Navigation

Buradasınız

Birleşir ve Güçleniriz Diye Korkuyorlar!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 131
Çeşit çeşit korkuyla doludur yaşamlarımız. Meselâ aç kalmaktan, işsiz kalmaktan korkarız. Patronlar sınıfı bu korkularımızı öyle bir kullanırlar ki, kölece çalışmaya boyun eğer, üç kuruş ücrete razı geliriz. İşsiz kalma korkusunun, aç kalma korkusunun esiri oluruz da yüreğimizden taşıp gelen sözler gırtlağımızda düğümleniverir, yutarız. Patronlar sınıfı bilincimiz kör, ellerimiz itaatkâr olsun ister. Bundandır ki bin bir çeşit korku tohumu ekerler yüreklerimize…

Çeşit çeşit korkuyla doludur yaşamlarımız. Meselâ aç kalmaktan, işsiz kalmaktan korkarız. Patronlar sınıfı bu korkularımızı öyle bir kullanırlar ki, kölece çalışmaya boyun eğer, üç kuruş ücrete razı geliriz. İşsiz kalma korkusunun, aç kalma korkusunun esiri oluruz da yüreğimizden taşıp gelen sözler gırtlağımızda düğümleniverir, yutarız. Patronlar sınıfı bilincimiz kör, ellerimiz itaatkâr olsun ister. Bundandır ki bin bir çeşit korku tohumu ekerler yüreklerimize… Öyle ki çoğu zaman kendi korkularını dahi toplumun genelinin korkusu haline getirirler. Bizi kendimizden, kendi gücümüzden korkuturlar.

“Ya patron iflas ederse ya işsiz kalırsam?” diye düşünür birçoğumuz… “Daha çok çalışırsam, canımı dişime katarsam, patronum daha fazla kazanır ve işsiz kalmam” diye safça kandırırız kendimizi. Fakat daha çok kazanan patronun işçilere daha fazla ücret verdiği görülmüş şey değildir. Patronlar yeni makineler alır, yeni fabrikalar kurarlar ama bunun biz işçilerin yaşamında daha çok sömürülmenin dışında bir etkisi yoktur. Hatta bir bakarsın güvendiğin dağlara kar yağmış da buluvermişsin kendini kapının önünde… İşçinin hak almasının yolunun mücadeleden geçtiğini kavramasını istemez patronlar, kendisinin lütfedip işçiye ekmek verdiğine inanmasını isterler. “Ben size ekmek veriyorum” masalını anlatmaları bundandır. Acaba kim kime ekmek veriyor? Kimin emeğidir buğdayı un, unu ekmek haline getiren?

Egemenler, korkmakta haklı kardeşler. Çünkü zulümle, zorbalıkla sürdürdükleri bir sömürü sisteminden, kapitalizmden nemalanıyorlar. Her şeyi üreten milyarlar bu sistemde açlığın ve yoksulluğun pençesinde kıvranırken, bir avuç asalak zevk-ü sefa içinde yaşıyor. Bir gün gelip de bu devranın dönmesinden, bu bezirgân saltanatının yıkılmasından korkuyorlar. İşte zaten bu yüzden bizi baskılarıyla korkutup yıldırmaya çalışıyorlar. Lakin artık yeter!

Ciddi bir ekonomik krizin içinden geçiyoruz ve patronlar sınıfı krizin faturasını biz işçilere ödetiyor. Tam da böylesi kritik bir dönemde “aynı gemideyiz” lafları eksik olmuyor. Peki, gerçekten de patronlarla işçiler aynı gemide mi? Değil kardeşler, olsa bile onlar kaptan köşkünde keyif çatarken biz makine dairesinde cefayı yükleniyoruz! On yıllardır bizim ürettiğimiz nimete bizi ortak etmeyen patronlar, kriz kapıyı çalınca külfete ortak etmeye çalışıyorlar. Bu nedenle hep bir ağızdan “aynı gemideyiz” türküsünü çığırıyor, bizim de bu türküye eşlik etmemizi istiyorlar. Gözümüzü açmamızdan ve “Krizin Faturası Patronlara!” dememizden korkuyorlar. “Aynı gemideyiz, batarsak hep birlikte batacağız” diyerek kendi korkularını toplumun genelinin korkusu haline getiriyorlar, farkına varalım!

Bugün sendika, mücadele gibi kavramlar çoğu işçiye öcü gibi geliyor. Neden? Egemenler tarafından öyle belletiliyor da ondan! İktidar sahipleri mücadele eden işçiden korkarlar. Dünyanın öte ucunda da olsa mücadele eden işçi ve emekçiler, egemenlerin yüreklerini titretir. Çünkü korku gibi mücadele de bulaşıcıdır!

Meselâ Sarı Yelekliler… Hatırlayalım, bıraktık Fransa’yı Türkiye’de bile nasıl da öcü olarak gösterildiler. Peki, kim bu sarı yelekliler, ne istiyorlar? Fransa’da haklarını isteyen, bunun için haftalardır sokağa çıkan işçi ve emekçilerdir. Asgari ücretin arttırılmasından emeklilik yaşının düşürülmesine, emekçilerden daha az ama zenginlerden daha çok vergi alınmasına kadar çokça haklı talepleri var. Öyleyse biz Türkiyeli emekçiler, Fransa’daki Sarı Yeleklilerden neden korkalım? Bizim de haklarımız için onlar gibi mücadeleyi yükseltmemiz gerekmiyor mu? İşte efendiler tam da bundan korkuyorlar. Hak arama mücadelesinin bu topraklara da sıçramasından, buradaki işçi ve emekçilerin de kendi yeleklerini kuşanmasından korkuyorlar. Unutmayalım, mesele renk meselesi değil, “yelek” meselesi yani sınıfsal kimlik meselesidir! Egemenler, sınıfsal kimliklerimizi kuşanarak mücadele etmemizden ölesiye korkuyor, işte bu korkularını bizim yüreklerimize de zerk etmeye çalışıyorlar, bilelim!

Egemenler, korkmakta haklı kardeşler. Çünkü zulümle, zorbalıkla sürdürdükleri bir sömürü sisteminden, kapitalizmden nemalanıyorlar. Her şeyi üreten milyarlar bu sistemde açlığın ve yoksulluğun pençesinde kıvranırken, bir avuç asalak zevk-ü sefa içinde yaşıyor. Bir gün gelip de bu devranın dönmesinden, bu bezirgân saltanatının yıkılmasından korkuyorlar. İşte zaten bu yüzden bizi baskılarıyla korkutup yıldırmaya çalışıyorlar. Lakin artık yeter! Yüreklerimize giydirilen korkuyu söküp atalım kardeşler! Korkuyu yere çalmanın ve alın terimizi çalanlara karşı örgütlenmenin ve mücadele etmenin vakti gelmedi mi?

1 Mart 2019

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...

UİD-DER Aylık Bülteni