Navigation

Buradasınız

DİSK’in Dünü ve Bugünü

Şubat 2012, No: 47

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) 14. Genel Kurulu 10-12 Şubatta yapıldı. Kurula, çok sayıda sendikacının yanı sıra, direnişçi işçiler ve emekten yana kurumlar katıldı. Ayrıca düzen partisi temsilcileri de kurulda boy gösterdiler. Genel Sekreter Tayfun Görgün’ün konuşmasıyla başlayan kurulda, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da bir konuşma yaptı. Direnişte olan Maltepe Belediyesi taşeron işçileri, taşeronluk sistemine karşı olduğunu söyleyen ama yönetiminde olduğu belediyelerde taşeron işçi çalıştıran CHP’yi protesto ettiler. Kurul’da Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku milletvekili Ertuğrul Kürkçü de bir konuşma yaptı. CHP’nin sahte tutumunu ve AKP’nin işçilere dönük saldırılarını eleştirdi. Tek listeyle gidilen genel kurulda, Genel-İş Başkanı Erol Ekici DİSK Genel Başkanlığına ve Birleşik Metal-İş Başkanı Adnan Serdaroğlu ise Genel Sekreterliğe seçildi. Genel kurula CHP çizgisi damgasını bastı.

İşçi sınıfına dönük saldırılar son sürat devam ediyor. AKP hükümeti kıdem tazminatını da işçilerin elinden almaya çalışırken, çalışma saatleri uzatılıyor, işçilerin alım gücü düşüyor, çalışma ve yaşam koşulları kötüleşiyor. Sendikalı işçi sayısı her geçen gün azalıyor, öyle ki DİSK kapanma noktasına gelmiş durumda. Ancak gerek işçi sınıfına dönük saldırıların nasıl püskürtüleceği gerekse DİSK’in içinde bulunduğu krizin nasıl aşılacağı genel kurulda gündeme gelmedi. Mücadeleci olduğunu söyleyen DİSK yönetimi, geçmişin mirasını yemeye devam ediyor. Açıkça söylemek gerekirse DİSK genel kurulu, son derece ruhsuz ve mücadele çizgisinden uzak tamamlanmıştır. Oysa DİSK, işçi sınıfının patronlara kök söktürdüğü ve işçilerin yeni haklar elde ettiği bir dönemle özdeşleşmişti. 

DİSK, Türk-İş’in uzlaşmacı sendikacılık anlayışını reddeden, Kemal Türkler’in başkanı olduğu Maden-İş’in öncülüğünde 12 Şubat 1967’de kuruldu. DİSK’in ortaya koyduğu mücadeleci çizgi, işçilerin akın akın DİSK’e katılmasını sağladı. Pek çok işyerinde, yetkili sendikayı seçmek için yapılan referandumlar, DİSK lehine sonuçlanıyordu. Maden-İş’in lokomotifini oluşturduğu DİSK, düzenli olarak işçileri bilinçlendirmeye dönük eğitimler yapıyor ve onları sınıf bilinçli işçiler haline getiriyordu.

Verilen mücadeleler neticesinde işçiler önemli ekonomik ve sosyal haklar kazandılar. Kitlesel bir şekilde mücadeleye katılan işçiler, yalnızca ekonomik hakları için değil demokratik hakları için de mücadele veriyorlardı. Meselâ 1975’te İzmir ve İstan-bul’da yapılan “Demokratik Hak ve Özgürlükler için Mücadele” mitinglerine on binlerce işçi katılmıştı. İşçilerin mücadelesinin önünü kesmek amacıyla 1976’da kurulan Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne (DGM) karşı büyük bir direniş örgütlenmişti. Bu eylemler sonrasında anti-demokratik yasa geri çekildi.

İşçilerin mücadelesinin uzun soluklu olması için DİSK Dayanışma Fonu ve DİSK İşsizlik Fonu kuruldu. Kemal Türkler, DİSK’in İşsizlik Fonunu, “korkusuzca grev yapma, örgütlenme çalışmalarını sürdürme, işverenlerle mücadele ve yarının güvencesi” olarak tanımlıyordu. Türk-İş’in partiler üstü ve uzlaşmacı sendikacılık anlayışı karşısında DİSK, sınıf esaslı bir mücadele yürütüyordu. DİSK, mücadelesini sınıf sendikacılığı sloganıyla yürütüyor ve işçilerin patronların karşısına bir sınıf olarak çıkması için çalışıyordu. Bu temelde örgütlenen işçilerin fabrikalarda başları dikti ve taleplerini patronlara kabul ettirebiliyorlardı.

1 Mayıs’ın meydanlarda kitlesel bir şekilde kutlanmasını ve işçilerin yüz binler halinde alanlarda yerlerini almasını sağlayan DİSK ve onu belirleyen mücadeleci sınıf anlayışıydı. Bugün örgütsüz ve güçsüz olan DİSK’ten patronlar ve hükümet korkmuyor. Çalışma Bakanı çıkıp aslında DİSK’in yetkisinin olmadığını ve kapanacağını söyleyebiliyor. Ancak DİSK buna karşı bir şey yapamıyor. Oysa geçmişteki örgütlü DİSK, 15-16 Haziran Genel Direnişiyle patronların yüreğine büyük bir korku salmıştı. DİSK’in kapatılmasını amaçlayan yasa, işçilerin kararlı direnişi sonucunda geri çekilmişti.

12 Eylül askeri faşist darbesiyle işçilerin mücadeleci örgütü DİSK kapatıldı. 1992’de yeniden açılan DİSK ile eski DİSK arasında büyük bir uçurum vardı. Yeni dönemde DİSK’in sloganı sınıf sendikacılığı değil, “çağdaş” sendikacılıktı. Bu “çağdaş sendikacılık” patronlar ve hükümetlerle uzlaşma ve mücadele etmeme üzerine kuruluydu. “Çağdaş sendikacılığı” DİSK’e musallat eden bürokratlar, işçileri mücadelelerinde yalnız bırakmış, işçilerin örgütlenmesi ve yeni haklar elde etmesi için üzerlerine düşen görevleri yapmamışlardır. Özetle eski DİSK ile yeni DİSK arasındaki uçurum her geçen gün büyümüş ve bugün gelinen noktada DİSK’in adından geriye başka bir şey kalmamıştır. Nitekim bu durum DİSK’in erimesiyle sonuçlanmış ve genel kurul, işçilerden kopuk, sermaye partilerinden medet umulan, bürokratların şov yaptığı bir genel kurul olmuştur.

DİSK’i yeniden mücadeleci kimliğine kavuşturacak ve bürokratları sendikalardan kovacak olan tabandaki işçilerin mücadelesidir. DİSK’i tarihe kazıyan işçilerin mücadelesi olmuştur ve onu yeniden patronların karşısına dikecek olan da işçilerin mücadelesi olacaktır.

15 Şubat 2012

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Sömürünün, salgınların, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada yaşayabiliriz. Bunun hayal olmadığını, en az yarın kadar mümkün ve gerçek olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız çağda bunun tüm imkânları var. Ancak sermaye biriktirmeye dayalı kapitalist sömürü düzeni, insanın toplumsal mutluluğunu zerrece umursamıyor. Bu düzende milyarlarca insan bir avuç asalağın mutluğu için ter akıtıyor, acı çekiyor. Egemenlerin cenneti yoksulların sefaleti üzerinde yükseliyor.
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından düzenleme yapıldı. Kod 29’un çalışma hayatında belirsizliklere yol açtığını söyleyen Bakanlık; “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan” hallerin tamamı için ayrı ayrı kodlar belirlendiğini açıkladı. Peki, bu ne anlama geliyor? Düzenleme gerçekten Bakanlık ve sermaye medyası tarafından iddia edildiği gibi Kod 29 mağduriyetini ortadan kaldıracak mı?
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre farklılıklar gösterir. Kimi sembol ve imgeler ise evrenseldir. Hangi coğrafyada olursa olsun, hangi dilde konuşulursa konuşulsun aynı şeyi ifade eder. Ateş mesela özgürlüktür, yaşamdır, kararlılıktır. Karanlık insanlar için tehlikeli, ürkütücü ve bilinmezliklerle doludur. Aydınlık güvenlidir, mutlu yarınları muştular. Bu yüzden bütün kültürlerde karanlık ölümü ve kötülüğü; aydınlık ise yaşamı, iyiliği ve sevinci simgeler.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle büyük değişimler yaratmışlardır ve yaratmaya devam etmektedirler. Adaletsizlikleri, eşitsizlikleri görmeye başlayan, bunlara karşı sessiz kalınamayacağını kavrayan, ekmek kavgasını artık sınıf mücadelesi olarak gören ve her şeye rağmen bu mücadelenin içinde yer almaya başlayan kadınlar, değişme ve değiştirme gücü kazanırlar. Böyle kadınlar hep vardılar ve hep var olacaklar. Yaşamın yarısı olan emekçi kadınlar, bu nedenle dünyayı değiştirme mücadelesinin de yarısıdır aynı zamanda.
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “İtiraz etsem ne değişecek ki?”, “Böyle gelmiş böyle gider!” Pek çoğumuz kötü yönde değişim olacağına, yani her şeyin daha kötüye gideceğine kolaylıkla inanırız da sıra olumlu yönde değişime gelince buna bir türlü inanamayız. Hiç düşündük mü, nedir bize bu basmakalıp cümleleri kurdurtan, bizi bu yalanlara inandıran?
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı hikâyelerinde her türlü sıkıntıya katlanıp dişini sıkan, sıfırdan başlayıp zengin olan “kahramanlar” vardır. Milyonların içinden sıyrılıp zirveye oturan bu “sıra dışı” insanların hikâyeleri en çok da yoksul gençlerin hayallerini süsler. Tam manasıyla “kapitalist yayıncılık” anlayışıyla basılıp yayılan bu hikâyelerin büyüsüne kapılanlar, gün sonunda tuzak bir soru sorarlar kendilerine: “Neden ben de olmayayım?”
  • Covid-19 salgınının daha başında patronlar ve iktidar temsilcileri “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” ve “yeni normal” söylemini dillerine doladılar. Aradan geçen bir yıllık süre zarfında yapılan “hukuksal” düzenleme ve fiili saldırılarla bu söylemle neyi kastettiklerini ortaya koydular. İşçiler ücretsiz izin, kısa çalışma, uzaktan çalışma dayatması, sendikal baskılar, Kod 29 ile işten atma gibi saldırılarla yüz yüze kaldılar. Covid-19 salgınını her anlamda fırsata çeviren patronlar, uzaktan çalıştırmanın verimliliğini bu süreçte bir kez daha test etmiş oldular. Ve gördüler ki, işçileri evden çalıştırmak hem daha az maliyetli hem de daha verimli! Böylece dünyada olduğu gibi Türkiye’de de uzaktan çalıştırılan işçi sayısı pandemi sürecinde arttı, şimdi de kalıcı hale getiriliyor.
  • İktidar, ne pahasına olursa olsun varlığını sürdürmek, toplumu istediği gibi şekillendirmek, devlet kaynakları üzerinde oturmaya devam etmek istiyor. Bu yüzden olağanüstü gündemler eşliğinde siyasal gerilimi ve kutuplaşmayı alabildiğine keskinleştirmeye, muhalefeti parçalamaya, bilinçleri felçleştirmeye, emekçilerin odağını kaydırmaya ve gerçek sorunların üzerini örtmeye çalışıyor.
  • Çözülemeyen sorunlar, kibir ve büyüklenme içindeki iktidar sözcülerinin sorunların çözümüne odaklanmak yerine akşam sabah tehditler savurmaları, topluma korku salmaya çalışmaları her geçen gün daha fazla insanda bıkkınlık yaratıyor. İşçiler, işyerlerinde ve dost sohbetlerinde şikâyetlerini dile getiriyor, yaşadıkları koşullardan hoşnut olmadıklarını ifade ediyorlar.

Son Eklenenler

  • Pandemi bahanesiyle alınan 1 Mayıs yasaklarına İstanbul da eklendi. İstanbul Valiliği pandemi bahanesiyle kent genelindeki tüm eylem ve etkinlikleri 17 Mayıs’a kadar yasakladı. Yasak kararı 1 Mayıs’ı kapsadığı gibi emek ve meslek örgütlerinin...
  • İngiltere’de polis yasası karşıtı eylemler ülke geneline yayılarak devam ediyor. “Polis, Suç ve Ceza Mahkemeleri Yasa Tasarısı”na tepkiler ülke çapında çoğalıyor, Muhafazakâr Parti hükümetine öfke büyüyor. Eylem günü ilan edilen 17 Nisanda sokaklara...
  • Bizler özel hastanede çalışan kadın sağlık işçileriyiz. Birlikten doğan gücümüzün mutluluğunu sizlerle paylaşmak istiyoruz. Yaptığımız iş ağır ve tehlikeli olduğu için ayda 140 saat çalışmamız gerekir. Fakat bizler 240 saatten fazla çalışıyoruz ve...
  • Sömürünün, salgınların, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada yaşayabiliriz. Bunun hayal olmadığını, en az yarın kadar mümkün ve gerçek olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız çağda bunun tüm imkânları var. Ancak sermaye biriktirmeye...
  • Gebze Dilovası’nda bulunan Systemair HSK fabrikasında çalışan işçiler, Birleşik Metal-İş sendikasında örgütlenmişlerdi. İşçilerin sendikalaşmasının önüne geçmek isteyen Systemair HSK patronu iki işçiyi tazminatsız bir şekilde işten atmış, 46 işçiyi...
  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...

UİD-DER Aylık Bülteni