UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Mesailere Gelmiyorsan Kendine İş Bak!

Sefaköy’den bir işçi

Merhaba işçi kardeşler, ben birkaç gün öncesine kadar çuval dokuma fabrikasında çalışan bir işçiydim. Altı ayı doldurmama iki gün kalmıştı ki ben ve aynı bölümde çalışan başka bir işçi arkadaşım işten atıldık. Üç vardiya şeklinde çalıştığımız bu işyerinde makineler gece gündüz çalışıyor. Tatil günü olan Pazar günü bile makinelerin durduğu yok. Dolayısıyla makinelere bağlanmış işçiler de dinlenme günü olmadan çalışmaya devam ediyorlar. Pazar mesaisinin yasal olarak zorunlu olmamasına rağmen bizler çoğu zaman mesaiye gitmek zorunda kalıyorduk. Bazen insan olduğumu, makine olmadığımı düşünüp mesaiye gelmeyeceğimi söylemek istiyordum ama bunu kolay kolay söyleyemiyordum. Çünkü anında işten atılmakla tehdit ediliyordum. Hem sendika temsilcisi ve aynı zaman da baş usta tarafından. Sendikalı bir işyerinde çalışıyorduk ama maalesef sendika temsilcimiz ve sendika işçilerin değil patronun temsilciliğini yapıyordu.

Meselâ maaşların geç ödenmesi durumunda işçilerin tepkilerine şöyle cevaplar veriyor işyeri temsilcisi: “Kardeşim ben gelmişim kırk beş yaşına, emekliliğime kalmış birkaç sene, bu yaştan sonra beni bulaştırmayın böyle şeylere!”  Ya da cevap vermeye sıkıştığında konuşmayı şöyle değiştiriyor: “Yahu o değil de Murat’ı elektrik çarptı.” İş güvenliği olmadığını söylediğimde, birden patron sözcüsü kesilip; “bana ne ulan, ben malımı isterim” diyordu.  Son olarak 1 Mayıs’ta fazla mesaiye gelmeyeceğimi söylediğimde tepkisi şöyle oldu: “Bak kardeşim, ben mesaiye gelen eleman isterim. Senin niyetin mesailere gelmemek. Mesailere gelmiyorsan kendine iş bak.” Ve birkaç gün sonra gündüz vardiyasından çıkıp kart basmaya giderken güvenlik kulübesinde elime işten atıldığımı bildiren bir kâğıt tutuşturuldu ve imzalamam istendi. Ben de kâğıdı okudum ve bilinçli bir işçi olduğum için imza atmadım. Çünkü imza atmış olsaydım içerde kalan haklarımdan mahrum olabilirdim.  Benden kısa bir süre önce arkadaşımdan da imza istemişler, tabii o arkadaş da imza atmamıştı. Başımıza geleni görünce sendika temsilcisiyle görüşmek istediğimizi söyledik. İlk başta görüşmek istemediğini bildirdi ancak oraya terk etmeyeceğimiz konusunda ısrar edince gelmek zorunda kaldı. Ama bir tuhaflık vardı. O ceberut sendika temsilcisi gitmiş, yerine süt dökmüş kedi misali bir temsilci gelmişti. Kendisine tepki verdiğimizde alttan almaya çalışıyor, kendisinin bir suçu olmadığını söylüyordu. Bizlere “yavrularım ben sizlerin mağdur olmasını istemiyorum, sizler de buraya üç kuruş para kazanmaya geliyorsunuz…” diyordu. Bizler biraz daha üzerine gittik ve sonunda kendisinin bir patron temsilcisi olduğunu kabul etti. Yani açık açık işçileri sattığını kabul etti. Bizler için de bir şey yapamayacağını söyledi.

Ertesi gün sendikanın şubesine gittik. İşyeri temsilcisinin bizleri işten attırdığını ve bizleri patrona karşı korumadığını, tam tersine patronun tarafını tuttuğunu, sendikanın bize sahip çıkması gerektiğini söyledik.   Ama buradaki sendika başkanı da sanki fabrikadaki kötü çalışma koşullardan haberi yokmuş gibi davrandı. Bize avukat desteğinden söz etmeye başladı. Üstüne üstlük bizlerin haklarımız konusunda bilgi sahibi olmadığımızı ima etti, ancak konuşma ilerleyince bizlerin bilinçli işçiler olduğunu fark etti ve kıvırmaya, lafı değiştirmek için boşluklar aramaya koyuldu. Anladık ki, sendikaların tepesine çöreklenen sendika bürokratlarının hamuru aynı mayadan. Buradan ayrıldıktan sonra tekrar işyerine gittik ve kalan haklarımızı vermelerini istedik. İlk önce bizi bekleterek oyalamaya çalıştılar ama biz kararlı olduğumuzu gösterdik. Aradan saatler geçtikten sonra görüşmek için birimizi içeriye çağırdılar, ancak biz “hayır bu şekilde olmaz, görüşecekseniz ikimizle aynı anda görüşeceksiniz” diye direttik. Kararlı duruşumuz sayesinde bir süre sonra personel müdürü ve yardımcısı geldi. Hesaplanan ücretlerimizi kontrol ettik ve patronlara karşı kinimiz büyüyerek oradan ayrıldık. İşçilerin taban örgütlülüğü, bilinci olmayınca sendikalar bürokratların eliyle patronların çıkarları doğrultusunda yönetiliyor. Sendikalar biz işçilerin en temel örgütlülüğüdür. Bizler sendikalara sahip çıkmaz, denetlemezsek, sendika bürokratları da buraları kendi çıkarları için kullanacaklar ve eninde sonunda hem kendi hizmetlerine hem de patronların hizmetine koşturacaklardır.

20 Mayıs 2013






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this