Navigation

Buradasınız

Aileyi Korumak mı?

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 99
Geçim sıkıntısı, gelecek kaygısı, işyerlerinde maruz kalınan kötü muamele ve iyice yozlaşan toplumsal yaşam. Elbette bunlar işçilerin aile hayatını derinden etkiliyor. Geçim sıkıntısı ve huzursuzluk arttıkça aileler parçalanıyor, boşanan çiftlerin sayısı artıyor. Hal böyleyken, düzen politikacıları çıkıp utanmadan ailenin kutsallığından söz ediyor, boşanmalara karşı çıkıyorlar. Peki neden?
Boşanmaların önüne geçmeye çalışırken, egemenlerin istediği işçi ve emekçi ailelerin huzuru değil. Onlar, dünya ekonomisi derin bir krizle sarsılırken çok miktarda ucuz işçiye, savaş çanları çalarken çok miktarda ölüme hazır askere ihtiyaç duyuyorlar.

İşçilerin çok temel sorunları var. Geçim sıkıntısı, gelecek kaygısı, işyerlerinde maruz kalınan kötü muamele ve iyice yozlaşan toplumsal yaşam. Elbette bunlar işçilerin aile hayatını derinden etkiliyor. Geçim sıkıntısı ve huzursuzluk arttıkça aileler parçalanıyor, boşanan çiftlerin sayısı artıyor. Hal böyleyken, düzen politikacıları çıkıp utanmadan ailenin kutsallığından söz ediyor, boşanmalara karşı çıkıyorlar. Peki neden? Gerçekten ailelerin huzur içinde bir yaşam sürmesini istediklerinden mi? Elbette hayır!

Sermaye sınıfı ve sermaye düzenine hizmet eden hükümet, işçi ailelerinin geçim sıkıntısını zerre kadar umursuyor olsaydı ücretleri yükseltir, işyerlerine kreş açar, doğum izinlerini uzatır, kadınların çalışabilmesi için gerekli tüm kolaylıkları sağlardı. Kadına şiddeti engeller, şiddeti teşvik edecek şekilde konuşmalardan uzak dururdu. Sonuna kadar savaş demez, toplumu ateşe atmazdı. Para ve iktidar uğruna dünyayı yıkıma götürmezdi.

Ama tüm bunlar kapitalist sömürü düzeninde imkânsız. Çünkü sömürü düzeninde patronlar, sadece kendi kârlarını düşünüyorlar. İşçi ve emekçilerin yaşamını zehir etmek pahasına sömürüyü arttırıyorlar. Demek ki boşanmaların önüne geçmeye çalışırken, egemenlerin istediği işçi ve emekçi ailelerin huzuru değil. Onlar, dünya ekonomisi derin bir krizle sarsılırken çok miktarda ucuz işçiye, savaş çanları çalarken çok miktarda ölüme hazır askere ihtiyaç duyuyorlar. Haksızlıklara, yoksulluğa, kanlı savaşlara karşı çıkmayan nesiller istiyorlar. Bu nedenle, işçi ailelerinin nasıl geçineceklerini umursamadan çok çocuk yapmalarını öğütlüyorlar. Boşanmaların önüne geçmek istiyorlar.

Öyle ki aileyi korumak ve boşanmaları engellemek için TBMM’de bir komisyon kuruldu. Komisyonun raporunda gündeme getirdiği öneriler büyük tepki topladı. Çünkü getirilen “çözüm” önerileri sorunları çözmeye değil, suçluların suçunu örtmeye yönelik. Meselâ bu ülkede her gün kadınlar kocaları, babaları, ağabeyleri tarafından öldürülüyorlar. Yani şiddet ailenin içine kadar uzanıyor. Ama kadını bu şiddetten korumaya yönelik bir önlem alınmıyor. Aksine kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran düzenlemeler yapılıyor. Kadına şiddetin önlenmesi için yürürlükte olan yasada polis, şiddet mağduru kadınlar için koruma tedbiri alabiliyordu. Raporda bu uygulamanın polisi gereksiz yere meşgul ettiği söyleniyor. Mağdur kadının mesai saatleri içinde karakola gitmesi engelleniyor. Mülki amir ya da hâkime başvurması öneriliyor. Kadının şiddete uğradığına dair delil ve belge göstermemesi durumunda koruyucu ve önleyici tedbir kararının süresi azaltılıyor, 15 günlük sınır getiriliyor. Hem tehdit altında olan kadının durumunu anlatacağı yetkiliye ulaşması zorlaştırılıyor hem de süre sınırlaması getirilerek koruma önlemleri kısıtlanıyor. Kadının tecavüze uğraması durumunda, 5 yıllık sorunsuz bir evlilik yaşanabilirse tecavüz cezasının denetimli serbestliğe çevrilmesi öngörülüyor. Şiddetin, tecavüzün kadında yarattığı etkiler hiçe sayılıyor ve kadın ona tecavüz edenle aile kurmaya zorlanıyor. Kadının nafaka hakkı sınırlandırılıyor, geçim derdi nedeniyle kadın evli kalmaya mecbur bırakılıyor.

“Aileyi korumak” için bunca önlem sıralayan rapor sıra boşanmaların temel nedeni olan geçim sıkıntısı ve işsizliğe gelince bunun üzerine tek bir laf etmiyor. İşsizliğe çözüm yok, geçim sıkıntısına çözüm yok, kadına şiddete çözüm yok, huzur yok. Ama olsun. Yeter ki aile dağılmasın! Yeter ki kadınlar çok çocuk doğursun! Nüfus ve taze, sömürüye hazır işgücü sayısı artsın.

Yani anlaşılacağı gibi dertleri aile falan değil. İşçi aileleri, örgütsüzlük, yalnızlık yüzünden baş edemediği sorunların asıl kaynağının çürümüş kapitalist sistem olduğunu görmek zorundadırlar. Severek dünyaya getirdikleri evlatlarını kapitalist sömürü düzeninin çarklarına kurban etmemek için örgütlenmeliler. İşçi sınıfının mücadele saflarına katılarak, evlatlarına güzel bir dünya ve gelecek bırakmak üzere harekete geçmeliler.

25 Haziran 2016

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...
  • Hindistanlı işçilerin ve tarım emekçilerinin mücadelesi 50 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine...
  • Somalı madenciler 13 Mayıs 2014’te gerçekleşen ve 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan büyük maden faciasının ardından maden ocaklarının kapanmasıyla işsizliğe mahkûm edilmiş, tazminat ve alacakları da ödenmemişti. Bağımsız Maden-İş ve işçilerin...
  • Nisan 2020 itibariyle siyasi iktidar pandemi nedeniyle işten çıkarma yasağı getirdiğini “müjdelemişti”. Oysa gerçekler söylenenlerin tam tersiydi. İşten atma yerine ücretsiz izin uygulaması hayata geçirildi. Böylece patronların inisiyatifine...
  • Kayı İnşaat Cezayir’deki askeri hastane ve tesislerin inşaat şantiyelerinde çalıştırdığı işçilerin 1 yıllık ücretlerini ödemedi. İnşaat-Sen’de örgütlenen işçiler, 2019’un Aralık ayında ücretlerinin ödenmesi talebiyle Cezayir’de grev yaptılar, dava...
  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...
  • Geçtiğimiz haftalarda, çok bilindik bir program olan “Güldür Güldür”de işçi sınıfının örgütlülüğünün dağıtılarak yıllar içinde nasıl sorgulamayan işçiler yaratıldığı anlatıldı bir skeçle. İzlediklerimiz komik bir şekilde ele alınmıştı ancak bir kez...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...

UİD-DER Aylık Bülteni