri var. Ama öyle bir düzende yaşıyoruz ki, biz işçiler...
  • Dünyanın birçok ülkesinde ücret artışı, iş güvenliği önlemlerinin alınması, ağır çalışma koşullarının düzeltilmesi, sağlık alanında daha fazla istihdam gibi taleplerle sokaklara çıkan sağlık işçilerine İranlı sağlık işçileri de katıldı. İşçiler 2...
  • UİD-DER olarak, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı yılbaşı akşamı ve takip eden üç gün boyunca yaptığımız yayın akışı sırasında dünyanın dört bir yanından sınıf kardeşlerimizin mücadelelerini hatırlattık. “Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat Umut...
  • 2020 yılı işçi sınıfının haklarına yönelik büyük saldırıların gerçekleştiği bir yıl olarak geride kaldı. İşçilerin haklarını kırpmak, gasp etmek için her fırsatı değerlendiren sermaye sınıfı, koronavirüs salgınını da büyük bir fırsat olarak gördü ve...
  • Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar...
  • İş güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle sık iş cinayetlerinin gerçekleştiği sektörlerin başında gelen tersanelerde yine bir iş cinayeti yaşandı. İstanbul’da Tuzla Gemi Tersanesinde 9 Ocakta gerçekleşen iş cinayetinde 25 yaşındaki İsmail...
  • Cargill işçileri 11 Ocak’ta direnişlerinin 1000. gününde Tarım ve Orman Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmak ve çeşitli görüşmeler gerçekleştirmek için Ankara’ya gittiler. Tek Gıda-İş Sendikası Ankara Şubesine gelen işçiler buradan Bakanlığa...
  • Hindistanlı tarım emekçilerinin mücadelesi 40 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine devam...
  • “Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat, Umut Ekiyoruz Yarınlara!” yayın akışını farklı evlerde ama aynı duygularla takip eden genç metal işçilerinin duygu ve düşüncelerini paylaşıyoruz.

UİD-DER Aylık Bülteni