Navigation

Buradasınız

Dünyanın En Büyük Gücü: İşçi Sınıfı

Ocak 2016, İşçi Dayanışması Bülteni No:94
Birliksek, bilinçliysek her şeyiz, yoksa hiçbir şey. İşte işçilerin temel fikri bu düşünce olmalıdır. Fabrikada, ülke ve dünya çapında işçiler olarak birlik olmamızın, örgütlenmemizin zemini, yol ve yöntemleri mevcuttur. Başka bir çare ve yol da yoktur. Hak ve çıkarlarımızı ifade eden ortak talepler etrafında birleşmeliyiz.

Bütün ülkelerde sayıları her geçen gün artan biricik kesim işçi sınıfıdır. Ülkeleri, dinleri, renkleri, dilleri ne olursa olsun emek-gücünü satarak yaşayan toplumsal güç işçi sınıfıdır. İşçi sınıfı ekonominin yani üretimin temelini oluşturuyor. İşçi sınıfı dünyadaki tüm zenginliği üreten bir sınıftır. İşçiler birkaç gün çalışmasa hayat durur. İşçiler ve onların aileleri, yani emekçiler dünya genelinde toplumun ezici çoğunluğunu oluştururlar. Üretimden gelen gücü ellerinde tutmalarına rağmen işçilerin çok önemli bir eksikliği bulunmaktadır: Örgütsüzlük.

Örgütsüzlük işçilerin çalışma koşullarından hayat koşullarına kadar belirleyici olmaktadır. Örneğin düşük ücretlerle uzun saatler boyu çalışmak, her ay iş cinayetlerinde 150’den fazla işçinin hayatını kaybetmesi örgütsüzlüğün bir sonucudur. Örgütsüzlüğün derin acılarını taşeronlaştırmada, esnek çalıştırmada veya işten atmalarda yaşamaktayız. Geçinmek için iki iş yapan, fazla mesailere kalan, kendilerini tüketen, sağlıklarından olan işçiler, birlik olmadıkları için tüm bunlara katlanıyorlar. Örgütsüzlük işçi ailelerini sosyal ve psikolojik olarak da etkilemektedir.

İşçi sınıfının örgütlenmesinin önüne nice engel ve yasaklar koyanlar sermaye sınıfıdır. Hiçbir patron çalıştırdığı işçilerin bilinçli ve örgütlü olmasını istemez. Hiçbir kapitalist “ayakların baş olmasını” istemez. Sermaye sahipleri işçileri bölmek, parçalamak ve kendilerine muhtaç halde yönetmek isterler. Birlikte hareket etmeyen işçiler, kapitalistlerin dediklerini yapmaya mecbur kalır. İşçilerin birlik olmadığı, örgütlenmediği bir ülkede örneğin emeklilik yaşı 65’lere kadar çıkartılır. Sağlık ve eğitim gibi haklar paralı hale getirilir. Grevler yasaklanır. Sendikalaşmak isteyen işçiler kapı önüne konulur. Enflasyon ve hayat pahalılığı işçi ücretlerini değersiz kılar. Teşvikler ve fonlar patronlara aktarılırken, işçilere sürekli kemer sıkma politikaları dayatılır.

Kapitalist dünyada ülkeleri siyasi ve ekonomik olarak yöneten güç sermayedir. Sermaye sınıfı örgütlü ve bilinçlidir. Bu dünyada işçilerin yönetimde herhangi bir söz hakkı gerçekte yoktur. Fabrikaların, bankaların, toprakların sahibi egemenlerdir. Bu mülk sahipleri işçi sınıfını asgari ücrete ve ağır çalışma koşullarına mahkûm etmiştir. Böylece dünya nüfusu iki büyük toplumsal kampa bölünmüş olur. Bir yanda sayıları milyarları bulan ve sefalet koşullarına itilen işçiler, diğer yanda nüfus içindeki oranı yüzde biri dahi bulmayan, lüks ve sefahat koşullarında yaşayan sermaye sınıfı. Üstelik işçilerin çalışma koşulları kapitalistler arasındaki rekabet gerekçe gösterilerek her geçen gün daha da zorlaştırılır. Yani üretim temposu arttırılır, maliyetler kısılır, ücretler aşağıya çekilir.

Türkiye’de işçiler 1960 ile 1980 arasında sendikal ve siyasal anlamda önemli bir örgütlenme seferberliğine girişmişlerdi. Örgütlülüğü çeşitlenip güçlenen işçiler; sosyal haklarda, ücretlerde, sendikalaşma oranlarında önemli bir yükselişe girmişlerdi. Fakat bu önemli birikim darbe ve yasaklarla yok edildi. 1980 yılından günümüze kadar işçilerin sahip olduğu ekonomik, demokratik ve siyasal haklar yok edildi. 35 yıllık dönemin sonucunda işçi sınıfı örgütsüzlüğün çok ama çok ağır bir faturasını ödemektedir.

İşçi sınıfı birlik olmadıkça koca bir hiçtir. İşçi sınıfı birliğini kaybettikçe, yani örgütsüzleştikçe sendikaları sermaye partilerinin arka bahçesi olur. İşçi sınıfı örgütsüzleştikçe kıdem tazminatı elinden alınır. Dayanışma grevi, siyasi amaçlı grev bir lüks gibi algılanır. Kısacası bugünün işçilerinin büyük çoğunluğu örgütsüzlüğe itildikçe ikramiye, sendika, ücret, sigorta, tazminat ve emeklilik hakkı gibi geçmişte mücadeleyle kazanılmış hakların büyük çoğunluğu patronların iyiniyetine, insafına terk edilir. Kâr hırsı ve rekabet iyi niyeti de insafı da ezer, yok eder.

Birliksek, bilinçliysek her şeyiz, yoksa hiçbir şey. İşte işçilerin temel fikri bu düşünce olmalıdır. Fabrikada, ülke ve dünya çapında işçiler olarak birlik olmamızın, örgütlenmemizin zemini, yol ve yöntemleri mevcuttur. Başka bir çare ve yol da yoktur. Hak ve çıkarlarımızı ifade eden ortak talepler etrafında birleşmeliyiz. Birleşmek zorundayız, çünkü kendimizin ve ailelerimizin, dünyamızın geleceğini patronların kâr hırsına kurban edemeyiz.

17 Ocak 2016

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Yine bir üniversite sınavını ve tercih dönemini geride bıraktık. Milyonlarca genç, gelecek hayalleriyle beraber girdi sınava. Şimdi yüz binlerce öğrenci üniversitelere yerleşmiş olacak ve milyonlarcası ise umudunu bir başka bahara bırakırken,...
  • 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 20 yıl geçti. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen, depreme karşı gerçek anlamda önlem alınmış değil. Her an olabilecek büyük İstanbul depremi sırasında halkın toplanması için boş bırakılan alanlara da AVM’...
  • Portekiz’de yakıt tankeri sürücüleri, 12 Ağustosta ülke genelinde süresiz genel greve çıktı. Tehlikeli Malzeme Taşıyıcıları Ulusal Sendikası’na (SNMMP) üye işçiler, maaş zammındaki anlaşmazlık nedeniyle kontak kapattı. Kosta Rika’daki devlet...
  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 15 Ağustos 2019 günü Mayıs 2019 dönemi Hanehalkı İşgücü Araştırmasını açıkladı. DİSK-AR hem TÜİK hem de İŞKUR’un Haziran 2019 verilerini değerlendirdi.
  • Yerel seçimlerin üzerinden bir hayli zaman geçmesine rağmen el değiştiren belediyeler üzerinden ortaya çıkan yolsuzluklar, haksızlıklar ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Önceki belediye başkanlarının yaptıkları yolsuzluklar, haksızlıklar, kirli...
  • KHK ile kadroya geçirilen işçiler de dâhil edildiğinde, yaklaşık 500 bin işçiyi ilgilendiren kamu toplu iş sözleşmesi (TİS) imzalandı. Türk-İş ve AKP hükümeti arasında bayramın ikinci günü yapılan bir toplantıda imzalanan sözleşmeye göre, 2019’un...
  • Merhaba işçi kardeşlerim. Sizlere çalıştığım işyerindeki bir sohbeti aktarmak istiyorum. Ama konuya geçmeden önce, İşçi Dayanışması’nda çıkan bir yazıyı hatırlamak istiyorum. Yazının adı “Elma Hadisesi” idi. Yazıda 70’li yıllarda, bir fabrikadaki...
  • Merhaba dostlar! Geçtiğimiz günlerde uidder.org’da çıkan “Emekçi Kadınların Gözünden UİD-DER” başlıklı bir mektup okuduk. Çok geçmedi “İşçi Sınıfının Gençlerinin Gözünden UİD-DER” başlıklı Sefaköy’den bir grup genç arkadaşımızın sıcacık duygularını...
  • Atatürk Havalimanı 6 Nisan 2019 saat 02.47’de Singapur uçağıyla son hizmetini verdi. İstanbul Havalimanı yani 3. Havalimanı’nda ise, 6 Nisan 2019 saat 03.00’dan itibaren uçuşlar başladı. İstanbul Havalimanı’nın yapılmasına, Atatürk Havalimanı’nda...
  • Nepal’den, Bangladeş’ten, Pakistan’dan Katar’a giden yüz binlerce göçmen işçi, kölelik koşullarında çalışıyor. Bu işçilerin büyük çoğunluğu, 2022’de Katar’da gerçekleşecek Dünya Kupası maçları için inşa edilen stadyumlarda çalışıyor. Dünya Kupası...
  • İzmir Aliağa ilçesinin MHP’li Belediye Başkanı Serkan Acar, 31 Mart seçimlerinin ardından 180 işçiyi işten attı. Acar, işçileri işten atmasına “teknolojik gelişmeleri” gerekçe olarak göstermişti. Atılan işçilerin işlerine geri dönme mücadelesi...
  • Bizler çeşitli fabrikalarda çalışan bir grup işçiyiz. Bir yıl boyunca yoğun bir tempo içerisinde çalıştık ve bu yoğun tempodan az da olsa sıyrılıp bir tatile gittik. Her birimizin farklı farklı özellikleri, kültürleri olmasına rağmen bir hafta...
  • Türk-İş ile AKP hükümeti arasında, kamuda çalışan 200 bin işçi ilgilendiren 2019 dönemi Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmesi Çerçeve Protokolü görüşmeleri devam ediyor. Bugüne kadar gerçekleştirilen üç görüşmede işçilerin talepleri kabul edilmezken,...