Navigation

Buradasınız

Büyük Ekonomiden İşçilerin Payına Ne Düşüyor?

Temmuz 2014, No:76
Kapitalistler ve onların hizmetindeki AKP, büyüyen ekonomiden ve artan zenginlikten milyonlarca işçiye zırnık bile vermemektedir. Bilakis, çalışma saatleri uzatılmış, iş temposu hızlandırılmış, taşeronlaştırma ve esnek çalışma yaygınlaştırılmıştır. 11 yılda 14 bine yakın işçi, iş cinayetlerinde can vermiştir.
Patronlar ve onların siyasetçileri, Türkiye ekonomisinin hızlı büyümesi ile övünürken aslında işçilerin emeğini acımasız bir şekilde sömürdüklerini de itiraf etmiş oluyorlar. Patronlar, ekonominin hızlı büyümesi ile emeğimizin daha fazla sömürülmesi arasındaki bağı anlamamızı asla istemiyorlar. Tüm işçiler bu gerçeğin farkına varsa kapitalist sömürü düzeni bir gün bile ayakta kalamaz.

AKP hükümeti yıllardır Türkiye ekonomisinin hızlı büyüdüğünü söylüyor. Gerçekten Türkiye ekonomisi hızlı büyüyen ekonomiler arasında yer alıyor. AKP ve patronlar ekonominin büyüme performansını öve öve bitiremiyorlar. Peki, ekonominin hızlı büyümesi ne demektir? Hızlı büyüme işçiler açısından ne ifade ediyor, işçilerin payına bu büyümeden ne düşüyor?

Öncelikle ekonomik büyüme demek, yatırımların artması ve şirketlerin yani sermayenin büyümesi demektir. Sermaye, birikmiş emek anlamına gelir. Bu “biriken emek” işçilerin “karşılığı ödenmemiş” emeğidir. İşçiler çalışarak, emek harcayarak ortaya çıkardıkları mallara/metalara ve hizmetlere “değer” katarlar. Ancak işçi, emeğiyle ürüne kattığı değerin küçük bir kısmının karşılığını ücret olarak alır. İşçinin emek harcayarak yarattığı değerin büyük bir kısmına ise patronlar el koyar. Patronlar işçileri ne kadar çok çalıştırıp, karşılığında işçilere ne kadar az ücret öderlerse, yani işçileri ne kadar çok sömürürlerse o kadar çok para kazanır, sermayelerini büyütürler. 

Şirketlerin nasıl büyüdüğünü, patronların yıldan yıla nasıl zenginleştiklerini hepimiz görüyoruz. Türkiye’de kâğıt üzerinde kişi başına milli gelir son on yılda dolar bazında 3 kat artarak 3 bin 500 dolardan 10 bin 500 dolara yükselmiş. Bu büyüme işçilere yansısaydı, şunu söyleyebilen milyonlarca işçi olacaktı: “5 kişilik bir aileyiz. 10 yıl önce evimize yılda 17 bin 500 dolar giriyordu. Şimdi ise evimize yılda 52 bin 500 dolar (yaklaşık 110 bin lira) para giriyor.” Oysa gerçek bu değil. Çünkü kişi başına milli gelir hesaplaması bir sahtekârlığa dayanır. Bir yılda üretilen toplam değer, bu arada patronların işçilerin sırtından elde ettiği yüksek kârlar sanki tüm toplumunmuş gibi kişi başına bölünür. Böylece asgari ücret alan bir işçinin yıllık geliri ortalamada yükseltilir. Gerçekte ise bugün 5 kişilik bir işçi ailesinde, en iyi ihtimalle 3 kişi çalışıyor. Her biri ayda 1000-1500 lira kazansa, bir yıl içerisinde eve giren toplam para 40 bin lirayı ancak bulur. O halde geriye kalan 70 bin lira nerede? 

Kapitalistler ve onların hizmetindeki AKP, büyüyen ekonomiden ve artan zenginlikten milyonlarca işçiye zırnık bile vermemektedir. Bilakis, çalışma saatleri uzatılmış, iş temposu hızlandırılmış, taşeronlaştırma ve esnek çalışma yaygınlaştırılmıştır. 11 yılda 14 bine yakın işçi, iş cinayetlerinde can vermiştir. Öte yandan 2003 yılında Türkiye’de dolar milyarderi olan patronların sayısı 4 iken, bu sayı 2013’te 50’nin üzerine çıkmıştır. Zenginliğin kime gittiği ve kimlerin elinde toplandığı böylece ortaya çıkmış oluyor aslında. Patronların “çok çalışarak” zenginleştikleri koca bir yalandır. Meselâ Soma’da 301 işçinin ölmesinden sorumlu Soma Holding’in 5-6 yılda ilk 500 şirketin arasında girmesi, bir yılda 34 basamak üste fırlaması, İstanbul’da 56 katlı gökdelen dikmesi, katil patronun çalışmasının sonucu değil, işçilerin yoğun bir şekilde sömürülmesinin sonucudur.

Patronlar ve onların siyasetçileri, Türkiye ekonomisinin hızlı büyümesi ile övünürken aslında işçilerin emeğini acımasız bir şekilde sömürdüklerini de itiraf etmiş oluyorlar. Elbette patronlar, ekonominin hızlı büyümesi ile emeğimizin daha fazla sömürülmesi arasındaki bağı anlamamızı asla istemiyorlar. Tüm işçiler bu gerçeğin farkına varsa kapitalist sömürü düzeni bir gün bile ayakta kalamaz. İşte bu yüzden patronlar ve siyasetçileri, gerçekleri gizlemek, işçileri kandırmak amacıyla bin türlü dalavereye başvuruyorlar.

Biz işçilerin, ekonominin büyümesiyle (yani daha yoğun sömürülmemizle) gurur duymamızı sağlamak için milliyetçiliği kullanıyorlar. 2023 yılında Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer alacağını söyleyerek bize “gaz vermeye” çalışıyorlar. Bölgesinde güçlü, sözü geçen “Büyük Türkiye” söylemleriyle böbürlenmemizi istiyorlar. Bu arada Ortadoğu’daki emperyalist paylaşım kavgasından pay kapmak adına pis işlere de girişiyorlar. Hangi vicdan sahibi emekçi, Türkiye’nin komşu ülkelerde IŞİD gibi eli kanlı çetelere yüzlerce tır silah göndermesiyle gurur duyabilir? Ortadoğu’da yürüyen emperyalist paylaşım kavgasından Türkiye’nin pay kapması demek, Türkiye’deki birkaç büyük patronun daha çok para kazanması demektir. Bu kirli savaşlardan emekçilerin payına kan ve gözyaşından başka bir şey düşmez. Bu nedenle biz işçilerin milli gururunu okşayarak pis işlerini aklamaya çalışan patronlara ve sahtekâr politikacılara kanmamalıyız.

İşçilerin çıkarları ve kaderleri ortaktır. Bizim gurur duyacağımız şey işçilerin güçlü birlikler oluşturması, hakları için haksızlığa ve zulme karşı mücadele etmesidir. İşçilerin sömürülmediği, tüm zenginliğin bir avuç kapitalistin elinde toplanmadığı, savaşların olmadığı bir dünya kurmak için çalışmalı ve bu uğurda verdiğimiz mücadeleden gurur duymalıyız!

17 Temmuz 2014

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • “Bir adım öne geçme zamanı! 60 yıllık tecrübemizi çalışma hayatımızın yarınları için seferber ediyoruz. Ülkemizi geleceğin merkezi yapmak için teknoloji hareketini başlatıyoruz.” Metal Sanayicileri Sendikası MESS ilk ürününü paylaşmaktan gurur...
  • Sağlıklı bireyler olabilmek başta sağlıklı beslenmekten geçiyor. İyi beslenenler daha az hasta olurlar. Özellikle kanser gibi önemli hastalıklara yakalanma riskleri de düşer. Bağışıklık sistemleri güçlü olduğundan Covid-19 gibi bulaşıcı hastalıklara...
  • Koronavirüs salgını dünyanın her yerinde sağlık işçilerinin iş yükünü daha da arttırdı. Bu süreçte hayata geçirilen tüm uygulamalar bilim kisvesi altında yapılırken gelin biz de artan iş yükü ve gece mesailerini bilimsel çerçevede değerlendirelim....
  • Ah ah ne günlerdi! Hasta olmaktan ve iğnelerden korksam da hasta olunca yiyeceğim güzel yemeklerin hayalini kurardım çocukken. O zamanlar pek öyle dolabımız dolmazdı. Okula giderken yılda toplasan beş defa bile harçlık aldığımı bilmem. Alsak bile en...
  • Pandemi ortaya çıktığından beri biz işçilerin sırtına binen yük her geçen gün artıyor. Biz işçiyiz, yük hayvanı, bir alet ya da makine parçası değiliz. Bizlerin de yaşamları, aileleri ve özlemleri var. Ama öyle bir düzende yaşıyoruz ki, biz işçiler...
  • Dünyanın birçok ülkesinde ücret artışı, iş güvenliği önlemlerinin alınması, ağır çalışma koşullarının düzeltilmesi, sağlık alanında daha fazla istihdam gibi taleplerle sokaklara çıkan sağlık işçilerine İranlı sağlık işçileri de katıldı. İşçiler 2...
  • UİD-DER olarak, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı yılbaşı akşamı ve takip eden üç gün boyunca yaptığımız yayın akışı sırasında dünyanın dört bir yanından sınıf kardeşlerimizin mücadelelerini hatırlattık. “Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat Umut...
  • 2020 yılı işçi sınıfının haklarına yönelik büyük saldırıların gerçekleştiği bir yıl olarak geride kaldı. İşçilerin haklarını kırpmak, gasp etmek için her fırsatı değerlendiren sermaye sınıfı, koronavirüs salgınını da büyük bir fırsat olarak gördü ve...
  • Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar...
  • İş güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle sık iş cinayetlerinin gerçekleştiği sektörlerin başında gelen tersanelerde yine bir iş cinayeti yaşandı. İstanbul’da Tuzla Gemi Tersanesinde 9 Ocakta gerçekleşen iş cinayetinde 25 yaşındaki İsmail...
  • Cargill işçileri 11 Ocak’ta direnişlerinin 1000. gününde Tarım ve Orman Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmak ve çeşitli görüşmeler gerçekleştirmek için Ankara’ya gittiler. Tek Gıda-İş Sendikası Ankara Şubesine gelen işçiler buradan Bakanlığa...
  • Hindistanlı tarım emekçilerinin mücadelesi 40 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine devam...
  • “Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat, Umut Ekiyoruz Yarınlara!” yayın akışını farklı evlerde ama aynı duygularla takip eden genç metal işçilerinin duygu ve düşüncelerini paylaşıyoruz.

UİD-DER Aylık Bülteni