Navigation

Buradasınız

Eğitimin Gerçek Yeri Direniş Alanları!

Ekim 2015, İşçi Dayanışması No:91

Grev ve direniş yerleri işçi sınıfının bir okuludur. Okuldan kastımız dört duvar içindeki, ezbere dayalı okullar değildir. Direniş alanı önemli bir işçi okuludur. Direniş okulunda yanlışlar işçiye pahalıya mal olur ve sınavlar son derece çetin geçer. Bu okulda, sıralarda oturarak öğrenmek yoktur, bu okulda işçiler kol kola hataların, eksiklerin üzerine giderek öğrenirler.

Direniş okulunda doğru bildiğimiz yanlışlar, ilk günden itibaren kendini ortaya koyar. Bu doğru bildiğimiz yanlışlar, yıllar yılı patronların sahip olduğu sömürü sistemi eliyle zihnimize kazınmıştır. Örneğin patronların “işçilerin karnını doyurmak”, “iş ve aş vermek için fabrikayı kurdukları” koca bir yalandır. Patronlar fabrikalarda işçileri kendi kârları için çalıştırırlar. Ne memleketin kalkınması, ne işçilerin mutlu ve mesut olması onların umurunda değildir. Patronlar işçilerin çıkarlarını düşünseydiler; işçilerin ücretlerin yükseltilmesi, iş saatlerinin düşürülmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, sendikalaşma gibi haklar uğruna verdikleri mücadeleleri engellemezlerdi.

Direniş yerinde dersler an be an gözler önünde yaşanır. Burada dersler canlıdır. Çünkü direniş yeri er meydanıdır. Doğrularla yanlışlar, haklıyla haksız, işçilerle patronlar birbirine hodri meydan çekerler. Patronların yıllarca boş vaatlerle işçileri nasıl oyalayıp, kandırdıkları ortaya çıkar. En ufak bir hakkı dahi patron kendiliğinden işçilere bahşetmez. Direniş yeri, bu nedenle, işçilerin haklarına sahip çıkmak için kararlı olmaları gerektiğini öğretir.

Direniş okulu kimin dost kimin düşman olduğunu turnusol kâğıdı gibi ortaya koyar. Kimi yerde polis, kimi yerde basın, kimi yerde kaymakam, kimi yerde cami hocası kimi yerde sendikacı, kısacası neredeyse bütün kişi ve kurumlar işçilerden mi yoksa patronlardan mı yana diye sınavdan geçerler. Direnişler öğretmiştir ki patronların parasına, prestijine, yedirdiği rüşvete boyun eğen çok kişi vardır. Mücadeleden yana olan kesimlerle grevci ve direnişçi işçiler dostluklarını pekiştirir, karşılarında yer alanlarla ise yollarını ayırırlar.

İşçilerin koca bir aile, büyük bir sınıf, tükenmez bir dayanışma kaynağı olduğu direnişin güzel derslerinden biridir. Direniş yerine yapılan ziyaretler, maddi ve manevi dayanışma örnekleri, o güne kadar adı dahi duyulmamış işçilerden gelen destekler mücadele arzusunu besler. Bir avuç patronun ne kadar zavallı, aç gözlü ve haksız olduğu bir kez daha görülmüş olur. Direniş yayıldıkça işçilerin ne denli haklı bir dava yürüttüğü deneyimlerle görülür.

Direniş okulu, işçinin zihnini yeniden formatlamasıdır. Beyninin olumlu anlamda yenilenmesi, patronların yalanlarından temizlenmesidir. İşçi beyni, patronların neden olduğu korkulardan, moralsizlikten, boş inançlardan temizlenir. Direniş okulunda işçi kendi tarihini öğrenir, hayat kavgasının tek başına kazanılamayacağını kavrar. Din, dil, ırk ve siyasi temelde işçilerin bölünmesinin ne denli zararlı olduğunu öğrenir.

Direniş yerinin gerçek hocaları işçi sınıfının öncü işçileri, ömrünü işçilerin mücadelesine adamış örgütlü işçilerdir. Örgütlü işçiler deneyim, tecrübe ve adanmışlık konusunda nice sınavlardan geçmişlerdir. Böylesi işçilerle tanışmak, konuşmak ve onların deneyimlerini kazanmak direnişler için hazine değerindedir.

Direniş yerinde işçiler hem öğrenir hem de öğretirler. Arçelik-LG, Serapool, IFF ve süren diğer direnişlerde işçilerin kazandığı deneyimler, karşılaştıkları sorunları aşmak için verdikleri mücadeleler birçok işçi için anlamlı dersler içermektedir. Direniş yerlerine yapılacak ziyaretlerle hem öğrenmiş hem de öğretmiş oluruz. Patronların birbirine deneyim, ders ve tecrübe aktardıklarını biliyoruz. Biz işçiler de deneyim, ders ve tecrübelerimizi birbirimize aktarmak, öğrenmek ve öğretmek için direniş yerlerini ziyaret etmeli, direniş yerlerini birer işçi okuluna dönüştürmeliyiz.

4 Ekim 2015

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Türkiye’de ilk koronavirüs vakasının görülmesiyle birlikte İşçi Dayanışması sayfalarında pek çok kez bu salgının işçi haklarına yönelik saldırıların bahanesi ve örtüsü haline getirileceğine dikkat çektik. İşçilerin bu konuda uyanık olmasının önemine...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, 2020 Tersane Gemi Sektöründe İş Cinayetleri Raporunu Limter-İş Sendikasına üye tersane işçileriyle birlikte Tuzla İçmeler Köprüsü üzerinde bir basın açıklamasıyla duyurdu. “İş cinayetlerine, salgına,...
  • Kapitalist sistemin küresel krizi, küresel ısınma ve iklim değişikliği, koronavirüs salgınının kısa zamanda küreselleşmesi, Ortadoğu’da yoğunlaşan Üçüncü Dünya Savaşı… Bir çırpıda art arda sıraladığımız bu başlıktaki sorunlar tüm insanlığı derinden...
  • Baskıcı molla rejimi altında iyice nefessiz bırakılan İranlı işçiler, Aralık ayından bu yana neredeyse 250 grev ve protestoya imza attılar. İranlı sınıf kardeşlerimiz her geçen gün mücadeleyi büyütüyorlar. Öğrencilerin, sağlık emekçilerinin,...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş ile patron örgütü MESS arasında süren toplu iş sözleşmesi (TİS) süreci devam ediyor. ABB Power Grids, Schneider Enerji, Schneider Elektrik, Grid Solutıons Enerji ve Arıtaş Kriyojenik işyerlerinde çalışan 1900 işçi, TİS...
  • Bir tarafta Aralık ayı için açıklanan yüzde 14,6 resmi enflasyon oranı, diğer tarafta tüm emekçilerin bildiği, evlerini ve ceplerini yakan gerçek hayat pahalılığı… Bir tarafta asgari ücret zammı, bir tarafta neredeyse her gün, her şeye gelen “fiyat...
  • “Pusulası olmayan toplum ve sınıflar meçhule giden bir gemi gibidir.” Böyle yazıyordu İşçi Dayanışması gazetemizin 153. sayısındaki başyazısında. Bu kısacık cümle ne kadar da çok şey anlatıyor değil mi? Gerçekten de pusulası olmayan milyonlarca işçi...
  • Yıllardır her sonbaharda grip aşısı yaptırıyordum. 2020’nin Ekim ayının son günlerinde Aile Sağlık Merkezine gittim. Kapının dışında uzun mu uzun bir insan kuyruğa vardı. Kimse birbiriyle konuşmuyordu. Aralarında en az beş adım vardı. Sıra bana...
  • Kapitalizm eşitsizliğe ve adaletsizliğe dayalı bir sistemdir ve kaç zamandır bağrında biriken büyük sorunlar patlıyor. Bu sistem alabildiğine çürümüş ve çıkmaza saplanmıştır. Tam da bu yüzden en küçük sorunu bile çözemiyor. Tersine, küresel...
  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...
  • Hindistanlı işçilerin ve tarım emekçilerinin mücadelesi 50 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine...

UİD-DER Aylık Bülteni