Navigation

Buradasınız

Emekçi Kadınların Tek Çaresi Örgütlü Mücadele

Günden güne kadına yönelik şiddet artıyor. Her gün birkaç kadının kocası tarafından silahla vurulduğu, bıçaklandığı haberlerini okuyoruz. Okunan haberlerdeki vahşet önce insanları üzüyor sonra öfkesini artırıyor. İnsanlar, sosyal medyada birkaç şey yazarak öfkelerini dile getiriyorlar. Bunu yapan kişinin yüreği kendince rahatlıyor, insani görevini yerine getirdi diye düşünüyor.

Günden güne kadına yönelik şiddet artıyor. Her gün birkaç kadının kocası tarafından silahla vurulduğu, bıçaklandığı haberlerini okuyoruz. Okunan haberlerdeki vahşet önce insanları üzüyor sonra öfkesini artırıyor. İnsanlar, sosyal medyada birkaç şey yazarak öfkelerini dile getiriyorlar. Bunu yapan kişinin yüreği kendince rahatlıyor, insani görevini yerine getirdi diye düşünüyor.

Kadın cinayetleri önce peş peşe gündeme getiriliyor. Bir süre sonra normalleşiyor. Bu süre içerisinde cinayetler devam ediyor. Sadece eşi tarafından vahşice katledilmiş cinayetler gündem oluyor. Tekrar toplumda bir iki söz söyleniyor. Hükümet sözüm ona kınama mesajları ya da konuşmalar yapıyor, bir zaman sonra da olay kanıksanıyor. Hükümetin yanı sıra yazarlar, çizerler, aydınlar, sanatçılar birçok şey yazıp çiziyor. Fakat sorunun kaynağı ve çözümü nedir diyen olmuyor. Her yeni vahşetin sonunda iktidarı suçlamak yerine toplumun bir kesiminde idam sesleri yükseliyor. Ama unutulan bir şey var, genellikle kadın cinayeti işleyenlerin aynı zamanda meydanlarda “idam isteriz” çığırtkanlığını yapanlardan çıkıyor olmasıdır.

Kapitalizm denen bu kokuşmuş düzen insanların duygularını bile törpülüyor. Yaşanan olaylara kızmak tepki göstermek mi istiyorsun, kız ama oturduğun yerden! Sosyal medya üzerinden, tabii ki aşırıya kaçmayacak şekilde neyi kınayacaksan kına! Kadın cinayetleri, çocuk istismarları günümüzde normal bir durum haline getirilmek isteniyor. Kanıksayalım isteniyor. Aynı iş cinayetlerinin kanıksanması gibi… Aslında toplumda, tüm bu olup bitenlerin normal olduğu algısı oluşturulmak isteniyor. AKP hükümeti, 17 yıllık iktidarı boyunca kadına yönelik şiddete çözüm bulmadı, böyle de bir derdi olmadı. İş cinayetlerini umursamadığı gibi kadın cinayetlerini de gerçekte umursamıyor. Sürekli tehdit dili kullanan, toplumu yapay temelde kutuplaştıran, kin ve nefreti körükleyen bir iktidar kadın cinayetlerinin önünü alabilir mi? Bugün Türkiye’de iktidar eliyle oluşturulan siyasal ortam ile kadın cinayetleri arasında bir bağlantı yok mu? Toplumdaki olumlu değerler aşınıyor, “başkasını ez ki üste çıkasın” anlayışı yaygınlaşıyor, diziler ve filmlerde dehşet saçılıyor ve lümpenleşme artıyor.

Kadın cinayetleri önce peş peşe gündeme getiriliyor. Bir süre sonra normalleşiyor. Bu süre içerisinde cinayetler devam ediyor. Sadece eşi tarafından vahşice katledilmiş cinayetler gündem oluyor. Tekrar toplumda bir iki söz söyleniyor. Hükümet sözüm ona kınama mesajları ya da konuşmalar yapıyor, bir zaman sonra da olay kanıksanıyor. Hükümetin yanı sıra yazarlar, çizerler, aydınlar, sanatçılar birçok şey yazıp çiziyor. Fakat sorunun kaynağı ve çözümü nedir diyen olmuyor. Her yeni vahşetin sonunda iktidarı suçlamak yerine toplumun bir kesiminde idam sesleri yükseliyor. Ama unutulan bir şey var, genellikle kadın cinayeti işleyenlerin aynı zamanda meydanlarda “idam isteriz” çığırtkanlığını yapanlardan çıkıyor olmasıdır.

Yandaş medya, toplumun sorunlarının üzerini örtmek için, ana habere geçmeden önce yarım saat felaket haberleri sunuyor. Oysa toplumu bu hale getiren ve çürüten onların düzeni kapitalizmin ta kendisidir. Katledilen kadınlardan geriye içler açısı hikâyeleri kalıyor. Kimisi yaşadığı şiddeti ölene dek çekiyor. Kimisi de “yeter artık” dediğinde kocası tarafından öldürülüyor. Bu cani kocalar bu hale nasıl geliyor? Sonuçta erkeği ve kızı doğuran da annedir. Hangi anne ister evladı büyüdüğünde başka bir cana kıysın?

Toplumda erkeğe verilen roller var. Daha çocukken aşılanıyor beynine “sen erkeksin” diyerek kız çocuğundan ayırıp sanki erkek çocuğa her şeyi yapma hakkı tanınıyor. “Erkek büyüyüp okuyacak, adam olacak, çalışacak, evlenecek, çocuklarına, karısına sahip çıkacak evini geçindirecek” diye daha ergenlik döneminden başlanıyor sırtına yük bindirilmeye. Kadın ne yapar? Kadın da evlenir, çocuklarına bakar, evin yükü de kadının sırtına yıkılır. Ama yerleşik anlayışa göre kadın dediğin evinden dışarı çıkmaz! Düşünün, kendisinin doğurup büyüttüğü erkek evladı gün geliyor annesine hükmetmeye başlıyor. Evin direği rolüne bürünüyor. Doğal olarak da aldığı sorumluluk büyük oluyor. Toplumda evin direği sayılan erkek, evi geçindiremediği zaman “beceriksiz, bu ne biçim erkek, erkek dediğin ekmeğini taştan çıkarır” diye basıncı iliklerine kadar hisseder. Kimse şunu dillendirmez, “işten atılmıştır, işsiz kalmıştır ya da çalışıyor ama aldığı ücret düşük ondan yetiremiyor.” Erkek evini geçindiremediği zaman da kendini eksik bir işe yaramaz hissetmeye başlıyor. Sonuçta ya “kafayı yiyor” ya da cinnet geçiriyor. Yetirebilmek için ek işlerle yaşamaya devam ediyor. Hayat şartları işçi ailelerinde huzursuzluğa neden oluyor.

Burjuvazi işçi sınıfının sırtından geçindiği için ona göre politikalar yürütüyor. Bilinçsiz, örgütsüz erkek işçiler “ben neden yoksulum, neden bu kadar düşük ücret alıyorum, bu patronlar biz işçileri karın tokluğuna çalıştırıyorlar. Birlik olup zam isteyelim insan gibi yaşayacağımız bir ücretimiz olsun” diye sorgulamadıkları için çaresizliklerini, kızgınlıklarını evdeki kadınlardan ve çocuklardan çıkartıyorlar. Birçok kadın bu sorunlar yüzünden, şiddetli geçimsizlikten ve eşinden gördüğü fiziki şiddetten dolayı boşanıyor. Fakat toplumun erkeğe verdiği rol yine devreye giriyor: “Adama bak bir kadına sahip çıkamadı. Kadın nasıl olur da erkeğini boşamaya kalkar. Kadının yeri kocasının yanı olmalı, döver de sever de”, “kocandır ele güne karşı başında dursun.” Böylece kadına şiddet devam ediyor. Eğer kadının çok canına tak dediyse çareyi polise başvurmakta arıyor. Ancak bu sefer de kadın devlet eliyle iyice çaresizliğin içine düşüyor. Çünkü devlet ya da polisler bugüne kadar kadınları korumadı, korumayacak. Onlarca kadın devlet koruması altındayken kocaları tarafından öldürüldü. Yaşanan olaylarda birinci derecede iktidar ve düzen suçludur. Bu iktidar değil midir kadın bedeni üzerinden gece gündüz siyaset yapan? “Kadın gülmez, sokağa çıkmaz, açık giyinmez, saçı uzun aklı kısa, kadın şeytandır” sözlerini topluma sürekli empoze ediyorlar. Kadın emekçiler, korkup sinmek yerine mücadele yolunu seçmeli, çareyi örgütlü olmakta bulmalı. Tek bir çare var. Kadınıyla erkeğiyle bilinçlenmeli, işçi sınıfını vahşete sürükleyen kapitalist düzenden hesap sormalı.

8 Eylül 2019

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Tarih 11 Eylül 1980… Türkiye işçi sınıfı yıllardır ayakta. Ülkede adeta örgütlenme ve hak alma seferberliği var, işçiler, gençler, kadınlar mücadelenin en önünde. O gün 74 işyerinde grev var. 30 bin işçi grevde. İşçiler ücretlerinin yükseltilmesini...
  • 20 Eylülde 139 ülkeden milyonlarca insan hükümetleri iklim değişikliği konusunda harekete geçmeye zorlamak için “Küresel İklim Grevi” eylemleri düzenlendi. Dünya çapında yapılan eylem çağrısına birçok ülkede yüz binler karşılık verdi. Türkiye’de de...
  • Daha önceki toplumlardan farklı olarak, kapitalist toplumda ürün çeşitliliğinde ve üretim kapasitesinde sıçramalı bir gelişme görülmüştür. Bugünkü teknoloji ile 10 milyar insanı doyurmak mümkündür. Diyeceksiniz ki, “peki, neden her gün bir milyara...
  • Otomotiv devi General Motors, geçtiğimiz yıl Kasım ayında ABD ve Kanada’daki 5 fabrikasını kapatacağını ve 14 bin işçiyi işten çıkaracağını duyurmuştu. Bunun üzerine ABD Başkanı Trump hayal kırıklığına uğradığını belirtmiş, devletin şirkete...
  • 17 Ağustos 1999’da 7,4 şiddetinde yaşanan korkunç depremden sonra pek çok artçı sarsıntı yaşandı. Ama sadece artçı depremler değil artçı saldırılar da geldi. O gün hem bastığımız toprak korkunç şekilde sarsılıyor hem de emekçiler olarak geleceğimizi...
  • Türkiye İş Bankasının sanayi ve hizmet grubu iştiraklerinden Erişim Müşteri Hizmetleri A.Ş.’de çalışan işçiler Tez-Koop-İş Sendikasında örgütlendiler. Bunun üzerine yöneticiler işçilere dönük baskılarını arttırdılar. İşçilere yapılan baskı bir basın...
  • Gümüşhane’de 17 Temmuzda atık su borusunun kopması nedeniyle faaliyetleri durdurulan Yıldız Bakır Madencilik firmasında çalışan işçiler, biriken alacaklarının ödenmesi talebiyle eylem gerçekleştirdiler.
  • UİD-DER’li işçiler, işlerine sendikalı olarak geri dönmek için mücadele yürüten Cargill işçilerini direnişlerinin 517’inci gününde ziyaret etti. Sıcak bir selamlaşmanın ardından, UİD-DER’li işçilerin hazırlayıp götürdüğü yemeklerle, hep beraber...
  • TÜİK Haziran 2019 işsizlik rakamlarına göre Haziran ayı itibariyle işsizlik yüzde 13’e yükselirken, işsizlerin sayısı 4 milyon 233 bine çıktı. Gerçekte işsizlerin sayısı çok daha fazladır. Çünkü TÜİK, işsiz kalıp da bir ay içinde iş başvurusu...
  • Merhaba arkadaşlar, çalıştığım fabrikada her ay mutlaka maaşta kesinti oluyor. Bazı işçi arkadaşlarımız insan kaynaklarına maaşların neden kesildiğini sorduklarında şu cevabı alıyor: “Geç gelmişsindir ya da işe gelmediğin olmuştur, ondan dolayı...
  • Fransa’nın başkenti Paris’te işçiler emeklilik hakkına yönelik saldırıları grevlerle protesto ediyor. Genel İşçi Konfederasyonu (CGT) üyesi taşıma işçileri, “reform” adı altında emeklilik hakkının tırpanlanmasına karşı 13 Eylülde grev gerçekleştirdi...
  • DERİTEKS, 14 Eylülde VIP Tekstil önünde işten atmaları, artan baskıları protesto etmek için bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasına TÜMTİS, Petrol-İş, Koop-İş, Türk Metal, Tekgıda-İş, Basın-İş sendikalarının temsilci ve yöneticilerinin yanı...
  • Her gün aydınlanan güne uyanıp, günlük hayat koşturmamıza başlıyoruz. İşe, okula giderken bir kısmımız yolu haber okuyarak, bir kısmımız da sosyal medyaya bakarak geçiriyor. Peki, hangi sabah bu haberlere ve gelişmelere bakarken bir cinayet veya...