Navigation

Buradasınız

Çarkı Bozuk Bu Düzene Hayır!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 122
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aldığı ani karar üzerine, ülke 24 Haziranda seçime gidiyor. Bu seçim, pek çok yönden önemli olacak. Erdoğan, kurduğu tek adam rejimini kalıcılaştırmak ve mutlak hale getirmek istiyor. Grevleri yasaklanan, kadro hayalleri boşa çıkarılan işçiler, işsizler, yoksullar, kadınlar, emekliler, kısacası toplumun geniş kesimleri olağanüstü koşullara ve çarkı bozuk bu düzene tepkisini mutlaka dile getirecektir. Sonucun ne olacağını biz belirleyeceğiz, işçi sınıfı belirleyecek!

İşçiler, emekçiler, kardeşler!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aldığı ani karar üzerine, ülke 24 Haziranda seçime gidiyor. Bu seçim, pek çok yönden önemli olacak. Erdoğan, kurduğu tek adam rejimini kalıcılaştırmak ve mutlak hale getirmek istiyor. Grevleri yasaklanan, kadro hayalleri boşa çıkarılan işçiler, işsizler, yoksullar, kadınlar, emekliler, kısacası toplumun geniş kesimleri olağanüstü koşullara ve çarkı bozuk bu düzene tepkisini mutlaka dile getirecektir. Sonucun ne olacağını biz belirleyeceğiz, işçi sınıfı belirleyecek!

Kardeşler!

OHAL rejimi altında yapılacak bir seçim hiçbir şekilde demokratik olmayacaktır. Medyanın tek adam rejiminin sesi haline getirildiği, muhalefetin sesinin kısıldığı koşullarda nasıl demokratik bir seçim olabilir? Erdoğan, “ben seçim yapıyorum, siz de beni seçin” demek istiyor. Bu açıkça, iktidarın bir dayatmasıdır. Bu yüzden işçiler “biz bu dayatmaya boyun eğmeyeceğiz” demelidir. Daha önce hangi partiye oy vermiş olursak olalım, Tek Adam Rejimine HAYIR demeli ve iktidarın oyununu bozmalıyız!

24 Haziran seçimleri OHAL koşullarında yapılacak. OHAL demek olağanüstü durum demektir. AKP hükümeti “ülkede olağanüstü durum var” diyerek demokratik hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmış, Meclis’i bir kabuğa dönüştürmüş ve tüm iktidar iplerini tek bir kişiye vermiştir. 16 Nisan 2017’deki şaibeli referandumla birlikte, tek adam rejimine anayasal bir nitelik kazandırılmıştır. Erdoğan, ülkeyi Kanun Hükmünde Kararnameler ile yönetiyor. İktidar, Meclis’te kabul edilmesi gereken yasaları, kararname yayınlayarak hayata geçiriyor. OHAL rejimiyle tüm toplum baskı altına alınmıştır. İşine son verilen on binlerce insan işsizliğin ve yoksulluğun kucağına itilmiştir. Bütün görüşlerden muhalif insanlar, aydınlar, siyasetçiler ve gazeteciler cezaevine atılmıştır, atılıyor. Yalnızca sosyal medya paylaşımlarından dolayı yüzlerce insan tutuklanmıştır. İnsanlar demokratik tepkilerini dile getiremiyor, “acaba tutuklanır mıyım?” korkusu yaşıyorlar.

Kardeşler!

AKP iktidarı gücünü demokratik mekanizmalardan değil, OHAL rejiminden alıyor. Yani baskı ve yasaklardan! İnsanların adalet beklediği yargı sistemi, OHAL rejiminde tek adamın kontrolü altına girmiştir. Bu rejim, tek adamın devleti canının istediği şekilde yönetmesine imkân veriyor. Şu ana kadar birçok grevin yasaklanması, bu keyfiliğin ne boyutlara vardığını gözler önüne seriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, OHAL’i işçi grevlerini yasaklamak için kullandıklarını söylemeyi adet haline getirdi. Patron örgütlerinin temsilcileriyle her buluştuğunda, OHAL sayesinde grevleri yasakladıklarını ve böylece eskisi gibi grev olmadığını ballandıra ballandıra anlatıyor. Sanki grev suçmuş, kargaşaymış gibi bir algı oluşturmaya çalışıyor. Oysa grev suç değil, işçilerin en demokratik hakkıdır. Grevlerin yasaklanması demek, patronlar karşısında işçilerin elinin kolunun bağlanması demektir. Grev hakkının olmadığı, grevlerin yasaklandığı bir ülkede ne işçilerin lehine bir toplu sözleşme yapılabilir ne de işçilerin demokratik talepleri karşılanabilir.

Kardeşler!

Erdoğan, sermaye sınıfının çıkarlarının bekçisi olduğunu açıkça ilan etmekten geri durmuyor. Şurası açıktır ki AKP de, Erdoğan da sermaye sınıfının temsilcisidir. Son 16 yılda işçi sınıfının haklarına büyük bir darbe indirilmiştir ve bu AKP iktidarı döneminde gerçekleşmiştir. Emeklilik yaşını uzatan, gençlerimizi ve çocuklarımızı mezarda emekliliğe mahkûm eden bu iktidardır. Devlete ait onlarca işletmeyi özelleştiren, bu işletmelerdeki işçileri işsizliğin kucağına iten bu iktidardır. Hastanelerden maden ocaklarına kadar, her alana taşeron sistemini sokan bu iktidardır. Özel istihdam bürolarını, esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerini yasalaştıran bu hükümettir. Sendikaları baskı altına alan, kimi sendikaları “yandaş” haline getiren, işçilerin birliğini parçalayan bu iktidardır.

Kardeşler!

Bize Türkiye ekonomisinin büyüdüğünü, Türkiye’nin güçlendiğini söylüyorlar. Son 16 yılda Türkiye ekonomisinin büyüdüğü doğrudur. Peki, bu büyümeden işçilerin, emekçilerin payına ne düştü? Son 16 yılda işçi ücretleri baskılandı, reel ücretlerimiz yani alım gücümüz düştü. Son 16 yılda bankalara borçlanan, kredi kartı kullanmadan ay sonunu getiremeyen işçi sayısı on milyonları buldu. Milyonlarca işçinin geleceği bankalar tarafından ipotek altına alındı. Düşük ücretlerden ve borçlardan dolayı son 16 yılda fazla mesailere mecbur bırakılan işçi sayısı alabildiğine arttı. Son 16 yılda iş saatleri uzatılmış, çalışma koşulları ağırlaştırılmış, işçilerin sosyal yaşamı yok edilmiştir. 6 milyondan fazla işçi işsizdir! Her ay iş kazalarında 150’den fazla işçi yaşamını kaybediyor.

Yani büyüyen, palazlanan, kârını katlayan sermaye sınıfıdır. Sermayenin daha fazla büyümesi için kentler rant alanına çevrilmiş, doğa yağmalanmış, devlet imkanları ve işsizlik fonu sermaye sınıfına peşkeş çekilmiştir, çekiliyor. İktidar çevreleri tepeden tırnağa yolsuzluğa gömülmüş, çürüme dört bir tarafı sarmıştır. Ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak isteyen AKP hükümeti, toplumsal alanda gerilimi arttırmış ve emekçileri kutuplaştırmıştır. “Benim milletim” sözünü ağzından düşürmeyen Erdoğan, kendisine oy vermeyen toplum kesimlerini “millet” saymıyor, onları “münafık” olmakla, “hain” olmakla suçluyor. Gerilim ve kutuplaştırma siyaseti toplumsal alandaki şiddeti körüklemiş, muhalif ve farklı olan toplum kesimlerine karşı tahammülsüzlük tırmandırılmıştır.

AKP iktidarı, zaten yapmak zorunda olduğu yol, köprü, metro yatırımlarıyla artık emekçileri aldatamayacağını biliyor. Yeni bir şey vaat edemeyen iktidar, bu yüzden kutuplaştırmayı tırmandırmaktan medet umuyor.

Kardeşler!

OHAL rejimi altında yapılacak bir seçim hiçbir şekilde demokratik olmayacaktır. Medyanın çok büyük oranda tek adam rejiminin sesi haline getirildiği, muhalefetin sesinin kısıldığı koşullarda nasıl demokratik bir seçim olabilir? Her türlü devlet gücünün iktidarın emrinde olduğu, cumhurbaşkanı adaylarından birinin ise cezaevinde tutulduğu bir seçim nasıl demokratik ve adil olabilir? Erdoğan, “ben seçim yapıyorum, siz de beni seçin” demek istiyor. Bu açıkça, iktidarın bir dayatmasıdır. Bu yüzden işçiler “biz bu dayatmaya boyun eğmeyeceğiz” demelidir. Daha önce hangi partiye oy vermiş olursak olalım, Tek Adam Rejimine HAYIR demeli ve iktidarın oyununu bozmalıyız!

16 Mayıs 2018

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Son günlerde gündemde olan tek bir konu var, o da koronavirüs. Belli ki bu virüs daha uzun süre gündemde olmaya devam edecek. Hal böyle olunca fabrikalarda, işyerlerinde, evlerde sadece bu konu konuşuluyor. Toplumun büyük bir çoğunluğu adeta...
  • Malum koronavirüs salgını hayatımızın her alanını sarmış durumda. Bu virüsün fiziksel açıdan vereceği zarardan ziyade psikolojik ve ideolojik açıdan zararlarına, saldırılar ve hak gaspları için bahane edilmesine dikkat etmeliyiz. Patronlar sınıfının...
  • Merhaba dostlar! Son zamanlarda koronavirüs sebebiyle biz işçi sınıfı ve emekçi çocukları olarak zor dönemlerden geçiyoruz. Haftalardır süren salgın haberleri, açıklamalar, sosyal medya paylaşımları insanları içinden çıkması hayli zor bir korku ve...
  • “Sakin ol şampiyon, evdeyim!” Bu lafı sosyal medyadan duymuşuzdur muhakkak. Zengin muktedir, tuzu kuru bir emek sömürücüsü, bir takipçisi “neden dışarıdasınız?” deyince böyle bir yanıt verdi. Yalısının boğaz manzaralı bahçesinde spor yapıyordu. Ne...
  • Sermaye sınıfı, ekonomik krizin üzerini örtmek ve faturayı işçi sınıfına kesmek için muazzam bir bahane keşfetmiş durumda: Koronavirüs salgını! Yıllardır bağıra çağıra geliyorum diyen ekonomik kriz, daha öncekileri adeta mumla aratırcasına sonunda...
  • Türkiye’de koronavirüsün tespit edilmesinin üzerinden iki haftadan fazlaca bir zaman geçti. Bu süre zarfında, televizyon ekranlarından sürecin açık ve şeffaf bir şekilde yürütüldüğü, tüm bilgilendirmelerin yapıldığı, önlemlerin alındığı ileri...
  • Geçtiğimiz günlerde patron bize “virüsten dolayı işlerin çok düştüğü” gerekçesiyle ücretsiz izin kâğıtları imzalattı. Sonrasında bir kısmımızı ücretsiz izinde olmamıza rağmen parasını ödeyeceğini iddia ederek 10 gün daha çalıştırdı. Aynı zamanda çok...
  • Geçen günlerde yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de işçilerin yaklaşık yüzde 70’i işini kaybetme korkusuyla yaşıyor. Nasıl yaşamasın? Daha şimdiden birçok işyeri işçileri işten çıkardı. Çıkarmaya da devam ediyorlar. Fakat bu kargaşanın içinde...
  • Her gün, her tarafta karşımıza 14 madde çıkıyor. Sağlık Bakanlığı tarafından ilan edilen bu maddelerin bizi koronavirüsten koruyacağı söyleniyor, işyerlerinden billboardlara, TV’lerden cep telefonlarına gelen mesajlara kadar bu maddeler tekrar...
  • Ben yaklaşık 10 yıldır çeşitli sektörlerde çalışan bir işçiyim. Uzun zamandır İşçi Dayanışması bültenini okuyorum, orada ortaklaştırdığımız deneyimlerden nasibimi alıyorum ve arkadaşlarımla bu deneyimleri paylaşıyorum. Bu mektup ile de sizlere ilk...
  • Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, Microsoft’un sahibi Bill Gates, dünyanın en iyi yatırımcısı olarak tanınan Warren Buffet ve diğer sayılı zenginler… Dünyanın en zenginlerinden olan bu isimler zenginliklerinin yanı sıra “hayırseverlikleriyle” de...
  • Koronavirüs salgını nedeniyle korku büyüyor çünkü insanlar egemenler tarafından bilinçli olarak korkutuluyor. İnsanların karşısına düşman diye bir grip virüsü çıkartılıyor, tehdit algısı sürekli büyütülerek körükleniyor ve bu da insanları fazlasıyla...
  • Dünyanın ana gündemi haline gelen koronavirüs adeta bütün kötülüklerin anası gibi gösteriliyor ve insanlarda korku, panik, endişe yaratılıyor. Neredeyse bütün ülkelerin yönetimleri bu virüse özel bir anlam yüklüyorlar ve tüm sorunların üstünü...